Gizli Niza ve Çekişme
Gizli niza ve çekişmenin bir türü de belalara sabırdır. Başka bir ifadeyle, insan belayı kaldırsın diye Allah’a havale etmek yerine sabrettiğinde gizli niza içindedir. Hâlbuki Eyyub Peygamber belayı kendisine havale ettiği halde Allah onun sabrını övmüş, şikâyet etmesine rağmen şöyle demiştir: “Onu sabırlı bulduk, ne güzel kuldur Eyyub?” Allah Hz. Eyyub’un maruz kaldığı her işte çokça O’na döndüğünü zikretmiştir. Her kim kendine gelen belaya karşı nefsini Allah’a şikâyetten alıkoyup belayı kaldırmasını istemez ve sabrederse, böyle bir sabır hiç kuşkusuz ilahi kahra direnmek demektir. Allah böyle bir kulu ezer.
Sabır tasavvuf yolunda övülen bir nitelik olsa bile, sıkıntıyı Allah’a şikâyet etmek, sabırdan daha üstün ve daha yetkin bir davranıştır. Bu nedenle şöyle dedik: “Dua tartışmaya izin vermez ve onu gerektirmez. Aksine kullukta tartışmanın terki daha doğru ve daha ulvidir.”
Rıza ve Teslimiyet
Rıza ve teslimiyete gelirsek, her ikisi de gizli tartışma anlamı taşır. Bunu ancak Allah ehli fark edebilir. Rızanın konusu kaderin hükmüyse, dini bir teraziye ihtiyaç duyulur. Rızanın konusu kaza ise kahrı gerektirebilir. Bu durumda rıza sahibi o esnada kendinde bu hali bulursa, gizli bir niza ve çekişme içinde olduğunu anlar ve onu ortadan kaldırmak üzere halini inceler. Kazanın kahır talep etmediğini görürse, yaratılışında bulunan saf rıza halinde bulunduğunu öğrenir.
Rıza radayerudu kelimesinden türetilmiştir ve riyazet aynı kökten türetilmiştir. Aynı anlamda radet ed-dabbetu denilir. Anlamı zelil kılmak demektir. Bu vasıfla ancak inatçı kişi nitelenir ve inatçılık kavga demektir. Küçük tay riyazet yoluyla eğitilir. Bunun nedeni onun serkeşliği ve yaratılış gayesini bilmeyişidir. At amade olmak ve hizmet etmek üzere binilmek ve yük taşımak için yaratılmıştır. At ise yaratılış gayesini bilmediği için bu gayeye direnir ve ilahi hükmün yardımcılarına boyun eğmek üzere eğitilir. Aynı şey nefislerin riyazetinde geçerlidir. Nefislerde inatçılık özelliği bulunmasaydı, sahipleri onları riyazet yoluyla eğitmezlerdi. O halde nefisler asıl bakımından riyazet özelliğinde, yani zelil olarak yaratılmışlardır. Bu nedenle onlara “râzı olan” değil, “razı olunan” adının verilmesi uygundur. İnsan nefisleri ilahi surette yaratılmış oldukları için aynı hakikatte olmayan bütün âleme karşı üstün olmak ister, âlemdeki hakikatlerin dayandığı ilahi hakikatlerden perdelenirler.
Vehb (Verme) Merkebesi
Vehb nimetlendirmek amacıyla ihsan etmek ve vermek demektir. Verenin aklına teşekkür veya başka bir karşılık gelmez. Teşekkür talebinin bitiştiği verme vehb değil, karşılığında kazanç veya zararın arandığı ticaret sayılır. İlahi vergiler (vehb) türlere ayrılır. Bu mertebenin sahibi Abdulvehhab diye isimlendirilir. Vehbi vergide kişi ücret talep etmediği gibi şükür de talep etmez. Bu vermenin tek nedeni, kendinden dolayı hareket ettiği kişiye menfaat sağlamak veya ondan zararı uzaklaştırmak üzere nimet vermektir.
Rızıklar Merkebesi
Rızıklar iki kısım; maddi ve akli rızık. Akılla da nakil de bunu söyler. Bir kısmı verilen iyiliği kabul eder. O rızık gerçekte makbul. Allah münezzeh, O’nun bilgileri sınırsız. O bilgilerde hidayet ve dalalet var. Şaşılacak bir işi içeren cinsel ilişki gibi, diller birleşir, öpüşme olur.
Allah Meryem kıssasında şöyle der: “Zekeriya mihraba her girdiğinde, orada rızık buldu, ‘Meryem bu sana nereden geldi?’ Meryem, ‘o Allah katındandır, Allah dilediğini hesapsız olarak rızıklandırır’ demiştir. Kim Allah’tan sakınırsa, Allah onun adına çıkış yaratır ve onu bilmediği yönden rızıklandırır. Bu mertebenin sahibi, Abdurrezzak diye isimlendirilir. Allah şöyle der: “Cinleri ve insanları bana ibadet etsinler diye yarattım. Onlardan rızık istemiyorum. Beni doyurmalarını istemiyorum.”
Bu mertebeye yerleşen ve onunla tahakkuk eden insan, Abdulvehhab diye isimlendirilendir. el-Vehhab ismi onu var etmiştir, başka bir isim değil! Misal olarak Hz. İsa’nın Hz. Meryem’e verilişi hakkında “Sana temiz bir çocuk vermek üzere” denilir. el-Vehhab’ın meydana getirdiği suretler, son derece azdır. İlahi isimlerin sayısı kaça çıkarsa çıksın, mertebelerini bildiğinde bunu da anlarsın. Bu kadar işaret bu mertebenin bilgisi hakkında yeterlidir.
“Allah doğruyu söyler ve doğru yola ulaştırır. O en doğru yola ulaştırandır.”
Rızıklar merkebesi, Allah’ın rızık verme, metanet ve kuvvet sahibi olmasından bahseder. Rızık, rızıklananın varlığının kendisiyle ayakta kaldığı her şeydir. Bu yönüyle rızık varlığın besini ve gıdasıdır. Allah “Rizkiniz göktedir” buyururken yeryüzü hakkında “Orada besinleri takdir etmiştir” der. Onlar rızıklardır. Onların takdiri, iki açıdan olabilir. Birincisi nicelikleri, ikincisi vakitleridir. Yeryüzündeki rızık cisimlerin kendisiyle var olduğu şeyler iken gökteki rızık, ruhların kendisiyle var olduğu besinlerdir. Bunların hepsi rızıktır. Yaratılmış her şey muhtaç olarak kalırken Hak müstağnilik özelliğiyle ayrışır.
“Allah rızık verendir; metanet ve kuvvet sahibidir.”

