El-Bidaye ve'n-Nihaye · Temmuz 1, 2026

Allah Ve Rasûlü'nün, Aljlah Kulu Ve Dostu İbrahim'i Övmeleri

Yüce Allah buyurdu ki: «Rabbi, İbrahim'i bir takım emirlerle denemiş, o da onları yerine getirmişti. Allah, "Seni insanlara önder kılacağım." demişti. O "Soyumdan da" deyince, "Zalimler benim ahdime erişemez." …

Yüce Allah buyurdu ki:

«Rabbi, İbrahim'i bir takım emirlerle denemiş, o da onları yerine getirmişti. Allah, "Seni insanlara önder kılacağım." demişti. O "Soyumdan da" deyince, "Zalimler benim ahdime erişemez." buyurmuştu.» (el-Bakara, 124.)

Rabbinin kendisine emrettiği büyük yükümlülükleri yerine getirince Rabbi, onu, insanların kendisine uyacağı ve göstereceği doğru yoldan yürüyeceği bir önder yaptı. O da Allah'tan, bu önderliğin kendisi sebebiyle sürekli olmasını, soy ve zürriyetinin de kendisi gibi insanlara önder kılınmalarını Allah'tan diledi. Allah, onun bu duasına icabet etti. Önderlik, eksiksiz olarak kendisine verildi. Ancak soyundan olan zalimlerin bu şerefe kavuşamıyacakları, soyundan gelecek olan ilmiyle amel edici âlimlerin bu şerefe ulaşacakları kendisine bildirildi. Nitekim Yüce Allah buyurdu ki:

«İbrahim'e îshak'ı ve Yakub'u bahşettik. Soyundan gelenlere kitap ve peygamberlik verdik. Onu dünyada mükafatlandırdık. Doğrusu o, ahirette de iyilerdendir.» (cl-Ankcbût, 27.)

«İbrahim'e İshak'ı ve Yakub'u bahşettik. Herbirini doğru yola eriştirdik. Daha önce Nuh'u ve soyundan Davud'u, Süleyman'ı, Eyyüb'ü Yusuf u, Musa'yı ve Harun'u- ki işlerim iyi yapanlara böylece karşılık veririz - Zekeriya'yı, Yahya'yı, İsa'yı ve İlyas'ı- ki hepsi iyilerdendir - İsmail'i, Elyesa'ı, Yunusu, Lut'u - İd hepsim dünyalara üstün kıldak- doğru yola eriştirdik. Babalarından, soylarından, kardeşlerinden bir kısmını seçtik ve doğru yola eriştirdik.» (oi-En'âm, 84-87.)

«kelimesindeki zamir, meşhur kavle göre İbrahim'e döner. Lut, her ne kadar İbrahim'in kardeşi oğluysa da, azınlığın çoğunluğa uyması kuralı gereği, onun soyuna girer. Bu husus, bir başkasını da, "Bu zamir, Nuh'a döner." sözünü söylemeye sevkeder. Nitekim bu hususu, Nuh (a.s.)'un kıssasını anlatırken açıklamıştık. Doğruyu Allah bilir.

«Andolsun ki Nuh'u ve İbrahim'i biz gönderdik. İkisinin soyundan gelenlere peygamberlik ve kitab verdik.» (el-Hadîd, 26.)

İbrahim (a.s.)'den sonra gökten hangi peygambere gelmişse, mutlaka o peygamber, İbrahim'in soyundan ve zürriyetindendir. Bu, başkalarında bir benzeri bulunmayan şerefli bir payedir. Başkalarının elde edip övünemeyecekleri yüksek bir rütbedir. Çünkü onun birer ulu insan olan iki oğlu vardı. Bunlardan İsmail, Hacer'den; İshale ise Sare'den doğmuştu. İshak'm da Yakub adlı bir oğlu dünyaya gelmişti ki, onun bir başka adı da İsrail'dir ki İsraillilerin diğer kolları da ona nispet edilirler. Peygamberlik bu soya veıildi. Nüfusları o kadar çoğaldı ki, sayılarını ancak kendilerini yaratan ve risaletle nübüvveti kendilerine özgü kılan Allah bilir. Son peygamberleri de, îsrailoğullarmdan olan İsa (a.s.) olmuştur.

İsmail (a.s.)'e gelince, Allah izin verirse ileride de açıklayacağımız gibi, muhtelif kabileleriyle birlikte Araplar hep onun soyundandırlar. Onun neslinden sadece bir peygamber çıkmıştır ki o da; mutlak olarak peygamberlerin sonuncusu, efendisi, dünya ve ahirette insanlığın övünç kaynağı olan Muhammed (s.a.v.)'dir. O da Kureyş kabilesine mensub olup Abdulmuttalib oğlu Abdullah'ın oğludur. Abdulmuttalip te Haşim'in oğludur. Muhammed (s.a.v.), önce Mekkeli, sonra da Medinelidir. Allah'ın salat-ü selamı o'nun üzerine olsun.

Bu şerefli daldan ve yüksek soydan ancak bu göz kamaştırıcı güzellikteki mücevher, bu parlak inci ve bu şahane gerdanlık meydana gelmiştir. Bu da herkesin kendisiyle övündüğü, maziye gömülmüş kimselerle kıyamete dek gelecek insanların kendisine imrendiği Muhammed Mustafa (s.a.v.)'dır. Bir hadis-i şerifinde şöyle buyurmuştur:

"Öyle bir makama çıkacağım ki bütün halk, hatta İbrahim bile oraya rağbet edecektir." Bu arada Rasûlullah (s.a.v.)'m, atası İbrahim'i oldukça övücü sözleri, İbrahim (a.s.)'in kendisinden sonra Allah katında en üstün varlık olduğunu göstermektedir. İbrahim, hem bu dünyada hem de ahirette en üstün varlıktır.

Osman b. Ebi Şeybe, İbn Abbas'm şöyle dediğini rivayet etti: Rasûlullah (s.a.v.), Hasan ile Hüseyin'in üzerine koruyucu dualar okur ve şöyle derdi: Atanız (İbrahim) de bu okuyacağım duaları, İsmail ve İshak'm üzerine okurdu:

"Her şeytandan, zehirli haşerattan ve kötü nazar değdiren gözden, Allah'ın eksiksiz kelimelerine sığınırım."

Yüce Allah buyurdu ki:

«İbrahim: "Rabbim! Ölüleri nasıl dirilttiğini bana göster." dediğinde, "İnanmıyor musun?" deyince de, "Hayır öyle değil,fakat kalbim iyice kansın." demişti. "Öyleyse dört çeşit kuş al, onları kendine alıştır, sonra onlardan her dağın üzerine bir parça koy, sonra onları çağır; koşarak sana gelirler. O halde Allah'ın güçlü ve Hakîm olduğunu bil." demişti.» (el-Bakara, 260.)

Tefsirciler, İbrahim peygamberin bu soruyu sormasını bir takım sebeplere bağlamışlardır. Bu sebepleri tam olarak tefsirde açıkladık.

Hülasa Cenâb-ı Allah, İbrahim'in sorusuna cevap verdi. Dört çeşit kuş alıp bunların etlerini ve tüylerini paralayarak birbirine katmasını, bu karışımı paylara ayırıp her bir payı bir dağın üzerine bırakmasını emretti. İbrahim, kendisine emredileni yaptı. Sonra Cenâb-ı Allah, onları Rablerinin izniyle kendi yanına çağırmasını emretti. İbrahim onları çağırınca, o parçalanıp birbirine karışmış olan organlar, asıl sahiplerinin yanına gittiler; o tüyler asıl bedenlerine gidip yapıştılar. Nihayet o parçalanmış kuşlar eski canlarına ve hallerine kavuştular. Bu arada İbrahim, "ol" dediği şeyi hemen olduran Allah'ın kudretini temaşa ediyordu. Kuşlar, - iyice görüp müşahede etsin diye - uçarak gelmektense koşarak, İbrahim'in yanma geldiler.

Denilir ki Cenâb-ı Allah, İbrahim (a.s.)'e, kuşların kafalarım koparıp elinde tutmasını, sonra da başsız gövdelerini ayrı ayrı dağların üzerine bırakmasını emretmişti. İbrahim onları çağırdığında, her biri gelip kendi başını almış ve eski cüssesini oluşturmuştu. Allah'tan başka ilah yoktur! Şüphesiz İbrahim (a.s.), Cenâb-ı Allah'ın ölüleri diriltmeye muktedir olduğunu, zıddı düşünülemeyecek olan kesin bir bilgiyle (il-mel yakin) biliyordu. Amabu gerçeği ayan-beyan görmek, bilgiden gözle görme aşamasına yükselmek istemişti. Cenâb-ı Allah, onun bu isteğini yerine getirdi ve tasarladığını tam olarak gerçekleştirdi.

Yüce Allah buyurdu ki:

Ey Kitab Ehli! İbrahim hakkında niçin tartışıyorsunuz? Tevrat da, İncil de şüphesiz ondan sonra indirilmiştir. Akletmiyor musunuz? Siz, hadi bilginiz olan şey üzerinde tartışıyorsunuz. Ama bilginiz olmayan şey hakkında niçin tartışırsınız? Oysa Allah bilir, sizler bilmezsiniz.

İbrahim, Yahudi de Hnstiyan da değildi. Ama doğruya yönelen bir müs-limdi. Puta tapanlardan değildi. Doğrusu İbrahim'e en yakın olanlar, ona uyanlar, bu pej^gamber Muhammed ile iman edenlerdir. Allah mü'minlerin dostudur.» (Âl-i imrAn, gö-68.)

Ehl-i Kitaptan Yahudi ye Hnstiyanların, Hz. İbrahim'i kendilerine mal etmelerini, kendi dinlerinde ve yollarında olduğunu iddia etmelerini Cenâb-ı Allah reddetmiş; İbrahim'in onlarla hiç bir ilişkisi bulunmadığını, onların çok cahil ve kıt akıllı olduklarım beyan buyurmuştur, "Ey Kitab ehli! İbrahim hakkında niçin tartışıyorsunuz? Tevrat da, İncil de şüphesiz İbrahim'den sonra indirilmiştir." (am Wan, 65.)

Ey kitab ehli, İbrahim nasıl sizden biri ve dininize mensup bir insan olur? Size indirilen şeriatlar, ancak ondan çok uzun zaman sonra indirilmiştir. "Akletmiyor musunuz?"

«İbrahim, Yahudi de, Hnstiyaııda değildi. Ama doğruya yönelen bir müslimdi, puta tapanlardan değildi.» (Âl-i Imnin, 67.)

Cenâb-ı Allah, İbralıim in Hanîf Dini üzerinde bulunduğunu beyan buyurmuştur. Hanîf demek, ihlasa yönelmek; bâtıldan uzaklaşarak Yahudiliğin, Hnstiyanhğm ve putperestliğin zıddı olan hakka doğru istikamet almaktır. Nitekim Yüce Allah buyurdu ki:

«Kendini bilmezden başkası İbrahim'in dininden yüz çevirmez. An-dolsun ki, dünyada onu seçtik, şüphesiz o, ahirette de iyilerdendir. Rabbi ona: "Teslim ol." buyurduğunda, "Âlemlerin Rabbine teslim oldum." demişti. İbralıim bunu oğullarına vasiyet etti. Yakub da: "Oğullarım! Allah, dini size seçti. Siz de ancak O'na teslim olmuş olarak can verin." dedi. Yoksa Yakub can verirken sizler yanında mı idiniz? O, Oğullarına : "Benden sonra kime kulluk edeceksiniz?" diye sormuştu; Onlar da:"Senin tanrına ve ataların İbralıim, İsmail, İshak'm tannsı olan tek tannya kulluk edeceğiz. Bizler ona teslim olmuşuzdur." demişlerdi. Onlar geçmiş bir ümmettir. Kazandıkları kendilerine, kazandıklarınız da sizedir. Onların yapmış olduklarından sorumlu değilsiniz. "Yahudi veya Hnstiyan olunuz ki, doğru yolu bulaşınız." dediler.

De ki: "Hayır, biz dosdoğru İbrahim dinine uyanz. O, Allah'a, eş koşanlardan değildi." "Allah'a, bize gönderilene, İbrahim'e, İsmail'e, İshak'a, Yakub'a ve torunlarına gönderilene", Musa ve İsa'ya verilene, onları birbirinden ayır-detmeyerek inandık. Biz ona teslim olanlarız." deyin. Sizin inandığınız gibi inanmış olsalar, doğru yol da olurlar. Yüz çevirirlerse, şüphesiz onlar çıkmazdadırlar. Onlara karşı sana Allah yetecektir. O, işitir ve bilir. Allah'ın verdiği renge uyun, rengi Allah'mkinden daha güzel olan kim vardır? "Biz o'na kulluk edenleriz." deyin. De ki: "Bizim ve sizin Rabbi-niz olan Allah hakkında bize karşı hüccet mi gösteriyorsunuz? Bizim yaptıklarımız kendimize, sizin yaptıklarınız da kendinize aittir. Biz ona karşı samimiyiz." Yoksa İbrahim, İsmail, İshak, Yakub ve torunlarının

Yahudi'veya Hiristiyan olduklarını mı söylüyorsunuz? Peki, siz mi yoksa Allah mı daha iyi bilir? de. Allah, tarafından kendisine bildirilen bir gerçeği gizleyenden daha zalim kim vardır? Allah yaptıklarınızdan gafil değildir. Onlar geçmiş birer ümmettir. Kazandıkları kendilerine, sizin kazandıklarınız da sizedir. Onların yapmış olduklarından sorumlu değilsiniz.» (el-Bakara, 130-141.) Cenâb-ı Allah, dostu İbrahim (a.s.)'i Yahudi veya Hnstiyan olmaktan tenzili etmiştir. Onun putperestlikten uzak ve hakka yönelen biri olduğunu açıklamıştır. "Doğrusu İbrahim'e en yakın olanlar, ona uyanlardır."(Âl-i İmran,68.)

Yani onun zamanında kendisinin dinine tabi olanlarla, onlardan sonra gelip İbrahim'in dinine bağlananlardır. "Bir de şu peygamber!" Yani Muhammed (s.a.v.), O'na en yakın olan insanlardandır. Cenâb-ı Allah, İbrahim'e verdiği Hanîf Dinini, daha da mükemmelleştirerek Hz. Muhammed'e vermiştir. Daha önce hiç bir nebi ve rasûle vermediğini Hz. Muhammed'e vermiştir. Nitekim yüce Allah buyurmuş ki: «"Şüphesiz Rabbim beni dosdoğru bir yola, gerçek dine, doğruya yönelen ve puta tapanlardan olmayan İbrahim'in dinine iletmiştir."de. De İd: "Namazım, ibadetlerim, hayatım ve ölümüm, âlemlerin Rabbi Allah içindir. O'nun hiçbir ortağı yoktur. Müslümanların ilki olarak böylece emrolun-

dum."» (el-En'âm, 161-163.)

«İbrahim, şüphesiz Allah'a yönelen ve O'na boyun eğen bir önderdi. Puta tapanlardan değildi. Rabbinin nimetlerine şükrederdi. Rabbi de onu seçti ve doğru yola eriştirdi. Dünyada ona iyilik verdik. Doğrusu o, ahirette de iyilerdendir. Şimdi ey Muhammed! Sana, "Doğruya yönelen, puta tapanlardan olmayan İbrahim'in dinine uy" diye vahyettik.» (en-NaH 120-123.)

İbrahim b. Musa, İbn Abbas'tan rivayet etti ki, Peygamber (s.a.v.) Beyt'te resimler görünce, emir verip o resimleri imha ettirinceye kadar içine girmedi. Beyt'in içinde, ellerinde fal okları bulunan İbrahim ile İsmail'in resimlerini gördüğünde de şöyle dedi:

"Onları (bu resimleri yapanları) Allah kahretsin,. Allah'a yemin olsun ki, İbrahim ile İsmail, fal okîanyla asla fala bakmamışlardır." Buharî'nin diğer bazı lafızları da şöyledir:

"Onları (bu resimleri yapanları) Allah kahretsin. Allah'a yemin olsun ki onlar, şeyhimizin (yani büyüğümüz ve atamız olan İbrahim'in) bu oklarla asla fala bakmamış olduğunu kesinlikle bilmektedirler."

Yüce Allah buyurdu ki: «İyilik yaparak kendisini Allah'a teslim edip, Hakka yönelen İbrahim'in dinine uyandan, din bakımından daha iyi kim olabilir? Allah, İbrahim'i dost edinmişti.» (en-Nisa, 125.)

Cenâb-ı.Allah, insanları İbrahim'in dinine uymaya teşvik ediyor. Çünkü o, doğru, dürüst bir din ve dosdoğru bir yol üzerindeydi. Rabbinin bütün emirlerini yerine getirdi. Rabbi de onu bu özelliği dolayısıyla övdü "ve sözünü yerine getiren İbrahim..." (en-Nccm, 37.)buyurdu. Bu nedenledir ki Rabbi onu kendine dost edindi. Dostluk, sevginin doruk noktasıdır. Şair demiş ki:

Can damarlarımın içine girdin ey dost.

Dosta bu nedenle Halil1 adı verilmiştir.

Hatenıü'l-enbiya ve Seyyidü'l-mürselin Muhammed (s.a.v.)'de bu mertebeye, Allah dostu rütbesine yükselmiştir. Cündüb el-Becelî, İbn Mesud'dan naklederek Rasûlullah (s.a.v.)'m şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:

"Ey İnsanlar! Doğrusu, Allah beni dost edindi." Bir başka hitabesinde de şöyle buyurmuştur: "Ey İnsanlar! Eğer yeryüzünde kilerden birini dost edinecek olsaydım, mutlaka Ebu Bekir'i dost edinirdim. Ama arkadaşınız (yani Rasûlullah) Allah'ın dostudur."

Buharı, Amr b. Meymun'dan rivayetle dedi ki:

Muaz (r.a.) Yemen'e geldiğinde, halka sabah namazını kıldırdı. Namazda; "Allah, İbrahim'i dost edindi." ayetini okudu. Bunun üzerine cemaatten biri: "İbrahim'in anasının gözü aydın olsun." dedi. İbn Mirdeveyh, İbn Abbas'm şöyle dediğini rivayet etti: Sahabelerden bir grup oturmuş, Rasülullah'ı bekliyorlardı. Rasûlullah (s.a.v.), içerden çıkıp yanlarına yaklaştı. Kendi aralarında konuşmakta olduklarını işitti. Sözlerine kulak verdi. Biri diyordu ki: "Hayret!. Allah, kendi yaratıklarından birini dost edindi. İşte İbrahim O'nun dostudur."

Diğeri şöyle diyordu: "Allah'ın Musa ile konuşmasından daha tuhaf ne var?" Öbürü şöyle diyordu: "İşte İsa, Allah'ın ruhu ve kelimesidir." Bir diğeri de şöyle diyordu: "Adem, Allah'ın seçkin kıldığı bir peygamberdir."

Evet.. Onlar kendi aralarında böyle konuşurlarken Rasûlullah (s.a.v.) yanlarına gelip selam verdi ve şöyle dedi: "Hayret edişinizi ve konuşmalarınızı duydum. İbrahim, Allah'ın dostudur, diyordunuz. Evet, öyledir. Musa ile Allah konuşmuştur, diyordunuz. Evet, öyledir. İsa, Allah'ın ruhu ve kelimesidir, diyordunuz. Evet, öyledir. Adem'i Allah seçmiştir, diyordunuz. Evet, öyledir. Dikkatinizi çekerim! Ben, Allah'ın sevgilisiyim. Ben bununla övünmüyorum. Bilesiniz ki ben, ilk şefaat eden ve şefaati de ilk kabul edilenim. Ben bununla övünmüyorum. Cennet kapısının halkasını ilk oynatan ben olacağım. Allah bana o kapıyı açacak; beni ve beraberimdeki fakir mü'nıinleri de Cennet'e koyacaktır. Ben kıyamet gününde, öncekilerle sonuncuların en üstünü olacağım. Ben bununla da övünmüyorum."

Hakim, "Müstedrek" adlı eserinde İbn Abbas (r.a.)'m şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Allah dostluğunun İbrahim'e, Allah ile konuşma mertebesinin Musa'ya, Allah'ı görme şerefinin Muhammed'e verilmiş olmasını inkar mı ediyorsunuz?"

İbn Ebi Hatîm, îshak b. Yesar'm şöyle dediğini rivayet etti: "Cenâb-ı Allah, İbrahim (a.s.)'i dost edindiğinde onun kalbine (ilahi) korkuyu yerleştirdi. Öyleki kuşun havada uçarken kanat çırpmasının sesi nasıl gelirse, İbrahim'in kalp çarpıntısının sesi de uzaktan duyuluyordu."

Abid b. Umeyr dedi ki: "İbrahim (a.s.), insanları, evinde konuk ederdi. Bir gün konuk edecek adam aramaya çıktı ama kimseyi bulamadı. Eve döndüğünde, içeride bir adarn gördü. Ona: "Ey Allah'ın kulu! İzin almadan ne sebeple evime girdin?" diye sordu. O da: "Rabbinin izniyle girdim." dedi. İbrahim'in, "Sen kimsin?" diye sorması üzerine şu karşılığı

verdi:

"Ben, Ölüm meleğiyim. Rabbim beni, Allah tarafından dost edinildi-ğini kendisine müjdeliyeyim, diye bir kuluna gönderdi." İbrahim sordu: "O kul kimdir? Allah'a yemin ederim ki, o kulun kim olduğunu bana bil-dirirsen, sonra o, yeryüzünün en uzak mıntıkasında da olsa yanma gider, ölüm bizi ayırmcaya kadar komşusu olarak yanında kalırdım ve oradan hiç ayrılmazdım." Melek dedi ki: - O kul sensin!

- Ben mi?

- Evet.. Sensin.

- Rabbim beni hangi nedenle dost edindi?

- Çünkü sen insanlara (mal ve yiyecek) verirsin; onlardan hiç bir

şey istemezsin.

Bunu îbn Ebi Hatîm rivayet etmiştir.

Cenâb-ı Allah, Kur'ân-ı Kerîm'in bir çok yerinde İbrahim (a.s.)i övmüştür. Denildi ki: İbrahim (a.s.)'den , Kur'ân-ı Kerîm'in otuz beş ayetinde bahsedilmiştir. Bunun yalmz on beşi Bakara sûresindedir. Diğer, peygamberler arasında seçilerek adları belirtilen beş Ûlu'1-azm peygamberden biri de İbrahim (a.s.)'dir. Bununla ilgili olarak yüce Allah buyurdu ki:

«Peygamberlerden söz almıştık. Ey Muhammed! Senden, Nuh'dan, İbrahim'den, Musa'dan, Meryem oğlu İsa'dan sağlam bir söz almışızdır.» (el-Alızâb, 7.)

«Allah, Nuh'a buyurduğu şeyleri size de din olarak buyurmuştur. Ey Muhammed! Sana vahyettik; İbrahim'e, Musa'ya ve İsa'ya da buyurduk ki: "Dine bağlı kalın, onda ayrılığa düşmeyin."» (eş-Şûrâ, 13.)

İbrahim (a.s.), Muhammed (s.a.v.)'den sonra, Ûlu'1-azm peygamberlerin en şereflisidir. İbrahim ki, Rasûlullah miraca çıkışında yedinci kat gökte, o'nu, sırtını Beyt-i Ma'mur'a dayamış vaziyette görmüştür. Beyt-i Ma'mur'a günde 70.000 melek ibadet için girerler. Çıktıktan sonra da meleklerin kalabalık oluşundan ötürü sıra kendilerine gelmediği için, kıyamete kadar bir daha onlar Beyt-i Ma'mur'a giremezler.

Şüreyk'in, Enes'ten rivayet ettiği İsrâ hadisinde İbrahim'in altıncı kat gökte, Musa'nın da yedinci kat gökte olduğunu söylemesi, hadisci-lerce eleştirilmiştir. Doğrusu, İbrahim'in yedinci kat gökte oluşudur.

İmam Ahmed b. Hanbel, Ebu Hüreyre'den naklederek Rasûlullah (s.a.v.)'m şöyle buyurduğunu rivayet etti.

"Asil oğlu asilin oğlu asil oğlu asil Yusuf b. Yakub b. îshak b. İbrahim Halüü'r-Rahman,"' Sonra İbrahim'in, Musa'dan daha üstün olduğuna şu hadis-i şerif delâlet etmektedir:

"Üçüncüsü, bütün halkın, hatta İbrahim'in rağbet edeceği bir güne ertelendi."

Bu, Rasûlullah (s.a.v.)'in bildirdiği Makam-ı Mahmud'dur. Buyurmuş İd:

"Kıyamet gününde ben, ademoğullarının efendisiyim. Ben bununla " övünmüyorum." Rasûlullah (s.a.v.) bu sözlerinden sonra, kıyamet gününde insanların Adem'den, sonra Nuh'tan, sonra İbrahim'den, sonra Musa'dan, sonra İsa'dan şefaat dilene çeklerini, bu pej'gamberlerin onlardan yüz çevireceklerini, sonuçta kendisine başvuracaklarını ve kendisinin de : "Ben şefaat etmeye ellilim, ehilim." diyeceğini anlatmıştır. Buharı, Ebu Hüreyre'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: Denildi İd: - Ey Allah'ın Rasûlü! İnsanların en üstünü kimdir?

- İnsanların en üstünü, Allah'tan en çok korkanlarıdır.

- Bunu sormuyoruz.

- Öyleyse insanların en üstünü, Allah'ın peygamberi Yusuf tur. O, Allah'ın peygamberinin (Yakub'un) oğludur. O (Yakub) da Allah'm peygamberinin (İshak'm) oğludur. O (îshak) da Allah'ın dostunun (İbrahim'in) oğludur.

- Bunu sormuyoruz.

- Arapların aslını (ve Özünü) mı soruyorsunuz? -Evet...

- Cahiliyet devrinde onların seçkin olanları, (Hakkı kabul edip) anladıkları takdirde, İslâmiyet devrinde de seçkindirler.

Gelelim İmam Ahmed b. Hanbel'in rivayet ettiği hadise: îbn Abbas, Peygamber (s.a.v.)'in şöyle buyurduğunu rivayet etti: «"İnsanlar çıplak ve sünnetsiz olarak haşroiunacaklardır. (O zaman) kendisine ilk giysi giydirilen, İbrahim aleyhisselam olacaktır." Hz. Peygamber (s.a.v.) böyle dedikten sonra şu ayeti okudu:

'Yaratmaya ilk başladığımız gibi - katımızdan verilmiş bir söz olarak - onu tekrar var edeceğiz."» (ei-Enhiya, 104.)

İbrahim peygambere özgü olan bu belirli üstünlük; gelmiş, geçmiş ve gelecek insanların imrendiği, Makam-ı Mahmud'un sahibi Hz. Muhammed (s.a.v.)'e özgü üstünlüklere erişemez.

Şimdi de İmam Ahmed b. Hanbel'in rivayet ettiği diğer hadise gelelim: Enes b. Malik (r.a.)'den rivayet edilmiştir: «Adamın biri Peygamber (s.a.v.)'e : "Ey yaratıkların en hayırlısı!" diye hitab etti. Peygamber (s.a.v.)'de: "O (dediğin) İbrahim'dir." diye karşılık verdi. Bu sözü Peygamber Efendimiz, atası İbrahim'e olan tevazu ve alçakgönüllülüğünün bir ifadesi olarak söylemiştir. Nitekim buyurmuş ki: .

"Beni diğer peygamberlerden daha üstün tutmayın." Bir başka hadisinde de şöyle buyurmuştur:

"Beni, Musa'dan üstün tutmayın. Çünkü kıyamet gününde herkes düşüp bayılacak. İlk ayılan ben olacağım. Musa'yı, Arşın sütununu tutmuş vaziyette göreceğim. Bilmem ki benden önce mi âyılmıştır yoksa (dünyadayken) Tur-i Sina'da düşüp bayılmasının karşılığı olarak mı kıyamet gününde bayılmamış tır?"

Ancak bütün bunlar, Peygamber (s.a.v.)'in kıyamet gününde Adem oğullarının efendisi olacağım bildiren ve mütevatiren gelen rivayetlerle çelişmemektedirler. Ubeyy b. Ka'b'm rivayet ettiği bir hadiste de şöyle denmektedir:"... Üçüncüsü ise, İbrahim de dahil olmak üzere tüm yaratıkların rağbet edip imrenecekleri bir güne ertelendi."

İbrahim (a.s.), Rasûlullah (s.a.v.)'dan sonra diğer peygamberlerin ve Ûlu'1-azm olanların en üstünü olduğu için, namaz kılanların teşeh-hüd esnasında ona salat getirmeleri emredilmiştir.

Kab b. Acre ve başkaları dediler ki: (Namazda) sana nasıl selam okuyacağımızı anladık. Peki ya sana salatı nasıl okuyacağız? Bunun üzerine Peygamber (s.a.v.) buyurdu ki, "Şöyle okuyun: Allahım! İbrahim'e ve İbrahim'in aile efradına rahmet ettiğin gibi, Muhammed'e ve Muhammed'in aile efradına rahmet et. İbrahim'i ve İbrahim'in aile efradını mübarek kıldığın gibi, Muhammedi ve Muhammed'in aile efradını da mübarek kıl. Şüphesiz sen, övülen ve üstün olansın."

Yüce Allah buyurdu ki:

"İbrahim ki sözünü yerine getirdi." (en-Nocm, 37.)

Müfessirler dediler ki: İbrahim, Allah'tan aldığı emirlerin tümünü yerine getirdi. İmanın tüm gereklerini ve teferruatını yerine getirdi. Yüce Rabbinin emirlerini yerine getirmesi, az faydalı işleri yapmasına engel olmuyordu. Ağır işlerle uğraşması, ona, küçük işleri yapmasını unutturmuyordu.

Abdürrezzak, İbn Abbas'm; "Rabbi, İbrahim'i bir takım emirlerle denemiş, o da onları yerine getirmişti." (ei-iîaka, 124.) ayet-i kelimesiyle ilgili olarak şöyle dediğini haber vermektedir.

"Allah, İbrahim'i temizlik konusunda denemişti. Temizlikle ilgili emirlerin beşi başı, beşi de bedeni alakalandırıyordu. Baştakiler şunlardı: 1-Bıyığı kısaltmak. 2-Ağıza su almak. 3-Buruna su almak. 4Mis-vak kullanmak. 5-Baştaki saçları ikiye ayırmak. Bedendekiler de şunlardı: 1- Tırnakları kesmek. 2- Kasığı tıraş etmek. 3- Sünnet olmalı. 4-Koltuk altındaki tüyleri yolmak. 5- İdrar ve dışkının vücuttaki kalıntılarını yıkamak."

Bunu, îbn Ebi Hatîm rivayet etmiştir.

Ebu Hüreyre de, Hz, Peygamber (s.a.v.)'in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir. "Fıtratın gereği beştir: 1- Sünnet olmak 2- Tıraş olmak 3-Bıyığı kısaltmak 4- Tırnakları kesmek. 5- Koltuk altlarındaki kılları yolmak."

Veki', Hz. Aişe'den naklederek, Rasûlullah (s.a.v.)'m şöyle buyurduğunu söyledi: "On şey, fıtratın gereklerindendir: Bıyığı kısaltmak. Sakalı koyvermek. Misvak kullanmak. Buruna su almak. Tırnakları kesmek. Parmak mafsallarını yıkamak. Koltuk altlarındaki tüyleri yolmak. Kasığı tıraş etmek. Gaita ve idrar çıkış yerlerini suyla temizlemek, sünnet olmak."

Yani İbrahim (a.s.), Rabbine huşu' ve ihlasla ibadet etmenin yanısı-ra bedensel faydaları da gözden kaçırmıyordu. Çeki düzen verip güzelleştirme gibi, her organm hakkım veriyordu. Uzun saç, uzun tırnak, diş kiri ve pislik gibi çirkin görünümlü şeyleri gidermeyi de ihmal etmiyordu. Cenâb-ı Allah, "İbrahim İd, kendisine verilen emirleri yerine getirdi." diyerek onu Övmüştü ya.. İşte onun bu özellikleri de bu cümledendir.