El-Bidaye ve'n-Nihaye · Temmuz 1, 2026

Hacer Hanımın İsmail (A.S.)’i Doğurması

Ehl-i Kitap dediler ki: İbrahim peygamber Allah'tan iyi bir evlat istedi. Allah da ona, böyle bir evlat vereceğini müjdeledi. İbrahim'in Kudüs'te ikameti yirmi yılı bulunca Sare ona şöyle dedi: "Rabbim beni çocuksuz …

Ehl-i Kitap dediler ki: İbrahim peygamber Allah'tan iyi bir evlat istedi. Allah da ona, böyle bir evlat vereceğini müjdeledi. İbrahim'in Kudüs'te ikameti yirmi yılı bulunca Sare ona şöyle dedi: "Rabbim beni çocuksuz bıraktı. Şu cariyem Hacer'le gerdeğe gir, belki onun aracılığıyla Allah beni evlat sahibi kılar".

Sare, cariyesi Hacer'i kendisine bağışlayınca İbrahim onunla gerdeğe girdi. Hacer hamile kaldı. Hamile kalınca da büyüklenmeye ve hanım efendisine caka satmaya başladı. Sare, onun bu tavırlarına katlanamadı; Onu İbrahim'e şikayet etti! İbrahim de: "Ona ne istersenyap!" dedi. Hacer, korkup evden kaçtı ve o çevrede bulunan bir pınarın yanına vardı. Meleklerden bir melek ona dedi ki: "Korkma! Karnında taşımakta olduğun şu oğlanı Allah hayırlı bir evlat yapacaktır." Böyle dedikten sonra, evine dönmesini emretti ve bir oğlan çocuğu doğuracağını, adını İsmail koyacağını, emsalsiz bir insan olacağını, herkese hükmedeceğini, herkesin idaresinin onunla olacağını, kardeşlerinin beldelerinin tümünde onun hükmünün yürüyeceğini de Hacer'e müjdeledi. Bunun üzerine Hacer, onur ve üstünlük sahibi yüce Allah'a şükretti.

Bu müjde, onun torunu Muhammed (s.a.v.)'in üzerinde tam tanıma gerçekleşmiştir. Muhammed (s.a.v.), bu müjde ile bütün Araplara hükmetmiş, doğuda ve batıda bulunan ülkelere sahib olmuştur. Allah ona, önceki ümmetlerden hiç birine vermediği kadar faydalı ilim ve salih amel vermiştir. Bu ümmet, çok yararlı işler yapmış ve hayırlı faaliyetlerde bulunmuştur. Şüphesiz bu da, bu ümmetin peygamberinin diğer peygamberlerden daha üstün olması, risaletinin bereketi, elçiliğinin uğuru, getirdiği düzenin mükemmelliği ve bütün insanlık için gönderilmiş bir peygamber olması sayesinde mümkün olmuştur.

Hacer hatun, pınarın yanından kalkıp eve döndüğünde İsmail'i doğurdu. O zaman İbrahim'in seksenaltı yaşında olduğu, ondan onüç sene sonra da îshak'm doğduğu söylenir.

İsmail doğunca Cenâb-ı Allah, İbrahim'e, Sare'nin de İshak'ı doğuracağını müjdeledi. Bunun üzerine İbrahim secdeye kapanıp Rabbine şükranlarını sundu. Rabbi de ona şöyle dedi: "İsmail'le ilgili dileğini yerine getirdim. Onu mübarek bir insan kıldım. Onun soyunu gerçekten çoğaltmayı takdir ettim. Onun soyundan on iki büyük insan doğacaktır. Onu büyük milletin reisi yapacağım."

Bu sözler de bu büyük ümmet için bir müjdedir. O, oniki büyük insan da oniki Hulefa-i Raşidin'dir İd onlar da, Abdül, Melik b. Umeyr'in, Cabir b. Semure'den rivayet ettiği şu hadiste müjdelenmiştir. Hz. Peygamber (s.a.v.) buyurdu ki:

«Oniki emir olacaktır. Babama, ne dediğini sordum. Dedi ki: "O emirlerin hepsi de Kureyş (soyun) dan olacaktır." dedi.»

Bir başka rivayette de şöyle buyurulmuştur: «Bu ümmetin idaresi, oniki emîr hüküm sürünceye kadar yolunda - ya da güçlü - olacaktır. O emirlerin hepsi de Kureyş (soyun) dan olacaktır.»

Ebu Bekir, Ömer, Osman, Ali, Ömer b. Abdülaziz ile Abbas oğullarından bazıları bu on iki emirdendirler. Bu on iki halifenin sadece bir dizi olmaları kastedilmiş değildir. Bilakis onların mevcudiyetleri zorunludur. Bu on iki halifeden maksat, Rafızi inancına göre Hz. Ali ile başlayıp Sanıarra mağarasında yeraltında bekleyen Muhammed b. Hasen el Askerî ile nihayete eren on iki imam değildir. Çünkü bunların arasında; savaşı terkedip idareyi Muaviye'nin eline bırakan, böylece fîtne ateşini söndürerek, Müslümanlar arasında dönmekte olan savaş değirmenin döner taşını durduran Hz. Ali ile oğlu Hasan dan daha faydalı bir kimse yoktur. Reaya topluluğunun geri kalan kısmmınsa herhangi bir işte millete hükmetmeleri mümkün değildir. îmamiye'nin, İmam Aske-rî'nin Samarra'da yer altındaki bir mağarada beklediğine inanması ise, kafalardaki bir hevesten ve nefislerdeki bir hezeyandan ibarettir. Bunun hakikati, aslı yoktur.

Hacer hatun, İsmail'i doğurduğunda Sare onu kıskanmış; İbrahim'den onu, kendisinin görmeyeceği uzak bir yere götürmesini istemişti. İbrahim de Hacer'i ve oğlunu alıp yolculuğa çıkmış, bu günün Mekke-si olarak bilinen yere götürüp onları bırakmıştı. İsmail, o zaman henüz süt emme çağmdaydı. İbrahim onları bırakıp ta ardını dönerek geri gelmeye kalkınca, Hacer hemen ardına düştü ve elbisesine tutunarak; "Ey İbrahim! Yanımızda bakacak kimsemiz olmadığı halde, bizi yalnız başımıza bırakıp da nereye gidiyorsun böyle?" dedi. İbrahim cevap vermedi. Hacer, sorusunu tekrarladı; İbrahim'in cevap vermediğini görünce, bu defa da: "Böyle yapmanı Allah mı sana emretti?" diye sordu. İbrahim, "Evet..." diye cevap verince, Hacer: "Eğer öyleyse Allah bizi telef etmez!." dedi.

Şeyh Muhammed b. Ebi-Zeyd (r.a.), "Nevadir" adlı kitabında dedi ki: Sare, Hacer'e öfkelendi, onun üç organını kesmeye yemin etti. Bunun üzerine İbrahim (a.s.) ona, Hacer'in iki kulağını delmesini ve sünnet etmesini emretti. Böylece yemini, yerini bulmuş olacaktı. Süheylî dedi ki: Kadınlardan ilk sünnet olan, kulağını ilk deldiren ve eteğini ilk uzatan, Hacer hatundur.