Tasavvuf Klasikleri · Temmuz 1, 2026

Vahiy ve Akıl: İbn Arabi’nin Bilgi Yolculuğu

Yirmi Dokuzuncu Kısım Allah, insanlara istikbalde meydana gelecek şeyleri bildirir. Onlara yeniden diriliş, kabirden kalkma, toplanma, cennet ve cehennemin bilgisini getirir. Peygamber, Allah’a dair bilgilerde …

Yirmi Dokuzuncu Kısım

Allah, insanlara istikbalde meydana gelecek şeyleri bildirir. Onlara yeniden diriliş, kabirden kalkma, toplanma, cennet ve cehennemin bilgisini getirir.

Peygamber, Allah’a dair bilgilerde zayıf-düşünceli sıradan insanların seviyesine olduğu gibi üstün-akıllı ve doğru-düşünceli insanların seviyesine de inebildiğini görür. Herkese kendi aklına uygun bilgileri verir. Böylece, o adamın aklın yeteneğinin ardında ve ilâhi feyizden gelen bilgilere sahip olduğunu anlarlar. Bilirler ki Allah, diğer insanlara vermediği kendisi hakkındaki bilgileri ve onu algılama gücünü bu insana vermiştir. Bunun üzerine, o insanın faziletini, kendilerinden üstün olduğunu kabul edip ona inanır, kendisini doğrular ve ona uyarlar.

Peygamber de, onlar için Allah’a yaklaştıran davranışları belirler. Gerçekleşip gerçekleşmeyeceği hakkında yargıya varmadan olobilir iclerda Allah saygısı.

Ardından [peygamber olduğunu iddia eden insana] şöyle derler: ‘İddia ettiğin şeyin doğruluğu hakkında bir kanıtın var mıdır?’ Bunun üzerine o, bir takım kanıtlar getirmiş, insanlar da bu şahsın getirdiği kanıtları ve bu kanıtların delil olup olmadığını incelemişlerdir. Ve bakmışlar ki, [peygamber olduğunu iddia eden] bu şahıs, düşüncelerin ürettiği bilgilerden haberdar değildir ve [bunları bildiği hakkında da] ondan bir şey öğrenilmemiştir. Böylece ‘her göğe emrini vahyedenin’ bildirdiği hususlardan birinin de o şahsın ve getirdiği şeyin varlığı olduğunu anlarlar. Ona inanmak ve doğrulamak için kendisine koşarlar; Allah’ın yüce âleme bıraktığı ve düşünce gücüne ulaşamadığı bilgilere onu ulaştırdığını ve [akılla ulaşamadıkları] şeyleri ona bildirdiğini anlarlar.

Akıllılar derken günümüzde hikmetten söz edenleri kastetmiyorum. Akıllılar derken kastettiğim kimseler, peygamberlerin yolundan gidenlerdir. Bu yöntem, nefisle ilgilenmek, riyazetle nefsi eğitmek, yalnız kalmak, duruluğu halinde yüce göklere bildirilmiş yüce âlemden kalplerine gelecek bilgileri kabul etmek için hazırlanmaktır. Biz, akılcılar derken bunları kastetmekteyiz. Çünkü düşüncelerini öncekilerden ortaya çıkan lafızları anlamada harcayıp, onları söyleyenlerin lafızlardan crordiğı mercelcten bihaber olan vecueceli cedelci ve konuckan ineanla saptadığı hikmetli yönetimi ayırt etmiştir. [Peygamberin bildirdiği şeylerde], durumun daha mükemmel ve dolayısıyla peygamberin getirdiği yasanın kesinlikle Allah katından olduğunu anlamışlardır. Böylece, peygamberin bildirdiği bilinmezleri kabul etmiş, onlara inanmışlardır.

Kendi bilgisinde samimi olmayan ve arzusuna uymayanlardan başka kimse, [bunları kabul etmede] direnç göstermemiştir. Arzusuna uyan ise, hemcinslerine başkan olmak istemiş, nefsini ve onun değerini bilmemiş, [dolayısıyla] Rabbini de bilememiş kişidir.

Öyleyse âleminde bir yasa koymanın ilkesi ve sebebi, âlemin iyiliğini istemek ve aklın düşünme yeteneği bakımından kabul edemeyeceği Allah hakkında bilgileri öğretmektir. Başka bir ifadeyle akıl, salt düşünme vetisi bakımından bu biloivi öğrenemez. İndirilmis kitaplar bu biloiyi…

Zaman ve şartların değişmesiyle, ard arda peygamberler gelir. Her peygamber, arkadaşını doğrular. Bu bağlamda hükümler değişse bile peygamberler, dayandıkları ve dile getirdikleri ilkelerde kesinlikle görüş ayrılığına düşmemiştir. Böylelikle şeriatlar inmiş ve hükümler gelmiştir. İnen hüküm, zaman ve hale göreydi. Nitekim Allah Teala şöyle buyurur: ‘Herkes için bir yöntem ve şeriat belirledik.’ Böylelikle, herhangi bir konuda görüş ayrılığı olmaksızın, peygamberlerin ilkeleri bir olmuştur.

İnsanlar, Allah tarafından belirlenmiş ve peygamberlerce bildirilmiş bu vönetimle teorik düsüncenin gereğine göre filozofların [hükemal…

Onların büyüklerinden birini duymuştum [İbn Rüşd]. O, Allah’ın kendisini bilmeyle ilgili bana açtığı bilgiye tanık olmuştu. Bu bilgiler, bir araştırma ve okuma olmaksızın, Allah ile yalnız kalmam sayesinde bana açılmıştı. Üstelik o esnada [bilgi] araştıran biri değildim. Bunun üzerine [İbn Rüşd] şöyle demişti: ‘Allah’ın kendi katından rahmet verdiği ve bilgi öğrettiği birini gördüğüm bir zamanda bulunduğum için Allah’a hamd olsun.’

Allah dilediklerine rahmetini tahsis eder. O, büyük iyilik sahibidir. ‘Allah hakkı söyler ve doğruya ulaştırtr.’

Diriikte, içierinde KO- caman bir iddiayı taşırlar. Binaenaleyh Allah’ın dini hakkında fetva ve- ren fakih, kuşkulu şeylerden kaçınma duygusu az olsa bile, her yönden bu insanlardan daha iyi durumdadır. Çünkü mümin, inancını taklit ederek alsa bile, kendi zanlarınca akıllı olan bu insanlardan daha iyi durumdadır. Zaten akıllı insan böyle bir durumda olabilir mi?!

[Kastettiğimiz anlamıyla] akıllı insanların yolunu takip eden birkaç kişiye yetiştik. Yetiştiğimiz kişiler, peygamberin değerini en iyi bilen, onun sünnetlerine en çok uyan, sünnetini korumaya karşı en tavizsiz insanlar, Hakkın celaline yaraşan yüceltmeyi bilen insanlardı. Onlar, Allah’ın peygamberlerine ve onlara uyan veli kullarına öğretim ve çalışma gibi alışılagelen öğrenim yolunun dışında özel-ilåhi feyiz yönünden tah…

Yirmi Dokuzuncu Kısım

Bu bağlamda bazı bilginler, gerçeği araştıran ve inceleyen yetkin âlim iken bir kısmı bilgideki üstünlüğüne göre diğerinin derecesinden daha aşağıda bulunur.

‘Remel çizgisi’ uzmanı (remmal, kumdaki çizgilerden gaybı bilen kişi), feleklerin hareketlerinin ölçülerini, feleklerdeki yıldızların hareketini, bitişmelerini, ölçülerini, yıldızların kavuşumlarının hesaplanmasını ve Allah’ın bu vesileyle yaratıklarında meydana getirdiği hükmü bilen bir grup görmüştük. [Feleklerin yaratıklarda gerçekleşek şeyler için sebep yapılması anlamında] Bu durum, herkesin bildiği ve kabul edenin de tekfir edilmediği alışılagelen şebeplere benzer. Bunlar da, meseleyi gel-

bilenlere göre, alışılagelen şeylerdir, çünkü doğalarının bir arava…

leri, aynı zamanda onların Allah’a yaklaştıran şeyleri getireceğini, onların zamanlarını, mekânlarını, özelliklerini; insanların ölümden sonraki hallerini, diriliş ve toplanma gününde karşılaşacakları şeyleri…