BÖLÜMÜ · 28 – GÖMLEĞİ YERDE SÜRÜMEK













4084 – Ebû Cürey, Câbir bin Süleym radıyallahu anh’dan rivâyet edildiğine
göre şöyle demiştir
– Bir zât gördüm, insanlar onun reyine dönüyorlardı, her ne söylese onu
kabul ediyorlardı. Ben bu zât kimdir, dedim.
– Bu Allah’ın Rasûlüdür, dediler.
Ben iki defa:
– Allah’ın selâmı üzerine olsun anlamına gelen, “Aleykesselâm ya
Rasûlallah, kelimesini tekrarladım. Peygamber Efendimiz, “Aleykesselâm
deme, çünkü Aleykesselâm ölülerin selamıdır. Ama, Esselamü aleyke de”
buyurdu.
Dedi ki:
– Ben, sen Allah’ın Rasûlü müsün, dedim. Peygamber Efendimiz sallallahu
aleyhi ve sellem “Ben sana bir zarar isabet ettiğinde yalvarıp darlığını
gideren, sana bir kıtlık isabet ettiğinde kendisine yalvardığında yağmuru
yağdıran, istediğin otu bitiren, Allah’ın Peygamberiyim. Otsuz, ağaçsız bir
sahrada olduğun vakit deven kayıp olup, yalvardığında deveni sana
gönderen Allah’ın Rasûlüyüm” buyurdu.
Dedi ki: Ben şöyle dedim: Ey Allah’ın Rasûlü, bana unutmayacağım, sıkı
sıkı uyacağım bir nasihat et.
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, “Sakın kimseye sövme” buyurdu.
Dedi ki: (Bundan sonra) ne hür, ne köle, ne deve ve ne de koyuna
sövmedim. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem,
“Sakın dinden olduğu belli olan (maruftan) bir şeyi küçümseme, kardeşine
güler yüzle söz söylemen dahi maruftandır. Gömleğini bacağının yarısına
kadar kaldır. Eğer bunu kaldıramıyorsan topuğuna kadar indir. Gömleği
yere kadar uzatmaktan sakın, çünkü bu kibir alametidir. Allah Teâlâ kibiri
sevmez, eğer bir kimse sende olan bir kusurdan dolayı seni ayıplarsa sen
onda olan bir kusurdan dolayı onu ayıplama, bunun vebali ona aittir.” [609]




4085 – Salim’in babası Abdullah’tan rivâyet edildiğine göre Rasûlullah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Kim kibirlenerek elbisesini
sürürse, Kıyamet gününde Allah Teâlâ ona rahmet nazarı ile bakmaz.”
Ebu Bekir dedi ki: Gömleğimin bir tarafı aşağı sarkıyor, ben de devamlı onu
sarkıtmamaya dikkat ediyordum. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem:
“Ey Ebubekir sen onu kibirlilikten dolayı uzatanlardan değilsin” buyurdu.




4086 – Ebû Hüreyre radıyallahu anh’dan rivâyet edildiğine göre şöyle
demiştir:
Bir zamanlar bir zat, uzun gömlekle namaz kılıyordu. Rasûlullah sallallahu
aleyhi ve sellem ona, “Git abdest al” dedi. O kimse gitti abdest aldı. Sonra
geldi. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ona: “Git abdest al” buyurdu.
Başka bir zât Peygamberimize, ey Allah’ın Rasûlü, o kimseye gidip abdest
almasını niçin emir buyuruyorsun sonra da bunun hikmetinden
bahsetmiyorsun. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem de, şöyle
buyurdu: “Bu kimse uzun gömlekle namaz kılıyordu. Gerçekten Allah (c.c)
gömleğini uzatarak namaz kılan kimsenin namazını kabul etmez.”





4087 – Ebû Zer radıyallahu anh’dan rivayetle Rasûlullah sallallahu aleyhi
ve sellem şöyle buyurmuştur:
“Üç kimse var ki Alla (c.c) kıyamet gününde onlarla konuşmaz, rahmet
nazarı ile bakmaz, onları tezkiye etmez, onlar için çok acıklı azap vardır”
buyurdu. Ben, sevaplardan eli boşa çıkan ve amellerinden fayda görmeyen
bu kimseler kimlerdir ey Allah’ın Rasûlü, dedim. Rasûlullah yukardaki
sözünü üç defa tekrarladı.
Ben yine helak olan, mahvolan bu kimseler kimlerdir, dedim.
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, “Eteğini kibirden dolayı topuklarının
altına sarkıtan, yaptığını başa kakan, yalandan yemin ederek malını satan
veya yemini ile malını satan kimse.” buyurdu. [610]


4088 – Ebû Zer radıyallahu anh’dan önce geçen hadisin rivâyet edildi.
Ancak bir önceki rivâyet daha tamamdır. Bu rivâyette, Ebû Zer dedi ki:
Mennan, her verdiğini başa kakan, kimse anlamına gelir.


























4089 – Kays bin Bişr et-Tağlibî’den rivâyet olunmuştur: Kays dedi ki:
Ebu’d-Derdâ’nın arkadaşı olan babam bana şunları anlattı:
Dimeşk’de Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’min
sahabîlerinden İbn-i Hanzaliyye diye anılan bir adam vardı. Yalnızlığı seven
ve yalnız yaşıyan bir kimse idi. Halk ile az oturur kalkardı. Onun
meşguliyeti (nafile) namazdan ibaretti. Namazı bitirince de ailesinin yanına
varıncaya kadar tesbih ve tekbirle meşgul olurdu. Bir gün biz Ebu’d-
Derda’nın yanında iken bize uğradı. Ebu’d-Derda ona: “Bize yararlı olacak
ve sana zararlı olmayacak bir söz söyle dedi. Bunun üzerine ibn-i
Hanzaliyye şunları söyledi:
“Rasûlullah düşman üzerine bir akıncı birliği göndermişti. Bir süre sonra bu
birlik savaştan döndü. Derken bu birliğe katılanlardan biri (hazreti
Peygamberin meclisine geldi ve Rasûlullah’ın da bulunduğu meclise
oturdu. Yanında bulunan birisine:
– Düşmanla karşılaştığımızda bizi bir görseydin! Falan kimse düşmana
saldırıp “Al bu da benden! Ben Gıfarlı yiğidim” diyerek mızrağını
(düşmana) sapladı. Onun bu sözü hakkında görüşün nedir, dedi. (O adam
da):
– O zât bu sözüyle yapmış olduğu cihadın sevabını iptal ettiği
görüşündeyim, cevabını verdi. Bu sözü bir başkası işitti ve:
– Ben bu sözde bir mahzur görmüyorum, dedi. Bunun üzerine münakaşaya
başladılar. Nihayet onların bu münakaşasını Rasûlullah duydu ve şöyle
buyurdu:
– “Hayret doğrusu (Allah yolunda savaşırken) bu gibi sözler söyleyen bir
Müslümanın (bu savaşından gereği gibi sevap almasına ve (dünyada)
iyilikle anılmasına hiçbir engel yoktur. Kays bin Bişr sözlerine devam
ederek dedi ki: Babam daha sonra bana şunları anlattı:
– Gördüm ki Ebu’d-Derdâ Hazreti Peygamber’in bu sözüne çok sevindi.
“Sen bunu bizzat Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’den mi işittin”
diyerek başını İbn-i Hanzaliyye’ye doğru kaldırmaya başladı. İbn-i
Hanzaliyye “Evet duydum” cevabını verdi. Ebu’d-Derda ibn-i
Hanzaliyye’ye bunu bizzat Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’den mi
duydun diyerek sormaya devam etti. Nihayet ben (Ebu’d-Derda’nın bu
soruyu tekrarlarken içinde bulunduğu tevazuyu ve edebi görünce kendi
kendime) “kesinlikle Ebu’d-Derda (ibni Hanzeliyye’nin dizlerine
kapanacak” diyordum.
Babam sözlerine devam ederek şöyle dedi: İbn-i Hanzaliyye bir başka gün
yine yanımıza uğradı. Yine Ebu’d-Derda ona: “Bize yararlı olan ve sana
zararlı olmayan bir söz söyle” dedi. O da Rasûlullah sallallahu aleyhi ve
sellem bize “Cihad için elinde tuttuğu ata masraf eden kimse sadaka
verecek elini açıpta kapamayan kimse gibidir” buyurdu, dedi. Başka bir gün
(yine) bize uğradı. Yine Ebu’d-Derda: “Bize yararlı olup sana zararlı
olmayacak bir söz söyle dedi. O da: Rasûlullah bize “Saçları kulak
yumuşaklarından aşağı inecek uzun, eteği de topuklarından daha aşağıya
kadar sarkık olmasa Hureym el-Esedî ne iyi adamdır” buyurdu, dedi. Bu
söz Hureym’e ulaştı da koşup eline bir bıçak aldı ve onunla saçını
kulaklarına kadar eteğini de dizlerinin yarısına kadar kısalttı. Sonra bir
başka gün bize yine uğradı. Ebu’d-Derda ona: “Bize fayda verecek sana
zarar vermeyecek bir söz (söyle) dedi. O da: Rasûlullah’ı böyle buyururken
işittim: “Siz Müslüman kardeşlerinizin yanına varıyorsunuz. Onların yanına
vardığınız zaman binek hayvanlarına güzel eğerler vurunuz ve güzel
elbiseler giyiniz. Öyle ki, halk içinde (yüzdeki) ben gibi olunuz. Çünkü
Allah çirkinliği ve isteyerek çirkinleşmeyi sevmez.”
Ebû Dâvud dedi ki: (Bu cümleyi Ebû Nuaym’da Hişam’dan “Ta ki halk
arasında (yüzdeki) ben gibi olunuz” diye rivâyet etti.

