Yüce Allah buyurdu ki:
"Ona iyilerden olan İshak'ı peygamber olarak müjdeledik. Kendisini ve îshak'ı mübarek kıldık; ikisinin soyunda iyi olan da vardır, açıktan açığa kendisine yazık eden de vardır." (cs-safrat, 112113.)
Evet.. Küfürlerinden ve ahlaksızlıklarından ötürü kendilerini helak edip yurtlarını harab etmek için Lut kavminin beldesi olan Meda-yin'e giderken, kendilerine uğrayıp geçen melekler tarafından bu müjde, İbrahim ile Sare'ye verilmişti. Bununla ilgili olarak, Cenâb-ı Allah
buyurmuş ki:
«"Andolsun ki elçilerimiz müjde ile İbrahim'e geldiler. "Selam sana" dediler. "Size de selam" dedi, hemen kızartılmış bir buzağı getirdi. Ellerini ona uzatmadıklarını görünce, durumlarım beğenmedi ve içine korku düştü. Onlar, "Korkma, biz Lut milletine gönderildik." dediler. Bu arada, İbrahim'in ayakta duran karısı gülünce, "O'na îshak'ı, ardından da Yakub'u müjdeleriz," dediler. "Vay başıma gelenler! Ben bir kocakarı, kocam da ihtiyar olmuşken nasıl doğurabilirim? Doğrusu bu, şaşılacak bir şey." dedi.
"Ey evin hanımı! Allah'ın rahmeti ve bereketleri üzerinize olmuşken nasıl Allah'ın işine şaşarsın? O, övülmeye layıktır, yücelerin yücesidir." dediler.» <Hüd, 69-73.)
"Onlara İbrahim'in konuklarını da anlat: İbrahim'in yanına girdiklerinde selam vermişlerdi. O: "Doğrusu, biz sizden korkuyoruz." demişti de, "Korkma, biz sana, bilgin bir oğlun olacağını müjdelemeye geldik." demişlerdir. "Ben kocamışken bana müjde mi veriyorsunuz? Neye dayanarak müjdeliyorsunuz?" deyince: "Seni gerçekten müjdeliyoruz, umut kesenlerden olma." demişlerdi. "Zaten sapıklardan başka kim Rabbinin rahmetinden umut keser!" dedi.» (eî-Hicr, 51-56.)
Ey Muhammed! İbrahim'in ikram edilmiş konuklarının sözü sana geldi mi? Onlar, İbrahim'in yanma girip: "Selam sana" demişledi. İbrahim de: "Selam size" demişti. İçinden de, onların, "tanınmamış bir topluluk" olduğunu geçirmişti. Hemen ailesine giderek semiz bir buzağı getirmiş, onların önüne sürüp: "Yemez misiniz?" demişti. Yemediklerini görünce onlardan endişeye düştü; "korkma" dediler ve ona, bilgin bir
oğul sahibi olacağını müjdelediler. Bunun üzerine karısı hayretle seslenerek geldi, yüzünü kapayarak: "Kısır bir kocakarı!" dedi. Melekler: "Bu böyledir, Rabbin söylemiştir; doğrusu O, Hakîm olandır, bilendir" dediler. (ez-Zâriyât, 24-30.)
Evet.. Kur'ân-ı Kerîm'de Cenâb-ı Allah'ın anlattığı bu melekler üç taneydiler. Biri Cebrail, diğeri Mikail, üçüncüsü de İsrafil'di. Evine geldiklerinde ilk önce İbrahim (a.s.) onları misafir sanmış, onlara misafir muamelesi yapmış, sığırlarının arasındaki seçme bir buzağıyı kesip kızartarak önlerine getirmişti. Yemeği takdim edip buyurun dediği zaman, onların yemeğe niyetli olmadıklarını gördü. Çünkü meleklerde yemek yeme ihtiyacı yoktur. Melek olduklarını bilmediği için, kendileıine sunulan yemeğe el uzatmadıklarım görünce İbrahim onları yadırgadı. "Onlardan endişeye düştü. "Korkma" dediler. "Doğrusu biz, Lut kavmine gönderildik" ki onların yurtlarını harab edelim. Bu esnada, Allah'ın Lut kavmine gazab ettiğini öğrenen Sare sevinmeye başladı; misafirlerin yanı başında duruyordu. Arapların ve diğer insanların âdetidir bu. Lut kavminin felakete uğrayacağını duyunca, sevincinden gülmeye başladı. "Ona İshak'ı, İshak'm ardından da Yakub'u müjdeledik." Yani melekler ona, îshak adında bir oğlunun doğacağını müjdelediler. "Bunun üzerine karısı, hayretle seslenerek geldi." (cz-Zâriyât, 29.}
Kadınların şaşkınlık anında yaptıkları gibi 'Yüzünü kapadı." ve "Vay başıma gelenler! Ben bir kocakarı, kocam da ihtiyar olmuşken .nasıl doğurabilirim?" dedi."
«Yani karşımda durmakta olan şu kocam bunca ihtiyariamışken ve ben de hem yaşlı, hem kısır bir kadınken nasıl doğurabilirim?! "Doğrusu bu, çok tuhaf bir şeydir." Melekler dediler ki: "Allah'ın işini tuhaf mı buluyorsun? Allah'ın rahmeti ve bereketleri üzerinize olsun ey hane halkı! Doğrusu O, övülen ve pek üstün olan onurlu bir zattır."» (Hûd, 72-73.)
«Bu müjde karşısında sevinip, ferahlayan İbrahim (a.s.)'de hayrete kapıldı. "Yaşlılık bana dokunmuşken mi beni müjdeliyorsunuz? Neye dayanarak beni müjdeliyorsunuz?" dedi. Melekler dediler ki: "Seni gerçek ile müjdeledik. Sakın umut kesenlerden olma!"» (el-Hicr, 54-55.)
Melekler, haberi bu müjdeyle vurguladılar, İbrahim ile zevcesine "Bilgin bir oğlan" müjdelediler. Bu çocuk, İsmail'in kardeşi îshak'tı. Bilgin bir çocuktu. Sabrına ve makamına münasip bir çocuktu. Çünkü Rabbi onu, va'de sadakat ve sabırla nitelemişti. Başka bir ayette de şöyle buyurmuştu:
"O'na İshak'ı, îshak'm ardından da Yakub'u müjdeledik." (Hûd, 71.)
Muhammed b. Ka'b el-Kurazî ve diğerleri, bu ayete dayanarak yaptıkları istidlalde, kurbanlık olarak Allah'a takdim edilenin İsmail olduğunu söylemişlerdir. Kendisinin doğacağı, kendisinden sonra da oğlu Yakub'un doğacağı müjdelenmiş olan İshak'm kurban, edilmesinin Allah tarafından emredilmiş olması mümkün değildir. Yakub adlı bir oğlunun doğacağı müjdelenmiş olan îshak'm, çocuk yaşta kurban edilmesinin emredilmiş olması mantıklı değildir.
Ehl-i Kitap kaynaklarında anlatıldığına göre İbrahim (a.s.), meleklere kızartılmış buzağıyı takdim ederken, Mekke'den bir parça ekmek getirterek-onu da sofraya koymuştu. Bu ekmek parçası üç kile buğdaydan yapılmış olup, hamuru yağ ve sütle yoğurulmuştu. Melekler de bunu yemişlerdi. Bu, baştan.sona yanlıştır.
Denildi ki: Melekler yemeği yerken, yemek henüz havadayken yok oluyordu. (Yani ağızlarına girmeden, havadayken eriyordu).
Yine Ehl-i Kitap kaynaklarında anlatıldığına göre Cenâb-ı Allah İbrahim (a.s.)'e şöyle buyurmuş: Senin zevcen Sare'ye gelince, onun adı Sare olarak çağrılmasın. Adı Sarre'dir. Sana mübarek olsun, ondan sana bir oğul vereceğim. O oğlun da sana hayırlı ve mübarek olsun. Onun neslinden milletler ve milletlerin hükümdarları gelecektir...
Cenâb-ı Allah'ın bu müjdeyi vermesi üzerine İbrahim, secdeye kapandı ve kendi kendine gülerek şöyle dedi: "Ben yüz yaşını aştıktan sonra oğlum mu olacak? Ya da Sare, doksan yaşım aştıktan sonra çocuk mu doğuracak?"
İbrahim (a.s.), Cenâb-ı Allah'a dedi ki: "İsmail keşke senin yolunda yaşasa..." Cenâb-ı Allah ta İbrahim'e şöyle dedi: "Gerçekten Sare, sana bir oğlan doğuracak. Adını İshak koyacaksın. Ömrü boyunca benim ahdime sadık kalsın. Evlad ve ahfadına da, ahdime sadıkkalmalarını ten-bihlesin. Benden evlad istedin. Sana İsmail'i verdim. O'nu hayırlı ve mübarek laldım. Soyunu genişletip çoğalttım. O'nun torunları arasında oniki büyük insan çıkacaktır. O'nü büyük bir milletin reisi yapacağım."
Daha önce de bu konuya değinmiştik. Doğruyu en iyi bilen Allah'tır.
"O'na İshak'ı, İshak'm ardından da Yakub'u müjdeledik."
Bu ayet-i kerime, Sare'nin, oğlu İshak'ın doğacağına, İshakın da Yakub adında bir oğlunun doğacağına ilişkin haberi bizzat işittiğine delâlet ediyor. Yani gözleri aydınlansın diye her ikisi de hayattayken İshak doğacaktı. Nitekim İshak'm oğlu Yakub'un doğumuyla da gözleri aydınlanmıştı. Eğer böyle olmasaydı, İshakın diğer çocukları arasından özellikle Yakub'un adının belirtilmesinin bir yararı olmazdı. Özellikle Yakub'un adının belirtilmesi, îbrahimle Sare'nin, İshak ve oğlu Yakub'u sevip onunla gözlerinin aydınlandığına delâlet ediyor. Daha önce İshak'm doğumuyla sevinç duydukları gibi, Yakub'un doğumuyla da sevinip ferah-lamışlardı. Yüce Allah buyurdu ki: ' "Ona İshak'ı ve Yakub'u bağışladık. Her birini doğru yola eriştirdik." (el-En'âm, 84.)
«İbrahim onları Allah'tan başka taptıklarıyla başbaşa bırakıp çekilinçe ona, İshak ve Yakub'u bahşettik." (Meryem, 49,)
İıışaallah kuvvetli ve zahir olan görüş budur. Buharı ve Müslim'in sahihlerinde yer alan bir hadis de bu görüşün doğruluğunu kuvvetlendirmektedir. Süleyman b. Mehran el A'meş, Ebu Zerr (r.a.)'in şöyle dediğini rivayet etti: Dedim ki:
- Ya Rasûlallah! İlk yapılan mescid hangisidir?
- Mescid-i Haram'dır.
- Sonra hangisidir?
- Mescid-i Aksa'dır.
- Aralarında kaç sene vardır?
- Kırk sene...
- Sonra hangisidir?
- Namaz vakti nerede gelip çatarsa orada kıl. Her yer mesciddir. Ehl-i Kitap kaynaklarında anlatıdığına göre Mescid-i Aksa'yı inşa eden Yakub (a.s.)'dur ki, O da Kudüs'teki İlya Mescidi'dir. Allah şerefini artırsın.
Bu ifadelerin doğruluğuna yukarıdaki hadis de şahadet etmektedir. Şu halde İbrahim (a.s.)'in oğlu İsmail (a.s.) ile birlikte Mescid-i Haramı inşa edişinden kırk yıl sonra Yakub (yani İsrail) peygamber Mescid-i Aksa'yı inşa etmiştir. Her iki mescidin inşası da, İshak (a.s.)'m doğumundan sonra olmuştur. Zira Kur'ân-ı Kerîm'de de nakledildiği gibi, dua ederken İbrahim (a.s.) şöyle demişti: "Rabbim! Bu şehri güvenli kıl; beni ve oğullarımı putlara kul olmaktan uzak tut. Rabbim! O putlar çok insanları saptırdı. Bana uyan bendendir. Bana karşı gelen kimseyi sana bırakırım. Sen bağışlarsın, merhamet edersin. Rabbimiz! Ben çocuklarımdan kimini, namaz kılabilmeleri için, senin kutsal evinin yanında, çorak bir vadiye yerleştirdim. Rabbimiz! İnsanların gönüllerini onlara meylettir. Şükretmeleri için onları ürünlerle rızıklandır. Rabbimiz! Doğrusu sen gizlediğimizi de, açığa vurduğumuzu da bilirsin. Yerde ve gökte hiç birşey Allah'tan gizli kalmaz. Kocamışken bana İsmail ve İshak'ı veren Allah'a hamdolsun. Doğrusu, Rabbim duaları işitendir. Rabbim! Beni ve çocuklarımı namaz kılanlardan eyle. Rabbimiz! Duamı kabul buyur. Rabbimiz! Hesab görülecek günde, beni, anamı, babamı ve inananları bağışla."» (Ibrâhîm, 35-41.)
Hadiste anlatıldığına göre, Davud oğlu Süleyman (a.s.) Mescid-i Aksa'yı inşa ederken Cenâb-ı Allah'tan üç şey istemişti ki, bunları şu ayet-i kerimeyi tefsir ederken açıklamıştık:
"Rabbim ! Beni bağışla, bana benden sonra kimsenin ulaşamayacağı bir hükümranlık ver." (Sâd, 35.)
Süleyman (a.s.)'m Allah'tan istediği üç şeyin neler olduğunu, o'nun kıssasını anlatırken de açıklayacağız. "Süleyman (a.s.), Mescid-i Aksa'yı inşa etti." sözünden maksat, -Allah bilir ya"Süleyman (a.s.) onun
binasını yeniledi." dir. Çünkü daha önce de söylediğimiz gibi Mescid-i Haramın inşasıyla Mescid-i Aksa'nm inşası arasında geçen zaman kırk yıldır. Mescid-i Haramı inşa eden İbrahim (a.s.) ile, Mescid-i Aksa'yı inşa ettiği iddia edilen Süleyman (a.s.) arasında geçen zaman kırk yıldan fazla olduğuna göre; doğru olan görüş, Süleyman (a.s.)'ın Mescid-i Ak-sa'yı onarıp yenilemesidir. Çünkü İbrahim (a.s.) ile Süleyman (a.s.) arasında geçen zamanın kırk yıl olduğunu İbn Hibban'dan başka söyleyen olmamıştır. Bu sözü daha önce hiç kimse söylemediği gibi, bu sözünde İbn Hibban'a muvafakat eden de olmamıştır.

