İslam Tarihi · Temmuz 6, 2026

Kur’ân-ı Kerîm’in En Büyük ve En Devamlı Mucize Oluşu

Peygamberimiz Aleyhisselam: “Peygamberlerden hiçbir peygamber yoktur ki, ona insanların iman etmek zorunda kaldığı mucizelerin bir benzeri verilmemiş olsun! Bana verilen mucize ise, Allah’ın bana vahyettiğidir, …

Peygamberimiz Aleyhisselam: “Peygamberlerden hiçbir peygamber yoktur ki, ona insanların iman etmek zorunda kaldığı mucizelerin bir benzeri verilmemiş olsun! Bana verilen mucize ise, Allah’ın bana vahyettiğidir, Kur’ân’dır! Bunun için, Kıyamet günü, peygamberlerin en çok ümmetlisi ben olacağımı umarım!” buyurmuştur.399 Her peygamberin, zamanına göre peygamberlik dâvâsını isbatlayacak bazı harikulâdeleri, mucizeleri vardır; asânın yılana çevrilmesi gibi. Musa Aleyhisselamın zamanında sihir yaygındı.

Bunun için, Musa Aleyhisselam sihirden daha üstün ve baskın olan bir mucize getirip, muhataplarını iman etmek zorunda bıraktı.400 İsa Aleyhisselamın zamanında tıp (doktorluk) yaygın ve üstündü. Bunun için, İsa Aleyhisselam, doktorluktan daha üstün ve baskın olan bir mucize getirdi: Ölüyü diriltti. Muhammed Aleyhisselamın zamanında ise, fesahat ve belagat yaygındı.401 Bunun için, Peygamberimiz Muhammed Aleyhisselam kavmine, bir fesahat ve belagat mucizesi olan Kur’ân-ı Kerîm’i getirdi.

Peygamberimiz Muhammed Aleyhisselamdan önceki peygamberlerin mucizeleri kendilerinin vefatlarıyla sona ermiş, onları o zaman hâzır bulunanlardan başkaları da görmemişlerdir. Peygamberimiz Muhammed Aleyhisselamın mucizesi olan Kur’ân-ı Kerîm ise, Kıyamet gününe kadar devam edecektir.402 Önceki peygamberlere verilen mucizelerin benzerleri ya sûretçe, ya da hakikatçe, kendilerinden öncekilere de verilmiş bulunuyordu. Vahyin Gelişi 191 Kur’ân-ı Kerîm mucizesinin benzeri ise, daha önce hiçbir peygambere verilmemiştir.403 Kur’ân-ı Kerîm; yalnız fesahat ve belagat yönünden değil, her yönden de bir benzeri daha ortaya konulamayacak bir mucizedir.

Yüce Allah, bu gerçeği Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle açıklar: “(Ey Resûlüm!) de ki: Andolsun, insanlar ve cinler, şu Kitabın benzerini vücuda getirmek üzere biraraya toplansa ve birbirlerine yardımcı da olsalar, yine de onun benzerini getiremezler! Şanıma andolsun ki, Biz bu Kur’ân’da, insanlar için her mânâda nice türlüsünü açıklamışızdır. İnsanların pek çoğu ise, kâfirlikte ayak dirediler.”404 Müşriklerden yüz çevir!” (Hicr: 94) âyetini okurken işitince, hemen secdeye kapanır ve: “Ben, onun fesahatından dolayı secde ettim!” der.

Başka birisi de: “Felemmestey’esû minhü halesû neciyyâ=Vaktâ ki, ondan umutlarını kestiler, fısıldaşarak bir yana çekildiler” (Yûsuf: 80) âyetini bir adamdan işitince: “Ben şehadet ederim ki; bu sözün benzerini bir yaratık söylemeye güç yetiremez!” demiştir. Bir cariyeden dinlediği kelamın fesahatına hayran olarak: “Allah aşkına, sen ne kadar da fesahatlısın!” demekten kendini alamayan Asmaî’ye, cariye: “‘Ve evhaynâ ilâ ümmi Mûsâ en erdıîhi fe izâ hıfti aleyhi fe elkîhi fi’l-yemmi ve lâ tehâfî ve lâ tahzenî. İnnâ râddûhü ileyke ve câilûhü mine’l-mürselîn=- Mûsâ’nın anasına: ‘Onu, emzir.

Sana onun hakkında bir tehlike gelince, kendisini denize bırak. Korkma. Kederlenme. Çünkü Biz, onu yine sana geri döndüreceğiz. Hem onu peygamberlerden biri de yapacağız’ diye vahyettik’ (Kasas: 7) kavlinden sonra, şu benimki bir fesahat mı sayılır?” demiştir. Gerçekten de bu bir tek âyette; iki emir, iki nehiy, iki haber ve iki müjde birleştirilmiştir.405 İsrâ, 88-89. Kadı Iyaz, 1/215-216.

Peygamberimiz Aleyhisselamın mucizesi sadece Kur’ân-ı Kerîm’den ibaret bulunmadığı ve daha birçok mucizeleri olduğu halde, hadis-i şeriflerinde yalnız Kur’ân-ı Kerîm’i anmakla yetinmeleri, onun mucizelerinin en büyüğü ve en yararlısı oluşundan; dine daveti, delil ve hücceti hâvi bulunuşundan; Kıyamet gününe kadar, hâzır ve gaip, herkesin ondan yararlanışındandır.406 Kur’ân-ı Kerîm’e Kur’ân isminin verilişi; ilahî Kitablar arasında, Kitabların, belki bütün ilimlerin semerelerini içinde toplamış olduğu içindir.

Nitekim, Yüce Allah: “Ve tafsîle külli şey’in=Her şeyin tafsilidir;” (Yûsuf: 111), “Tibyânen li külli şey’in=Her şeyin apaçık bir beyanıdır” (Nahl: 89) buyurmuştur.407 Peygamberimiz Aleyhisselam da: “Bana, Tevrat yerine es-Sebi’ verildi. Zebur yerine Miun verildi. İncil yerine Mesâni verildi. Mufassallar da fazla olarak verildi” buyurmuştur.408 Kur’ân-ı Kerîm’in sûreleri, âyetlerinin çokluğuna göre dörde ayrılır: 1) Tuvel, 2) Miun, 3) Mesani, 4) Mufassal. Kur’ân-ı Kerîm’in yüzden fazla veya yüze yakın âyetli; Berâe (Tevbe), Nahl, Hûd, Yûsuf, Kehf, İsrâ, Enbiyâ, Tâhâ, Mü’minûn, Şuarâ ve Sâffât sûrelerine ise Miun (Yüz âyetliler) denir.

Miun sûrelerinden sonra gelen ve yüzden az âyetli sûrelere Mesani denir.409 Kur’ân-ı Kerîm’in yüzden az âyetli Mesani sûrelerini sık sık takip eden ve araları Besmele ile ayrılmış bulunan kısa sûrelerine Mufassal sûreler; Aynî, 20/13.

Kaynaklar

  1. Suyutî, İtkân, 1/67. Ahmed b. Hanbel, 2/451, Buhârî, Sahîh, 6/97, Müslim, 1/134, Zehebî, Târîh, s. 543. Aynî, 20/13, İbn Hacer, Fethu’l-bârî, 9/5. Kurtubî, 1/77-78, Aynî, 20/13, İbn Hacer, Fethu’l-bârî, 9/5. Aynî, 20/13, İbn Hacer, Fethu’l-bârî, 9/6. Ebu Ubeyd’in bildirdiğine göre; bir çöl Arabı, bir zâtı “Fasda’ bimâ tü’meru ve a’riz ani’l-müşrikîn=Şimdi, sen, sana emrolunanı açığa vur! İbn Hacer, Fethu’l-bârî, 9/5, Kastallânî, İrşâd, 7/529. Bakara, Âl-i imrân, Nisâ, Mâide, En’âm, A’râf ve Yûnus sûrelerine uzunluklarından dolayı “Seb‘u’t-tuvel=Yedi uzunlar” denir. Râgıb, s. 402. Ahmed b. Hanbel, 4/107, Beyhakî, Delâil, 5/475, Taberânî’den naklen Aliyyü’l-Müttakî, Kenzu’l-ummâl, 1/572, Zerkeşî, 1/244, 258. Zerkeşî, 1/244, 245, Suyutî, İtkân, 1/202.