TIP BÖLÜMÜ · 24 – UĞURSUZLUĞA İNANMAK



3910 – Abdullah bin Mes’ûd radıyallahu anh’dan Rasûlullah sallallahu
aleyhi ve sellem üç defa şöyle buyurmuştur:
“Uğursuzluğa inanmak şirktir. Oysa bizden kalbinde bu düşünce geçmeyen
bir kimse yoktur. Fakat Cenab-ı Allah bu duyguyu tevekkül ile giderir.” [512]









3911 – Ebû Hüreyre radıyallahu anh’dan rivâyet edildiğine göre Rasûlullah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “(Allah’ın muradı olmadan)
hastalık bulaşması yoktur. Uğursuzluk yoktur kanında bulunduğu
zannedilen bir hayvanın hare kefinden dolayı bir karın ağrısı yoktur.
Baykuşun ötmesinde uğursuzluk yoktur.” Bunun üzerine bir bedevî peki
benim kumda ceylan gibi dolaşan deveme ne oluyor? Ona uyuzlu bir deve
karışıyor. Onu da uyuzlaştırıyor, dedi. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve
sellem, “İlk uyuzlu deveye kim uyuz mikrobunu geçirdi?” [513] buyurdu.
Zührî’nin bir adamdan rivâyet ettiğine göre Ebû Hüreyre, Rasûlullah’ı:
“Develeri hasta olan kimseler develerini, develeri sağlam olan kimselerin
yanına götürmesinler” derken işittiğini söylemiş.
Bunun üzerine bu sözü Ebû Hüreyre’den dinleyen adam Ebû Hüreyre’ye
dönüp: Sen bize Hazreti Peygamber’in “Hastalık bulaşması yoktur. Karında
bulunduğunu zannettiğiniz bir hayvanın hareketinden dolayı karın ağrısı
yoktur. Baykuştan dolayı uğursuzluk yoktur” dediğini söylememiş miydin,
dedi. Ebû Hüreyre bunu size ben söylemedim karşılığını vermiş. Zührî dedi
ki: Bu hadisi Ebû Hüreyre haber verdi. Ebû Hüreyre’nin bu hadisten başka
bir hadis unuttuğunu katiyen işitmedim, dediğini Ebû Seleme söyledi.


3912 – Ebû Hüreyre radıyallahu anh’dan rivâyet edildiğine göre Rasûlullah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Hastalığın sebepsiz olarak
bulaşması, uğursuzluk getiren baykuş, insanların kaderine hükmeden bir
yıldız batması, karında bulunduğu zannedilen bir yılanın hareketi sebebiyle
bir karın ağrısı yoktur.” [514]

3913 – Ebû Hüreyre radıyallahu anh’dan rivâyet olunduğuna göre,
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Ğul (Cinnilerin
sihirbazlarının insanı şaşırtması) yoktur.”
İZAH
Araplar arasında dillerde dolaşan, zihinlerde korku veren bir söz vardı. O da
Ğul denen cinnilerin sihirbazlarının her şekle girdiği insanları kandırarak
helak ettiği idi. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, cinnilerin varlığını
kabul ettiği halde onların insanları helak ettiği yolundaki vehimlerini
kaldırmıştır. Türkiye’de küçük çocukları korkutmak için homucu geliyor,
kokoca geliyor gibi söylenen hayali dev de buna benzer.




3914 – Ebû Dâvud şöyle dedi:
Bana Haris bin Miskin okudu. Ben şehâdet ederim ki, size de Eşheb haber
verdi. Dedi ki:
– Malik hazretlerine (Safer ayında uğursuzluk yoktur) sözünden soruldu.
Malik hazretleri de:
– Cahiliyyet devri insanları Safer ayını, içinde harbin helal olduğu aylardan
sayarlardı. Onu bir sene helal aylardan sayarlar, bir sen de haram aylardan
sayarlardı. Bunun üzerine Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Safer
ayında uğursuzluk yoktur” buyurdu.






3915 – Bakiye radıyallahu anh’dan rivâyet edildiğine göre şöyle demiştir:
Muhammed bin Raşid radıyallahu anh’dan: Hâm ne demektir, diye sordum.
Şöyle dedi:
– Cahiliyet inancına göre o günün insanı şöyle derdi: Her kim ölür kabre
defnedilirse kabrinden bir baykuş çıkar (öter.)
– Safer sözünün anlamı nedir, dedim. Muhammed bin Raşid dedi ki:
İşittiğime göre cahiliyyet devri insanı Safer ayını uğursuz sayarlardı. Bunun
üzerine Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, “Saferde uğursuzluk yoktur”
buyurdu. Muhammed bin Raşid dedi ki:
– Safer; karından tutan bir ağrıdır, o da insandan insana geçer, diyenleri
işittik. Bunun üzerine Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, “Saferde
uğursuzluk yoktur” buyurmuş.


3916 – Enes radıyallahu anh’dan rivâyet edildiğine göre Rasûlullah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “(Allah’ın iradesi bilgisi dışında)
hastalığın bulaşması yoktur. Uğursuzluk da yoktur. İyi bir fal hoşuma gider,
iyi salih fal ise söylenen güzel kelimeden ibarettir.” [515]


3917 – Ebû Hüreyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre:
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, bir söz işitti, hoşuna gitti. Bunun
üzerine şöyle buyurdu: “Senin falını ağzından aldık.”
İZAH
Yolda giderken birisinin kolay dediğini işiten kimsenin ben kolay
kelimesini işittim. İşim kolay gelecek demesi bunu iyiye yorması caizdir.
Bunu Peygamber Efendimiz de tasvib etmiştir.



3918 – Atâ radıyallahu anh’dan rivâyete göre şöyle dedi: “Halk, Safer
karından tutan bir ağrıdır der. (İbn Cüreyc dedi ki:) Ben:
– Hâme (Baykuş) nedir, dedim. Atâ şöyle cevap verdi:
– Halk evlerin üzerine konup da acı acı öten baykuş, halk baykuşudur,
diyor. Aslında bu baykuş (ölünün kemiğinden çıkıp da baykuş şekline giren
ve sady ismi olan) insan baykuşu değildir. Senin sorduğun baykuş, sadece
bildiğimiz bir hayvandır.




3919 – Urve bin Âmir’den rivayet edildiğine göre Ahmed el-Kureyşî dedi
ki:
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in huzurunda uğursuzluktan
bahsedildi. “Uğur sayılan şeylerin en güzeli sözde yapılan tefe’üldür (iyiye
yormadır). Kötüye yorma da Müslümanı yolundan döndüremez. Sizden
biriniz hoşlanmadığı bir şeyi gördüğü vakit şöyle desin: Ey Rabbım,
iyilikleri Senden başkası getiremez, kötülükleri senden başkası def edemez,
ibadetlere takat, kötülüklerden uzak kalmak ancak senin yardımınla
mümkündür.”





3920 – Abdullah bin Büreyde radıyallahu anh’ın babasından rivayetle:
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, hiçbir şeyi uğursuz saymazdı. Bir
yere bir görevli göndereceği vakit (önce) adını sorardı. İsmi hoşuna giderse
bu isimden memnun olurdu. Ve bunun sevinci yüzünde görülürdü. Eğer
ismi hoşuna gitmezse ismini sevmediğinin alâmeti yüzünde görülürdü. Bir
köye (ve kente) girdiği vakit adını sorardı. Eğer ismi hoşuna giderse sevinir,
sevindiğinin alâmeti yüzünde görülürdü. Eğer isminden hoşlanmazsa
sevmediğinin alâmeti yüzünde görülürdü. [516]



3921 – Sa’d bin Mâlik radıyallahu anh’dan rivâyet edildiğine göre
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “(Uğursuzluk getiren)
bir baykuş yoktur. (Allah’ın izni olmadan) hastalığın bulaşması da yoktur.
Uğursuzluk da yoktur. Eğer bir şeyde uğursuzluk olsa idi atta, kadında ve
evde olurdu.”






3922 – Abdullah bin Ömer radıyallahu anh’dan rivâyet edildiğine göre
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Uğursuzluk evde,
kadında ve atta olur.” [517]
Ebu Dâvud dedi ki: Malik hazretlerine at ve evdeki uğursuzluktan soruldu.
Dedi ki: Nice evler var ki onda bir kavim oturdu. Helak oldular, sonra
başkaları oturdu onlar da helak oldular. Bizim görüşümüze göre bunun
tefsiri budur. Allah daha iyi bilir.
Ebu Dâvud:
Ömer radıyallahu anh dedi ki: Evdeki bir hasır, doğurmayan kadından daha
hayırlıdır.



3923 – Ferve bin Müseyk radıyallahu anh’dan rivâyete göre şöyle dedi: Ben
şöyle dedim: Ey Allah’ın Rasûlü, bizde bir arz var, ona Ebyenin arazisi
deniyor, orada bizim ziraatımız ve yiyeceğimiz var, orada vebâ var. Veya
şöyle dedi: Vebası şiddetlidir. Bunun üzerine Rasûlullah sallallahu aleyhi ve
sellem: “Onu sen bırak, çünkü ölüm (böyle bulaşıcı hastalıklara) yakın
durmaktan ileri gelir” buyurdu.



3924 – Enes bin Mâlik radıyallahu anh’dan rivâyet edildiğine göre:
Bir zât şöyle dedi: Ey Allah’ın Rasûlü, biz bir evde idik. Orada sayımız ve
malımız çoktu. Başka bir eve taşındık, orada sayımız ve malımız azaldı.
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle cevap verdi: “O kötü bir ev
olduğu için orayı terk ediniz.”
İZAH
Aile halkı arasına bir evde uğursuzluk olduğu fikri yayılınca o evi terk
etmek, zihinlere yerleşen fikri çıkarmak bakımından uygun olur. Çünkü o
aileyi bu fikirden caydırmak kolay olmaz.


3925 – Câbir radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre:
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, cüzamlı bir hastanın elini tuttu,
kendi eli ile beraber tabağa koydu ve:
“Allah’a güvenerek ve tevekkül ederek ye” buyurdu. [518]
İZAH
Bu hadis-i şerif bazı insanların zihnindeki düğümü çözmektedir. Mikrop
kendi kendine müessir midir, değil midir? Elbette değildir. Allah müsaade
etmezse hiçbir tesiri olmayacağı muhakkaktır. Allah müsaade ederse
hastalığa sebep olabilir. Müslim, Neseî ve İbn-i Mace’nin Şerif bin Süveyd
el-Sakafî radıyallahu anh’dan rivâyetlerine göre Rasûlullah sallallahu aleyhi
ve sellem’e Sakıf’tan (Taif) bir heyet gelmişti. İçlerinde cüzzamlı bir kimse
vardı. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, o zata biatın kabul edilmiştir.
Geri dön, diye haber gönderdi.
Buharî’nin Ebu Hüreyre’den rivâyet ettiği hadiste Rasûlullah sallallahu
aleyhi ve sellem “Mikrobun geçmesi, uğursuzluk, ölünün ruhunun Hame
Kuşuna dönmesi ve Safer ayında uğursuzluk yoktur. Cüzamlıdan aslandan
kaçar gibi kaç” buyurdu. Bu hadislerin arasını şöyle telif etmek
mümkündür. Mikrop kendiliğinden tesir edemez. Cenab-ı Hak müsaade
ederse hastalığa sebep olabilir. Onun için cüzzam ve buna benzer
hastalıklardan sakınmalı, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in emrine
riayet etmelidir.
[471] . Tirmizî, Kitabu Tıp, n. 2039; İbn-i Mâce, Kitabu Tıp, n. 3436
[472] . Tirmizî, Kitabu Tıp, n. 2038; İbn-i Mâce, Kitabu Tıp, n. 3442
[473] . İbn-i Mâce, Kitabu Tıp, n. 3476; Müslim, K. Selam, n. 2205
[474] . Tirmizî, Kitabu Tıp, n. 2055; İbn-i Mâce, Kitabu Tıp, n. 3502
[475] . İbn-i Mâce, Kitabu Tıp, n. 3484
[476] . Tirmizî, Kitabu Tıp, n. N. 2052; İbn-i Mâce, Kitabu Tıp, n. 3483
[477] . Neseî, Kitabu Menâsik, n. 2851
[478] . Müslim, K. Selam, n. 2207; İbn-i Mâce, K. Tıb. N. 3493
[479] . İbn-i Mâce, Kitabu Tıp, n. 3490
[480] . Müslim, K. Selam, n. 2208; İbn-i Mâce, K. Tıb, n. 3494
[481] . Buharî, K. Tıb, n. 7/161; Müslim, K. Selam, n. 76
[482] . Tirmizî, K. Tıb, n. 2046; İbn-i Mâce, K. Tıb, n. 3459; İbn-i Mâce, K.
Tıb, n. 3459
[483] . Neseî, n. 4360
[484] . Buharî, Kitabu Tıb, Babu şürbüss-emmi, n. 7/180; Müslim, Kitabu
İman, n. 109; Tirmizî, Kitabu Tıb, n. 2044; Neseî, Kitabu Cenâiz, B. Terkis
salat alamen katale nefsühü, n. 1967; İbn-i Mâce, Kitabu Tıb, Babun nehyi,
n. 3460
[485] . İbn-i Mâce, Kitabu Tıb, Babun nehyi, n. 3500; Müslim, K. Eşribe, n.
1948; Tirmizî, K. Tıb, n. 2047
[486] . Buharî, Kitabu Et’ime, Babu’l-acve, n. 7/104; Müslim, Kitabu
Eşribe, n. 2047; Müsned, n. 1/181
[487] . Buharî, Kitabu Tıb, Babulledûd, n. 7/164; Müslim, Kitabu Selam, n.
287; İbn-i Mâce, Kitabu Tıb, n. 3462
[488] . İbn-i Mâce, Kitabu Libas, n. 3566; Tirmizî, Kitabu Cenaiz, n. 994
[489] . Buharî, Kitabu Tıb, n. 7/171; Müslim, Kitabu Selam, n. 2187
[490] . İbn-i Mâce, Kitabu Nikah, n. 2012; Ahmed bin Hanbel, c. 6, s. 453
[491] . Müslim, Kitabu Nikah, n. 140; Tirmizî, Kitabu Tıb, n. 2077; İbn-i
Mâce, Kitabu Nikah, n. 2011
[492] . İbn-i Mâce, Kitabu Tıb, n. 3530
[493] . Tirmizî, Kitabu Tıb, n. 2058
[494] . Müslim, Kitabu Selam, n. 2200; İbn-i Mâce, Kitabu Tıb, n. 3473
[495] . Müslim, K. Selam, n. 2196; Tirmizî, K. Tıb, n. 2067; İbn-i Mâce, K.
Tıb, n. 3516
[496] . Buharî, Kitabu Tıb, n. 7/71; Tirmizî, Kitabu Cenâiz, n. 973
[497] . Müslim, K. Selam, n. 2202; Tirmizî, Kitabu Tıb, n. 2081; İbn-i
Mâce, Kitabu Tıb, n. 3522
[498] . Ahmed bin Hanbel, c. 6, s. 21
[499] . Tirmizî, Kitabu Deavat, n. 3519
[500] . Buharî, Kitabu Meğazi, Babu gazveti Hayber, n. 5/170
[501] . Buharî, Kitabu Tıb, Babu Rukyetün-nebiyyi, n. 7/171; Müslim,
Kitabu Selam, n. 2194; İbn-i Mâce, Kitabu Tıb, n. 3521
[502] . Ahmed bin Hanbel, c. 5, s. 221
[503] . İbn-i Mâce, Kitabu Tıb, n. 3518; Müslim, K. Zikir, n. 2709
[504] . Buharî, Kitabu İcâre, n. 3/121, K. Tıb, n. 7/17; Müslim, Kitabu
Selam, n. 2201; Tirmizî, Kitabu Tıb, n. 2064; İbn-i Mâce, Kitabu Ticaret, n.
2156
[505] . Buharî, K. Fazâilil-Kur’an, n. 6/232; Müslim, K. Selam, Babu
rükyetil-merîdi, n. 2192; İbn-i Mâce, K. Tıb, n. 3529
[506] . İbn-i Mâce, Kitabu Et’ime, Bab-ul-Kıssa, n. 3324
[507] . Tirmizî, Ebvabu taharet, Babun fî kerahiyeti ityân-ul Hâizi, n. 139;
İbn-i Mâce, Kitabu Taharet, Babun fî ityan-ül-Hâizi, n. 639
[508] . İbn-i Mâce, Kitabu Edeb, Babu taallümün nücûm, n. 3726; Ahmed
bin Hanbel, c. 1, s. 227-311
[509] . Buharî, K. Salât-i İstiska, Babu ve tec’alûne rızkaküm enneküm
tükezzibûn, n. 2/41; Müslim, Kitabu İman, n. 71; Neseî, Kitabu İstiska,
Babu kerahatil istimtar bil kevkebi, n. 1526
[510] . Ahmed bin Hanbel, c. 3, s. 477
[511] . Müslim, Kitabu Mesâcid, Babu Tahrimu-l-Kelam fissalât, n. 536;
Neseî, Kitabu Sehv, Babu teşmîtül âtıs, n. 930
[512] . Tirmizî, Kitabu Siyer, n. 1614; İbn-i Mâce, Kitabu Tıb, Babu men
kane yûcibuhu-l-Falü, n. 3538
[513] . Buharî, Kitabu Tıb, n. 7/176; Müslim, K. Selam, n. 2220
[514] . Müslim, K. Selam, Babu la adve, n. 106
[515] . Buharî, Kitabu Tıb, n. 7/175; Müslim, K. Selam, n. 2224; Tirmizî, K.
Siyer, n. 1615; İbn-i Mâce, Kitabu Tıb, n. 3737
[516] . Ahmed bin Hanbel, n. 1/257-304-319-5/347
[517] . Buharî, K. Tıb, n. 7/174; Müslim, K. Selam, n. 2225; Tirmizî, K.
Edeb, n. 2825
[518] . Tirmizî, K. Et’ime, n. 1818; İbn-i Mâce, K. Tıb, n. 3542
[471]. Tirmizî, Kitabu Tıp, n. 2039; İbn-i Mâce, Kitabu Tıp, n. 3436
[472]. Tirmizî, Kitabu Tıp, n. 2038; İbn-i Mâce, Kitabu Tıp, n. 3442
[473]. İbn-i Mâce, Kitabu Tıp, n. 3476; Müslim, K. Selam, n. 2205
[474]. Tirmizî, Kitabu Tıp, n. 2055; İbn-i Mâce, Kitabu Tıp, n. 3502
[475]. İbn-i Mâce, Kitabu Tıp, n. 3484
[476]. Tirmizî, Kitabu Tıp, n. N. 2052; İbn-i Mâce, Kitabu Tıp, n. 3483
[477]. Neseî, Kitabu Menâsik, n. 2851
[478]. Müslim, K. Selam, n. 2207; İbn-i Mâce, K. Tıb. N. 3493
[479]. İbn-i Mâce, Kitabu Tıp, n. 3490
[480]. Müslim, K. Selam, n. 2208; İbn-i Mâce, K. Tıb, n. 3494
[481]. Buharî, K. Tıb, n. 7/161; Müslim, K. Selam, n. 76
[482]. Tirmizî, K. Tıb, n. 2046; İbn-i Mâce, K. Tıb, n. 3459; İbn-i Mâce, K.
Tıb, n. 3459
[483]. Neseî, n. 4360
[484]. Buharî, Kitabu Tıb, Babu şürbüss-emmi, n. 7/180; Müslim, Kitabu
İman, n. 109; Tirmizî, Kitabu Tıb, n. 2044; Neseî, Kitabu Cenâiz, B. Terkis
salat alamen katale nefsühü, n. 1967; İbn-i Mâce, Kitabu Tıb, Babun nehyi,
n. 3460
[485]. İbn-i Mâce, Kitabu Tıb, Babun nehyi, n. 3500; Müslim, K. Eşribe, n.
1948; Tirmizî, K. Tıb, n. 2047
[486]. Buharî, Kitabu Et’ime, Babu’l-acve, n. 7/104; Müslim, Kitabu
Eşribe, n. 2047; Müsned, n. 1/181
[487]. Buharî, Kitabu Tıb, Babulledûd, n. 7/164; Müslim, Kitabu Selam, n.
287; İbn-i Mâce, Kitabu Tıb, n. 3462
[488]. İbn-i Mâce, Kitabu Libas, n. 3566; Tirmizî, Kitabu Cenaiz, n. 994
[489]. Buharî, Kitabu Tıb, n. 7/171; Müslim, Kitabu Selam, n. 2187
[490]. İbn-i Mâce, Kitabu Nikah, n. 2012; Ahmed bin Hanbel, c. 6, s. 453
[491]. Müslim, Kitabu Nikah, n. 140; Tirmizî, Kitabu Tıb, n. 2077; İbn-i
Mâce, Kitabu Nikah, n. 2011
[492]. İbn-i Mâce, Kitabu Tıb, n. 3530
[493]. Tirmizî, Kitabu Tıb, n. 2058
[494]. Müslim, Kitabu Selam, n. 2200; İbn-i Mâce, Kitabu Tıb, n. 3473
[495]. Müslim, K. Selam, n. 2196; Tirmizî, K. Tıb, n. 2067; İbn-i Mâce, K.
Tıb, n. 3516
[496]. Buharî, Kitabu Tıb, n. 7/71; Tirmizî, Kitabu Cenâiz, n. 973
[497]. Müslim, K. Selam, n. 2202; Tirmizî, Kitabu Tıb, n. 2081; İbn-i
Mâce, Kitabu Tıb, n. 3522
[498]. Ahmed bin Hanbel, c. 6, s. 21
[499]. Tirmizî, Kitabu Deavat, n. 3519
[500]. Buharî, Kitabu Meğazi, Babu gazveti Hayber, n. 5/170
[501]. Buharî, Kitabu Tıb, Babu Rukyetün-nebiyyi, n. 7/171; Müslim,
Kitabu Selam, n. 2194; İbn-i Mâce, Kitabu Tıb, n. 3521
[502]. Ahmed bin Hanbel, c. 5, s. 221
[503]. İbn-i Mâce, Kitabu Tıb, n. 3518; Müslim, K. Zikir, n. 2709
[504]. Buharî, Kitabu İcâre, n. 3/121, K. Tıb, n. 7/17; Müslim, Kitabu
Selam, n. 2201; Tirmizî, Kitabu Tıb, n. 2064; İbn-i Mâce, Kitabu Ticaret, n.
2156
[505]. Buharî, K. Fazâilil-Kur’an, n. 6/232; Müslim, K. Selam, Babu
rükyetil-merîdi, n. 2192; İbn-i Mâce, K. Tıb, n. 3529
[506]. İbn-i Mâce, Kitabu Et’ime, Bab-ul-Kıssa, n. 3324
[507]. Tirmizî, Ebvabu taharet, Babun fî kerahiyeti ityân-ul Hâizi, n. 139;
İbn-i Mâce, Kitabu Taharet, Babun fî ityan-ül-Hâizi, n. 639
[508]. İbn-i Mâce, Kitabu Edeb, Babu taallümün nücûm, n. 3726; Ahmed
bin Hanbel, c. 1, s. 227-311
[509]. Buharî, K. Salât-i İstiska, Babu ve tec’alûne rızkaküm enneküm
tükezzibûn, n. 2/41; Müslim, Kitabu İman, n. 71; Neseî, Kitabu İstiska,
Babu kerahatil istimtar bil kevkebi, n. 1526
[510]. Ahmed bin Hanbel, c. 3, s. 477
[511]. Müslim, Kitabu Mesâcid, Babu Tahrimu-l-Kelam fissalât, n. 536;
Neseî, Kitabu Sehv, Babu teşmîtül âtıs, n. 930
[512]. Tirmizî, Kitabu Siyer, n. 1614; İbn-i Mâce, Kitabu Tıb, Babu men
kane yûcibuhu-l-Falü, n. 3538
[513]. Buharî, Kitabu Tıb, n. 7/176; Müslim, K. Selam, n. 2220
[514]. Müslim, K. Selam, Babu la adve, n. 106
[515]. Buharî, Kitabu Tıb, n. 7/175; Müslim, K. Selam, n. 2224; Tirmizî, K.
Siyer, n. 1615; İbn-i Mâce, Kitabu Tıb, n. 3737
[516]. Ahmed bin Hanbel, n. 1/257-304-319-5/347
[517]. Buharî, K. Tıb, n. 7/174; Müslim, K. Selam, n. 2225; Tirmizî, K.
Edeb, n. 2825
[518]. Tirmizî, K. Et’ime, n. 1818; İbn-i Mâce, K. Tıb, n. 3542
“Tedavi olunuz, gerçekten aziz ve celil olan Allah şifasını yaratmadığı bir
hastalık var etmemiştir. Ancak bir hastalık müstesnâ o da ihtiyarlıktır”
buyurdu. [471]
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem yanında Hazreti Ali olduğu halde
yanıma girdi. Ali radıyallahu anh, yeni hastalıktan kurtulmuştu, bizim asılı
hurma salkımlarımız vardı. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, kalktı, o
hurma salkımlarından yemeye başladı. Ali radıyallahu anh’da yemek için
kalkmıştı. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Ali’ye doğru giderek, “Sen
hastalıktan yeni kalktın, yeme diyordu.” Ali radıyallahu anh’da yemekten
vazgeçti. Dedi ki: Arpa unundan ve çoğandır otundan yemek yaptım,
getirdim. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, “Ey Ali, bu yemekten tat
çünkü bu yemek sana ziyadesi ile faydalı olur” buyurdu. [472]
3857 – Ebû Hüreyre radıyallahu anh’dan rivayetle Rasûlullah sallallahu
aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Eğer sizin tedavi olduğunuz bir şeyde
hayır varsa, o da kan aldırmaktadır.” [473]
3858 – Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in hizmetçisi Selmâ
radıyallahu anha’dan rivâyet edildiğine göre; Rasûlullah sallallahu aleyhi ve
sellem’e her kim başının ağrısından şikayet ederse ona “Kan aldır” buyurur,
her kim de ayaklarındaki ağrıdan şikayet ederse ona da, “Ayaklarını kına ile
boya” buyururdu. [474]
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, başından ve iki küreği arasından kan
aldırdı ve şöyle buyurdu: “Kim şu kanları dışarı akıtırsa artık başka bir
hastalık için bir başka yolla tedavi olmaması ona zarar vermez.” [475]
Ma’mer radıyallahu anh şöyle dedi: Bir gün kan aldırmıştım, aklım
başımdan gitti, öyle ki, namazımda fatiha’yı bile ezber okuyamıyordum.”
Ma’mer başından kan aldırmıştı. [476]
3863 – Câbir radıyallahu anh’dan rivâyet edildiğine göre; Rasûlullah
sallallahu aleyhi ve sellem bir ağrıdan dolayı kalçasından kan aldırırdı. [477]
3864 – Câbir radıyallahu anh’dan rivâyet edildiğine göre; Rasûlullah
sallallahu aleyhi ve sellem, Hazreti Übey’e bir doktor gönderdi. Doktor
onun bir damarını kesti. [478]
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, dağlamaktan nehyetti.
(Peygamberimizin yasağına rağmen) dağlama ile tedavi ettik, fakat bu
rahatsızlıklarımız ne iyileşti ne de şifâ buldu. [479]
3866 – Câbir radıyallahu anh’dan rivâyet edildiğine göre Rasûlullah
sallallahu aleyhi ve sellem Saîd bin Muaz’ı, aldığı ok yarasından dolayı
dağlama yaparak tedavi etti. [480]
3867 – İbn-i Abbas radıyallahu anh’dan rivâyet edildiğine göre; Rasûlullah
sallallahu aleyhi ve sellem, burnuna ilaç damlatırmış. [481]
3870 – Ebû Hüreyre radıyallahu anh’dan rivâyet edildiğine göre şöyle
demiştir: Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, kötü ilaç kullanmaktan
nehyetti. [482]
3871 – Abdurrahman bin Osman radıyallahu anh’dan rivâyete göre bir
doktor Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e ilaçlara karıştırdığı
kurbağanın hükmünü sordu. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, o
doktoru kurbağayı öldürmekten nehyetti. [483]
3872 – Ebû Hüreyre radıyallahu anh’dan rivâyet edildiğine göre Rasûlullah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: Zehir yut(up da canına kıy)an
cehennem ateşi içinde ebedi kalarak o zehiri yutmaya çalışmakla meşgul
olacaktır.” [484]
3873 – Süveyd bin Tarık radıyallahu anh’dan rivâyet edildiğine göre
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e içkinin ilaç olarak kullanılmasından
sordu. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, onu içkiyi ilaç olarak
kullanmaktan nehyetti. Sonra Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e yine
sordu. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, onu yine nehyetti. Dedi ki: Ey
Allah’ın Nebîsi, içki ilaçtır. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu: “Hayır (içki ilaç değildir) lakin o hastalıktır.” [485]
“Kim her sabah acve hurmasından yedi tane (yerse) o gün ona zehir ve sihir
zarar vermez.” [486]
Ebû Dâvud, ûd ile topalak otu kasdediliyor dedi. [487]
3878 – İbn-i Abbas radıyallahu anh’dan rivâyet edildiğine göre Rasûlullah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Elbiselerinizden beyaz olanı
giyiniz. Çünkü o elbiselerinizin en hayırlılarındandır. Ölülerinizi de beyazla
kefenleyiniz. Sürmelerinizin en hayırlısı ismid denen sürme taşıdır. Çünkü
o, gözün nurunu artırır, kirpikleri kuvvetlendirir.” [488]
“Göz isabeti (değmesi) haktır.” [489]
“Çocuklarınızı gizli olarak öldürmeyiniz, gerçekten kadın emzikli iken ona
cimada bulunmanın tesiri öyle Büyûk ki, atlıya arkasından yetişir ve onu
atından yere düşürür.” [490]
Râvilerden Malik şöyle dedi: “Gayle kelimesi, erkeğin emzikli hanımına
cinsî temasta bulunması demektir. [491]
Abdullah bin Mes’ûd şöyle dedi: Senin gözünün atması şeytan işidir. Şeytan
gözüne eliyle dürter, Yahudi efsun yapınca şeytan dürtmeden elini men
eder. Böyle bir ağrı duyduğun vakit Rasûlullah sallallahu aleyhi ve
sellem’in buyurduğu gibi söylemen sana yeter, “(Ey insanların Rabbı olan
(Allah’ım) sıkıntıyı gider, şifâ ver, çünkü sen şifâ verensin, senden başka
kimse hiçbir hastalık bırakmayacak şekilde şifâ veremez. Ancak sen
verebilirsin.” [492]
“Okuyarak tedavi etme usûlünün göz değmesinden ve zehirli böceklerin
sokmasından başka (hiçbir hastalıkta müspet tesiri) yoktur.” [493]
3885 – Sabit bin Kays bin Şemmas’ın dedesinden rivâyet edildiğine göre
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bir gün Sabit’in yanına girmiştir.
Ahmed bin Salih o esnada Sabit’in hasta olduğunu söylüyor. Bunun üzerine
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, “Ey insanların Rabbı, Sabit bin Kays
bin Şemmas’tan sıkıntıyı aç (kaldır)” diye buyurdu. Sonra (Medine’nin)
Bathan vadisinden toprak aldı. Onu bir kadeh içine koydu. Sonra onun
üzerine su döküp okuyup üfledi ve onu Sabit bin Kays’ın üzerine döktü. [494]
Râvilerden Abbas, göz değmesini zikretmedi. Bu lafız SülEymân bin
Dâvud’un rivâyet ettiği lafızdır. [495]
Seni Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in efsunu ile efsunlamayım mı?
Sabit, “elbette”, dedi. Enes dedi ki: Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem
şöyle buyurdu: “Ey insanların Rabbi, şiddetleri gideren Allah’ım şifâ ver,
çünkü şifâ veren sensin. Senden başka şifâ veren yoktur. O’na hiçbir
hastalık bırakmayacak şifâ ver.” [496]
3891 – Osman bin Ebî’l-As radıyallahu anh’dan: O, Rasûlullah sallallahu
aleyhi ve sellem’e geldi. Osman dedi ki: Bende bir hastalık var, nerdeyse
beni helak edecek. Dedi ki: Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, şöyle
buyurdu: “Onu sağ elinde yedi defa oğuştur, sıvazla ve bulduğum şu ağrının
şerrinden Allah’ın kudret ve izzetine sığınırım de.” Osman dedi ki: Bunu
yaptım, Aziz ve Celil olan Allah, bende olan ağrıyı giderdi, bunun üzerine o
günden beri ben ehlime başkalarına bu duaları tavsiye ediyorum. [497]
3892 – Ebû’d-Derdâ radıyallahu anh’dan rivâyet edildiğine göre, Rasûlullah
sallallahu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğunu işittim, demiştir. “Sizden
biriniz bir şeyden rahatsız olursa veya onun bir kardeşi, rahatsız olursa
hükmü semayı kuşatan Rabbımız olan Allah’tır, ismin mukaddestir, emrin
sema ve arzdadır. Semada rahmetin bulunduğu gibi rahmetini arzda da kıl.
Bizim günah ve hatalarımızı mağfiret eyle, sen iyi davranan (peygamberler
ve meleklerin) Rabbısın. Şu ağrıya rahmetinden bir rahmet ve şifalardan bir
şifâ ver, desin, iyi olur.” [498]
Abdullah bin Amr oğullarından aklı erenlere bunu öğretir, aklı ermeyenlere
ise bunu yazar üzerine asardı. [499]
3894 – Yezid bin Ebû Ubeyd radıyallahu anh’dan rivâyet edildiğine göre
şöyle dedi: Seleme’nin inciğinde bir kılıç yarası gördüm, bu nedir diye
sordum. Seleme şöyle dedi: Hayber harbi sırasında bana isabet eden bir
yaradır. İnsanlar Seleme öldürüldü, dediler. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve
sellem davet edildi. Bana üç nefesle nefes etti. Nihayet şu vakte kader
hiçbir rahatsızlık duymadım. [500]
“Yerimizin toprağı, bazılarımızın tükrüğü ile Rabbimizin izni ile
hastalarımıza şifâ verir” derdi. [501]
Müseddet, diğer bir yerde bundan başka bir şey söyledin mi? diye rivâyet
etti. Ben, hayır, dedim. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, “Onların sana
verdiğini al. Allah’a yemin ederim ki, batıl efsun karşılığında aldığını yiyen
nice insanlar var, yemin olsun ki, sen hak olan bir efsun karşılığında
aldığını yiyorsun.” [502]
3898 – Süheyl’in babası Ebû Salih radıyallahu anh’dan rivâyet edildiğine
göre şöyle dedi: Eslem kabilesinden bir kimseyi dinledim. Şöyle dedi: Ben
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in yanında oturuyordum, ashabından
bir zât geldi ve şöyle dedi: Ey Allah’ın Rasûlü, bu gece zehirlendim, sabah
oluncaya kadar uyuyamadım. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, “Seni
zehirleyen nedir?” dedi. O zat, akreptir dedi. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve
sellem, “Ama sen akşamladığın vakit yarattığı şeylerin şerrinden Allah’ın
tam kelimelerine sığınırım deseydin, Allah’ın izniyle dilerse sana zarar
vermezdi.” [503]
Sabahleyin, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in yanına vardılar, olup
biteni O’na anlattılar. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, “Fatiha’nın
şifâ verdiğini nereden öğrendiniz? Sürüyü aldığınıza iyi yaptınız, sürüyü
taksim edin. Sizinle beraber bir hisse de bana ayırın” buyurdu. [504]
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, rahatsız olduğu vakit felak ve nâs
sûrelerini okur ve (kendine) üflerdi. Ağrısı şiddetlendiği vakit O’na ben
okur, bereketini ümit ederek kendi eli ile üzerine mest ederdim. [505]
Benim Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ile zifafa girmem için annem
beni şişmanlatmak istiyordu. Bütün gayretlerine rağmen onun istediği
kiloyu alamadım. Neticede bana yaş hurma ile hıyar yedirdi. Bununla en iyi
şekilde şişmanladım. [506]
3904 – Ebû Hüreyre radıyallahu anh’dan rivâyet edildiğine göre Rasûlullah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Kim gaibden haber verdiğini
iddia eden kimseye (kâhine) gelir” (râvilerden Musâ eğer kâhinin
söylediklerini tasdik ederse, dedi. Sonra her iki râvi şu sözlerde ittifak
ettiler) veya bir kadına gelirse, Müseddet şöyle dedi: “Eğer hanımına
hayızlı iken veya arkasından cima ederse Allah’ın Muhammed’e
indirdiğinden dışarı çıkmıştır.” [507]
3905 – İbn-i Abbas radıyallahu anh’dan rivâyet edildiğine göre Rasûlullah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Kim yıldızlardan hüküm
çıkarmaktan bir bilgi alırsa, sihir şubelerinden birini almış olur.
(Yıldızlardan aldığı bilgiler) arttıkça (sihirle olan ilgisi) de artmış olur”
buyurdu. [508]
“Rabbımız şöyle buyurdu: Kullarımdan bir kısmı bana iman edici, bir kısmı
da beni inkar edici olarak sabahladı. Allah’ın fazlı ve rahmeti ile (bu gece)
bize yağmur yağdı, diyenler bana inanmıştır. Yıldızların yaratıcılığını da
inkar edicidir. Fakat şu veya bu yıldızların hareketi sayesinde bize yağmur
yağdı, diyenler ise beni inkar etmiş, yıldızlara inanmıştır.” [509]
3907 – Katan ibn-i Kabîsa’nın babasından rivâyet edildiğine göre
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğunu işittim,
demiştir: “Kuş uçurularak, bu uçuştan hüküm çıkarmak uğursuzluğa
inanmak, çakıl taşları ile fal açmak puta tapıcılıktandır.” [510]
3909 – Muaviye bin el-Hakem el-Sülemî radıyallahu anh’dan rivâyet
edildiğine göre şöyle demiştir: Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e, Ey
Allah’ın Rasûlü, bizim içimizde bazı kimseler var (tefe’ül için) çizgiler
çiziyorlar. (Bu hususta ne buyurursunuz dedim.) Rasûlullah sallallahu
aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Peygamberlerden bir Peygamber vardı.
(Tefe’ül için) yere çizgi çizerdi. Kimin çizdiği çizgi onun çizdiği çizgiye
uygun düşerse o kimse gerçeğe isabet etmiş olur” buyurdu. [511]
“Uğursuzluğa inanmak şirktir. Oysa bizden kalbinde bu düşünce geçmeyen
bir kimse yoktur. Fakat Cenab-ı Allah bu duyguyu tevekkül ile giderir.” [512]
3911 – Ebû Hüreyre radıyallahu anh’dan rivâyet edildiğine göre Rasûlullah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “(Allah’ın muradı olmadan)
hastalık bulaşması yoktur. Uğursuzluk yoktur kanında bulunduğu
zannedilen bir hayvanın hare kefinden dolayı bir karın ağrısı yoktur.
Baykuşun ötmesinde uğursuzluk yoktur.” Bunun üzerine bir bedevî peki
benim kumda ceylan gibi dolaşan deveme ne oluyor? Ona uyuzlu bir deve
karışıyor. Onu da uyuzlaştırıyor, dedi. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve
sellem, “İlk uyuzlu deveye kim uyuz mikrobunu geçirdi?” [513] buyurdu.
3912 – Ebû Hüreyre radıyallahu anh’dan rivâyet edildiğine göre Rasûlullah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Hastalığın sebepsiz olarak
bulaşması, uğursuzluk getiren baykuş, insanların kaderine hükmeden bir
yıldız batması, karında bulunduğu zannedilen bir yılanın hareketi sebebiyle
bir karın ağrısı yoktur.” [514]
3916 – Enes radıyallahu anh’dan rivâyet edildiğine göre Rasûlullah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “(Allah’ın iradesi bilgisi dışında)
hastalığın bulaşması yoktur. Uğursuzluk da yoktur. İyi bir fal hoşuma gider,
iyi salih fal ise söylenen güzel kelimeden ibarettir.” [515]
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, hiçbir şeyi uğursuz saymazdı. Bir
yere bir görevli göndereceği vakit (önce) adını sorardı. İsmi hoşuna giderse
bu isimden memnun olurdu. Ve bunun sevinci yüzünde görülürdü. Eğer
ismi hoşuna gitmezse ismini sevmediğinin alâmeti yüzünde görülürdü. Bir
köye (ve kente) girdiği vakit adını sorardı. Eğer ismi hoşuna giderse sevinir,
sevindiğinin alâmeti yüzünde görülürdü. Eğer isminden hoşlanmazsa
sevmediğinin alâmeti yüzünde görülürdü. [516]
3922 – Abdullah bin Ömer radıyallahu anh’dan rivâyet edildiğine göre
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Uğursuzluk evde,
kadında ve atta olur.” [517]
“Allah’a güvenerek ve tevekkül ederek ye” buyurdu. [518]




