İslam Tarihi · Temmuz 6, 2026

Kureyş Müşriklerinin Muhacirleri Geri Çevirmeleri İçinNecaşî’ye Elçiler ve Hediyeler Göndermeleri

Necaşî’ye Elçiler ve Hediyeler Göndermeleri Kureyş müşrikleri Resûlullah Aleyhisselamın ashabının Habeş ülkesinde emniyet ve sükûnete kavuşmuş ve orada yurt yuva edinip yerleşmiş olduğunu görünce, aralarında toplantı …

Necaşî’ye Elçiler ve Hediyeler Göndermeleri Kureyş müşrikleri Resûlullah Aleyhisselamın ashabının Habeş ülkesinde emniyet ve sükûnete kavuşmuş ve orada yurt yuva edinip yerleşmiş olduğunu görünce, aralarında toplantı yaptılar. Onların; eski dinlerine döndürülmek üzere, yerleşmiş oldukları yerlerinden çıkarılmaları ve kendilerine geri çevrilmeleri için, Kureyşlilerden gözü özü pek iki adamı, Abdullah b. Ebi Rebia ile Amr b. Âs’ı Necaşî’ye göndermeyi kararlaştırdılar.

Necaşî ve kumandanları için topladıkları hediyeleri de iki elçi ile birlikte yolladılar.169 “Keşke, Cafer ile Amr’ın ve akrabadan düşmanların, uzaklarda, gurbette nasıl ve ne halde olduklarını bir bilseydim. Acaba Necaşî’nin ihsanları Cafer ile arkadaşlarına ulaştı mı? Yoksa bir arabozucu buna engel mi oldu ki? Dilerim: Lânet ve nefret ettirici haller zât-ı devletinden sâdır olmasın! Hiç şüphesiz, sen asaletli ve cömert bir zâtsın! Senin himayende olanlar sıkıntı çekmezler. Muhakkak ki, Allah sana geniş bir saltanat ve pek çok iyilikler vermiştir. Sen yaşadıkça, Allah’ın bu bağışları sende kalacaktır. Sen çok cömertsin, bol bağışlısın!

Senin bağışlarından dostlar da düşmanlar da yararlanırlar!”170 Peygamberimiz Aleyhisselamın zevcesi Hz. Ümmü Seleme demiştir ki: “Biz, Habeş ülkesine ayak bastığımızdan itibaren Necaşî’de, en hayırlı bir komşuluk ve koruyuculuk gördük. Dinimiz hakkında güvenlik içinde bulunduk. Hiç eziyet edilmeksizin ve hoşlanmayacağımız hiçbir şey işitmeksizin Yüce Allah’a ibadet ettik. Kureyş müşrikleri, bu durumumuzu haber alınca aralarında görüşme, konuşma yaptılar. Bizi geri çevirmesini istemek üzere içlerinden, özü gözü pek iki kişiyi Necaşî’ye göndermeyi ve ona Mekke eşyasından, nâdir, kıymetli gördükleri şeylerden hediyeler sunmayı kararlaştırdılar.

Necaşî’ye, Mekke’den götürülecek şeylerin en hoşa gideni, beğenileni ise meşin olanlardı. Bunun için, Kureyş müşrikleri, bol miktarda Mekke meşini topladılar. Necaşî’nin kumandanlarından her birine ayrı ayrı hazırladıktan sonra, Abdullah b. Ebi Rebia ile Amr b. Âs’ı, hediyelerle birlikte yolladılar. Yollarken de, emirlerini yerine getirmelerini onlara emrettiler ve: ‘Muhacirler hakkında Necaşî ile konuşmadan önce, her kumandana hediyelerini verin! Sonra da, Necaşî’ye hediyesini sunun ve kendisinden, yanındaki Muhacirlerle hiç konuşmadan, onları size teslim etmesini isteyin!’ dediler. Bu iki adam, Necaşî’nin yanına geldiler.

O sırada biz, Necaşî’nin katında, hayırlı bir yurtta, hayırlı bir koruyucu yanında idik. Mekke’den gelen iki Kureyşî, Necaşî ile konuşmadan önce bütün kumandanların hediyelerini verdiler. Hediye verilmeyen kumandan kalmadı. Onların her birine hediyelerini verirken de: ‘Bizden birtakım aklı ermez gençler gelip hükümdarın ülkesine sığındılar. Onlar kendi kavimlerinin dininden ayrıldılar, sizin dininize de girmediler. Kavimlerinin eşrafı, onları kendilerine geri çevirmesi için, bizi sizin hükümdara yolladılar.

Biz onlar hakkında hükümdarla konuştuğumuzda, onları bize teslim etmesini ve onların söyleyecekleri sözlere kulak asmamasını hükümdara tavsiye edin! Çünkü, kendi kavimleri onları daha iyi bilirler ve kusurlarını daha iyi anlarlar’ dediler. Kumandanların hepsi, Kureyş elçilerine ‘Olur’ dediler. Bundan sonra, elçiler, Necaşî’ye hediyelerini sundular. Necaşî hediyeleri kabul ettikten sonra, elçiler: ‘Ey hükümdar! Bizden birtakım aklı ermez gençler senin ülkene gelip sığındılar. Onlar kavimlerinin dininden ayrıldılar, senin dinine de girmediler. Onlar bizim de bilmediğimiz, senin de bilmediğin bir din icad ettiler, ortaya çıkardılar.

Habeş Ülkesine Hicret 387 Onların babalarından, amcalarından ve yakın akrabasından olan kavimlerinin eşrafı, onları kendilerini geri çevirmeniz için bizi sana yolladılar. Çünkü onlar, bunları başkalarından daha iyi bilirler, kusurlarını, kabahatlerini başkalarından daha iyi anlarlar’ dediler. Abdullah b. Ebi Rebia ile Amr b. Âs’ın en çok korktukları, istemedikleri şey, Necaşî’nin Muhacirleri çağırıp dinlemesi idi. Hükümdarın yanında bulunan kumandanları ona: ‘Ey hükümdar! Bu iki adam doğru söylüyorlar. Kavimleri onları daha iyi bilirler ve kusurlarını daha iyi anlarlar.

Sen onları bu iki adama teslim et, ülkelerine ve kavimlerine geri götürsünler!’ dediler. Necaşî kızdı ve: ‘Hayır! Vallahi, ben onları bu iki adama hemen teslim edivermem! Gelip ülkeme konmuş, beni başkalarına tercih ederek bana sığınmış olan bir cemaate kötülük yapılmaz! Onları yanıma çağırıp, şu iki adamın söyledikleri şeyler hakkında onlara sorular sorarım. Eğer onlar şu iki adamın dedikleri gibi iseler, kendilerini bu iki adama teslim eder, kavimlerine geri çeviririm. Şayet onlar bu iki adamın söyledikleri gibi değillerse, kendilerini bunlara karşı korur ve himayemde kaldıkları müddetçe de en güzel şekilde korur ve kollarım’ dedi.

Sonra da, haber salıp Resûlullah Aleyhisselamın ashabını yanına çağırttı. Necaşî’nin davetçisi gelince, Muhacirler toplandılar, sonra da birbirlerine: ‘Şimdi bu adamın [Necaşî’nin] yanına gittiğiniz zaman ona ne söyleyeceksiniz?’ dediler ve yine birbirlerine: ‘Vallahi, biz ancak bildiklerimizi, Peygamberimiz Aleyhisselamın bize emrettiklerini söyleriz. Ne olacaksa olsun!’ dediler.” Habeş Necaşî’sinin Sorularını Hz. Cafer’in Cevaplayışı Ümmü Seleme Validemiz anlatıyor ki: “Muhacirler Necaşî’nin yanına vardıkları zaman, Necaşî, daha önceden kendi din adamlarını da yanına çağırmıştı.

Onlar, Necaşî’nin çevresinde mushaflarını yaymış, açmış bulunuyorlardı. Necaşî, Muhacirlere: ‘Siz, ne benim dinime, ne de şu milletlerden hiçbirinin dinine girmediğinize göre, sizin kavimlerinizden ayrılarak tutmuş olduğunuz bu din nasıl bir dindir?’ diye sordu. Muhacirler adına, Cafer b. Ebi Talib: ‘Ey hükümdar!’ dedi. ‘Biz Cahiliye halkından bir kavim idik. Putlara tapardık. Ölmüş hayvan eti yerdik. Bütün kötülükleri yapardık. Akrabalarımızla ilgilerimizi keser, akraba hakkı gözetmezdik. Komşularımızı unutur, komşuluk vazifelerini yerine getirmezdik. İçimizden güçlü olan, güçsüz, zayıf olanı yerdi.

Yüce Allah bize kendimizden, soyunu sopunu, doğruluğunu, eminliğini, iffet ve nezahetini bildiğimiz Resûlü gönderinceye kadar, biz hep bu kötü durum ve tutumda idik. O peygamber, bizi, bizim ve babalarımızın Allah’tan başka tapageldiğimiz, taştan, ağaçtan, altın ve gümüşten yapılmış putları bırakarak Allah’ın birliğine inanmaya ve yalnız O’na ibadet etmeye davet etti. Yine o peygamber: Doğru söylemeyi, Emaneti sahibine vermeyi, Akraba haklarını gözetmeyi, Komşulara iyi davranmayı, Haramlardan uzak, Kan dökmekten geri durmamızı bize emretti.

Yine o, bizi her türlü çirkin, yüz kızartcı söz ve işlerden, Yalan söylemekten, Yetim malı yemekten, İffetli kadınlara dil uzatmak ve iftira etmekten de men ve nehy etti. Ayrıca: Hiçbir şeyi kendisine eş ve ortak tutmaksızın, yalnız Allah’a ibadet etmemizi, Namaz kılmamızı, Zekât vermemizi, Oruç tutmamızı da bize emretti. Habeş Ülkesine Hicret 389 Biz onu doğruladık ve ona iman ettik. Allah tarafından getirdiği şeylere göre ona tâbi olduk. Bir ve tek olan Allah’a ibadet ettik, O’na hiçbir şeyi şirk koşmadık. O’nun bize haram kıldığını haram, helâl kıldığını helâl olarak kabul ettik. Bunun üzerine, kavmimiz bize düşman kesildi.

Bizi dinimizden döndürmek, Yüce Allah’a ibadetten vazgeçirip putlara taptırmak, öteden beri helâlleştirip serbestçe işleyegeldiğimiz kötülükleri tekrar işletmek için, bizi işkenceden işkenceye uğrattılar. Onlar bize böylece galebe çalıp zulmettikleri, bizimle dinimiz arasına gerildikleri ve tazyiklerini arttırdıkları zaman, biz senin ülkene çıkmak, sığınmak zorunda kaldık. Seni başkalarına tercih ile, senin korurluğun ve komşuluğunda bulunmayı arzu ettik. Ey hükümdar!

Biz senin yanında hiçbir zulme uğramayacağımızı umuyoruz!’ Necaşî: ‘Allah tarafından peygamberinizin getirip sizlere bildirdiği şeylerden, senin yanında birşey var mı?’ diye sordu. Cafer: ‘Evet! Var’ dedi. Necaşî: ‘Onu bana oku!’ dedi. Cafer, Meryem sûresinin baş tarafından, Yahya ve İsa Aleyhisselamların doğumları ile ilgili âyetleri [1-35] okuyunca, vallahi Necaşî o kadar ağladı ki, (akan gözyaşlarından) sakalı ıslandı. Necaşî’nin din adamları da, okunan âyetleri dinledikleri zaman, ağladılar ve hatta onların mushafları da gözyaşlarından ıslandı.

Bundan sonra, Necaşî, Mekke’den gelen iki Kureyşîye: ‘Bu (dinlediğim şey), İsa’ya gelmiş olanla muhakkak aynı yerden çıkıyordur! Siz ikiniz, gidin artık! Hayır! Vallahi ben onları size ne teslim ederim, ne de onlara dokunulur!’ dedi.” İki elçi, Necaşî’nin yanından dışarı çıktıkları zaman, Amr b. Âs: “Vallahi ben yarın Necaşî’nin yanına gidip onlar hakkında söyleyeceğim şeyle onların köklerini kazıtacağım!” dedi. Abdullah b. Ebi Rebia ise: “Sen böyle birşey yapma! Onlar bize muhalif olsalar da, aramızda onlarla akrabalık var!” dedi. Amr b. Âs: “Vallahi, Necaşî’ye, bunların İsa b. Meryem’in bir kul olduğunu iddia ettiklerini haber vereceğim!”

dedi. Ertesi gün, Necaşî’nin yanına gidip: “Ey hükümdar! Onlar İsa b. Meryem hakkında çok büyük, ağır bir söz söylüyorlar! Onları çağır da, onun hakkında ne söylediklerini onlara bir sor” dedi. Bunun üzerine, Necaşî, bu hususu sormak için onları tekrar yanına çağırdı. Muhacirler toplandılar. Birbirlerine: “Necaşî size İsa b. Meryem hakkında sorduğunda, ne söyleyeceksiniz?” diye sordular ve: “Vallahi, onun hakkında Allah’ın dediklerini ve Peygamberimizin bize bildirdiklerini söyleriz. İşin sonu ne olursa olsun!” dediler. Muhacirler Necaşî’nin yanına vardıkları zaman, Necaşî onlara: “Söyleyin bakalım; Meryem oğlu İsa hakkında ne söylüyorsunuz?”

diye sordu. Cafer b. Ebi Talib, ona: “Biz, onun hakkında, Peygamberimizin bildirdiklerini söylüyoruz. O, diyor ki: ‘İsa Allah’ın kulu, resûlü, Ruh’u ve O’nun dünyadan ve erden geçerek Allah’a bağlanmış bir kız olan Meryem’e ilka eylediği Kelimesidir’” deyince, Necaşî, elini yere uzatıp oradan bir çöp aldıktan sonra: “Vallahi, İsa b. Meryem de, senin söylediğinden başka birşey değildir! Arada, şu çöp kadar bile fark yoktur!” dedi. Necaşî bunu söylediği zaman, çevresindeki kumandanlar homurdanmaya başladılar. Necaşî, kumandanlara: “Vallahi, siz homurdansanız da, gerçek olan budur!” dedi. Muhacirlere de: “Gidiniz!

Sizler, benim ülkemde, tamamıyla emniyet içindesiniz! Size söven, dil uzatan kimse cezalandırılacaktır! Size söven, dil uzatan kimse cezalandırılacaktır! Size söven, dil uzatan kimse cezalandırılacaktır!

Kaynaklar

  1. Ebu Talib; Kureyşîlerin bu kararlarını ve Necaşî’ye elçi ile hediyeler gönderdiklerini öğrenince, Muhacirleri müşriklerden korumaya teşvik için söyleyip Necaşî’ye gönderdiği beyitlerde şöyle dedi:
  2. 169. İbn İshak, İbn Hişam, 1/357.
  3. 170. İbn İshak, İbn Hişam, 1/357, İbn Kesîr, Bidâye, 3/76-77.