Tasavvuf Klasikleri · Haziran 30, 2026

Mevlânâ’nın Vefatından Ebediyete Mirası: Aşkın İzleri ve İnsanlık Gönülleri

Mevlânâ’da Tasavvuf ve Dünya Görüşü Mevlânâ’nın tasavvufu, Hint-İran, Yunan-Roma etkileriyle başlayan, ancak zamanla Yunan felsefesiyle yoğrulan ve bir sınıf haline gelen tekkelerin, vakıflarla güçlenen, …

Mevlânâ’da Tasavvuf ve Dünya Görüşü

Mevlânâ’nın tasavvufu, Hint-İran, Yunan-Roma etkileriyle başlayan, ancak zamanla Yunan felsefesiyle yoğrulan ve bir sınıf haline gelen tekkelerin, vakıflarla güçlenen, şeriatçılara karşı mücadele eden, fakat varlık birliği inancında birleşen bir tasavvuf geleneğidir. Mevlânâ, terim icat etme hastalığından uzak, ahlâkçı bir süfîdir. O, âlemin merkezinde, halkı kucaklayan, kendisini halka veren bir süfîdir. “Biz yoklarız, yokluklarız; varlığımız, senin ihsanındır; varlığımız, senin icadındır.” diyerek, varlığın kaynağına dair inancını ifade eder.

Mevlânâ, cebir ve ihtiyâr meselesini, “Cebir, senin yolunda uyumandır, uyuma; uyuma ki o kapıyı, o tapıyı göremezsin sonra.” gibi beyitleriyle aydınlatır. O, kendi irâdesini Tanrı irâdesine veren, varlığından geçen kişinin, cebir ve ihtiyâr meselesindeki görüşünü açıklar. “Kul, varlığını Tanrı varlığında yok etmedikçe, kendi dileğiyle yapar.” diyerek, varlık birliği inancını açıklar.

Mevlânâ, varlık birliği inancında, “Her şey O’nun kudretine, hikmetine, lütfuna, ihsanına, yahut kahrına, gazabına, diriltip öldürmesine, yetiştirip yok etmesine mazharıdır.” diyerek, Tanrı’nın evrenin her şeyi üzerindeki kudretini vurgular. O, “Halkı zindandan azat ettim; âşıkların rüblarını neşelendirdim; ejderhânın ağızını yırttım, ayırdım; aşk yolunu mamür bir hale getirdim.” gibi beyitleriyle, yaptığı işleri anlatır.

Mevlânâ, felsefeyi yalnız akla ve akıl yoluyla açıklama dayandığı için kabul etmez ve kıyasın da şiddetle aleyhindedir. “Kıyastan vazge¢” diyerek, kıyasın gerekli olmadığını belirtir. Hikâye eder: “Tacirin biri dükkânına müşteri çekmek için bir dudu kuşu almıştır. Bir gün dükkân sabibi bir yere gider; dükkânı yalnız bulan bir fare, deliğinden çıkar, bir kedi de fareyi görünce atılır. Korkusundan kaçan kuş, gülyağı şişelerini düşürür, yağlar yerlere yayılır. Dükkân sabibi gelip hali görünce hiddetle kuşun başına vurur. Kuşun başındaki tüyler dökülür, dili tutulur. Adam yaptığı işe pişman olur ama, iş işten geçer.”

Sineğin biri, eşek sidiği birikintisinin üstündeki saman çöpüne konar; işitmiştim der, deniz varmış; sonsuz bucaksız denizde gemiler yüzermiş, mabir kaptanlar onları yürütürmüş. İşte deniz, işte gemi, ben de mahir bir kaptanım. Sağır, hasta komşusunu ziyarete gitmek ister; hasta sinirli olur, sen de sağırsın; vazgeç derlerse de, soru da belli, cevap da; nasıl olur da komşumun halini hatırını sormam, geçmiş olsuna gitmem der. Gider; selâm sabahtan sonra nasılsın komşu der. Hastanın cant sıkkınd.