El-Bidaye ve'n-Nihaye · Temmuz 1, 2026

İbrahim (A.S.)'În Oğlu İsmail Ve İsmail'in Anası Hacer'le Birlikte Mekke'deki Faran Dağlarına Hicret Etmesi Ve Orada Şerefli Beytullah'ı İnşa Etmesi

Buharı, îbn Abbas (r.a.)'m şöyle dediğim rivayet etti: Önceki devirlerde ilk olarak kuşak bağlayan kadın, İsmail'in anasıdır. Arkasını Sare'ye göstermemek için beline kuşak bağlamıştı. Sonra İbrahim onu ve emzirmekte …

Buharı, îbn Abbas (r.a.)'m şöyle dediğim rivayet etti: Önceki devirlerde ilk olarak kuşak bağlayan kadın, İsmail'in anasıdır. Arkasını Sare'ye göstermemek için beline kuşak bağlamıştı. Sonra İbrahim onu ve emzirmekte olduğu oğlu İsmail'i alıp götürdü; Ka'be'nin yanında, Zemzem kuyusunun üst tarafında, Mescid-i Haram'm yukarı kısmında Devha denen yere bıraktı: O zaman Mekke'de kimse yoktu, su da bulunmuyordu. Onları oraya indirdi, yanlarına da içinde hurma bulunan bir dağarcıkla, içinde birazcık su bulunan bir kırba bıraktı. Sonra İbrahim geri dönmek için kalkıp yürüdü; İsmail'in anası da peşine takılıp şöyle dedi: "Ey İbrahim! İçinde bize arkadaşlık edecek bir kimse bulunmayan ve hiç bir şeyi olmayan bu vadide bizi bırakıp da nereye gidiyorsun?!." Bu sözünü defalarca tekrarladığı halde, İbrahim ona dönüp bakmadı. En sonunda: "Ey İbrahim! Böyle yapmanı Allah mı sana emretti?.» diye sordu. İbrahim, "evet" deyince, Hacer: "Öyleyse Allah bizi telef etmez." dedi ve sonra geri döndü. İbrahim de geri dönüş yoluna koyuldu ve onların kendisini göremiyeceği bir tepeye vardı. Orada Ka'be'ye yönelerek ellerim semaya kaldırdı ve şöyle dua etti: «Rabbimiz! Ben çocuklarımdan kimini, namaz kalabilmeleri için, senin kutsal evinin yanında, çorak bir vadiye yerleştirdim. Rabbimiz! İnsanların gönüllerini onlara meylettir. Şükretmeleri için onları ürünlerle rızıklandır.» (ibrahim, 37.)

Anası, İsmail'i emzirmeye başladı. Kendisi de kırbadaki sudan içiyordu. Su tükenince, kendisi de oğlu da susadı. Çocuğunun, susuzluktan ötürü kendini yerlere vurduğunu gördü. Bu acıklı manzarayı görmemek için, oradan kalkıp ileriye doğru koştu. Oraya en yakın tepenin Safa tepesi olduğunu gördü. Tepenin üstüne çıktı; sonra bir kimseyi görür umuduyla, oradan vadiye baktı, ama hiç kimseyi göremedi. Safa'dan indi; vadinin ortasına geldiğinde bütün gücünü topladı, sonra da yorgun kimse gibi koştu ve vadiyi aştı; Merve tepesine ulaştı; tepenin üstüne çıktı. Sonra bir kimseyi görür umuduyla etrafa göz gezdirdi, ama hiç kimseyi göremedi. Bu yürümeyi yedi kez tekrarladı.

İbn Abbas, bununla ilgili olarak Peygamber (s.a.v.)'in şöyle buyurduğunu söyledi: «İşte bu nedenle insanlar, (hac ve umre için) Safa ile Merve arasında sa'y ederler.»

Merve tepesine çıktığında bir ses duydu. Kendi kendine "Sus" dedi sonra kulak verince aynı sesi yine duydu ve "Senin yanında bize bir yardımcı bulunduğunu bize işittirdin." dedi. Bir de ne görsün: Bu günkü Zemzem kuyusunun yerinde bir melek, topuğuyla - ya da kanadıyla -toprağı kazıyor. Nihayet suyu çıkardı. Hacer de suyun etrafa akıp gitmemesi için, etrafını toprakla çeviriyor ve eliyle toparlıyordu. Suyu avuçlayarak kırbasına dolduruyordu. O avuçladıktan sonra su yine yerden kaynıyordu.

İbn Abbas (r.a.), Peygamber (s.a.v.)'in şöyle buyurduğunu söyledi: «"Allah, İsmail'in anasına rahmet etsin. Zemzemi kendi haline bırak-saydı - ya da Zemzemi avuçîamasaydı - akar bir su olurdu." Kendisi içti, çocuğunu emzirdi. Melek de ona şöyle dedi: "Ey Hacer! Telef olmaktan korkma. Burada Allah'ın Beytini şu çocuk ve babası inşa edeceklerdir. Doğrusu Allah, kendi ehlini telef etmez."»

Beyt-i Muazzam'a yerden yüksekteydi. Tepe üstünde gibiydi. Seller gelir, sağından ve solundan alır giderdi.

Nihayet Cürhüm kabilesinden bir grup can yoldaşı veya bir aile, kuzey tarafından Mekke'ye yöneldi. Mekke'nin alt taraflarında yerleştiler. Orada konmak üzere dolaşmakta olan bir kuş gördüler. "Bu kuş, bir suyun üzerinde dolaşmaktadır. Oysa biz bu vadiyi susuz bir yer olarak bilirdik." dediler; Bir ya da iki haberci gönderdiler. Haberciler Zemzem kuyusunda su gördüler. Dönüp, su gördüklerini haber verdiler. Bunun üzerine bütün kafile oraya yöneldi. İsmail'in anası, Zemzem suyunun yanındaydı. Ona: "Senin yanında konaklayıp yerleşmemize izin verir misin?" diye sordular. O da: "Bu su için bizden bir hak talebinde bulunmamanız şartıyla evet." diyerek izin verdiğini açıkladı. Onlar da "Evet." diyerek bu şarta rıza gösterdiler.

Abdullah b. Abbas, Peygamber (s.a.v.)'in şöyle buyurduğunu rivayet etti: İsmail'in anası buna alıştı. O, yanında kendisine can yoldaşlığı edecek kimselerin bulunmasından hoşlanıyordu. Cürhünılüler oraya yerleştiler. Akrabalarına haber saldılar, onlar da yanlarına gelip yerleştiler. Böylece oraya bir kısım hane halkı yerleşmiş oldu.

Hacer'in oğlu büyüyüp delikanlılık çağına geldi. Onlardan Arapça'yı öğrendi. Büyüyünce onları beğendi, hoşuna gittiler. Baliğ olunca da, onu kendi kızlarından biriyle evlendirdiler. Gün geldi, İsmail'in anası öldü. İsmail'in evlenmesinden bir süre sonra babası İbrahim, bırakmış olduğu yavrusunun durumunu incelemek üzere Mekke'ye geldi. İsmail'i bulamadı. Karısına sordu. O da: "Bizim için azık aramaya

gitti." dedi. Sonra İbrahim (a.s.), geçimlerini ve durumlarını sordu. İsmail'in karısı: "Kötü durumdayız. Darlık ve sıkıntı içindeyiz." diyerek hallerinden memnun olmadığını açıkladı. Bunun üzerine İbrahim ona şu tenbihte bulundu: "Kocan geldiği zaman ona selamımı ilet ve kapısının eşiğini değiştirmesini söyle!» dedi.

İsmail (a.s.) eve geldiğinde, evine bir insan uğradığını hisseder gibi oldu. Hanımına: "Size uğrayan oldu mu?" diye sordu. Hanımı şöyle dedi: "Evet.. Şu ve şu vasıfta yaşlı bir adam geldi. Seni sordu. Azık temini için dışarı çıktığını söyledim. Geçimimizi sordu. Darlık ve sıkıntı içinde olduğumuzu anlattım.." İsmail: "Sana bir tenbihte bulundu mu?" diye sordu. O da : "Evet.. Sana selamım iletmemi ve kapının da eşiğini değiştirmeni söylememi tenbihledi." diyerek cevap verdi. Bunun üzerine İsmail (a.s.): " O benim babamdır. Senden ayrılmamı bana emretmiştir. Var, babangile git." dedi ve onu boşadı. Aynı kabileden başka bir kadınla evlendi.

Bir süre sonra İbrahim Halil (a.s.), tekrar Mekke'ye geldi. Yine İsmail'i evde bulamadı. Hanımının yanına gelip İsmail'i sordu. Kadın: "Bizim için azık bulmaya gitti." dedi. Durumlarını ve geçimlerini sordu. Kadın; rahat ve bolluk içinde bulunduklarını söyleyerek yüce Allah'a hamd-ü senada bulundu. İbrahim: "Ne yersiniz?" diye sordu. Kadın: "Et yeriz." dedi. İbrahim: «Ne içersiniz?" diye sordu. Kadın: "Su içeriz." dedi. Bunun üzerine İbrahim: "Allahım! Onlar için eti ve suyu bereketlendir.» dedi. Peygamber {s.a.v.) Efendimiz buyurdular ki: «O zaman onlar için tahıl yoktu. Eğer tahılları olsaydı, İbrahim, tahılın da onlar için bereketli olmasına dua ederdi.» O zaman Mekke dışındaki kimseler, sadece et ve suyla yetinmiyorlardı.

Evet.. İsmail'in yeni zevcesinin böyle demesi üzerine İbrahim (a.s.; ona şu tenbihatta bulundu:

"Kocan geldiğinde ona selamımı ilet ve kapısının eşiğini sağlam tutmasını kendisine söyle." dedi.

İsmail (a.s.) eve geldiğinde karısına: "Size gelen oldu mu?" diye sordu. Karısı dedi ki: "Evet.. Güzel suretli bir ihtiyar geldi. (Ayrıca onu övdü.) Seni sordu. Azık tedariki için dışarıya çıkmış olduğunu söyledim. Geçimimizi sordu. Rahat ve bolluk içinde bulunduğumuzu söyledim."

İsmail: "Sana her hangi bir tenbihte bulundu mu?" diye sordu. Karısı şu cevabı verdi. "Evet.. Sana selam söyledi ve kapının eşiğini de sağlam tutmanı sana emretti."

İsmail dedi ki: "O ihtiyar, benim babamdır. Kapının eşiği de sensin. Seni sağlam tutmamı ve senden ayrılmamamı emretmiştir."

İbrahim, Allah'ın dilediği bir süre kadar daha bekledi. Bundan sonra Mekke'ye yine geldi. İsmail, Zemzem kuyusuna yakın bir yer olan

Devha'nın alt tarafında, okunun ucunu keskinliyordu. Babasını görünce kalkıp yanına gitti. Bir babanın oğluna, bir oğlun da babasına yapması gereken hareketleri yaptılar. Sonra İbrahim şöyle dedi:

- Ey İsmail! Allah bana bir iş emretti.

- Rabbinin emrini yerine getir.

- Bana yardım eder misin?

- Evet..

- Allah, bana, şuracıkta bir ev yapmamı emretti.

Böyle derken de, etraftan birazcık yüksek olan bir yeri, yani Ka'be-i Muazzama'nın yerini gösterdi. Bundan sonra Ka'be-i Muazzama'nm inşasına başladılar. Temelleri yükselttiler. İsmail taş getiriyor; İbrahim de binayı kuruyordu. Bina yükselince şu taşı (Makam-ı İbrahim'deki taşı) getirip yere koydu. Basamak yapıp üzerine çıktı. Böylelikle inşaatı devam ettiriyor; İsmail de ona taşlan uzatıyordu. Her ikisi de şöyle dua ediyorlardı:

«Rabbimiz! Yaptığımızı kabul buyur. Sen hem işitir, hem bilirsin.»(el-Bakara, 127.)

Binayı yapmaya devam ediyor, Beyt'in etrafında, «Rabbimiz, yaptığımızı kabul buyur, sen hem işitir, hem bilirsin.» diyerek dönüyorlardı.

Abdullah b. Muhammed, İbn Abbas (r.a.)'m şöyle dediğini rivayet etti:

Ailesiyle kendisi arasında bazı hadiseler meydana gelince İbrahim, İsmail ile anasını evden alıp götürdü. Yanlarında, içinde azıcık su bulunan bir kırba vardı. Öyle sanılır ki İbn Abbas, bu sözleri îsrailiyattan almıştır. İçinde biraz gariplik bulunan bu ifadelerde, İsmail'in o zaman henüz süt emmekte olduğu da anlatılmaktadır.

Tevrat ehlinin anlattıklarına göre Cenâb-ı Allah, İbrahim'e oğlu İsmail'i ve maiyetindeki kuleleriyle diğer adamlarım sünnet etmesini emretmişti. O zaman da İbrahim (a.s.) doksan dokuz yaşındaymış. İsmail de onüç yaşındaymış. İbrahim, Allah'ın emrine uyarak onları sünnet etmiş. Bu da, onun bu işi bir yecibe olarak yaptığım göstermektedir. Yine bu nedenledir ki, âlimlerin sahih kavline göre sünnet, erkekler için bir vecibedir. Nitekim bu hüküm, yerinde de kesin olarak açıklanmıştır.

Kuteybe b. Said, Ebu Hüreyre'den rivayet ederek Peygamber (s.a.v.)'in şöyle buyurduğunu söyledi: «İbrahim seksen yaşındayken keserle sünnet oldu.»

Bazı lafızlardaysa şöyle denmiştir: "İbrahim, üzerinden seksen sene geçtikten sonra sünnet oldu. Ve kadumla sünnet oldu". Kadum, kesici bir alet olan keserdir. Kadumun bir mevld adı olduğunu söyleyenler de olmuştur .

Ancak bu rivayette kullanılan lafızlar, sünnet olduğunda İbrahim'in seksen yaşından daha büyük olduğuna bir mani teşkil etmezler. Çünkü Ebu Hüreyre'den rivayet edilen ve vefatından bahseden bir hadiste Peygamber (s.a.v.) Efendimiz şöyle buyurmuştur:

«İbrahim, 120 yaşındayken sünnet oldu. Ondan sonra seksen yıl daha yaşadı.»

Bunu İbn Hibban, "Sahih"inde rivayet etmiştir.

Buraya kadar anlatılanlarda, boğazlanmak üzere yere yatırılan kurbanlık İsmail'den bahsedilmedi. İbrahim (a.s.)'in Mekke'ye gelişinden de ancak üç defa bahsedildi. Birinci gelişi, Hacer'in ölümünün ardı sıra İsmail'in evlenmesinden sonra olmuştu. Anlatıldığına göre henüz küçücük bir çocuk iken İsmail'i Mekke'de terketmişti. Evleninceye kadar İsmail ile anasının durumunu gelip kontrol etmemişti. Halbuki o, yolculuğa çıktığında yollar, onun ayakları altında dürülüp kısalıyordu. Onlara giderken Burak denen hızlı bir bineğe bindiğini söyleyenler de olmuştur. Hal böyleyken ve de zevcesiyle çocuğu sıkıntı, ihtiyaç ve şiddetli bir geçim sıkıntısı içindeyken nasıl olurdu da onları gelip görmezdi?

Öyle sanıyorum ki bu ifadelerin bir kısmı îsrailiyattan alınmadır. Biraz da merfu rivayetler ile süslenmiştir. İsmail'in boğazlanmak için yatırılma kıssası bu ifadelerde de görülmemektedir. Boğazlanmak için yere yatırılanın İsmail olduğunu Saffat sûresinin tefsirinde ispatladık.