Sünen-i Ebû Dâvûd · Haziran 30, 2026

Uğursuzluğa inanmak

TIP BÖLÜMÜ · 24 – UĞURSUZLUĞA İNANMAK 3910 – Abdullah bin Mes’ûd radıyallahu anh’dan Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem üç defa şöyle buyurmuştur: “Uğursuzluğa inanmak şirktir. Oysa bizden kalbinde bu …

TIP BÖLÜMÜ · 24 – UĞURSUZLUĞA İNANMAK

Sünen-i Ebû Dâvûd Arapça hadis metni
Sünen-i Ebû Dâvûd Arapça hadis metni
Sünen-i Ebû Dâvûd Arapça hadis metni

3910 – Abdullah bin Mes’ûd radıyallahu anh’dan Rasûlullah sallallahu

aleyhi ve sellem üç defa şöyle buyurmuştur:

“Uğursuzluğa inanmak şirktir. Oysa bizden kalbinde bu düşünce geçmeyen

bir kimse yoktur. Fakat Cenab-ı Allah bu duyguyu tevekkül ile giderir.” [512]

Sünen-i Ebû Dâvûd Arapça hadis metni
Sünen-i Ebû Dâvûd Arapça hadis metni
Sünen-i Ebû Dâvûd Arapça hadis metni
Sünen-i Ebû Dâvûd Arapça hadis metni
Sünen-i Ebû Dâvûd Arapça hadis metni
Sünen-i Ebû Dâvûd Arapça hadis metni
Sünen-i Ebû Dâvûd Arapça hadis metni
Sünen-i Ebû Dâvûd Arapça hadis metni
Sünen-i Ebû Dâvûd Arapça hadis metni

3911 – Ebû Hüreyre radıyallahu anh’dan rivâyet edildiğine göre Rasûlullah

sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “(Allah’ın muradı olmadan)

hastalık bulaşması yoktur. Uğursuzluk yoktur kanında bulunduğu

zannedilen bir hayvanın hare kefinden dolayı bir karın ağrısı yoktur.

Baykuşun ötmesinde uğursuzluk yoktur.” Bunun üzerine bir bedevî peki

benim kumda ceylan gibi dolaşan deveme ne oluyor? Ona uyuzlu bir deve

karışıyor. Onu da uyuzlaştırıyor, dedi. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve

sellem, “İlk uyuzlu deveye kim uyuz mikrobunu geçirdi?” [513] buyurdu.

Zührî’nin bir adamdan rivâyet ettiğine göre Ebû Hüreyre, Rasûlullah’ı:

“Develeri hasta olan kimseler develerini, develeri sağlam olan kimselerin

yanına götürmesinler” derken işittiğini söylemiş.

Bunun üzerine bu sözü Ebû Hüreyre’den dinleyen adam Ebû Hüreyre’ye

dönüp: Sen bize Hazreti Peygamber’in “Hastalık bulaşması yoktur. Karında

bulunduğunu zannettiğiniz bir hayvanın hareketinden dolayı karın ağrısı

yoktur. Baykuştan dolayı uğursuzluk yoktur” dediğini söylememiş miydin,

dedi. Ebû Hüreyre bunu size ben söylemedim karşılığını vermiş. Zührî dedi

ki: Bu hadisi Ebû Hüreyre haber verdi. Ebû Hüreyre’nin bu hadisten başka

bir hadis unuttuğunu katiyen işitmedim, dediğini Ebû Seleme söyledi.

Sünen-i Ebû Dâvûd Arapça hadis metni
Sünen-i Ebû Dâvûd Arapça hadis metni

3912 – Ebû Hüreyre radıyallahu anh’dan rivâyet edildiğine göre Rasûlullah

sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Hastalığın sebepsiz olarak

bulaşması, uğursuzluk getiren baykuş, insanların kaderine hükmeden bir

yıldız batması, karında bulunduğu zannedilen bir yılanın hareketi sebebiyle

bir karın ağrısı yoktur.” [514]

Sünen-i Ebû Dâvûd Arapça hadis metni

3913 – Ebû Hüreyre radıyallahu anh’dan rivâyet olunduğuna göre,

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Ğul (Cinnilerin

sihirbazlarının insanı şaşırtması) yoktur.”

İZAH

Araplar arasında dillerde dolaşan, zihinlerde korku veren bir söz vardı. O da

Ğul denen cinnilerin sihirbazlarının her şekle girdiği insanları kandırarak

helak ettiği idi. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, cinnilerin varlığını

kabul ettiği halde onların insanları helak ettiği yolundaki vehimlerini

kaldırmıştır. Türkiye’de küçük çocukları korkutmak için homucu geliyor,

kokoca geliyor gibi söylenen hayali dev de buna benzer.

Sünen-i Ebû Dâvûd Arapça hadis metni
Sünen-i Ebû Dâvûd Arapça hadis metni
Sünen-i Ebû Dâvûd Arapça hadis metni
Sünen-i Ebû Dâvûd Arapça hadis metni

3914 – Ebû Dâvud şöyle dedi:

Bana Haris bin Miskin okudu. Ben şehâdet ederim ki, size de Eşheb haber

verdi. Dedi ki:

– Malik hazretlerine (Safer ayında uğursuzluk yoktur) sözünden soruldu.

Malik hazretleri de:

– Cahiliyyet devri insanları Safer ayını, içinde harbin helal olduğu aylardan

sayarlardı. Onu bir sene helal aylardan sayarlar, bir sen de haram aylardan

sayarlardı. Bunun üzerine Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Safer

ayında uğursuzluk yoktur” buyurdu.

Sünen-i Ebû Dâvûd Arapça hadis metni
Sünen-i Ebû Dâvûd Arapça hadis metni
Sünen-i Ebû Dâvûd Arapça hadis metni
Sünen-i Ebû Dâvûd Arapça hadis metni
Sünen-i Ebû Dâvûd Arapça hadis metni
Sünen-i Ebû Dâvûd Arapça hadis metni

3915 – Bakiye radıyallahu anh’dan rivâyet edildiğine göre şöyle demiştir:

Muhammed bin Raşid radıyallahu anh’dan: Hâm ne demektir, diye sordum.

Şöyle dedi:

– Cahiliyet inancına göre o günün insanı şöyle derdi: Her kim ölür kabre

defnedilirse kabrinden bir baykuş çıkar (öter.)

– Safer sözünün anlamı nedir, dedim. Muhammed bin Raşid dedi ki:

İşittiğime göre cahiliyyet devri insanı Safer ayını uğursuz sayarlardı. Bunun

üzerine Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, “Saferde uğursuzluk yoktur”

buyurdu. Muhammed bin Raşid dedi ki:

– Safer; karından tutan bir ağrıdır, o da insandan insana geçer, diyenleri

işittik. Bunun üzerine Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, “Saferde

uğursuzluk yoktur” buyurmuş.

Sünen-i Ebû Dâvûd Arapça hadis metni
Sünen-i Ebû Dâvûd Arapça hadis metni

3916 – Enes radıyallahu anh’dan rivâyet edildiğine göre Rasûlullah

sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “(Allah’ın iradesi bilgisi dışında)

hastalığın bulaşması yoktur. Uğursuzluk da yoktur. İyi bir fal hoşuma gider,

iyi salih fal ise söylenen güzel kelimeden ibarettir.” [515]

Sünen-i Ebû Dâvûd Arapça hadis metni
Sünen-i Ebû Dâvûd Arapça hadis metni

3917 – Ebû Hüreyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre:

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, bir söz işitti, hoşuna gitti. Bunun

üzerine şöyle buyurdu: “Senin falını ağzından aldık.”

İZAH

Yolda giderken birisinin kolay dediğini işiten kimsenin ben kolay

kelimesini işittim. İşim kolay gelecek demesi bunu iyiye yorması caizdir.

Bunu Peygamber Efendimiz de tasvib etmiştir.

Sünen-i Ebû Dâvûd Arapça hadis metni
Sünen-i Ebû Dâvûd Arapça hadis metni
Sünen-i Ebû Dâvûd Arapça hadis metni

3918 – Atâ radıyallahu anh’dan rivâyete göre şöyle dedi: “Halk, Safer

karından tutan bir ağrıdır der. (İbn Cüreyc dedi ki:) Ben:

– Hâme (Baykuş) nedir, dedim. Atâ şöyle cevap verdi:

– Halk evlerin üzerine konup da acı acı öten baykuş, halk baykuşudur,

diyor. Aslında bu baykuş (ölünün kemiğinden çıkıp da baykuş şekline giren

ve sady ismi olan) insan baykuşu değildir. Senin sorduğun baykuş, sadece

bildiğimiz bir hayvandır.

Sünen-i Ebû Dâvûd Arapça hadis metni
Sünen-i Ebû Dâvûd Arapça hadis metni
Sünen-i Ebû Dâvûd Arapça hadis metni
Sünen-i Ebû Dâvûd Arapça hadis metni

3919 – Urve bin Âmir’den rivayet edildiğine göre Ahmed el-Kureyşî dedi

ki:

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in huzurunda uğursuzluktan

bahsedildi. “Uğur sayılan şeylerin en güzeli sözde yapılan tefe’üldür (iyiye

yormadır). Kötüye yorma da Müslümanı yolundan döndüremez. Sizden

biriniz hoşlanmadığı bir şeyi gördüğü vakit şöyle desin: Ey Rabbım,

iyilikleri Senden başkası getiremez, kötülükleri senden başkası def edemez,

ibadetlere takat, kötülüklerden uzak kalmak ancak senin yardımınla

mümkündür.”

Sünen-i Ebû Dâvûd Arapça hadis metni
Sünen-i Ebû Dâvûd Arapça hadis metni
Sünen-i Ebû Dâvûd Arapça hadis metni
Sünen-i Ebû Dâvûd Arapça hadis metni
Sünen-i Ebû Dâvûd Arapça hadis metni

3920 – Abdullah bin Büreyde radıyallahu anh’ın babasından rivayetle:

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, hiçbir şeyi uğursuz saymazdı. Bir

yere bir görevli göndereceği vakit (önce) adını sorardı. İsmi hoşuna giderse

bu isimden memnun olurdu. Ve bunun sevinci yüzünde görülürdü. Eğer

ismi hoşuna gitmezse ismini sevmediğinin alâmeti yüzünde görülürdü. Bir

köye (ve kente) girdiği vakit adını sorardı. Eğer ismi hoşuna giderse sevinir,

sevindiğinin alâmeti yüzünde görülürdü. Eğer isminden hoşlanmazsa

sevmediğinin alâmeti yüzünde görülürdü. [516]

Sünen-i Ebû Dâvûd Arapça hadis metni
Sünen-i Ebû Dâvûd Arapça hadis metni
Sünen-i Ebû Dâvûd Arapça hadis metni

3921 – Sa’d bin Mâlik radıyallahu anh’dan rivâyet edildiğine göre

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “(Uğursuzluk getiren)

bir baykuş yoktur. (Allah’ın izni olmadan) hastalığın bulaşması da yoktur.

Uğursuzluk da yoktur. Eğer bir şeyde uğursuzluk olsa idi atta, kadında ve

evde olurdu.”

Sünen-i Ebû Dâvûd Arapça hadis metni
Sünen-i Ebû Dâvûd Arapça hadis metni
Sünen-i Ebû Dâvûd Arapça hadis metni
Sünen-i Ebû Dâvûd Arapça hadis metni
Sünen-i Ebû Dâvûd Arapça hadis metni
Sünen-i Ebû Dâvûd Arapça hadis metni

3922 – Abdullah bin Ömer radıyallahu anh’dan rivâyet edildiğine göre

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Uğursuzluk evde,

kadında ve atta olur.” [517]

Ebu Dâvud dedi ki: Malik hazretlerine at ve evdeki uğursuzluktan soruldu.

Dedi ki: Nice evler var ki onda bir kavim oturdu. Helak oldular, sonra

başkaları oturdu onlar da helak oldular. Bizim görüşümüze göre bunun

tefsiri budur. Allah daha iyi bilir.

Ebu Dâvud:

Ömer radıyallahu anh dedi ki: Evdeki bir hasır, doğurmayan kadından daha

hayırlıdır.

Sünen-i Ebû Dâvûd Arapça hadis metni
Sünen-i Ebû Dâvûd Arapça hadis metni
Sünen-i Ebû Dâvûd Arapça hadis metni

3923 – Ferve bin Müseyk radıyallahu anh’dan rivâyete göre şöyle dedi: Ben

şöyle dedim: Ey Allah’ın Rasûlü, bizde bir arz var, ona Ebyenin arazisi

deniyor, orada bizim ziraatımız ve yiyeceğimiz var, orada vebâ var. Veya

şöyle dedi: Vebası şiddetlidir. Bunun üzerine Rasûlullah sallallahu aleyhi ve

sellem: “Onu sen bırak, çünkü ölüm (böyle bulaşıcı hastalıklara) yakın

durmaktan ileri gelir” buyurdu.

Sünen-i Ebû Dâvûd Arapça hadis metni
Sünen-i Ebû Dâvûd Arapça hadis metni
Sünen-i Ebû Dâvûd Arapça hadis metni

3924 – Enes bin Mâlik radıyallahu anh’dan rivâyet edildiğine göre:

Bir zât şöyle dedi: Ey Allah’ın Rasûlü, biz bir evde idik. Orada sayımız ve

malımız çoktu. Başka bir eve taşındık, orada sayımız ve malımız azaldı.

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle cevap verdi: “O kötü bir ev

olduğu için orayı terk ediniz.”

İZAH

Aile halkı arasına bir evde uğursuzluk olduğu fikri yayılınca o evi terk

etmek, zihinlere yerleşen fikri çıkarmak bakımından uygun olur. Çünkü o

aileyi bu fikirden caydırmak kolay olmaz.

Sünen-i Ebû Dâvûd Arapça hadis metni
Sünen-i Ebû Dâvûd Arapça hadis metni

3925 – Câbir radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre:

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, cüzamlı bir hastanın elini tuttu,

kendi eli ile beraber tabağa koydu ve:

“Allah’a güvenerek ve tevekkül ederek ye” buyurdu. [518]

İZAH

Bu hadis-i şerif bazı insanların zihnindeki düğümü çözmektedir. Mikrop

kendi kendine müessir midir, değil midir? Elbette değildir. Allah müsaade

etmezse hiçbir tesiri olmayacağı muhakkaktır. Allah müsaade ederse

hastalığa sebep olabilir. Müslim, Neseî ve İbn-i Mace’nin Şerif bin Süveyd

el-Sakafî radıyallahu anh’dan rivâyetlerine göre Rasûlullah sallallahu aleyhi

ve sellem’e Sakıf’tan (Taif) bir heyet gelmişti. İçlerinde cüzzamlı bir kimse

vardı. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, o zata biatın kabul edilmiştir.

Geri dön, diye haber gönderdi.

Buharî’nin Ebu Hüreyre’den rivâyet ettiği hadiste Rasûlullah sallallahu

aleyhi ve sellem “Mikrobun geçmesi, uğursuzluk, ölünün ruhunun Hame

Kuşuna dönmesi ve Safer ayında uğursuzluk yoktur. Cüzamlıdan aslandan

kaçar gibi kaç” buyurdu. Bu hadislerin arasını şöyle telif etmek

mümkündür. Mikrop kendiliğinden tesir edemez. Cenab-ı Hak müsaade

ederse hastalığa sebep olabilir. Onun için cüzzam ve buna benzer

hastalıklardan sakınmalı, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in emrine

riayet etmelidir.

[471] . Tirmizî, Kitabu Tıp, n. 2039; İbn-i Mâce, Kitabu Tıp, n. 3436

[472] . Tirmizî, Kitabu Tıp, n. 2038; İbn-i Mâce, Kitabu Tıp, n. 3442

[473] . İbn-i Mâce, Kitabu Tıp, n. 3476; Müslim, K. Selam, n. 2205

[474] . Tirmizî, Kitabu Tıp, n. 2055; İbn-i Mâce, Kitabu Tıp, n. 3502

[475] . İbn-i Mâce, Kitabu Tıp, n. 3484

[476] . Tirmizî, Kitabu Tıp, n. N. 2052; İbn-i Mâce, Kitabu Tıp, n. 3483

[477] . Neseî, Kitabu Menâsik, n. 2851

[478] . Müslim, K. Selam, n. 2207; İbn-i Mâce, K. Tıb. N. 3493

[479] . İbn-i Mâce, Kitabu Tıp, n. 3490

[480] . Müslim, K. Selam, n. 2208; İbn-i Mâce, K. Tıb, n. 3494

[481] . Buharî, K. Tıb, n. 7/161; Müslim, K. Selam, n. 76

[482] . Tirmizî, K. Tıb, n. 2046; İbn-i Mâce, K. Tıb, n. 3459; İbn-i Mâce, K.

Tıb, n. 3459

[483] . Neseî, n. 4360

[484] . Buharî, Kitabu Tıb, Babu şürbüss-emmi, n. 7/180; Müslim, Kitabu

İman, n. 109; Tirmizî, Kitabu Tıb, n. 2044; Neseî, Kitabu Cenâiz, B. Terkis

salat alamen katale nefsühü, n. 1967; İbn-i Mâce, Kitabu Tıb, Babun nehyi,

n. 3460

[485] . İbn-i Mâce, Kitabu Tıb, Babun nehyi, n. 3500; Müslim, K. Eşribe, n.

1948; Tirmizî, K. Tıb, n. 2047

[486] . Buharî, Kitabu Et’ime, Babu’l-acve, n. 7/104; Müslim, Kitabu

Eşribe, n. 2047; Müsned, n. 1/181

[487] . Buharî, Kitabu Tıb, Babulledûd, n. 7/164; Müslim, Kitabu Selam, n.

287; İbn-i Mâce, Kitabu Tıb, n. 3462

[488] . İbn-i Mâce, Kitabu Libas, n. 3566; Tirmizî, Kitabu Cenaiz, n. 994

[489] . Buharî, Kitabu Tıb, n. 7/171; Müslim, Kitabu Selam, n. 2187

[490] . İbn-i Mâce, Kitabu Nikah, n. 2012; Ahmed bin Hanbel, c. 6, s. 453

[491] . Müslim, Kitabu Nikah, n. 140; Tirmizî, Kitabu Tıb, n. 2077; İbn-i

Mâce, Kitabu Nikah, n. 2011

[492] . İbn-i Mâce, Kitabu Tıb, n. 3530

[493] . Tirmizî, Kitabu Tıb, n. 2058

[494] . Müslim, Kitabu Selam, n. 2200; İbn-i Mâce, Kitabu Tıb, n. 3473

[495] . Müslim, K. Selam, n. 2196; Tirmizî, K. Tıb, n. 2067; İbn-i Mâce, K.

Tıb, n. 3516

[496] . Buharî, Kitabu Tıb, n. 7/71; Tirmizî, Kitabu Cenâiz, n. 973

[497] . Müslim, K. Selam, n. 2202; Tirmizî, Kitabu Tıb, n. 2081; İbn-i

Mâce, Kitabu Tıb, n. 3522

[498] . Ahmed bin Hanbel, c. 6, s. 21

[499] . Tirmizî, Kitabu Deavat, n. 3519

[500] . Buharî, Kitabu Meğazi, Babu gazveti Hayber, n. 5/170

[501] . Buharî, Kitabu Tıb, Babu Rukyetün-nebiyyi, n. 7/171; Müslim,

Kitabu Selam, n. 2194; İbn-i Mâce, Kitabu Tıb, n. 3521

[502] . Ahmed bin Hanbel, c. 5, s. 221

[503] . İbn-i Mâce, Kitabu Tıb, n. 3518; Müslim, K. Zikir, n. 2709

[504] . Buharî, Kitabu İcâre, n. 3/121, K. Tıb, n. 7/17; Müslim, Kitabu

Selam, n. 2201; Tirmizî, Kitabu Tıb, n. 2064; İbn-i Mâce, Kitabu Ticaret, n.

2156

[505] . Buharî, K. Fazâilil-Kur’an, n. 6/232; Müslim, K. Selam, Babu

rükyetil-merîdi, n. 2192; İbn-i Mâce, K. Tıb, n. 3529

[506] . İbn-i Mâce, Kitabu Et’ime, Bab-ul-Kıssa, n. 3324

[507] . Tirmizî, Ebvabu taharet, Babun fî kerahiyeti ityân-ul Hâizi, n. 139;

İbn-i Mâce, Kitabu Taharet, Babun fî ityan-ül-Hâizi, n. 639

[508] . İbn-i Mâce, Kitabu Edeb, Babu taallümün nücûm, n. 3726; Ahmed

bin Hanbel, c. 1, s. 227-311

[509] . Buharî, K. Salât-i İstiska, Babu ve tec’alûne rızkaküm enneküm

tükezzibûn, n. 2/41; Müslim, Kitabu İman, n. 71; Neseî, Kitabu İstiska,

Babu kerahatil istimtar bil kevkebi, n. 1526

[510] . Ahmed bin Hanbel, c. 3, s. 477

[511] . Müslim, Kitabu Mesâcid, Babu Tahrimu-l-Kelam fissalât, n. 536;

Neseî, Kitabu Sehv, Babu teşmîtül âtıs, n. 930

[512] . Tirmizî, Kitabu Siyer, n. 1614; İbn-i Mâce, Kitabu Tıb, Babu men

kane yûcibuhu-l-Falü, n. 3538

[513] . Buharî, Kitabu Tıb, n. 7/176; Müslim, K. Selam, n. 2220

[514] . Müslim, K. Selam, Babu la adve, n. 106

[515] . Buharî, Kitabu Tıb, n. 7/175; Müslim, K. Selam, n. 2224; Tirmizî, K.

Siyer, n. 1615; İbn-i Mâce, Kitabu Tıb, n. 3737

[516] . Ahmed bin Hanbel, n. 1/257-304-319-5/347

[517] . Buharî, K. Tıb, n. 7/174; Müslim, K. Selam, n. 2225; Tirmizî, K.

Edeb, n. 2825

[518] . Tirmizî, K. Et’ime, n. 1818; İbn-i Mâce, K. Tıb, n. 3542

[471]. Tirmizî, Kitabu Tıp, n. 2039; İbn-i Mâce, Kitabu Tıp, n. 3436

[472]. Tirmizî, Kitabu Tıp, n. 2038; İbn-i Mâce, Kitabu Tıp, n. 3442

[473]. İbn-i Mâce, Kitabu Tıp, n. 3476; Müslim, K. Selam, n. 2205

[474]. Tirmizî, Kitabu Tıp, n. 2055; İbn-i Mâce, Kitabu Tıp, n. 3502

[475]. İbn-i Mâce, Kitabu Tıp, n. 3484

[476]. Tirmizî, Kitabu Tıp, n. N. 2052; İbn-i Mâce, Kitabu Tıp, n. 3483

[477]. Neseî, Kitabu Menâsik, n. 2851

[478]. Müslim, K. Selam, n. 2207; İbn-i Mâce, K. Tıb. N. 3493

[479]. İbn-i Mâce, Kitabu Tıp, n. 3490

[480]. Müslim, K. Selam, n. 2208; İbn-i Mâce, K. Tıb, n. 3494

[481]. Buharî, K. Tıb, n. 7/161; Müslim, K. Selam, n. 76

[482]. Tirmizî, K. Tıb, n. 2046; İbn-i Mâce, K. Tıb, n. 3459; İbn-i Mâce, K.

Tıb, n. 3459

[483]. Neseî, n. 4360

[484]. Buharî, Kitabu Tıb, Babu şürbüss-emmi, n. 7/180; Müslim, Kitabu

İman, n. 109; Tirmizî, Kitabu Tıb, n. 2044; Neseî, Kitabu Cenâiz, B. Terkis

salat alamen katale nefsühü, n. 1967; İbn-i Mâce, Kitabu Tıb, Babun nehyi,

n. 3460

[485]. İbn-i Mâce, Kitabu Tıb, Babun nehyi, n. 3500; Müslim, K. Eşribe, n.

1948; Tirmizî, K. Tıb, n. 2047

[486]. Buharî, Kitabu Et’ime, Babu’l-acve, n. 7/104; Müslim, Kitabu

Eşribe, n. 2047; Müsned, n. 1/181

[487]. Buharî, Kitabu Tıb, Babulledûd, n. 7/164; Müslim, Kitabu Selam, n.

287; İbn-i Mâce, Kitabu Tıb, n. 3462

[488]. İbn-i Mâce, Kitabu Libas, n. 3566; Tirmizî, Kitabu Cenaiz, n. 994

[489]. Buharî, Kitabu Tıb, n. 7/171; Müslim, Kitabu Selam, n. 2187

[490]. İbn-i Mâce, Kitabu Nikah, n. 2012; Ahmed bin Hanbel, c. 6, s. 453

[491]. Müslim, Kitabu Nikah, n. 140; Tirmizî, Kitabu Tıb, n. 2077; İbn-i

Mâce, Kitabu Nikah, n. 2011

[492]. İbn-i Mâce, Kitabu Tıb, n. 3530

[493]. Tirmizî, Kitabu Tıb, n. 2058

[494]. Müslim, Kitabu Selam, n. 2200; İbn-i Mâce, Kitabu Tıb, n. 3473

[495]. Müslim, K. Selam, n. 2196; Tirmizî, K. Tıb, n. 2067; İbn-i Mâce, K.

Tıb, n. 3516

[496]. Buharî, Kitabu Tıb, n. 7/71; Tirmizî, Kitabu Cenâiz, n. 973

[497]. Müslim, K. Selam, n. 2202; Tirmizî, Kitabu Tıb, n. 2081; İbn-i

Mâce, Kitabu Tıb, n. 3522

[498]. Ahmed bin Hanbel, c. 6, s. 21

[499]. Tirmizî, Kitabu Deavat, n. 3519

[500]. Buharî, Kitabu Meğazi, Babu gazveti Hayber, n. 5/170

[501]. Buharî, Kitabu Tıb, Babu Rukyetün-nebiyyi, n. 7/171; Müslim,

Kitabu Selam, n. 2194; İbn-i Mâce, Kitabu Tıb, n. 3521

[502]. Ahmed bin Hanbel, c. 5, s. 221

[503]. İbn-i Mâce, Kitabu Tıb, n. 3518; Müslim, K. Zikir, n. 2709

[504]. Buharî, Kitabu İcâre, n. 3/121, K. Tıb, n. 7/17; Müslim, Kitabu

Selam, n. 2201; Tirmizî, Kitabu Tıb, n. 2064; İbn-i Mâce, Kitabu Ticaret, n.

2156

[505]. Buharî, K. Fazâilil-Kur’an, n. 6/232; Müslim, K. Selam, Babu

rükyetil-merîdi, n. 2192; İbn-i Mâce, K. Tıb, n. 3529

[506]. İbn-i Mâce, Kitabu Et’ime, Bab-ul-Kıssa, n. 3324

[507]. Tirmizî, Ebvabu taharet, Babun fî kerahiyeti ityân-ul Hâizi, n. 139;

İbn-i Mâce, Kitabu Taharet, Babun fî ityan-ül-Hâizi, n. 639

[508]. İbn-i Mâce, Kitabu Edeb, Babu taallümün nücûm, n. 3726; Ahmed

bin Hanbel, c. 1, s. 227-311

[509]. Buharî, K. Salât-i İstiska, Babu ve tec’alûne rızkaküm enneküm

tükezzibûn, n. 2/41; Müslim, Kitabu İman, n. 71; Neseî, Kitabu İstiska,

Babu kerahatil istimtar bil kevkebi, n. 1526

[510]. Ahmed bin Hanbel, c. 3, s. 477

[511]. Müslim, Kitabu Mesâcid, Babu Tahrimu-l-Kelam fissalât, n. 536;

Neseî, Kitabu Sehv, Babu teşmîtül âtıs, n. 930

[512]. Tirmizî, Kitabu Siyer, n. 1614; İbn-i Mâce, Kitabu Tıb, Babu men

kane yûcibuhu-l-Falü, n. 3538

[513]. Buharî, Kitabu Tıb, n. 7/176; Müslim, K. Selam, n. 2220

[514]. Müslim, K. Selam, Babu la adve, n. 106

[515]. Buharî, Kitabu Tıb, n. 7/175; Müslim, K. Selam, n. 2224; Tirmizî, K.

Siyer, n. 1615; İbn-i Mâce, Kitabu Tıb, n. 3737

[516]. Ahmed bin Hanbel, n. 1/257-304-319-5/347

[517]. Buharî, K. Tıb, n. 7/174; Müslim, K. Selam, n. 2225; Tirmizî, K.

Edeb, n. 2825

[518]. Tirmizî, K. Et’ime, n. 1818; İbn-i Mâce, K. Tıb, n. 3542

“Tedavi olunuz, gerçekten aziz ve celil olan Allah şifasını yaratmadığı bir

hastalık var etmemiştir. Ancak bir hastalık müstesnâ o da ihtiyarlıktır”

buyurdu. [471]

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem yanında Hazreti Ali olduğu halde

yanıma girdi. Ali radıyallahu anh, yeni hastalıktan kurtulmuştu, bizim asılı

hurma salkımlarımız vardı. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, kalktı, o

hurma salkımlarından yemeye başladı. Ali radıyallahu anh’da yemek için

kalkmıştı. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Ali’ye doğru giderek, “Sen

hastalıktan yeni kalktın, yeme diyordu.” Ali radıyallahu anh’da yemekten

vazgeçti. Dedi ki: Arpa unundan ve çoğandır otundan yemek yaptım,

getirdim. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, “Ey Ali, bu yemekten tat

çünkü bu yemek sana ziyadesi ile faydalı olur” buyurdu. [472]

3857 – Ebû Hüreyre radıyallahu anh’dan rivayetle Rasûlullah sallallahu

aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Eğer sizin tedavi olduğunuz bir şeyde

hayır varsa, o da kan aldırmaktadır.” [473]

3858 – Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in hizmetçisi Selmâ

radıyallahu anha’dan rivâyet edildiğine göre; Rasûlullah sallallahu aleyhi ve

sellem’e her kim başının ağrısından şikayet ederse ona “Kan aldır” buyurur,

her kim de ayaklarındaki ağrıdan şikayet ederse ona da, “Ayaklarını kına ile

boya” buyururdu. [474]

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, başından ve iki küreği arasından kan

aldırdı ve şöyle buyurdu: “Kim şu kanları dışarı akıtırsa artık başka bir

hastalık için bir başka yolla tedavi olmaması ona zarar vermez.” [475]

Ma’mer radıyallahu anh şöyle dedi: Bir gün kan aldırmıştım, aklım

başımdan gitti, öyle ki, namazımda fatiha’yı bile ezber okuyamıyordum.”

Ma’mer başından kan aldırmıştı. [476]

3863 – Câbir radıyallahu anh’dan rivâyet edildiğine göre; Rasûlullah

sallallahu aleyhi ve sellem bir ağrıdan dolayı kalçasından kan aldırırdı. [477]

3864 – Câbir radıyallahu anh’dan rivâyet edildiğine göre; Rasûlullah

sallallahu aleyhi ve sellem, Hazreti Übey’e bir doktor gönderdi. Doktor

onun bir damarını kesti. [478]

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, dağlamaktan nehyetti.

(Peygamberimizin yasağına rağmen) dağlama ile tedavi ettik, fakat bu

rahatsızlıklarımız ne iyileşti ne de şifâ buldu. [479]

3866 – Câbir radıyallahu anh’dan rivâyet edildiğine göre Rasûlullah

sallallahu aleyhi ve sellem Saîd bin Muaz’ı, aldığı ok yarasından dolayı

dağlama yaparak tedavi etti. [480]

3867 – İbn-i Abbas radıyallahu anh’dan rivâyet edildiğine göre; Rasûlullah

sallallahu aleyhi ve sellem, burnuna ilaç damlatırmış. [481]

3870 – Ebû Hüreyre radıyallahu anh’dan rivâyet edildiğine göre şöyle

demiştir: Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, kötü ilaç kullanmaktan

nehyetti. [482]

3871 – Abdurrahman bin Osman radıyallahu anh’dan rivâyete göre bir

doktor Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e ilaçlara karıştırdığı

kurbağanın hükmünü sordu. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, o

doktoru kurbağayı öldürmekten nehyetti. [483]

3872 – Ebû Hüreyre radıyallahu anh’dan rivâyet edildiğine göre Rasûlullah

sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: Zehir yut(up da canına kıy)an

cehennem ateşi içinde ebedi kalarak o zehiri yutmaya çalışmakla meşgul

olacaktır.” [484]

3873 – Süveyd bin Tarık radıyallahu anh’dan rivâyet edildiğine göre

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e içkinin ilaç olarak kullanılmasından

sordu. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, onu içkiyi ilaç olarak

kullanmaktan nehyetti. Sonra Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e yine

sordu. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, onu yine nehyetti. Dedi ki: Ey

Allah’ın Nebîsi, içki ilaçtır. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle

buyurdu: “Hayır (içki ilaç değildir) lakin o hastalıktır.” [485]

“Kim her sabah acve hurmasından yedi tane (yerse) o gün ona zehir ve sihir

zarar vermez.” [486]

Ebû Dâvud, ûd ile topalak otu kasdediliyor dedi. [487]

3878 – İbn-i Abbas radıyallahu anh’dan rivâyet edildiğine göre Rasûlullah

sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Elbiselerinizden beyaz olanı

giyiniz. Çünkü o elbiselerinizin en hayırlılarındandır. Ölülerinizi de beyazla

kefenleyiniz. Sürmelerinizin en hayırlısı ismid denen sürme taşıdır. Çünkü

o, gözün nurunu artırır, kirpikleri kuvvetlendirir.” [488]

“Göz isabeti (değmesi) haktır.” [489]

“Çocuklarınızı gizli olarak öldürmeyiniz, gerçekten kadın emzikli iken ona

cimada bulunmanın tesiri öyle Büyûk ki, atlıya arkasından yetişir ve onu

atından yere düşürür.” [490]

Râvilerden Malik şöyle dedi: “Gayle kelimesi, erkeğin emzikli hanımına

cinsî temasta bulunması demektir. [491]

Abdullah bin Mes’ûd şöyle dedi: Senin gözünün atması şeytan işidir. Şeytan

gözüne eliyle dürter, Yahudi efsun yapınca şeytan dürtmeden elini men

eder. Böyle bir ağrı duyduğun vakit Rasûlullah sallallahu aleyhi ve

sellem’in buyurduğu gibi söylemen sana yeter, “(Ey insanların Rabbı olan

(Allah’ım) sıkıntıyı gider, şifâ ver, çünkü sen şifâ verensin, senden başka

kimse hiçbir hastalık bırakmayacak şekilde şifâ veremez. Ancak sen

verebilirsin.” [492]

“Okuyarak tedavi etme usûlünün göz değmesinden ve zehirli böceklerin

sokmasından başka (hiçbir hastalıkta müspet tesiri) yoktur.” [493]

3885 – Sabit bin Kays bin Şemmas’ın dedesinden rivâyet edildiğine göre

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bir gün Sabit’in yanına girmiştir.

Ahmed bin Salih o esnada Sabit’in hasta olduğunu söylüyor. Bunun üzerine

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, “Ey insanların Rabbı, Sabit bin Kays

bin Şemmas’tan sıkıntıyı aç (kaldır)” diye buyurdu. Sonra (Medine’nin)

Bathan vadisinden toprak aldı. Onu bir kadeh içine koydu. Sonra onun

üzerine su döküp okuyup üfledi ve onu Sabit bin Kays’ın üzerine döktü. [494]

Râvilerden Abbas, göz değmesini zikretmedi. Bu lafız SülEymân bin

Dâvud’un rivâyet ettiği lafızdır. [495]

Seni Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in efsunu ile efsunlamayım mı?

Sabit, “elbette”, dedi. Enes dedi ki: Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem

şöyle buyurdu: “Ey insanların Rabbi, şiddetleri gideren Allah’ım şifâ ver,

çünkü şifâ veren sensin. Senden başka şifâ veren yoktur. O’na hiçbir

hastalık bırakmayacak şifâ ver.” [496]

3891 – Osman bin Ebî’l-As radıyallahu anh’dan: O, Rasûlullah sallallahu

aleyhi ve sellem’e geldi. Osman dedi ki: Bende bir hastalık var, nerdeyse

beni helak edecek. Dedi ki: Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, şöyle

buyurdu: “Onu sağ elinde yedi defa oğuştur, sıvazla ve bulduğum şu ağrının

şerrinden Allah’ın kudret ve izzetine sığınırım de.” Osman dedi ki: Bunu

yaptım, Aziz ve Celil olan Allah, bende olan ağrıyı giderdi, bunun üzerine o

günden beri ben ehlime başkalarına bu duaları tavsiye ediyorum. [497]

3892 – Ebû’d-Derdâ radıyallahu anh’dan rivâyet edildiğine göre, Rasûlullah

sallallahu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğunu işittim, demiştir. “Sizden

biriniz bir şeyden rahatsız olursa veya onun bir kardeşi, rahatsız olursa

hükmü semayı kuşatan Rabbımız olan Allah’tır, ismin mukaddestir, emrin

sema ve arzdadır. Semada rahmetin bulunduğu gibi rahmetini arzda da kıl.

Bizim günah ve hatalarımızı mağfiret eyle, sen iyi davranan (peygamberler

ve meleklerin) Rabbısın. Şu ağrıya rahmetinden bir rahmet ve şifalardan bir

şifâ ver, desin, iyi olur.” [498]

Abdullah bin Amr oğullarından aklı erenlere bunu öğretir, aklı ermeyenlere

ise bunu yazar üzerine asardı. [499]

3894 – Yezid bin Ebû Ubeyd radıyallahu anh’dan rivâyet edildiğine göre

şöyle dedi: Seleme’nin inciğinde bir kılıç yarası gördüm, bu nedir diye

sordum. Seleme şöyle dedi: Hayber harbi sırasında bana isabet eden bir

yaradır. İnsanlar Seleme öldürüldü, dediler. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve

sellem davet edildi. Bana üç nefesle nefes etti. Nihayet şu vakte kader

hiçbir rahatsızlık duymadım. [500]

“Yerimizin toprağı, bazılarımızın tükrüğü ile Rabbimizin izni ile

hastalarımıza şifâ verir” derdi. [501]

Müseddet, diğer bir yerde bundan başka bir şey söyledin mi? diye rivâyet

etti. Ben, hayır, dedim. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, “Onların sana

verdiğini al. Allah’a yemin ederim ki, batıl efsun karşılığında aldığını yiyen

nice insanlar var, yemin olsun ki, sen hak olan bir efsun karşılığında

aldığını yiyorsun.” [502]

3898 – Süheyl’in babası Ebû Salih radıyallahu anh’dan rivâyet edildiğine

göre şöyle dedi: Eslem kabilesinden bir kimseyi dinledim. Şöyle dedi: Ben

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in yanında oturuyordum, ashabından

bir zât geldi ve şöyle dedi: Ey Allah’ın Rasûlü, bu gece zehirlendim, sabah

oluncaya kadar uyuyamadım. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, “Seni

zehirleyen nedir?” dedi. O zat, akreptir dedi. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve

sellem, “Ama sen akşamladığın vakit yarattığı şeylerin şerrinden Allah’ın

tam kelimelerine sığınırım deseydin, Allah’ın izniyle dilerse sana zarar

vermezdi.” [503]

Sabahleyin, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in yanına vardılar, olup

biteni O’na anlattılar. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, “Fatiha’nın

şifâ verdiğini nereden öğrendiniz? Sürüyü aldığınıza iyi yaptınız, sürüyü

taksim edin. Sizinle beraber bir hisse de bana ayırın” buyurdu. [504]

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, rahatsız olduğu vakit felak ve nâs

sûrelerini okur ve (kendine) üflerdi. Ağrısı şiddetlendiği vakit O’na ben

okur, bereketini ümit ederek kendi eli ile üzerine mest ederdim. [505]

Benim Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ile zifafa girmem için annem

beni şişmanlatmak istiyordu. Bütün gayretlerine rağmen onun istediği

kiloyu alamadım. Neticede bana yaş hurma ile hıyar yedirdi. Bununla en iyi

şekilde şişmanladım. [506]

3904 – Ebû Hüreyre radıyallahu anh’dan rivâyet edildiğine göre Rasûlullah

sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Kim gaibden haber verdiğini

iddia eden kimseye (kâhine) gelir” (râvilerden Musâ eğer kâhinin

söylediklerini tasdik ederse, dedi. Sonra her iki râvi şu sözlerde ittifak

ettiler) veya bir kadına gelirse, Müseddet şöyle dedi: “Eğer hanımına

hayızlı iken veya arkasından cima ederse Allah’ın Muhammed’e

indirdiğinden dışarı çıkmıştır.” [507]

3905 – İbn-i Abbas radıyallahu anh’dan rivâyet edildiğine göre Rasûlullah

sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Kim yıldızlardan hüküm

çıkarmaktan bir bilgi alırsa, sihir şubelerinden birini almış olur.

(Yıldızlardan aldığı bilgiler) arttıkça (sihirle olan ilgisi) de artmış olur”

buyurdu. [508]

“Rabbımız şöyle buyurdu: Kullarımdan bir kısmı bana iman edici, bir kısmı

da beni inkar edici olarak sabahladı. Allah’ın fazlı ve rahmeti ile (bu gece)

bize yağmur yağdı, diyenler bana inanmıştır. Yıldızların yaratıcılığını da

inkar edicidir. Fakat şu veya bu yıldızların hareketi sayesinde bize yağmur

yağdı, diyenler ise beni inkar etmiş, yıldızlara inanmıştır.” [509]

3907 – Katan ibn-i Kabîsa’nın babasından rivâyet edildiğine göre

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğunu işittim,

demiştir: “Kuş uçurularak, bu uçuştan hüküm çıkarmak uğursuzluğa

inanmak, çakıl taşları ile fal açmak puta tapıcılıktandır.” [510]

3909 – Muaviye bin el-Hakem el-Sülemî radıyallahu anh’dan rivâyet

edildiğine göre şöyle demiştir: Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e, Ey

Allah’ın Rasûlü, bizim içimizde bazı kimseler var (tefe’ül için) çizgiler

çiziyorlar. (Bu hususta ne buyurursunuz dedim.) Rasûlullah sallallahu

aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Peygamberlerden bir Peygamber vardı.

(Tefe’ül için) yere çizgi çizerdi. Kimin çizdiği çizgi onun çizdiği çizgiye

uygun düşerse o kimse gerçeğe isabet etmiş olur” buyurdu. [511]

“Uğursuzluğa inanmak şirktir. Oysa bizden kalbinde bu düşünce geçmeyen

bir kimse yoktur. Fakat Cenab-ı Allah bu duyguyu tevekkül ile giderir.” [512]

3911 – Ebû Hüreyre radıyallahu anh’dan rivâyet edildiğine göre Rasûlullah

sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “(Allah’ın muradı olmadan)

hastalık bulaşması yoktur. Uğursuzluk yoktur kanında bulunduğu

zannedilen bir hayvanın hare kefinden dolayı bir karın ağrısı yoktur.

Baykuşun ötmesinde uğursuzluk yoktur.” Bunun üzerine bir bedevî peki

benim kumda ceylan gibi dolaşan deveme ne oluyor? Ona uyuzlu bir deve

karışıyor. Onu da uyuzlaştırıyor, dedi. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve

sellem, “İlk uyuzlu deveye kim uyuz mikrobunu geçirdi?” [513] buyurdu.

3912 – Ebû Hüreyre radıyallahu anh’dan rivâyet edildiğine göre Rasûlullah

sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Hastalığın sebepsiz olarak

bulaşması, uğursuzluk getiren baykuş, insanların kaderine hükmeden bir

yıldız batması, karında bulunduğu zannedilen bir yılanın hareketi sebebiyle

bir karın ağrısı yoktur.” [514]

3916 – Enes radıyallahu anh’dan rivâyet edildiğine göre Rasûlullah

sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “(Allah’ın iradesi bilgisi dışında)

hastalığın bulaşması yoktur. Uğursuzluk da yoktur. İyi bir fal hoşuma gider,

iyi salih fal ise söylenen güzel kelimeden ibarettir.” [515]

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, hiçbir şeyi uğursuz saymazdı. Bir

yere bir görevli göndereceği vakit (önce) adını sorardı. İsmi hoşuna giderse

bu isimden memnun olurdu. Ve bunun sevinci yüzünde görülürdü. Eğer

ismi hoşuna gitmezse ismini sevmediğinin alâmeti yüzünde görülürdü. Bir

köye (ve kente) girdiği vakit adını sorardı. Eğer ismi hoşuna giderse sevinir,

sevindiğinin alâmeti yüzünde görülürdü. Eğer isminden hoşlanmazsa

sevmediğinin alâmeti yüzünde görülürdü. [516]

3922 – Abdullah bin Ömer radıyallahu anh’dan rivâyet edildiğine göre

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Uğursuzluk evde,

kadında ve atta olur.” [517]

“Allah’a güvenerek ve tevekkül ederek ye” buyurdu. [518]

Sünen-i Ebû Dâvûd Arapça hadis metni
Sünen-i Ebû Dâvûd Arapça hadis metni
Sünen-i Ebû Dâvûd Arapça hadis metni