Tasavvuf Klasikleri · Temmuz 1, 2026

Tenzih ve Varlık: İbnü’l Arabi’nin Derin Bakışı

Ham Allah’a delil olan âyetlerin büyük kısmı, bu toplum için geçerlidir. Bazen tenzih, noksansız ve en üstün olan Allah’a gerçek anlamda ilişir. Bu durum, meshetmede farz olan miktardır. Tenzihin kula izafesi …

Ham

Allah’a delil olan âyetlerin büyük kısmı, bu toplum için geçerlidir. Bazen tenzih, noksansız ve en üstün olan Allah’a gerçek anlamda ilişir. Bu durum, meshetmede farz olan miktardır. Tenzihin kula izafesi ise, kendi ameliinin kendisine dönmesi bakımından müstehaptır. Bu ise, farz olanın mestleri mesh etmek olduğunu; altını mesh etmeyi ise, müstehap kabul edenlerin görüşüdür.

Tenzih, zuhur eden ve batın kalan olması bakımından Hakka ilişebilir. Bu ise, müşâhede ve tecellilerin baskın gelmesi nedeniyle, varlıkta Allah’tan başkasını görmeyen kimsenin tenzihidir. Böyle bir insan Hakkı zâhir ve bâtın iken görür ve dolayısıyla onun tenzihi ancak Allah hakkında gerçekleşir. Tenzih gerçek (vücudî) değil, var olmayan bir nispettir. Bu ise, mestlerin içinin ve dışının meshini farz sayanların görüşüdür.

Tenzih, bazen zatındaki yetkinlik nedeniyle Allah’a ilisebilir. Bu makamda tenzih eden insan, özünden kaynaklanan eksiklik nedeniyle, yaratıkları tenzih etmeyi müstehap saymaz. Yaratılmışı tenzih ederse yalan söylemiş olur. Görür ki mümkün varlık, herhangi bir yönden sahip olduğu bir yetkinlik sıfatı nedeniyle münezzeh olsaydı, o sıfat bakımından Allah’tan müstağni kalmış ve ona karşı koymuş olurdu. Yaratıkların ise, Allah’tan müstağni kalmalarını sağlayacak bir nitelikte bulunması imkânsızdır. Onlar, bütün bakımlardan, Allah’a muhtaçtır. “Allah ise, zengin ve övülendir.”

Tenzihin bu makamda olan insan, mestin altına mesh etmeyi müstehap görmeyi reddederek “Allah’tan başka münezzeh yoktur, O, celal nitelikleriyle kullarına gürünendir” der. Bu ise, daha önce söylediğimiz gibi, mest üstüne meshi kabul edip mestin altına meshin müstehap o olmadığını düşünen kirhselerin görüşüdür.

Bazen tenzih, daha doğrusu tenzihin farz olması, el-Batin isminden kaynaklanır. Bu makamda Hakkı tenzih eden insan şöyle der: “Bann, bâtın olmak nedeniyle taşıdığı celal özelliklerine göre bilinmeyi uzaklaştıran bir yerdir. Öyleyse zorunlu olan, perde ardından Hakkı el-Bâtın isminde tenzih etmektir. Söz konusu perde, Allah’ın idrak edilmeyen bâtın olduğu hükmünü veren şeydir. Allah ise, herhangi bir perdenin kendisini kuşatamayacağı kadar münezzeh ve aşkındır. Bu nedenle el-Bâtın ismi yönünden tenzih vacip oldu. Bu ise, mestin altını meshi farz; üstünü meshi ise, müstehap gören -Eşheb gibi- kimselerin görüşüdür.

(Tenzihin kaynağı) Hakkın ez-Zâhir (zuhur eden) ismi olabilir. ez-Zâhir, Hakkın kullarına suretlerde tecelli etmesidir. Kul ise Hakkı suretin sınırlamasından tenzih eder. Fakat onu bilgiden çıkarmayan tenzih, Hakkın o suretin aynı olduğudur. Çünkü Allah, herhangi bir akıldan olduğu gibi kendisini bilen başka herkesten daha çok kendisini bilir. “Bununla birlikte Allah, söz konusu suretlerde kullarına tecelli edeceğini bildirmiştir. Nitekim İmam Müslim es-Sahih’inde bunu zikreder.

Bu makamdaki insanın tenzihi, Allah’ın bir suret ile sınırlanmadığını, başka bir ifadeyle herhangi bir suretin O’nu sınırlamadığını ifade etmektir. Allah, kullarına göründüğü her surette tecelli eder. Hakk kendiliğinde böyle iken, bizim (bedensel ve ruhsal yapımızı) diizenleyip denge kazandırdıktan sonra, yaratılışımız hakkında “dilediği herhangi bir surette seni oluşturur?” demiştir. O da, dilediği herhangi bir surette kullarına tecelli eder. Burada, sayesinde kendisini öğrenmen için dikkatini çektiği ilâhi bir sır vardır. Bu görüşün sahibi, kendisine yerleşmekle o suretteki tecellisinin sürekliliğini istediği için, zuhur edişinde Hakkı tenzih eder. İşte bu, [mesh edilen) mahalli belirlemede batinin hükmüdür.

BAB

Neye Mesh Yapılır: Kişinin Giydiği Mest, Çorap vb.

Mestlere mesh etmeyi kabul eden bilginler, tereddütsüz bir şekilde onların üstüne mesh edilebileceğinde görüş birliğindeyken, çoraplara mesh etmede görüş ayrılığına düşmüştür. Bazı âlimler, genel anlamda bunu reddetmiş, bir kısmı genel olarak kabul etmiş, bir kısmı ise özel bir nitelikte olmasını caiz görmüştür. Bu nitelik ise, ya giyilen şeyin suyu ayağa ulaştıracak şekilde belirli bir yoğunluk ve sertlikte olmasıdır ya da yürümeye imkân verecek şekilde bir deriyle kaplanmış olmasıdır.

VASIL

Meselenin Bâtıni Hükmü

Bu konunun bâtındaki hükmü gelirsek, daha önce mestle ilgili hükmü zikredilmiş, geride çorabın hükmü kalmıştı. Kabul edilmiş görüş, çorabın perde olma niteliğinde mestle bir olmasıdır. Kul, Yaratanı önünde perdedir. Bu nedenle “nefsini bilen Rabbini bilir” hadisi gelmiştir. Çünkü insan Rabbine delildir. Özel bir şekilde irtibatlı olsalar bile delil ve delilli, birbirlerine zıttır ve bir araya gelmezler.

Daha önce demiştik ki mest, Allah için kullanılanı ayak kelimesindeki eş adlılığı ortadan kaldırmak için iyi bir kanıttır. Aynı şey, koşmak için geçerlidir ki daha önce bunu belirtmiştik. Çorap, ayağı örtse bile, gedikleri nedeniyle mest kadar güçlü değildir. Çünkü su ona yayılır ve hızlı bir şekilde onun gediklerinden içeri girer. Mest ise böyle değildir.

Bunun bâtıni hükmü şudur: Allah’ın kullarından herhangi biri, Allah’a başkalarından daha güçlü delil olabilir. Zayıf olan ise, çorap gibidir. Nitekim bir hadiste Allah’ın velileri nitelenirken böyle denilmiştir. Peygambere ulaşan isnat zinciriyle, hadisi duyan birden fazla kişi bana Hz. Peygamber’e şöyle söylenildiğini bildirdi: “Ey Allah’ın peygamberi! Allah’ın velileri kimdir?” Hz. Peygamber şöyle yanıt verdi: “Görüldüklerinde Allah hatırlanan kimseler.” Bunu Hafiz Ebu Nuaym, ‘Hilyetü’l-evliyâ’ isimli kitabında zikretmiştir. Çünkü, daha önce dediğimiz gibi, söz konusu insanlarda Allah’a delil olmanın gücü görülür. Onlar, Al-Jah: zikretmeye tutkundur. Her nefes horluk, itaat ve yoksunluk içinde olmaları da bunu gösterir. İnsanlar onları tenzih etmek isteyince, onları tenzih ancak Allah’ı tenzihle mümkün olabilmiştir. Çünkü onlar, Allah karşısında doğru hallerini göreikicrk iç için velileri ancak Allah’ı ile beraber zikreder.

Mest deriyle kaplanmışsa, böyle bir mest, insanlar Allah katında veliliğinin mertebesini öğrenmesinler diye kendisini ve Allah karşısındaki halini süfli âlemden örten Melamiye işaret eder. Nitekim çorap da topragin kendisine ulaşıp acı vermesinden, toprakla arasına giren deri vasıtasıyla korunur. Bu, (batında) Melaminin perdeli-aşağı âlemden olan mübahlarla gizlenmesini sağlayan niteliktir. Bu sayede insanların melamide algıladıkları şey, sıradan müminlerden farklılaşmadığı bu nitelik olur. O ise, bu niteliğin ardından, Allah karşısında velilik makamındadir. Böylece “çorabın” üst tarafı (bâtıni yorumda), kendisiyle Rabbi arasında herhangi bir engel olmaksızın, üst taraftan Allah karşısında kalır.

Sana dinen “yorumlama (itibar)’ kapısını açtım. Bu, duyuda hükmü ortaya çıkan suretten kendi zatında veya Hakkın mertebesinde O’na kâmit olan şeylerde ilgili olduğu şeye “geçmen” demektir. İşte yorumun (itibar) anlamı budur. Çünkü kelime, vadiyi geçtiğini ve aştığını anlatan ‘aberte el-vadiye’ ifadesinden türetilmiştir.

BÂB

Üzerine Mesh Yapılan Şeyin Özelliği

Ayakları meshi caiz görenlerin hepsi, sağlam mest üstüne meshin caizliğinde görüş birliğine varmış, yırtık meste meshte ise görüş ayrılığına düşmüşlerdir. Bazı âlimlere göre, bir sınır olmaksızın yırtık az ise mesh caizdir. Bazı âlimler ise, yırtılmayı üç parmakla sınırlamıştır. Bir kısmı ise, yırtığı çok olsa bile, adına mest dendiği sürece üzerine meshin caiz olduğunu söylemiştir. Bana göre en doğru görüş budur. Bir kısmı ise, az olsa bile, yırtık mestin önünde bulunduğunda meshin yapılamayacağını söylemiştir.

Benim görüşüm şudur: Bu meselenin bir dayanağı olmadığı gibi Kitap ve Sünnette bu konuda herhangi bir nas da yoktur. Öyleyse bu konuyu bir yana bırakmak ve ilgilenmemek en uygunudur. Bu konuda şeriat âlimleri arasında bahse değer görmediğimiz görüş ayrılıkları gerçekleşmiştir. Bizce doğru görüş, şunu söylemektir: Mest diye isimlendirildiği sürece mest üstüne mesh caizdir.

BAB

Bu Konuda Batinin Hükmü

Bu konudaki bâtıni hükmü şöyle ifade edebiliriz: Mest [huf], gizlemek anlamındaki ‘hafa’ kelimesinden türetilmiştir. Çünkü mest, genel olarak ayağı örter. Yırtılıp ayağın bir kısmı göründüğünde ise ayağın gözüken kısmıyla birlikte mest de mesh edilir. Bu durum, mest adını koruduğu süre böyledir ki bu şart zorunludur. Bunda, doğru düşünen kimse için şaşırtıcı bir sır vardır: Gizli olan, aynı zamanda görünendir. Şair Imrii’l-Kays (mestle aynı kökten hafa’yı kullanırken) şöyle der: “Hafahünne min-efkdhiinne.” En bariz ve en temiz olanı demektir.

Bize göre, mestteki yırtık nedeniyle ayağın gözüken kısmı mesh edilir. Çünkü Allah’ın kitabında bize ayakları meshetmek emredildi. Bu nedenle ayağın görünen kısmını da meshederiz.

Meselenin bâtiği ise şöyle ifade edilebilir: Şeriatın zâhiri, her şeyi Allah’a nispet etmemiz itibarıyla, tevhit hükmünün hakikati üzerindeki bir örtüdür. Öyleyse şeriatta temizliğin konusu, tevhidi ona eşlik ettirmektir. Bunu ise, şeriatı yaratılmışın (kendi aklıyla ortaya koyduğu hikmet yasaları gibi) bir hüküm değil, Allah’ın yaratıklarındaki hükmü olarak görmekle gerçekleşir.

Şeriat, bazı kimselerin düşündüğü gibi aklın değil, Allah’ın hükmüdür. Dolayısıyla şeriatın temizliği, onun bir ve gerçek Allah’tan geldiğini görmektir. Bu nedenle [söz gelisi] müçtehidin hükmünü eleştirme hakkımız yoktur. Çünkü şeriat -ki Allah’ın hükmüdür- müçtehidin hükmünü de geçerli saymıştır. Öyleyse içtihadi hükümler de, bizzat kendisinin onaylaması nedeniyle, Allah’ın hükmüdür. Bu husus, konuyu bildikleri halde dikkat çektiğimiz konuyu akıllarında tutmadıkları için bütün mezhep mensuplarının içine düştüğü mahzurlu bir konudur. Fakat onlar, [bilseler de] dikkat çektiğimiz şeyi akıllarına getirmemiştir.

Böylelikle Allah’ın kimi saygılı kulları içtihat yapma ayrıcalığı elde ettiğinde, söz konusu mezhepçiler Allah’a karşı saygısızlık yapmışlardır. Binaenaleyh bir müçtehidi suçlayan insan, hiç kuşkusuz, hüküm yaptığı şeyde Hakkı suçlamış demektir.

(Hakikat üzerinde örtü olan] Şeriat ‘yırtılıp’, herhangi bir şeriat hükmünü genel anlamda ortadan kaldıran bir tevhit hükmü ortaya çıkığında, temizlenmesi gereken şey, şeriat hükmünün ortadan kalkmasında etkin olan tevhide geçer. Örnek olarak, fiilleri her bakımdan Allah’a nispet eden insanın durumunu verebiliriz. Böyle bir insan, kendi kendinde görünen itaat ve itaatsizliğe değer vermez. [Seriatin hükmünü kaldıran] Bu sonuç ortaya çıktığı için, böyle bir tevhit anlayışından uzak durmak gerekir. Çünkü böyle bir anlayış, şeriatın “yırtılması” ve Allah’ın hükmünün ortadan kalkması anlamına gelir. Nitekim mest adını yitirdiğinde artık mest üstüne mesh yapılamaz. Yırtılma mest ismini ortadan kaldırmamışsa, mest üstüne mesh yapmakla birlikte ayağın görünen kısmını da meshetmek gerekir. Daha önce bunu belirtmiştik. Bu durum, söz konusu meseledeki bu belirli tevhitle ilgili dince kabul edilebilecek yorumdur. Bu yorum şöyle demeyi gerektirir: “Sizi ve amellerinizi yaratan Allah’tır? Öyleyse ameller bize nispet edildiği halde Allah’ın yarattığı şeylerdir. Fiiller, her bakımdan Allah’a nispet edilemez. Dolayısıyla bu, meshe etki etmez ve bu konuda hüküm belirttiğimiz gibidir.

Yol arkadaşlarımız bu konuda, mest üstüne mesh yapmayı kabul eden bilginlerin düştüğü görüş ayrılıkları gibi, pek çok görüş ayrılığına düştü. Mesti üç parmakla sınırlayanlara gelince, (bunun bâtıni yorumu) tevhidin üç menzilde ortaya çıkmasını dikkate almaktır. Üç menzil, insanın mana, duyu ve hayaliride şeriatın hükmüdür. Tevhit bu üçüne de yayılırsa, böyle bir tevhidi kabul etmek caiz değildir. Bu durumda meshedilmesi ya da yıkanması gereken şey [seriata tekabül eden mestler değil), (tevhide işaret eden) “ayak olur.” Nitekim insanın tenzihinin kususu da, şeriatın hükmünü ondan düşüren böyle bir tevhit anlayışından kendini uzak tutmaktır. Bu durumda şeriat, (büsbütün yırtılmakla) mest adını yitiren şey mesabesindedir.

BAB

Mesh [Sues]

Bazı bilginler mestin geçerlilik süresini yol için üç gün ve üç gece; yerleşik için ise, bir gün ve bir gece olduğunu kabul etmişken bir kısmı süre belirlememiştir. Cünüplük gibi bir engel olmadığı sürece, dilediği süre kadar meste mesh edilir.

VASIL

Batındaki Hükmü

Mestin giyimi için belli bir süreyi kabul eden görüşün batıni hükmü şudur: Öğretmen-öğrenci bölümünde, mest üstüne mesh hakkında bunun öğretenden öğrenene geçen bir yolculuk olduğunu saptamıştık. “Allah’ın peygamberi insanlara şeriatı öğretirken, anlamaları için kelimeleri üç kez tekrarlardı” Çünkü peygamber açıklama ve bildirmekle memurdur. Yolcunun üç [gün ve gece] mesh edebilmesinin anlamı budur.

(Bazı bilginlere göre) Yolcu olmayanın mesh müddeti; bir gün ve bir gece dir. Bunun bâtıni hikmetine gelirsek, söz konusu kişi, sadece o emri yerine getirebilir ve onu bilir. Bu nedenle de onu kendisine tekrarlamaz. Çünkü onu açıkça anlamıştır ve o şeyi bildiği hakkında kesin kanaate sahiptir. Başkasına öğretirken ise, onun anlayıp anlamadığından kesin olarak emin değildir. Bu nedenle, öğrettiği kişinin öğrendiğinden tam olarak emin olmak için emri üç kez tekrarlar.

Süre sınırlamayı benimsememek, (batıni anlamında) bilgi aktarımında öğrencilerin yaratılışını dikkate almak demektir: Bir kısmı ilk defada anlar, bir kısmı ise anlayıncaya kadar ayrıntılı olarak defalarca tekrarla anlayabilir. Dolayısıyla insan; başkasına öğretimde -ki (bilginin öğretmenden öğrenciye] yolculuğu demektir- bizzat bir sayı belirlemez ve kendi durumuna -ki o da ikamet halidir- dikkat etmez. Çünkü öğretmenin kendisine gözüken şeyin kuşkulu olduğunu ma’niim- kündür. Bu durumda, herhangi bir tahdit ve sınırlama olmaksızın, (kuşkuyu gidermek için) onu defalarca inceleyebilir.

‘Cünüplük mestin hükmünü’