Cenâb-ı Allah, Sâffât sûresinde Musa ile Harun'un kıssasını nakle-tikten sonra şöyle buyuruyor: «İlyas da peygamberlerdendi. Kavmine demişti ki: "(Allah'ın azabından) korunmaz mısınız? Ba'le yalvarıp yaratıcıların en güzelini bırakıyor musunuz? Sizin ve evvelki atalarınızın tanrısı olan Allah'ı (terkediyorsunuz ha)?".
Onu yalanladılar, bundan dolayı onlar (Cehennem'e) getirileceklerdir. Yalnız Allah'ın halis kulları hariç. Biz, sonra gelenler arasında ona da (İlyas'a da iyi bir ün) bıraktık: "İlyas'a selam olsun". İşte biz, güzel davrananları böyle mükafatlandırırız. Çünkü o, bizim mü'min kulları-mızdandı.» (esSâffât, 123-132.)
Neseb âlimleri dediler ki: îlyas en-Neşebî, Yasin b. Fenhas'm oğludur. Fenhas, Harun oğlu Ayzar'm oğludur. Başkaları dediler ki: îlyas Ayzar oğlu Azir'in oğludur. Ayzar da İmran oğlu Harun'un oğludur. İlyas, Şam'ın batı tarafında bulunan Baalbek ahalisine peygamber olarak gönderilmişti. Onları, onur ve üstünlük sahibi olan Allah'a kulluk etmeye davet etti. Bal adını verip tapmakta oldukları puttan vazgeçmeye çağırdı. Denildiğine göre putları, Ba'l adındaki bir kadındı. Doğrusunu Allah bilir. Fakat birinci görüş daha sahihtir. Bu nedenle Cenâb-ı Allah'ın gönderdiği İlyas kendilerine şöyle demişti: "(Allah'ın azabından) korunmaz mısınız? Ba'l'e yalvarıp yaratıcıların en güzelini bırakıyor musunuz? Sizin ve evvelki atalarınızın tanrısı olan Allah'ı (terkedi-yorsunuz ha)?".
İlyas'ı yalanladılar, emirlerine muhalefet ettiler ve onu öldürmek istediler. Denildiğine göre îlyas peygamber, onlardan kaçıp gizlendi.
Ebu Yakub el-Ezraî, Hişam b. Ammar'm şöyle dediğini rivayet eder: İşittim ki bir adam, Kabü'lAhbar'dan şöyle bir olayı naklediyor: îlyas, kavminin hükümdarından kaçıp bir mağarada on yıl müddetle saklanmıştı. Nihayet Cenâb-ı Allah o hükümdarı helak edince yerine başkası geçmişti. İlyas, yeni hükümdarın yanma girerek İslamiyet'i ona teklif etmişti. O da Müslüman olmuş, kendisiyle birlikte kavminin büyük bir çoğunluğu da İslamiyet'le müşerref olmuştu. Ancak onlardan 10.000 kadarı İslamiyet'i kabul etmemişti. Hükümdar da emir vererek o 10.000 kişiyi baştan sona kırıp geçirdi ve öldürdü.
İbn Ebi'd-Dünya dedi ki: "İlyas peygamber kavminden kaçarak dağdaki bir mağaraya sığındı. Orada yirmi gece - ya da kırk gece- kaldı. Kargalar ona rızkını getiriyorlardı".
Muhammed b. Sa'd (Vakidî'nin katibi) dedi ki: Hişam b. Muham-med b. Said el-Keîbî, babasının şöyle dediğini bize nakletti: "İlk gönderilen peygamber İdris'tir. Ondan sonra Nuh, ondan sonra İbrahim, ondan sonra İsmail ve İshali, onlardan sonra Yakub, ondan sonra Yusuf, ondan sonra Lut, ondan sonra Hud, ondan sonra Salih, ondan sonra Şu-ayb, ondan sonra Musa ile Harun (bunlar îmran'm oğullarıdır), bunlardan sonra da Azir oğlu İlyas en-Neşebî'dir. Azir, îmran oğlu Harun'un oğludur. İmran da Lavi oğlu Kahis'in oğludur. Lavi, İshak oğlu Yakub'un oğludur. îshak da ibrahim peygamberin oğludur". Muhammed b. Sa'd böyle demiştir. Ancak bu sıralama üzerinde ihtilaf vardır.
Ka'b'dan naklen Mekhul şöyle demiştir: "Dört peygamber hayattadırlar. Bunların ikisi yeryüzündedir. Bunlar îlyas ile Hızır'dır. İkisi de göktedir. Bunlar da İdris ile İsa'dır".
İlyas ile Hızır'ın her sene ramazanda Beyt-i Makdis'de oruç tuttuklarını ve biraraya geldiklerini, ayrıca her sene haccedip Zemzem suyundan bir defa su içtiklerini, bu suyun ertesi seneye kadar kendilerine yettiğini söyleyenlerin sözlerini nakletmiştik. Ayrıca bunların her sene Arafat'da buluştuklarım ifade eden hadisi de nakletmiştik. Ancak bu gibi şeylerin sahih olmadığını, delile dayalı olan kuvvetli görüşün; Hızır'ın ve aynı şekilde îlyas'ın vefat etmiş oldukları muvacehesinde olduğunu açıklamıştık.
Vehb b, Münebbih ile diğerlerinin anlattıklarına göre Hızır peygamber, insanlar tarafından yalanlanıp eziyet gördüğü zaman ruhunu teslim alması için Aziz ve Celil olan Rabbine dua ettiğinde, yanma ateş renginde bir binek geldi. Bineğe bindi. Allah ona tüy verip nurla giydirdi. Yeme-içme lezzetini kendisinden kesti. Semavî ve arzî, beşerî ve me-lekî bir niteliğe büründü. Ahtopoğlu Elyasaa tavsiyede bulundu.
Bu ifadelerde tartışılacak taraflar vardır. Bunları doğrulamak da yalanlamak da mümkün değildirBunlar israiliyattandır. Daha doğrusu bunların şahinliği uzak bir ihtimaldir. Doğrusunu yüce Allah bilir.
Şimdi de Hafız Ebu Bekir el-Beyhakî'nin rivayet ettiği hadise gelelim: Ebu Abdullah el-Hafız, Enes b. Malik'in şöyle dediğini rivayet etti: "Bir seferde Rasûlullah (s.a.v.)'ın beraberinde bulunuyorduk. Bir menzile vardık. Vardığımız vadide adamın biri şöyle diyordu: "Allah'ım beni rahmetine ermiş, tevbe edip bağışlanmış Muhammed ümmetinden kıl". Vadinin üst tarafına vardığında adamı gördüm. Boyu üçyüz zir'a'dan daha fazlaydı. Bana, sen kimsin diye sordu. Ben de Rasûlullah'm hizmetkarı Malik oğlu Enes'im, dedim. Rasûlullah nerede? diye sordu. Ben de: "İşte şurada senin söylediklerini işitiyor." dedim. Bana şöyle dedi: "Öyle ise git, ona benden selam söyle. Ve de ki: "Kardeşin İlyas sana, selam söylüyor". Ben de Rasûlullah'm yanma varıp durumu bildirdim. Adamın bulunduğu yere geldi, onunla karşılaşıp kucaklaştı ve selam verdi. Sonra her ikisi oturup sohbet etmeye başladılar. Adam, ona şöyle dedi: "Ya Rasûlallah, ben senede ancak bir gün yemek yerim. İşte yiyeceğim de şudur, gel beraber yiyelim". Adam böyle dedikten sonra gökten bir sofra indi. Sofrada ekmek, balık ve kereviz vardı. Beraberce yediler, bana da yedirdiler. İkindiyi kıldık. Sonra adam vedaiaştı. Göğe doğru bulutların arasına gittiğini gördüm" Bu rivayetle ilgili olarak Beyha-kî'nin; Bu, temelli zayıf bir hadistir, demesi bize yeter.
Tuhaftır ki Hakim Ebu Abdullah en-Nisabûrî bu hadisi, Müsted-rek'inde rivayet etmiştir. Aslında bu zayıf bir hadis olup sahih hadislere şekil ve mana bakımından muhaliftir. Buharı ve Müslim'in sahihlerinde de yer alan bir hadiste Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
"Doğrusu Cenâb-ı Allah, Adem'i altmış zir'a uzunluğunda yarattı. Sonra yaratıklar şu ana kadar kısalmaya ve eksilmeye devam etmektedirler".
İlyas peygamberle Peygamberimiz hakkında nakledilen Enes'in rivayetinde Rasûlullah (s.a.v.)'m İlyas'm yanma gittiği söyleniyor. Bu doğru değildir. Çünkü îlyas (a.s.)'m kendisinin, Hatemü'lEnbiya Muhammed (s.a.v.)'in yanma gitmesi daha layıktı. Yine o rivayette îlyas'm senede bir defa yemek yediği söyleniyor. Halbuki Vehb'den rivayet edilen Önceki hadisde Cenâb-ı Allah'ın İlyas (a.s.)'dan yeme-içme lezzetini aldığı ifade ediliyordu. Ayrıca diğer bazı kimselerden de nakledildiğine göre Üyas, senede bir kez Zemzem suyundan içer ve bu içtiği su ertesi senenin aynı gününe kadar kendisine yetermiş!.
Bütün bunlar birbirine zıt ve de bâtıl şeylerdir. Hiçbiri sahih değildir.
İbn Asakir, bu hadisi başka bir kanalla nakletmiş, ancak zayıf olduğunu itiraf etmiştir. Hayret doğrusu, bunun aleyhinde nasıl konuşur? Vasile b. Eska'dan rivayet ettiğine göre İlyas, Tebük gazvesine katılmış, Rasûlullah ona, Enes b. Malik ile Huzeyfe b. Yeman'ı göndermiş. Bu iki zat demişler ki: İlyas bizden iki ya da üç zir'a daha uzundu. Develer kaçmasın, diye savaşa katılamayacağına dair mazeret ileri sürdü. Rasûlullah'la bir araya gelip Cennet taamından yediler ve dedi ki, ben kırk günde bir yemek yerim. Yemek sofralarında ekmek, üzüm, muz, taze hurma ve bakla vardı. Yalnız pırasa yoktu. Rasûlullah ona Hızır'ı sordu. O da dedi ki: Geçen sene onunla buluştum. Sen benden önce onunla buluşa-caksm, benden ona selam söyle".
İkisinin de hayatta olduklarını ve bu hadisin sahih olduğunu farzet-sek, Hızır ile İlyas demek ki hicretin 9. senesine kadar biraraya gelmemişlerdir. Bu da şer'an caiz değildir. Bu da uydurmadır.
Ebu Bekir b. Ebi'd-Dünya, Sabit'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: Mus'ab b. Zübeyr ile birlikte Kufe'nin varoşlarında idik. Bir bahçeye girdim ki iki rek'at namaz kılayım. Namaza durduğumda şu ayet-i kerimeyi okumaya başladım:
«Hâ, mîm. Bu kitabın indirilişi, Aziz (daima galip) ve Âlim (her şeyi en iyi bilen) Allah tarafın dan dır. Günahı bağışlayan, tevbeyi kabul eden, azabı çetin olan, lütuf sahibi (Allah tarafından)dır.» (eiGafîr, 1-3.) Ben namazda iken arka taraflarda boz bir katmn üstünde bir adam gelip durdu. Üzerinde Yemen kumaşından giysiler vardı. Ben yukarıdaki ayet-i kerime'nin (günahı bağışlayan) kısmını okurken bana şöyle seslendi: De ki: "Ey günahları bağışlayan Allah'ım, benim günahımı da bağışla". Ben, ayet-i kerimenin (tevbeyi kabul eden) kısmını okuduğumda bana şöyle seslendi: De ki: "Ey tevbeleri kabul buyuran Allah'ım, benim tevbemi kabul buyur".
Ben, ayet-i kerimenin (azabı çetin ve şiddetli olan) kısmını okuduğumda bana şöyle seslendi: De ki "Ey azabı şiddetli ve çetin olan Allah'ım, beni azaplandırma".
Ben, ayet-i kerimenin (nimet sahibi) kısmını okuduğumda bana şöyle seslendi: De ki "Ey nimet sahibi Allah'ım, rahmet ile bana inamda bulun".
Ben namazı tamamladıktan sonra dönüp arkama baktım, ama kimseyi göremedim. Dışarı çıkıp etrafla bulduğum kimselere sordum: "Boz bir katırın üzerinde, Yemen kumaşından giysiler giymiş bir adam size uğradı mı?". Hayır, hiç kimse bize uğramadı, dediler. Evet onu görememişlerdi. O ancak İlyas (a.s.) olabilirdi.
"Onu yalanladılar. Bundan dolayı onlar azaba getirileceklerdir". Yani ya hem dünya ve ahirette ya da sadece ahirette azaba getirileceklerdir. Hem dünya hem de ahirette azaba uğratılacakları daha kuvvetlidir. Çünkü tefsircilerle tarihçiler böyle demişlerdir. "Ancak Allah'ın ih-laslı kulları hariç". Yani iman eden mü'minler, bu azaba uğratılmayacaklardır. "Biz, sonra gelenler arasında ona da (İlyas'a da iyi bir ün) bıraktık". Yani âlemler içinde onun için güzel bir anı bıraktık. O her zaman için hayırla yadedilecektir. "İlyasine selam olsun". Yani İlyas'a selam olsun. Araplar, birçok isimlerin sonuna nun harfini eklerler. Örneğin İsmail'e İsmaîn, İsrail'e îsraîn, İlyas'a da İlyasîn derler. Yukarıdaki ayet-i kerimesini şeklinde okuyanlar da olmuştur. Yani buna göre ayet-i kerimenin manası şöyle olur: "Muhammedın âline selam olsun". Yukarıdaki ayet-i kerimeyi İbn Mes'ud ile diğerleri şeklinde okumuşlardır. İbn Mes'ud'un kelimesinin İdris olduğunu söylediği rivayet edilir. Dahhak b. Müzahim'de bu görüştedir. Katade ile Muhammed b. İshak böyle rivayet etmişlerdir. Doğrusu önce söylediğimiz gibidir. Gerçeği Allah daha iyi bilir.

