Perinin Süleyman’ın tapisinda saf kurmasına gagilmaz;
sen asıl o perinin huzurunda Süleyman’ın saf kurup divan durmasını seyret.
Öyle bir peri ki yüzünün nurundan insan melek kesildi;
peri zahmetten, illetten kurtuldu, derman bulma gamından halâs oldu gitti.
O perinin geliştirmesiyle insanın gözü açıldı; o perinin yüzünden melek de cam incisini buldu, şeytan da.
Bizlik, benlik temizlendi; erlik suyu kurudu; peri insan oldu, insan peri kesildi.
Tebriz’in de, canın da övüncü, can gözü Şemseddin’in yüzünün aksiyle peri neşelendi, candan da neşeli bir hale geldi.
Mevlânâ
CXX
(s. 267) Her solukta soldan sağdan ask sesi geliyor: Biz cayirliga cimenlige gidiyoruz, kim seyretmek ister?
Evde oturma zamanı geçti; bağa bahçeye gitme zamanı geldi; kutluluk sabahı ağardı, buluşma, kavuşma vakti geldi çattı.
A sahip-kıran padişah, şu ağır uykudan uyan; devlet, ikbal atını sür; kavuşma nöbeti artık bizim.
Vefa davulunu çaldılar; gökyüzünün yolunu süpürdüler;
sizin zevkiniz, neşeniz artık peşin; yarın ödenecek veresiye alışveriş nerde kaldı?
Rum el uzattı da gece Zenci’sini bozguna uğrattı. Yüceler âlemi de, aşağılık âlem de aparı, parıl parıl parlamada.
Ne mutlu ona ki şu renkten, kokudan kurtuldu; çünkü —
canda, gönülde, bu renkten, bu kokudan başka daha ne renkler var, ne kokular var.
Şu balçıkta bir kimya tezgâhıdır kurulmuş amma gene de;
ne mutlu balçıktan kurtulan cana, gönüle.
—————m ——. ————7T——
Bu gazel “T” harfindedir; unutulmuş, buraya yazılmış.
Divân-ı Kebir
CXXI
Hekim gene Eyyub’un kapısından içeriye girdi; gene Ken’an Yusuf’u geldi, Yakub’una kavuştu.
Gönül, sevgilisinin bulunduğu yere gitmek için evini barkını bıraktı; fakat bir de baktı, gördü ki sevgilisinin evi barkı meğer gönülmüş.
Gönül yok oldu da, kendi kendini isteyen de benim, istenen de ben sözünün anlamı anlaşıldı, açığa çıktı.
* Şükürler olsun, İsa erişti de Âzer’imiz dirildi; şükürler olsun ki Müsa mucizesini gösterdi.
Şükürler olsun ki Müsa, Firavun’a uyanların hepsinden kurtuldu; şükürler olsun ki âşık, sevgilisinin yanı başına geldi, kuruldu.
– Şükürler olsun ki aşk güneşi doğudan doğdu, parladı;
ateşini, coşkunluğunu gönüllere, canlara saldı.
Şükürler olsun ki gayb sâkisi bütün ayıpları şarapla yıka-
dı. Şükürler olsun ki dileyen, gönlünü ezen gamdan kurtul-
du gitti.
Bu gazel “Ş” harfindedir; unutulmuş, buraya yazılmış.
AÇILAMA
Bahr-i Remel’in devamı
B. 51. İsa ~ beşik. İsa’nın doğar doğmaz, daha besiktey-
ken konuştuğu, Tanrı kulu ve peygamberi olduğunu söyledi-
ği Kur’an’da anlatılmaktadır (XIX, 29-33).
B. 53. Nefis kötülükleri buyurur. Kur’an, XII. 53.
B. 72. Kirman — kimyon. Bizde tam bü atasözüne karsi-
lık şu söz vardır: Tereciye tere satmak.
B. 150. İçerler. Kur’an, LXXVI. 5.
B. 172. Dünya — beşik. Kur’an, XX. 53, XLHI. 10.
B. 209. Beyitteki Kâbe’den maksat gönüldür.
B. 211. Emanet. Kur’an, XXXII. 72.
B. 237. Eli kesilmiş. Kur’an, kadın olsun, erkek olsun,
hırsızın elinin kesilmesini buyurur (V. 38).
B. 273. Yakın olan. Kur’an, L. 16.
B. 290. Doğuda olmayan. Kur’an, XXIV. 35.
B. 318. Sen atmadın, attığın zaman Allah attı. Kur’an,
VER. 17.
B. 322. Gök — ip. Gök nerde, ip nerde sözü, Farsçada, iki.
uygun olmayan şey hakkında kullanılagelen bir atasözüdür.
B. 325. Kemik — devlet kuşu. Hümâ denen devlet kuşu-
nun kemik yediğine inanılırdı.
B. 349. Bilenlere ibret var. Kur’an, XII. 111.
B. 384. Hasan. Rastgele söylenmiş bir addır; filân gibi.
B. 405. İsa — ev. “Ve ulemâdan biri yaklaşıp ona, ya mu-
allim, her nereye gider isen ben ardınca gelirim demesi üze-
rine İsa ona, tilkilerin inleri ve hava kuşlarının yuvaları var-
dır, lâkin insanoğlunun kendi başını koyacak yeri yoktur de-
di.” Matyus, VII. 19.
B. 428. Şüphe yok ki biz sana apaçık bir fetih vermişiz-
dir. Kur’an, XLVI. 1.
B. 429. Göğsünü açıp genişletmedik mi? Kur’an, XCIV, 1.
B. 430. Sendai. Bu beyitten Mevlânâ’nın nadir olmakla
beraber, pek saydığı Hakim Senaf’nin mahlasını kullandığı
da anlaşılmaktadır; nitekim Şems’e de Senâi dediği vardır.
B. 460. Nigâristan. Çeşitli resimlerle, heykellerle bezen-
miş ev, puthane.
B. 467. Kur’an, LI. 47.
B. 468. Kur’an, IX. 112.
B. 469. Kur’an, LXX. 4.
B. 470. Kur’an, XXI. 93.
B. 471. Kur’an, XXVIII. 80.
B. 472. Kur’an, XXVI. 44.
B. 473. Kur’an, LVI. 10.
B. 474. Kur’an, XXXVIL 165.
B. 475. Kur’an, LIX. 13. Yokluk, yoksulluk tamamlandı
nu? Süfiler tarafından söylenegelmiş bir söz.
B. 476. Kur’an, LXVH, 1.
B. 477. Kur’an, XXV, 42.
B. 478. Sidre. Kur’an, LI, 14, 16.
B. 479. Kur’an, LXVIH. 19.
B. 536. Fetih. Kur’an, XLVI. 1-2.
B. 595. Secde ederler. Kur’an, HI, 113.
B. 612. Ol. Kur’an, Il. 117 ve birçok âyetlerde.
B. 636. Ne doğuda, ne batıda. Kur’an, XXIV. 35.
B. 640. Aralarında berzah. Kur’an, LV. 20.
B. 676. Keykubad, Sencer, Suhrâb. İran’da Keyler soyu-
nun ikinci padişahı Keykubad’tır. Aynı zamanda, büyük pa-
dişah anlamına da gelir. Sencer, 1117’den 1157’ye dek hü-
küm süren İran Selçuklularından Muizzüddin Ebü’l Hâris
a
Divân-ı Kebir
Sencer’dir. Suhrâb, Rüstem’in oğludur; babası tarafından,
tanınmayarak yanlışlıkla öldürülmüştür.
B. 681. Fakih. Din hukukuna “fıkıh”, dini hukuk bilgi-
nine “fakih” denir.
B. 684. İbni Bevvâb — rık’a. 1031’de ölen bir hattattır.
Babası, Mansür Halife’nin perdecisi olduğu gibi, kendisi de
Me’mün’un perdecisiydi. Asıl adı Ali’dir. Rık’a ve murakka,
üstte bir satır sülüs bulunan nesihle yazılmış levhaya denir.
B. 685. Nâib. Birinin yerine vekâlet ederek onun işini ya-
pan kişiye verilen addır.
B. 706. Eğri otur, doğru söyle. Atasözü.
B. 719. Dahhak. Güneşi kapayan kara-bulutun, sonra-
dan Aji Dahâka adı altında üç bash bir yılan olarak tasvirin-
den meydana gelen bir efsane. İran’ın mitolojik tarihinde,
Cemşid Çin’e kaçtıktan sonra İran’ı zapt eden Arap bir hü-
kümdar olmuştur. Şeytan, bir gün Dahhâk’in (Aji Dahâ-
ka’dan bozma) iki omzunu öpmüş, öptüğü yerlerden birer
yılan bitmiş. Bu derde bir çare ararken, gene şeytan bir he-
kim kılığında gelmiş, her gün yılanlara henüz ergenlik ça-
ğına gelmemiş erkek çocuk beyni verilmesini tavsiye etmiş.
Gâve adlı bir demircinin bir çocuğunu alıp kesmişler, ikinci-
sini istemeye geldikleri vakit demirci, önlüğünü örsüne takıp
bayrak gibi kaldırmış ve halkı ayaklandırmış. Dahhak’i öl-
dürmüşler, yerine Cemşid’in soyundan Feridün’u geçirmişler.
Feridün da eski İran’da Aji Dahâka’yla savaşan Traitana ad-
lı melekten bozmadır. (Bakınız: Dr. Muhammed Muin: Maz-
dayasna ve te’sir-i on der Edebiyyât-ı Pârisi, Tehran Univ.
Yayin. Tehran-1326, s. 36).
B. 722. Sen olmasaydın. Hadis-i kudsi olarak rivayet edi-
liir, I. cilt, B. 1341’in izahı; Agilama.
B. 812. Onunla ölmek, onunla dirilmek. Ali’nin, “Yaşa-
yışın, sayılı soluktur. Bir soluk eksildi mi, yaşayışın bir par-
çası gider. Kendin sabahlarsın, başkası için akşamı edersin;
fakat ölümü anlayacak aklın yok. Her akşam, seni öldüren
nefes, yaşatır durur, fakat seni yaşatandır ki ölüme doğru bo-
yuna seni sürer” meâlindeki kıt’asını hatırlatır (Divân-ı Ali,
Bulak-1251, s. 34).
B. 814. Veba. Malüm geçici ve bulaşıcı hastalık. Bütün
bulaşıcı hastalıklara dendiği de vardır.
B. 822. Duman — ateş. “Ateş olmayan yerde d duman tüt-
mez” atasözü.
B. 833. Muhammed. Sultanii’l-Ulema Muhammed Ba-
haeddin Veled’le oğlu Mevlânâ’nın Belh’ten göçmesine sebep
olan Alâeddin Muhammed Harezmşah’tır. 1206’da Hora-
san’la Afganistan’ı, 1210’da Maveraünnehir’i, 1215’te Gaz-
ne’yi zapt etmiş, Abbasoğulları’na hücuma hazırlanırken
Cengiz istilası başlamış, 1230’da, kaçtığı Hazer adalarından
birinde ölmüştür. Bu beyit medih yollu bir zemdir.
B. 835. İllet-i ulâ. Filozoflara göre her şeyin bir sebebi, il-
leti vardır ve her şey bir başka şeyin illeti olur. Sonucunda bir
ilk illet vardır ki o, hiçbir illetin tesiri altında değildir. Hep il-
letler vara vara ona dayanır. Buna illet-i ulâ derler.
B. 897. Gah yoksul edersin, gah padişah. Kur’an, IM. 26
B. 920. Yetmiş iki millet. Millet, şeriat anlamına gelir.
Yetmiş iki millet sözüyle bütün dinler kastedilmektedir.
B. 926. Nisan bulutu. Eski bir inanca göre nisan yağmu-
runda feyz vardır. Denizde sedefler‘yagmur yağarken ağızla-
rını açarlarmış. Ağızlarına düşen yağmur katresi inci olur-
muş. Fakat yılanın ağzına düşünce de zehir kesilirmiş. Aynı
zamanda toplanan nisan suyuna süreler, âyetler okunur, lü-
zumunda bu sudan hastalara verilirdi. Nisan yağmurunun
toplanması için gayet güzel, değerli kaplar yapılır ve bunla-
ra “Nisan tası” denirdi. Mevlânâ Müzesi’nde pek musanna
bir Nisan tası vardır.
B. 987. Sâmiri. Kur’an, XX. 87.
B. 1036. İyiden iyiye inanmış nefis. Kur’an, LXXXIX. 27.
B. 1102. Elest. Kur’an, XIX, 29-33.
B. 1181. Nüşirevan. İran’da Sâsâni hükümdarlarının yir-
mincisidir. 531’de hükümdar olmuştur. Adaletiyle tanınmış,
adil diye anılmıştır. 579’da ölmüştür.
Divân-ı Kebir
B. 1186. Zincir oynatmak. Zincir şakırtısını duyan deli,
büsbütün delirir, azıtırmış.
B. 1197. Batanları sevmem. Kur’an, VI. 76.
B. 1209. Düşüp kalktığı kişiye bak. “Kişi, sevdiğiyle be-
raberdir, sevdiği kişiyledir.” (Hadis, Al-Câmi’a’l-Sagıyr, Il, s.
173). Türkçede “Kişi sevdiğiyle konuşur” atasözü aynı me-
âldedir.
B. 1210. Sana hoş gelmeyeni başkasına yapma. . “İmdi
âdemlerin size her ne muamele etmelerini isterseniz, siz-dahi
onlara öyle ediniz; zira şeriat ve peygamberler bundan iba-
rettir.” (Ahd-i Cedid, Matyus, VII. 12)
Kendine ne sanırsan ile dahi anı san
Dört kitabın ma’nisi budur eğer varısa
Yunus Emre
B. 1234. Ah, kardeşlerimi görseydim. “Kardeşlerimle bu-
luşmayı ne kadar da isterim deyince, biz kardeşlerin değil
miyiz diyorlar. Siz diyor ashabımsınız; kardeşlerim, bana
inananlar, fakat beni görmeyenlerdir.” (Hadis; Müsned vs.
Ahâdis-i Mesnevi’den naklen, s. 34).
B. 1240. Ben Tanrı’yım. Bu sözü Huseyn ibni Mansüra’l-
Halâc’ın söylediği meşhurdur.
Bahr-i Remel -Müseddes-
B. 1252. Tanrı dilediğini yapar. Kur’an, IL. 40 ve diğer
âyetlerde.
“B. 1300. Rükn-i Yemâni. Kâbe’nin bir köşesine verilen
addır (Eyüp Sabri: Mir’âta’l-Haremeyn, İst. 1301, s. 11-12).
B. 1314. Erkeklik — dişilik. Müslüman inancında, melek-
lerde erkeklik, dişilik yoktur.
B. 1346. Hasta — kıble. Ölüm haline gelen hastanın yü-
zünü kıbleye döndürmek, bâzı mezheplerde, yüzü kıbleye
gelecek tarzda, yatağını ayakucu kıbleye gelmek üzere dön-
dürmek âdeti vardır. |
Mevlânâ
B. 1368. Kırk sabah. “Âdem’in çamurunu kırk sabah iki
elimle yoğurdum.” (Hadis-i Kudsi; Ahâdis-i Mesnevi’den, s.
198).
B. 1410. Vurun boyunlarını. Kur’an, VIL, 12.
B. 1412. Kitabın aslı, yanında, Kur’an, XII. 39.
B. 1442. Hannâne direği. Hazreti Muhammed, hutbe
okurken bir hurma ağacına dayanırdı. Minber yapılınca
minbere çıkıp hutbe okurken, o ağaçtan ağlar gibi ses geli-
yor. Peygamber minberden inip elini ağaca koyunca ses ke-
siliyordu (Buhâri, Bulak-1312, Kitâba’l-Cumua, c. TI, s. 9).
Bu yüzden o ağaca “inleyen direk” anlamına gelen “Hannâ-
ne direği” adı verilmiştir.
B. 1461. Balık — Öküz, Arslan. Eski bir halk inancına gö-
re dünya bir öküzün boynuzu üstünde durur, öküz de balı-
ğın sırtındadır. Aynı zamanda, Öküz, Balık ve Arslan burç-
ları da vardır.
– B. 1503. Sin — Yâ Sin. Sin, Arap alfabesinde bir harftir.
İki dişi, bir çanağı bulunduğundan, aynı zamanda “sinn” sö-
zü Arapçada diş demek olduğundan, bu harf dişe benzetile-
gelmiştir. “Yâ Sin” Kur’an’ın XXXVI. süresinin adıdır.
B. 1517. İki padişah bir tahtta. “Bir tahtta iki padişah
oturamaz” diye bir söz vardır.
B. 1545. Elest. Kur’an, VI. 172. :
B. 1570. Süfi — tıraş. Tasavvufun, Melâmetilerden ayrılan
Kalenderiyye, Hayderiyye, Edhemiyye, Câmiyye, Mevleviy-
ye, Bektaşiyye vs. kollarında, tarikata gireni tıraş etmek tö-
reni vardır. Hattâ bu zümrelerden çâr-darb olanları, yâni
saçlarını, sakallarını, kaşlarını, bıyıklarını usturayla yölüten-
leri bile mevcuttur.
B. 1587. Meryem — hurma, Kur’an, XIX, 25.
_ B. 1624. Ay yarıldı. Kur’an, LIV. 1.
B. 1625. Bekçi — sopa. Bekçilerin geceleyin sopalarını ye-
re vurarak gezdiklerini anlıyoruz. Yakın zamana dek, bu
âdet memleketimizde de vardı.
Divân-ı Kebir
B. 1637. Hutbe — nikâh, Bir kızı istemeye hutbe denir.
İcap ve kabulü gösteren sıygaları okumak da nikâhtır.
B. 1638. Telkıyn. Ölü, mezara konduktan, yahut gömül-
dükten sonra, mezar başında ona hitaben dini inançların
gerçek olduğunu söylemeye telkıyn denir.
B. 1653. Beni hiç göremezsin. Kur’an, VI. 143.
B. 1655. Ancak senden yardım dileriz. Kur’an, I. 5.
B. 1676. Kâbe kavseyn. Kur’an, LIT. 9.
B. 1686. Ebü Said. Horasan şeyhlerinin ulularındandır.
Adi Fazlullah’tır. Ebü Said ibni Ebü’l Hayr diye meşhurdur.
1049’da vefat etmiştir. .
B. 1688. Feridiiddin Attar. Mevlânâ’nın saygı ve sevgisi-
ni kazanan ve Mantika’l-Tayr, İlâhi-Nâme gibi birçok eser-
leri bulunan bu büyük süfi, Kalenderi neşesini taşır. Nisa-
bur’da doğan Attar, XII. yüzyılla XU. yüzyıl arasında yaşa-
mıştır, ölüm tarihi hakkında çeşitli rivayetler vardır.
B. 1688. Senai de 1130-1131’de vefat eden, Hadikatii’l-
Hakıyka adh Farsça manzum eserin sahibi olan ve Hakim-i
Gaznevi diye de anılan süfidir.
B. 1691. Halil — parmağını emmek. Halk rivayetine göre
Nemrud, gördüğü bir rüya üzerine erkek çocukları öldürt-
meye koyulur. Annesi Halil İbrahim’i doğurunca götürüp bir
mağaraya bırakır. Eli değdikçe gider, gizlice emzirir. Gideme-
diği vakitlerde İbrahim parmağını emer, parmağından da süt
gelir. İ
B. 1695. Sahdamarindan yakın. Kur’an, L. 16.
B. 1801. Saman altında su. Türkçede de bu söz vardır.
B. 1889. Kürkü ters giymek. Birisiyle bozuşmak, arası
açılmak anlamına gelen bir örf mecazıdır; Türkçede de var-
dır. Aynı zamanda çocukları korkutmak için de kürkü ters
giyerler.
B. 1920. İkinin ikincisi. Kur’an, IX. 40.
B. 1956. Tanrı, dilediğini yapar. Kur’an, HI. 40; XIV. 27;
XXI, 18,
Mevlânâ
B. 1991. Halil — kuşlar. Kur’an, I. 260.
B. 2003. Biz indirdik. Kur’an, XV. 9. >
B. 2007. İnsan acelecidir. Kur’an, XVI. 11.
B. 2008. Rabbimiz, sabrı saç. Kur’an, II. 250.
B. 2010. İçinde erler var. Kur’an, IX. 108.
B. 2043. Sühâ- sehv secdesi. Sühâ küçücük bir yıldızdır.
Namazda bir yanlış yapılırsa namaz bittikten sonra iki sec-

