Yağmur Suyu ve Şeriat Bilgisi
Yağmur suyu tek bir haldedir: Temiz, duru, serin, içimi hogs bir su. Bu, simgesel olarak doğru akıl ve fikirlerin bilgileridir. Çünkü düşünceden (fikir) kazanılmış akıl ilimleri başkalaşarak kirlenir. Çünkü onlar, düşünen akıl sahiplerinin mizacına bağlıdır. Akılcı, ancak duyulur maddeleri, (bunlardan soyutlayarak da) hayalde bulunan şeyleri inceler. Kanıtları da benzer şeylere dayanır. Böylelikle akıl sahiplerinin tek bir şey hakkındaki yargıları farklılaştığı gibi bir kişinin farklı zamanlarda tek bir şeydeki hükmü de değişir. Bu hüküm değişiminin nedeni ise, mizakların ve yaratılışta bulunan karışım ve unsurların (zaman içinde) değişmesidir. Böylelikle akılcıların tek bir şey hakkındaki yargıları birbirinden farklı olduğu gibi ayrıntıları eens esaslar hakkındaki yargıları da farklılaşmıştır.
İlahi-ledünni ilmin tek bir tadı vardır. Alınan tatlar değişse bile temizliği değişmez: Temizdir, bir kısmı ise, daha temizdir. Bu ilim, durudur ve ona kir karışmamıştır. Çünkü o, doğal mizaç hükmünden olduğu gibi (dogdugu) kaynakların etkisinden arınmıştır. Bu nedenle: peygamberler, veliler ve Allah’tan haber verenler, Allah hakkındaki bilgilerinde hemfikir olmuştur. Artmaz, eksilmez ve değişmez. Onlar birbirini doğrular. Nitekim yağarken göğün suyu da farklılaşmaz.
İtimadın ve kalbindeki temizliğin bu bilgi gibi olsun! Bu bilgi, yağmur suyuna benzeyen şeriat bilgisidir. Böyle davranmazsan, kendine karşı samimi davranmamış olursun. Ayrıca, zatında ve temizliğinde bu suyun kendisinden çıktığı yer gibi olursun. Bu suyun acısı ve tatlısını ayırt edebilirsen, bilmelisin ki sen duyuları sağlıklı birisin. Bu husus, herhangi birinin dikkat çektiğini görmediğim bir konudur. Çünkü tatlı bir şeyi yediğinde ondaki tatlılığı duyumsayan kişi, aynı şekilde acı-sıbır otu yediğinde de bunu duyumsarsa, sağlıklı bir duyuya sahip değildir. Akıl kanıtı da buna imkân vermez. Böylece dikkatini çekmiş olduk, Sen de meselenin farkına var! İncele!
İtikat ve Temizlik
Ey dost! Şeriat ilimlerini olduğu gibi riyazetler, halvetler, mücahedeler, lüzumsuz ihtiyaç ve gereksiz düşüncelerden uzaklaşmakla Allah’tan bilgi alan velilerin ve akıllıların ilimlerini elde etmeye çalış! Bu suları ayırt edemezsen, kötü mizaç sahibi olduğunu bilmelisin. Karışımlardan (ahlat-ı erbaa) biri sana hâkim olmuştur. Senin sorununu giderecek bir çözümümüz yok. Fakat Allah sana merhamet ederse (o başka!).
Bu bilgilerin suyundan gösterdiğim şeyi temizliğinde kullanırsan -ki kastettiğimiz meşru ilimdir-, suyla organlarını temizlediğin ve pakladığın gibi o ilim vasıtasıyla niteliklerini ve ruhaniliğini temizlemiş olursun. İlk temizliğin, gece uykusundan kalkıp (su içeceğin) kaba daldırmadan önce, ellerini yıkamandır. Bu konuda herhangi bir görüş ayrılığı yoktur. Gündüz uykusundan sonra elleri yıkamanın gerekliliğinde ise görüş ayrılığı vardır. El, güç ve yönetme organıdır. Bu iki elin temizlenmesi ise, sol elin “güç yoktur [la-havle]”, sağ elin ise “kuvvet yoktur, yüce Allah’tan başkasına ait [ve-la kuvvete illa billahi’l-azim)” ifadesinin bilgisiyle gerçekleşir.
İki el, faynı zamanda) cimrilik ve eli sıkılığını bir gereği olarak tutma ve engelleme yeridir. Bu nedenle, cömertlik, ihsan ve bağış yaparak açma ve infak eylemiyle onları temizlemelisin. Gece uykusu, kendi gayb âlemini bilmekten gaflet halidir. Gündüz uykusu ise, şehadet âlemini bilmekten gaflet halindir. İşte bu, (Hakka) izafe edilmiş en güzel isimlerden gayb ve şehadet âlemiyle özdeşleşmenin ve ahlâklanmanın ta kendisidir.
Bundan sonra suyla (istinca) ve taşla temizlenme (isticmar) gelir. Bunların ikisini bir arada yapmak, tek yapmaktan daha iyidir. Bunlar iki “ayrı temizliktir; nur içinde nur. Sünnette ve Kuran’da bu temizlikler teşvik edilmiştir. İstinca, kendilerinde bulunan dışkı (eza, acı) nedeniyle suyla cinsel organları temizlemektir. Dolayısıyla iki cinsel organ dışkılarının çıktığı yer olduğu gibi aynı zamanda örtülecek ve gizlenecek iki yerdir. İnsanın içindeki acı (dışkıya benzetilerek eza) ise, gönle ilişmiş çirkin düşünceler, saptırıcı kuşkulardır. Sahih bir hadiste şöyle bildirilir: “Şeytan insanın kalbine gelir ve ona der ki: Şunu kim yarattı? Bunu kim yarattı? En sonunda sorar: Peki Allah’ı kim yarattı” Kalbin böyle bir acıdan temizlenmesi, Hz. Peygamber’in in söylediği gibi, Allah’a sığınma ve soruya son vermekten ibarettir.
Bu ikisi, (ön-arka cinsel uzuvlar), avrettir. Başka bir ifadeyle bunlar, insanın kendisine vesvese vermesine yol açan şeylere meyillidir. İnsan, asıl ve ayrıntı konularında dindarlığına zarar veren şeylerle kendisine vesvese verir. Arka, asıl dışkı (eza) yeridir. Zaten bunun için var oludu. Kadın ve erkekteki diğer iki cinsel uzuv ise (kadın ve erkeğin ön uzuvları) ise bu aslın feridir. Onların iyiliğe dönük bir yönü olduğu gibi kötülüğe dönük bir yönü de vardır. İyilik ve kötülük, evlilik ilişkisi ve zinadır.
Bakınız! Az bir suya pislik bulaştığında onu etkiler ve artık o su kullanılmaz. Su da, pisliğin üzerine döküldüğünde onun hükmünü ortadan kaldırır. Tıpkı bunun gibi kuşkular, zayıf imanlı ve düşünceli kalplere geldiğinde, onlara etki eder. Pislik, bir deryaya düştüğünde onda silinip gittiği gibi bilgiyle ve Ruhu’l-kuds ile desteklenmiş güçlü kalplere kuşkular düştüğünde de böyledir. İnsan ve cin şeytanları, ilâhi ilimden nasiplenmiş birine bu kuşkuları getirdiklerinde söz konusu kişi, kuşkuların dış varlığını değiştirir. Bu insan, Allah’ın kendisine ihsan ettiği ilahi rahmetin inayetinden elde ettiği ledünni bilgi iksiriyle, kuşku kurşunlarını altına, değersiz şeyleri gümüşe nasıl çevirebileceğini -bilir. Bunun yanı sıra, söz konusu şeylerin hangi yönden doğru olduğunu ve fonlardan etkilenmek bir yana) onlara tesir yapar. İşte, ruhsal istincanın sırrı budur.
Abdest alan kişi, istinca etmeyip taşla temizlik yaparsa (isticmar), bunun, mukallidin temizliği olduğunu bilmelisin. Çünkü cemre [taslar), çoğuldur [cemaa] ve “Allah’ın eli cemaatin (topluluk) üzerindedir. “Sürüden ayrılmış kuzuyu kurt kapar.” Hadiste geçen kasibe, sürüden uzaklaşmış ve ayrılmış hayvandır. Sürüden ayrılmak, icmaya muhalefet etmek demektir. İsticmar ise, en azı üçten yukarı doğru devam eden tek sayılarla taşları toplamak demektir. Tek olmasının nedeni Allah’ın tek olmasıdır. Öyleyse sürekli olarak müşâhede ettiğin tek olmalıdır. Tek [vitr], intikam talebi demektir. Burada söz konusu olan ise, şeytanın insanın imanına attığı kuşkulardır. Böylece organa series bu pisliği uzaklaştırmak için taş toplarsın.
Mukallit içinde bir kuşku bulduğunda İcemaate, başka bir ifadeyle Ehi-i sünnete (ehl-i sünnet ve’l-cemaat) kaçar. Çünkü Allah’ın eli, rivayette bildirildiği gibi, “cemaat” ile beraberdir. Allah’ın eli, onun desteklemesi ve gücü demektir. Allah’ın peygamberi (sav.), cemaatten ayrılmasını yasaklamıştır. Bu nedenle icma [imamların görüş birliği), meşru hükmün delili olmada Kitap veya kesin bilgi ifade eden mütevatir hadis gibi nassın yerini almıştır. Bu temizliği taşla yapmak budur.
Çirkin zikrin ortadan kaybolması için güzel zikirle ağzına su ver [mazmaza]! Çirkin zikir, kovuculuk, dedikodu, kötü sözü açığa vurmak demektir. Ağzına su vermen tilavet, Allah’ı zikretmek, araları düzeltmek, iyiliği emretmek ve kötülükten sakındırmak olmalıdır. Allah şöyle buyurur: “Allah kötü sözün açıktan olmasını sevmez.” Başka bir âyette ise şöyle buyurur: “Kovuculuk yapan.” Başka bir âyette ise şöyle buyurur: “Onların sözlerinin büyük kısmında hayır yoktur. Bir sadaka veya iyilik emreden veya insanların arasını düzelten kimse müstesna.” Bu gibi örnekler sayılabilir.
İşte ağzının temizliği budur. Sana kapiyi açtım. Sen de abdestinde, gusliinde ve teyemmiimtinde böyle devam et. Bunu senden Hak istemektedir. Biz bu temizlik hakkında et-Tenezzülâtu’l-müsuliyye isimli kitabımızda nesir ve şiir tarzında geniş açıklama yapmıştık, oraya bakınız! Böylece seni yola yönlendirmiş olduk.
Bu temizliği sorumlu bütün organlarında eksiksiz olarak uygula! Çünkü sorumlu her uzuv, bütün ibadetlerle sorumludur. Bu ibadetler temizlik, namaz, zekât, oruç, hac, cihat vb. dince belirlenmiş amellerdir. Sen de sorumlu her uzvu kendi hakikatinin gerektirdiği tarzda bu ibadetlere yönlendirirsin. “Allah verdiğinden başkasıyla himseyi sorumlu tutaz. Allah her şeye yaratılışını vermiş, sonra yolu göstermiştir. Başka bir ifadeyle verdiği şeyi nasıl kullanacağını açıklamıştır.
İnsanın sorumlu organları, sekiz tanedir. Bunların sayısı artmasa da bazı şahıslarda azalabilir. Bunlar göz, kulak, dil, el, mide, cinsel organ, ayak ve kalptir. İnsanda bunlara ilave bir şey yoktur. Fakat insan türünün bazı fertlerinde bunlar eksilebilir. Örnek olarak kör, sağır, dilsiz ve özürlüleri verebiliriz. Böyle bir durumda, hangi organs sahipsen te teklif ona yönelir.
Bu organların her biriyle ilgili bütün teklifler, Şari’nin hitabindan öğrenilir. Organlar, bedeni yönetmekle sorumlu ve (şeriatın hitabıyla) muhatap olan nefsin araçları gibidir. Sen de, kendilerinde adaleti uygulamakla sorumlusun. Hz. Peygamber, “ayakkabının bir bağcığı koptuğunda, iki ayağı arasında adaleti gerçekleştirmek için diğerini de çıkarır ve tek nalınla yürümezdi.” Biz bu konuları ve onlara ait nurları, ikramları, menzilleri, sırları, tecellileri eksiksiz bir şekilde Mevâkiu’n-nücüm adlı kitabımızda açıkladık. Bildiğimize göre, bizden önce böyle bir kitap yazan yoktur. Ben onu h. 595 senesi Ramazan ayında, el-Meriyye (Almeria) şehrinde onbir günde yazdım. Kitap hocaya gerek bırakmaz, hatta hoca o kitaba muhtaçtır. Çünkü iki hoca içinde biri üstün, diğeri daha üstündür. Kitap ise, hocanın bulunabileceği en üst makamdadır. O makamın ardında kendisiyle Allah’a ibadet ettiğimiz bu şeriatta bir makam yoktur. Bu kitap kimde bulunursa, Allah’ın başarıya erdirmesiy-le, ona itimat etsin. Çünkü bu kitabın faydası büyüktür. Kitabın değerini belirtmemin yegâne nedeni, şudur: İki kez rüyamda Hakkı bana şöyle derken gördüm: ‘Kullarima nasihat et!’ Bu kitap, sana yapacağım en büyük tavsiyelerden biridir. Başarıya erdiren Allah’tır. Hidayet O’nun eline bağlıdır. Biz herhangi bir güce sahip değiliz.
Yalancı Iblis bir keresinde doğru söylemiş! İblis, peygamberle karşılaşıp, Hz. Peygamber de ona şöyle sormuş: ‘Ne haber?’ İblis cevap vermiş: “Ey Allah’ın Peygamberi! Bilmen gerekir ki Allah seni hidayet için yarattı. Buna rağmen hidayette bir katkın yoktur. Allah beni sapırmak için yarattı. Saptırmada da benim bir etkim yoktur.” Bu konuda Hz. Peyg伯 İblis’in sözüne bir şey eklemeyip ayrılıp gitmiş. Ardından melekler İblis ile Hz. peygamber (sav.) arasına perde olmuştur.
VASIL
Yararlanabileceğin kimi hususlara dikkatini çektikten sonra, bilmelisin ki, Allah insanın bütününe hitap etmiş, onun zâhirini bâtınından ayırmadığı gibi bâtınını da zâhirinden ayırmamıştır. Belli bir azınlığın dışında, insanların büyük kısmının amacı, şeriatın zâhirleriyle ilgili hükümlerini bilmeye yönelmiş, dinin bâtınlarıyla ilgili-belirlediği hükmeleri bilmekten habersiz kalmışlardır. Bu azınlık, ‘Allah yolunun ehli’dir. Çünkü onlar, zâhir ve bâtın düzeyinde bu meseleyi araştırmıştır. Zâhirlerinde kabul ettikleri her dini hükmün bâtınlarına da bir uzantısının olduğunu görmüş, şeriatın bütün hükümlerini böyle ele almış, zâhir ve bâtında Allah’ın sorumlu tuttuğu şeylerle ibadet etmiş, ia hüsrana uğradığı yerde onlar kurtuluşa ermiştir.
Ardından, bu konularda sapan ve saptıran üçüncü bir grup ortaya çıkmıştır. Bu grup, şeriat hükümleri alıp bâtınlarında onları kullanmış, şeriat hükümlerinin hiç birini zâhiri anlamıyla bırakmamışlardır. Bu grup ‘batiniler’ diy. isimlendirilir. Onlar bu konuda farklı eğilimlere sahiptir. Ebu Hamid el-Gazali, el-Mustazhiri (Fedaihu’l-Bâtıniyye) isimli kitabında onlara karşı çıkmış, batinilerin hatalarını bu eserinde açıklamıştır. Kuşkusuz mutluluk, zâhir ehliyle beraberdir. Onlar, bâtın ehlinin bulunduğu tarafın karşısındadır. Tam anlamıyla mutluluk ise, zâhir ve bâtını birleştiren gruba aittir. Onlar Allah’ı ve Allah’ın hükümlerini bilen kimselerdir.
Allah ömür verirse, büyük bir kitap yazma niyetim vardı. Onda zâhir bağlamlarında yer aldıkları haliyle şeriatın bütün meselelerini ortaya koymayı istiyordum. Zâhirdeki konuları tamamladıktan sonra, söz konusu meselelerin insanın bâtınındaki hükümlerini ortaya koyacaktım (ya da koyacağım). Böylece şeriatın hükmünün zâhire ve bâtına yayıldığını [ortaya koyacağım). Çünkü Allah yolunun ehlinin amaç ve maksatları bu olsa bile (zâhir ve bâtını birleştirmek), her biri Allah’ın anlayıg verdiği kimselerden değildir. Dolayısıyla herkes, zâhir ve bâtın hakkındaki bu hükmün ölçütünü kendi içinden öğrenemez.
Bu kitapta ise, ibadetlerin içinden genel konuları ele almaya yönelmişiz. Bu ise, temizlik, namaz, zekât, oruç, hac ve “Allah’tan başka ilâh yoktur, Muhammed Allah’ın peygamberidir” ifadesini telaffuz etmektir (kelime-i şehadet). Bilhassa bu beş ibadeti ele almaya özen gösterdim. Çünkü bunlar, müslümanlığın üzerinde kurulduğu İslâm’ın dayanaklarıdır. Bunlar, bir ev için duvarlar gibidir. İman ise, evin kendisi ve toplamıdır. Evden içeri girilen yer “kapı’dır. Bu kapının iki kanadı vardır: Bunlar, iki tanıklığı telaffuz etmektir. Evin dayanakları ise, dörttür: Namaz, zekât, oruç ve hac.
Allah’ın inayetini, kendisine yerleşip bizi cehennemin solugunun soğukluğu ve sıcaklığından korusun diye, bu evin ayakta tutulmasına ayrıldık. Hz. Peygamber şöyle buyurur: “Ateş, Rabbine şikayette bulunur ve şöyle der: Ya Rab! Bir parçam diğerini yiyor” Allah Cehenneme iki nefeslik izin verir. Birincisi kışta, diğeri ise yazdadır.” (Yaz aylarındaki) Bütün sıcaklık ve hararetler kadar her türlü (kıştaki) soğuk ve zemherir de Cehennemin nefesinden meydana gelir. İnsanlar da, kendilerini güneşin sıcaklığından ve havanın soğukluğundan korusun diye evler edinmiştir.
Akıllı insan, kıyamet günü kendisini…

