Yüce Allah buyurdu ki:
«Bunun üzerine Lut ona inandı ve (ibrahim): «Doğrusu ben Rabbim-min dilediği yere hicret ediyorum, O, şüphesiz güçlüdür, Hakimdir."
dedi.» (el-AnkebÛt, 26.)
«Onu da, Lut'u da, âlemler için kutsal kıldığımız yere ulaştırıp kurtardık. İbrahim'e, buna ilaveten îshak ve Yakub'u da verdik. Her birini iyi kimseler kıldık. Onları, buyruğumuz altındaki insanları doğru yola götüren önderler yaptık. Onlara, iyi işler yapmayı, namaz kılmayı, zekat vermeyi vahyettik. Onlar, bize kulluk eden kimselerdi.» (el-Enbiyâ, 70-73.)
İbrahim (a.s.) rızay-ı ilahî uğruna milletini terk edip aralarından çıktı, göçüp gitti. Karısı kısırdı. İbrahim (a.s.)'in çocuğu yoktu. Kardeşi Haranın oğlu Lut'u yanına almıştı. Bundan sonra Cenâb-ı Allah ona sa-lih evlatlar bahşetti. Onun soyuna kitap ve peygamberlik verdi. İbrahim'den sonra gelmiş olan peygamberler, hep onun soyundandırlar. Yine ondan sonra, gökten her hangi bir peygambere inmiş olan ilahî kitaplar, onun soyundan ve zürriyetinden olan bir kimseye inmiştir ki, bu da İbrahim'e Allah tarafından bahşedilen bir hil'at ve ikramdır. Çünkü o ailesini, akrabalarını ve yurdunu terketmiş; kutlu ve yüce Rabbine ibadet edebileceği, halkı ona davet edebileceği bir beldeye hicret etmişti. Hicret için seçtiği hedef, Şam'dı.
Şam için Cenâb-ı Allah: "Alemler içinde kutsal kıldığımız yer.» demiştir. Bunu Ubeyy b. Ka'b, Ebü'l-Aliye, Katade ve diğerleri söylemişlerdir.
Avfi, îbn Abbas'm şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Alemler için kutsal kıldığımız yer" ayetiyle kastedilen yer, Mekke'dir. Hiç mi şu ayeti duymadın?:
«Doğrusu insanlar için ilk kurulan ev, âlemler için mübarek ve hidayet sebebi olan Ka'be'dir.» (Âi-i Imrân, 96.)
Önceki sayfalarda da Ehl-i Kitap'tan naklettiğimiz gibi İbrahim (a.s.); kardeşi oğlu Lut, kardeşi Nahur, kendi zevcesi Sare ve kardeşinin hanımı Melka ile birlikte Babil diyarından çıkmış, Harran'a gelip yerleşmişti. Babası Tareh, Harran'da ölmüştü.
Süddî dedi ki: İbrahim, Lut'u da beraberine alarak Şam'a doğru hareket etti. Sare ile -karşılaştı. Harran melikinin kızı olan Sare, milletinin dinini eleştirmişti. (Sabiîliğe karşı çıkmıştı.) Bu inancım değiştirmemesi şartıyla onunla evlendi. Bu haberi (İbn Cerir) rivayet etmiştir. Meşhur görüşe göre Sare, İbrahim'in amcası Haranın kızıdır. Harran kelimesi de onun adına nispet edilmiştir.
Sare'nin, İbrahim'in kardeşi Haran'ın kızı ve Lut'un da kız kardeşi olduğunu söyleyen kimse, bilgisizce konuşmuş olur. O zamanlar kardeş kızı ile evlenmenin meşru olduğunu iddia eden kimsenin, bu sözünün delili yoktur. Bazı Yahudi bilginlerinden nakledildiği gibi faraza o zaman böyle bir evlenme meşru olsaydı bile, bir peygamber böyle bir evliliğe kesinlikle girmezdi. Doğruyu en iyi bilen Allah'tır.
Sonra meşhur görüşe göre İbrahim (a.s.), Babü'den muhacir olarak çıktığında, Sare de beraberindeymiş. Gerçeği en iyi bilen, yüce Allah'tır.
Ehl-i Kitabın anlattığına göre İbrahim (a.s.) Şam'a geldiğinde, Allah kendisine şöyle vahyetmiş: "Ben bu diyarı, senin ardın sıra gelecek olan halefine bırakcağım." Bunun üzerine İbrahim (a.s.), bu nimete şükür olarak orada bir mabed inşa etti. Kubbesini Mescid-i Aksa'mn doğusuna yönelik kurdu. Sonra da Teymün'e hareket etti- O şuralar kıtlık ve açlık olunca Mısır'a göç ettiler.
Ehl-i Kitab, Sare ile Mısır hükümdarı arasında geçen olayı da anlatırlar. İbrahim, O'na: "Hükümdara benim kız kardeşim olduğunu söyle", demişti. Hükümdarın uşakları, Sare'yı Hacer'e anlatmışlardı. Sonra onları Mısır'dan çıkardı. Onlar da Teymün'e yani Kudüs tarafına döndüler. Beraberlerinde hayvanlar, köleler ve bol miktarda mal vardı.
Buharı, Ebu Hüreyre (r.a.)'nin şöyle dediğini rivayet etti: İbrahim (a.s.) yalnızca üç defa yalan söyledi. Bunlardan ikisi Allah içindi: (Putları kırmak için bayrama gitmek istememiş) ve "Ben rahatsızım." demişti. Bir de putları kendisi kırdığı halde "Hayır, bu işi putların şu büyüğü
yaptı."demişti.
Bir.de günün birinde Sare ile beraberken, zorba hükümdarlardan birinin memleketine uğramış; hükümdara, İbrahim'in beraberinde güzel bir kadın bulunduğunu söylemişler. O da İbrahim'e adam gönderip yanına çağırtmış, kadının Mm olduğunu sormuş, o da "Kızkardeşimdir." diye cevap vermiş, sonra da Sare'nin yanına gelerek : «Ey Sare! Yeryüzünde seninle benden başka Allah'a inanan iki dinkardeşi yoktur. Ben de ona, bu manayı kastederek kardeşim olduğunu söyledim. Sakın onun yanında beni yalancı çıkarma." dedi.
Hükümdar, Sare'ye haber göndererek makamına çağırttı. Sare, makama girdiğinde hükümdar, kalkıp onu eliyle tutmak istedi ama eli kaskatı kesildi. Bunun üzerine: "Benim için Allah'a dua et, sana zarar vermem." dedi. Sare, Allah'a dua edince hükümdarın eli açıldı. Sonra ikinci kez yakalamak istedi. Bu defa eli daha şiddetle felç oldu. Bunun üzerine: "Benim için Allah'a dua et, sana zarar vermem:.» dedi. Sare Al- , lah'a dua edince hükümdarın eli açıldı. Ve bazı mabeyincilerini çağırıp onlara şöyle dedi: "Siz bana bir insan değil, şeytan getirmişsiniz. Hacer'i buna hizmetçi olarak veriyorum." dedi. Bundan sonra Sare, İbrahim'in
yanına döndü.
İbrahim namaz kılmaktaydı. Ona: "Durumun ne merkezde?" manasında eliyle işaret yaptı. Sare: "Allah, kafirin tuzağım başına geçirdi. Hacer'i de bana hizmetçi olarak verdi." dedi.
Ebu Hüreyre dedi ki: "Ey gök suyunun çocukları! Ananız, işte bu (Hacer) dir."
Hanz Ebu Bekr el-Bezzar, Ebu Hüreyre'den rivayet ederek Hz. Peygamber (s.a.v.)'in şöyle buyurduğunu söyledi:
«ibrahim sadece üç defa yalan söylemiştir. Bunların tümünü de Allah için söylemişti. Bunlardan biri, (mabette kalıp putları kırmak için, hasta olmadığı halde) "Doğrusu, ben rahatsızım." demesiydi. Diğeri de (putları kendisi kırdığı halde) "Hayır, bu işi putların şu büyüğü yaptı." demesiydi. Üçüncüsü de-şudur: Bir ara o, zorba hükümdarlardan birinin memleketinde dolaşmaktayken bir konağa uğramış, hükümdar oraya gelmiş, ona: "Buraya bir adam indi. Beraberinde dünya güzeli bir kadın var." demişlerdi. O da İbrahim (a.s.)'e haber göndererek, o kadının kim olduğunu sormuş, İbrahim de, "Benim kızkardeşimdir.» demişti. Sare'nın yanma döndüğünde: "Bu zorba herif seni sordu. Ben de kızkar-deşim olduğunu söyledim. Bu gün sen ve benden başka bir Müslüman yoktur. Sen de benim (dinî anlamda) kızkardeşimsin. Sakın beni onun yanında yalancı çıkarma!" dedi. Sare'yi alıp saraya götürdü. Sare huzura girince hükümdar onu tutmak için elini uzattı, ama eli dondu, kaskatı kesildi. "Benim için Allah'a dua et, sana zarar vermem." dedi.
Sare dua etti; hükümdarın eli açıldı. Fakat yine elini uzatıp Sare'yi yakalamak istedi. Bu defa eli, öncekine nispetle daha ağır biçimde tutuldu. Sare'ye: «Benim için Allah'a dua et, sana zarar vermem." dedi. Sare dua etti; eli açıldı. Bu hal üç kez tekrarlandı. Sonunda en küçük rütbeli mabeyincisini çağırdı ve: "Sen bana bir insan getirmemiş, bir şeytan getirmişsin. Onu buradan çıkar ve kendisine Hacer'i ver." dedi.
Sare, İbrahim'in yanına döndüğünde İbrahim namaza durmuştu. Zevcesinin geldiğini duyunca namazı bırakıp: "Durumun ne merkezde?» diye sordu. Sare de: "Allah, zalimin tuzağını boşa çıkardı ve Hacer'i bana hizmetçi olarak verdi." dedi.
İmam Ahmed b. Hanbel, Ebu Hüreyre'nin şöyle dediğini rivayet etti: Rasûlullah (s.a.v.) buyurdu ki: «İbrahim sadece üç defa yalan söylemiştir. (Putperest kavminin) tanrılarına ibadete çağrıldığında: "Ben rahatsızım," demişti. (Putları kırdığında, bunu kendisinin mi yaptığı sorulduğunda) "Hayır, işte şu büyükleri bu işi yaptı." demiştir. Bir de Sare için, "O benim kızkardeşimdir." demişti.»
Zorba hükümdarlardan birinin kasabasına girmişti. Denildi ki: "İbrahim bu gece dünya güzeli bir kadınla kasabaya geldi." Hükümdar ona haber salarak huzuruna getirtti, "Beraberindeki bu kadın kimdir?" dedi. İbrahim: "Kızkardeşimdir." deyince, Hükümdar: "Onu bana gönder." diye buyruk verdi. İbrahim, Sare'yi ona gönderdi; gönderirken de: "Sözümü yalanlama. Ona, seninle bacı kardeş olduğumuzu söyledim. Çünkü yeryüzünde seninle benden başka mü'min yoktur." diye tenbihatta bulundu.
Sare huzura girince o zorba hükümdar kalkıp onu yakalamak istedi. Sare de dönüp abdest aldı ve namaza durdu. Sonra da şöyle dua etti: "Allahım! Sana ve peygamberine iman getirdiğimi, uçkurumu kocamdan başkasına açmadığımı biliyorsan - ki biliyorsun - şu kafiri bana musallat eyleme!" Bu dua üzerine Cenâb-ı Allah onu yere batırdı. O da ayaklarıyla tepinmeye başladı. Ebu Hüreyre'nin rivayetine göre Sare şöyle
dedi: "Allahım! Eğer bu herif ölürse, onu benim öldürmüş olduğum söylenir." Sare'nin böyle demesi üzerine zorba hükümdar, yere batmaktan kurtuldu. Sonra tekrar kalkıp Sare'yi yakalamak istedi: Sare de dönüp abdest aldı ve namaza durdu; şöyle dua etti: "Allahım! Sana ve peygamberine iman getirdiğimi, uçkurumu kocamdan başkasına açmadığımı biliyorsan - İd biliyorsun - şu kafiri bana musallat eyleme!". Bu dua üzerine Cenâb-ı Allah onu yere batırdı. O da ayaklarıyla tepinmeye başladı. Ebu Hüreyre'nin rivayetine göre Sare şöyle dedi: "Allahım! Eğer bu herif Ölürse, onu benim öldürmüş olduğum söylenir". Sare'nin böyle demesi üzerine zorba hükümdar, yere batmaktan kurtuldu. Üçüncü veya dördüncü kez de. bu işi tekrarladığında, adamlarını şöyle azarladı: "Siz bana ancak bir şeytan göndermişsiniz. Bunu yine İbrahim'e götürün ve Hacer'i de kendisine verin".
Sâre eve döndü ve İbrahim'e şöyle dedi: "Duydun mu? Allah, kafirlerin tuzağını boşa çıkardı ve doğurgan bir kadın, (Hacer'i) de hizmetçi olarak (bize) verdi".
İbn Ebi Hatim, Ebu Said'in şöyle dediğini rivayet etti: Rasûlullah (s.a.v.) İbrahim peygamberin üç sözüyle ilgili olarak şöyle konuştu: îb-, rahim'in söylediği sözlerin her kelimesi, Allah'ın dininde helaldir. "Ben rahatsızım." demişti. Bir defasında da: "İşte şu büyükleri, bu işi yaptı.» demişti. Zevcesini elinden almak isteyen hükümdara da, zevcesi için; "O, benim kızkardeşimdir." demişti.
İbrahim, "kardeşimdir" derken din kardeşi olduğunu kastederek söylemiştir. Zevcesi Sare'ye: "Yeryüzünde seninle benden başka mü'min yoktur." derken de, seninle benden başka mü'min karıkoca yoktur, demeyi kasdetmişti. Yoksa peygamber olan Lut (a.s.) da bir mü'min olarak beraberlerinde bulunuyordu, ama o evli değildi o zamanlar.
İbrahim (a.s.), zevcesini zorba hükümdara gönderdikten sonra kalkıp yüce Allah'ın huzurunda elpençe durup namaz kılmaya başladı. Zevcesinin ırzını korumasını ve hanımının namusuna kem gözle bakan o hainin şerrini savmasını Allah'tan diledi. Sare de kocasının yaptıklarını yaptı.Tanrı düşmanı o zorba hükümdar, Sare'ye kötülük yapmak istediğinde o, hemen abdest alıp namaza durdu. Yukarıda naklettiğimiz sözlerle Rabbine yalvarıp dua etti. Bu nedenle Cenâb-ı Allah şöyle buyurmuştur:
«Sabır ve namazla yardım dileyin.» (ei-Bakara, 153.)
Evet.. Böyle yaptığından ötürü Allah onu, kulu ve elçisi, sevgilisi ve dostu İbrahim'in ismeti için koruyup muhafaza etti.
Bazı âlimler, üç kadının peygamber olduğunu söylemişlerdir. Bunlar da Sare, Meryem, bir de Musa peygamberin anasıdır. Allah'ın selamı üzerlerine olsun. Cumhur-u ulemaya göre bunlar, Allah'ın rızasına ermiş olan doğruluk ve hidayet erbabı kadınlardır.
Bazı eserlerde gördüm ki Cenâb-ı Allah, o zorba hükümdarın sarayına gitmekte olan Sare ile İbrahim'in arasındaki perdeyi kaldırmış. Sare saraya gidip dönünceye kadar İbrahim hep onu görmüştü. Hükümdarın yanında karşılaştığı durumları, Allah'ın onu hükümdardan, nasıl koruduğunu hep izlemişti ki kalbi rahatlasın ve gönlü de tam ferahlayıp gözü aydınlansın. Dindarlığından, kendisine yakınlığından ve göz alıcı güzelliğinden ötürü, İbrahim onu çok seviyordu. Havva'dan sonra o zamana kadar, onun derecesinde güzel bir kadın görülmemişti. Allah ondan razı olsun. Övgü ve minnet Allah'adır.
Bazı tarihçilerin anlattığına göre o Mısır Firavun'u, zulmüyle meşhur olan hükümdar Dahhak'm kardeşiymiş. Kardeşinin maiyetinde Mısır'da valilik yapıyormuş. Adının Sinan b. Ulvan b. Uveyc b. îmlak b. Lavuz b. Sam b. Nuh olduğu söylenir. "Tîcan" adlı eserde İbn Hişam der ki: Sare'yi elde etmek isteyen o zorba hükümdar, Amr b. İmru'1-Kays b. Maylon b. Sebe' idi. Mısır'da hüküm sürüyordu.
Bunu Süheylî nakletmiş tir. Doğruyu Allah bilir.
Sonraları İbrahim (a.s.) yanma bol miktarda mal, davar ve köle alarak, Mısırlı kıbtî Hacer de kendilerine eşlik ederek, Mısır'dan çıkıp Tey-mün'e gittiler. Teynıün, Kudüs ve çevresidir. Bundan sonra Lut (a.s.), bu bol miktardaki malın içinde bulunan kendi malını İbrahim (a.s.)'in emri üzerine alıp Gur-ı Zağr denen ülkeye göçtü. O ülkenin Sedum adlı beldesine inip yerleşti. Sedum, o zaman çevredeki beldelerin başkenti idi. Halkı çok şerli, ahlaksız ve inançsızdı.
Cenâb-ı Allah, İbrahim Halil (a.s.)'e vahyetti. Kuzeyden güneye, doğudan batıya, her tarafa gözü alabildiğince bakmasını emretti ye görebildiği bu toprakları kendisine ve kendisinin soyundan kıyamete kadar gelecek olan haleflerine mülk olarak vereceğini, zürriyetini toprak gibi çoğaltacağını müjdeledi. Bu müjde, Muhammed ümmetine de ulaşmıştır. Bu müjde, bizde olduğu kadar diğer ümmetlerde böylesine tekemmül etmiş değildir. Rasûlullah (s.a.v.)'m şu kavli şerifi de bunu teyid etmektedir:
«Doğrusu Cenâb-ı Allah, yeryüzünü toplayıp gözümün önüne getirdi. Doğusunu ve batısını gördüm. Ümmetimin mülkü (ve hakimiyeti), dürülerek gözümün önüne getirilmiş olan yerlere kadar ulaşacaktır.»
Dediler ki:Bir grup zorba, Lut (a.s.)'a saldırarak onu esir ettiler. Malını alıp davarlarını önlerine kattılar; sürüp götürdüler. Bundan haberdar olan İbrahim Halil (a.s.), 318 kişilik bir kuvvetle bu zorba grubun üzerine yürüdü; Lut (a.s.)'u onlardan kurtardı, malını geri aldı, Allah ve rasûlünün düşmanlarından bir çoğunu öldürdü, onları hezimete uğratti, kaçanları takibe koyuldu, nihayet Şam'ın kuzeyine vardı. Şam'ın dışında Berze denen yerde, zannedersem Makam-ı İbrahim'de ordugah kurdu. İbrahim Halil (a.s.)'in askerleri orada ordugah kurduğu için oraya Makam-ı İbrahim denmiştir. Doğruyu en iyi bilen Allah'tır. Sonra İbrahim Halil (a.s.), mansur ve muzaffer olarak ülkesine döndü. Kudüs ve çevresindeki beldelerin emirleri, boyun büküp ikramlarda bulunarak ve de ağırlayarak onu karşıladılar. O da Kudüs'e yerleşti. Allah'ın salat-ü selâmı onun üzerine olsun.

