El-Bidaye ve'n-Nihaye · Temmuz 1, 2026

İsmail'in Kurban Edilmesi

Yüce Allah buyurdu ki: «"İbrahim: "Doğrusu ben, Rabbim uğrunda sizi bırakıp gidiyorum; O beni doğru yola eriştirir." dedi. "Rabbim! Bana iyilerden olacak bir çocuk ver." diye yalvardı. Biz de ona yumuşak huylu bir oğlan …

Yüce Allah buyurdu ki:

«"İbrahim: "Doğrusu ben, Rabbim uğrunda sizi bırakıp gidiyorum; O beni doğru yola eriştirir." dedi.

"Rabbim! Bana iyilerden olacak bir çocuk ver." diye yalvardı. Biz de ona yumuşak huylu bir oğlan müjdeledik. Çocuk kendisinin yanısıra yürümeye başlayınca : "Ey oğulcuğum! Doğrusu, ben uykudayken seni boğazladığımı görüyorum, bir düşün, ne dersin?" dedi; . "Ey babacığım! Ne ile emrolundunsa yap, Allah dilerse, sabredenlerden olduğumu göreceksin." dedi. Böylece ikisi de Allah'a teslimiyet gösterip, babası oğlunu alnı üzerine yatırmca Biz: "Ey İbrahim! Rüyayı gerçek yaptın; işte biz, iyi davrananları böylece mükafatlandırırız." diye seslendik.

Doğrusu bu, apaçık bir deneme idi.

Ona fidye olarak büyük bir kurbanlık verdik. Sonra gelenler içinde, "İbrahim'e selam olsun." diye ona iyi bir ün bıraktık. İşte iyileri böylece mükafatlandırırız. Doğrusu o, inanmış kullarımızdan di. Ona, iyilerden olan İshak'ı peygamber olarak müjdeledik. Kendisini ve İshak'ı mübarek kıldık. İkisinin soyunda iyi olan da vardır, açıktan açığa kendisine yazık eden de vardır."» (es-Sâmu, 99113.)

Yüce Allah bildiriyor ki: Dostu İbrahim (a.s.), kendi inançsız milletinin beldesinden göç ettiği zaman, kendisine iyi bir evlat vermesini Rabbinden diledi. Allah ta, ona yumuşak huylu bir oğlan çocuk vereceğini müjdeledi ki, o da İsmail (a.s.)'dir.

Çünkü o, seksenaltı yaşına gelmiş olan ibrahim (a.s.)'in doğan ilk çocuğuydu. Bütün din ve diyanet ehli arasında bu hususta hiç bir ihtilaf yoktur. İbrahim peygamberin ilk çocuğu, İsmail'dir.

"Çocuk, kendisinin yamsıra yürümeye başlayınca.." Yani yetişkin olup, babası gibi kendi işine koşmaya başlayınca...

Mücahid dedi ki: "Çocuk, kendisinin yamsıra yürümeye başlayınca..." Yani yetişkin olup, babasının yaptığı işleri kendi başına yapmaya başlayınca...

İsmail yetişkin bir çocuk olunca İbrahim (a.s.), bu çocuğunu kurban etmekle emrolunduğunu rüyasında gördü. İbn Abbas'm merfu olarak rivayet ettiği bir hadiste şöyle buyurulmaktadır:

"Peygamberlerin rüyası vahiydir." Bunu Ubeyd b. Umeyr de söylemiştir.

Bu, yüce Allah'ın, dostu İbrahim'i, çocuğunu kurban edip etmeyeceği hususunda imtihan edişiydi. İhtiyarlık devrinde doğmuş olan bu çocuğu, kendisi için çok kıymetliydi. Rabbi, bu çocukla anası Hacer'i; in, cin, ses ve gürültü, elcin ve davar bulunmayan çorak bir beldeye bırakmasını emrettikten sonra, şimdi de onu, bu çocuğu kurban etmesini buyurmakla imtihan ediyordu. İbrahim o emre uyarak, çocukla anasını o ıssız vadiye bırakmış; Allah'a tevekkül edip güvenerek onları orada yalnız başlarına bırakmıştı. Ama Allah, o ikisine bir çıkış kapısını aralamış, genişliğe kavuşturmuş, ummadıkları bir taraftan onları rızıklan-dırmıştı. Bütün bu olup bitenlerden sonra İbrahim, biricik oğlunu kurban etme emrini de aldıktan sonra, bu emri tek başına yapmak üzere derhal buyruğa icabet etti ve Rabbinin fermanına itaate koştu. Sonra, çekip zorla boğazlamaktansa, daha rahatça yapsm diye bu işi oğluna açtı:

"Ey oğulcuğum! Doğrusu ben, uykuda iken seni boğazladığımı görüyorum, bir düşün, ne dersin?" dedi.

O yumaşak huylu çocuk, babası İbrahim Halil'e hemen şu cevabı verdi:

"Ey babacığım! Ne ile emrolundunsa yap. Allah dilerse, sabredenlerden olduğumu göreceksin." Bu cevap,babaya ve kulların Rabbine itaat ifade eden çok doğru bir cevaptı.

Yüce Allah buyurdu ki:

"Böylece ikisi de Allah'a teslimiyet gösterip, babası oğlunu alnı üzerine yatırmca..." Ayet-i kerimede geçen" ( ul,ı ) fiilinin, "Yüce Allah'ın emrine teslim oldular." manasına geldiği söylenmiştir. "Alnı üzerine..." sözü de, yüzüstü yere yatırmak manasına gelir. Boğazlarken yüzünü görmemek için, babasımn onu enseden kesmek istediği, rivayetler arasındadır. İbn Abbas, Mücahid, Said b. Cübeyr, Katade ve Dahhak bu görüştedirler.

Bir rivayete göre İbrahim (a.s.), koyun boğazlar gibi onu yan yatırmış, böylece İsmail'in alnının bir tarafı yere gelmiş. Bir başka rivayete göre ayet-i kerimede geçei* ( u-'ı ) fiili, şu manaya gelir: İbrahim besmele çekip tekbir getirdi. (i)ğlu da, ölmek üzere olduğu için şahadet getirdi.

Süddîve diğerleri dediler ki: İbrahim, bıçağı İsmail'in boğazına sürdü, ama bıçak onu kesmedi. Denilir ki: İsmail'in boğazıyla bıçağın arasına bakır bir tabaka gerilmiş. O nedenle bıçak kesmemiş. Doğruyu en iyi bilen Allah'tır.

İşte tam o esnada gökten bir nida gelmiş:

"Ey İbrahim! Rüyayı gerçek yaptın." (es-Sâffât, 104-105.)

«Yani denenme ve imtihan edilmendeki amaç gerçekleşti. Rabbinin buyruğuna hemen icabet ettin. Kurbanlık olarak çocuğunu feda ettin. Nitekim cömertlik ederek kendi bedenini de ateşe vermiştin. Yine bunun gibi, malını misafirlere sermiştin. "Şüphesiz bu, apaçık bir imtihan idi. Ona fidye olarak büyük bir kurbanlık verdik." (es-Sâffât, 106-107.)

Cumhur-u ulemanın meşhur kavline göre bu kurbanlık beyaz renkli, iri ve siyah gözlü, boynuzlu bir koçtu. Onu bir kaya oyuğunun yanındaki muz ağacına bağlı olarak gördü.

İbn Abbas, bu koçun kırk yıl kadar Cennet'te otladığını söylemiştir. Said b. Cübeyr'in anlattığına göre o koç, Cennet'te otlanırmış. Nihayet bir kaya oyuğu yarılarak içinden çıkıp dünyaya gelmiş, üzerinde kızıl renkli yapağısı varmış, îbn Abbas der ki: İbrahim'e kaya oyuğundan bir koç çıkıp geldi. Siyah ve iri gözlü, boynuzlu idi, meleyerek gelen bu koçu İbrahim tutup kurban etti. Bu, Adem peygamberin oğlu Habü'in Allah'a takdim ettiği, kabul edilmiş olan kurbandı.

Bunu îbn Ebi Hatin rivayet etmiştir.

Mücahid dedi ki: "İbrahim (a.s.), o koçu Mina'da kurban etti" Ubeyd b. Umeyr ise, Makam-ı İbrahim'de kurban ettiğini söylemiştir.

Bu hayvanın bir oğlak olduğunu îbn Abbas'm söylemiş olduğu, rivayetler arasındadır. Hasen'in de, bu hayvanın "cerir" adlı besili bir teke olduğunu söylediği dahi rivayetler arasındadır ki, bu rivayetlerin ikisi de sahih değildir, diyebiliriz.

Sonra bu rivayetlerin çoğu israiliyattan alınmadır. Cereyan eden bu büyük hadisenin ve hayretengiz imtihanın açıklığa kavuşması için yeterli miktarda Kur'ân-ı Kerim'de bilgi vardır. İsmail'e bedel olarak İbrahim'e büyük bir kurbanlık verildiği de bu bilgiler arasındadır. Hadiste anlatıldığına göre bu kurbanlık, bir koç imiş.

İmam Ahmed b. Hanbel, Şeybe kızı Safiye'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: Annem bana dedi ki: "Rasûlullah (s.a.v.), Osman (r.a.)'ı Ka'be'ye gönderdi." Ben de ona: "Ey Osman! Resûlullah (s.a.v.) niçin seni çağırdı?" diye sordum. Bana cevaben, Rasûlulîah (s.a.v.)'m kendisine şu buyruğu verdiğini söyledi:

"BenKa'be'ye girdiğimde (İbrahim'in kurban etmiş olduğu)koçun boynuzlarım gördüm. Onları saklamanı sana söylemeyi unuttum. Şimdi sen onları sakla. Çünkü Ka'be'de, namaz kılacak kimsenin zihnini meşgul edecek bir şeyin bulunmaması gerekir."

Süfyan dedi ki: Yangın çıkıncaya kadar koçun boynuzları, Ka'be'de asılı duruyordu. Ka'be yanarken onlar dayandılar.

Kurumuş olarak koç başının altın oluk yanında asılı durduğu, îbn Abbas'tan da rivayet edilmiştir. Allah'ın buyruğu için kurban edilenin İsmail olduğuna, yalnız başına bu rivayet de delâlet etmektedir. Çünkü Mekke'de ikamet etmiş olan, İsmail'dir. İshak'm küçük yaşlarda Mekke'ye geldiği bilinmemektedir. Doğruyu yine de Allah bilir.

Kur'ân'm açık ifadesi budur. Bu ifadeler, kurban edilenin İsmail olduğu hususunda hemen hemen bir nass gibidirler. Çünkü bu ayetlerde, kurban edilenin kıssası anlatılmakta, sonra da şöyle denilmektedir.

"Ona iyilerden bir peygamber olacak îshak'ı ona müjdeledik." (es-Sâffât, 112.)

Bu mealdeki "peygamber olacak" sözünü "peygamber olarak" şeklinde kabul eden kimse, gereksiz bir zorluğa girişmiş olur. Kurban edilenin îshak olduğunu söyleyenlerin dayanağı, israiliyat hikayeleridir ki, İsrailoğullarının kitapları da tahrif edilmiştir. Özellikle bu kıssayı anlatışlarında kesin bir tutarsızlık vardır. İsrailoğullarma göre Cenâb-ı Allah İbrahim peygambere; biricik oğlunu kurban olarak sunmasını emretmiştir. Tevrat'ın Arapça'ya tercüme edilen bir nüshasında: "Allah ona ilk çocuk olarak îshak'ı verdi." denilmektedir. Bu cümlede İshak adının yeralması, iftira ve uydurmadır. Çünkü îshak, İbrahim peygamberin ilk ve tek oğlu değildir. Onun ilk oğlu, yalnızca İsmail'dir.

İsrailoğullarım böyle bir iftirada bulunmaya iten faktör, Arabları çekemeyişleridir. Çünkü İsmail, Hz. Muhammed (s.a.v.)'in de mensub olduğu Hicaz bölgesi Arablartnm atasıdır. İshak ise, îsrailoğullarının atası Yakub'un babasıdır. Yakub'un bir adı da îsraildir. îsrailoğulları bu şerefi, Araplardan alıp kendilerine mal etmek istediler. Bu nedenle de Allah'ın kelamını tahrif ettiler, ilaveler yaptılar. İftiracı bir kavimdirler. Üstünlük ve şerefin Allah'ın elinde olduğunu ve bunları dilediğine vereceğini bir türlü kabul etmediler.

Selef ulemasının bir çoğu ve diğerleri, İbrahim'in kurban olarak Allah'a takdim ettiği oğlunun İshak olduğunu söylemişlerdir. Allah bilir ya, onlar bu kavillerini Kabü'l-Ahbar'dan veya Ehl-i Kitab'm kitaplarından almışlardır. Bu hususu teyid edici sahih bir hadis, masum Peygamberimizden varid olmamıştır ki, o hadisten ötürü, kutsal kitabımız olan K\ır'ân'ın açık ifadelerini kulak ardı edelim. Kurban olarak takdim edilenin İshak olduğu, Kur'ân-ı Kerîm'in ifadelerinden anlaşılmıyor. Biraz düşünürsek, kurban edilenin İsmail olduğunu Kur'ân ifadelerinden anlarız. Hatta bu husus, kesin ifadelerle de belirtilmiştir.

Kurban edilenin İshak değil de İsmail olduğu hususunda İbn Ka'b el- Kurazî'nin yapmış olduğu istidlal ne kadar güzel ve ilginçtir. İstidlalinin dayanağı, şu ayet-i kerimedir:

"Ona îshak'ı, ardından da Yakub'u müjdeledik." (Hûd, 71.)

İbn Ka'b demiş ki: İshak'm doğacağı, sonra da İshak'm oğlu Yakub'un doğacağı müjdeleniyor. Sonra da çocuğu doğmadan, kendisi henüz küçücük bir çocuk iken İshak'm kurban edilmesi emrediliyor. Küçücük bir çocuk iken kurban edilmesi emredilen bir insanın bilahare çocuğu doğar mı? Bu olamaz. Çünkü bu, önceki müjdeyle çelişiyor. Doğruyu en iyi bilen Allah'tır.

Süheylî,bu istidlale özetle şöyle itiraz ediyor:

"Ona îshak'ı müjdeledik." ayeti, tam bir cümledir. İshak'm ardından da Yakub gelecektir." Bu da bir başka cümledir ki, anılan müjdenin kapsamında değildir. Çünkü Arap grameri açısından (Yakub) kelimesinin mecrur olması, başında harfi cerrin bulunmaması durumunda mümkün değildir. Mesela demek, yani (Âmr) ismini mecrur okumak doğru olmaz. Ancak diyerek (Amr) isminin başına (be) harfi cenini koyduğumuz takdirde (Amr) ismini mecrur okumak mümkün olur.

Şu halde ayet-i kerimede ki (Yakub) ismi muzmer, yani gizli bir fiil ile mansuptur ki, takdiri şöyle olur; "İshak'a Yakub'u bahşettik."

Bazıları, kurban edilenin İshak olduğu görüşünü tercih etmişlerdir. Bu tercihlerine dayanak olarak ta şu ayet-i kerimeyi göstermişlerdir: "Çocuk, kendisinin yamsıra yürümeye başlayınca.." (esSâffât,ıo2.)

İsmail, çocukluk döneminde babası İbrahim'in yanında değil, aksine anası Hacer'le birlikte Mekke dağlarındaydı. Nasıl olur da babasının yanısıra yürür?

Bu görüş üzerinde de tartışılabilir. Çünkü rivayete göre İbrahim Halil (a.s.), çok zamanlar Burak'a binerek Mekke'ye gider, oğlunun durumunu kontrol edip geri dönermiş. Doğruyu en iyi bilen, Yüce Allah'tır. Bazı rivayetlere göre, kurban edilenin îshak (a.s.) olduğunu söyleyen zatlar şunlardır: Kabü'l-Ahbar, Ömer, Abbas, Ali, îbn Mes'ud, Mesrûk, , İkrime, Said b. Cübeyr, Mücahid, Ata, Şa'bi,Mukatil Ubeyd b. Umeyr, Ebu Meysere, Zeyd b. Eşlem, Abdullah b. Şakik, Zührî, Kasım, İbn Ebi

Bürde, Mekhul, Osman b. Hadir, Süddî, Hasen, Katade, Ebu Hüzeyl, îbn Sabit.

İbn Cerir de bu görüşü benimsemiştir. Ama onun bunu benimsemesi tuhaftır. İbn Abbas'tan gelen iki rivayetten biri de bu doğrultudadır.

Ama İbn Abbas'tan ve yukarıda adı geçenlerin çoğundan gelen sahih rivayetlere göre, kurban edilen zat, İsmail (a.s.)'dir.. Mücahid, Said, Şa'bi, Yusuf b. Mehran, Ata ve İbn Abbas, kurban edilenin İsmail olduğunu söylemişlerdir.

İbn Cerir, İbn Abbas'ın şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Kurban edilen, İsmail'dir. Yahudilerse, kurban edilenin İshak olduğunu iddia etmişlerdir. Ama onlar yalan söylemişlerdir.

İmam Ahmed b. Hanbelın oğlu Abdullah, babasından naklederek dedi ki: Kurban edilen, İsmail'dir. Ebu Hatîm, oğlunun bu husustaki bir sorusuna verdiği cevapta şöyle demiştir: Rivayete göre Ali, îbn Ömer, Ebu Hüreyre, Ebu Tufeyl, Said b. Müseyyeb, Said b. Cübeyr, Hasan, Mücahid, Şa'bi, Muhammed b. Ka'b, Ebu Cafer, Muhammed b. Ali ve Ebu Salih; "Kurban edilen zat, İsmail'dir." demişlerdir. Bağavî, Kelbî ve Ebu Amr b. Ala da böyle bir rivayette bulunmuşlardır.

Muaviye'den şöyle rivayet edilmiştir: "Adamın biri Rasûlullah (s.a.v.)'a "Ey iki kurbanlığın oğlu!" diye hitab etti. Rasûlullah (s.a.v.) da böyle bir hitaptan Ötürü güldü."

Ömer b. Abdülaziz ve Muhammed b. İshak b. Yesar da bu görüştedirler. Hasan-ı Basrî, kurban edilenin İsmail olduğunda hiç şüphe olmadığını söylemiştir.

Muhammed b. Ka'b, kurbanın İshak değil de İsmail olduğuna ilişkin istidlalini Ömer b. Abdülaziz'e anlatırken Ömer, ona: "Benim buna bir diyeceğim yok, ben de bu hususta senin gibi düşünüyorum." demiş; sonra Şam'da ikamet etmekte olan bir Yahudiye haber salarak huzuruna çağırtmıştı. Yahudi âlimlerinden olduğuna kanaat getirdiği o adama Ömer b. Abdülaziz: "İbrahim'in iki oğlundan hangisinin kurban edilmesi emredilmişti." diye sormuş. Yahudi âlimi şu cevabı vermiş: "İsmail'in kurban edilmesi emredilmişti. Allah'a andolsun ki Yahudiler de bunu biliyorlar, ey mü'minlerin emiri! Ne var ki onlar, siz Arab topluluğunun babasının Allah'ın emrine uymada sabır göstermesinden ötürü O'nun lütfuna mazhar olmuş biri olmasını çekemiyorlar. Kurban edilmesi emredilenin, atanız İsmail olduğunu bu sebeple inkar ediyor, kurban edilmesi emredilenin, îshak olduğunu iddia ediyorlar. Çünkü İshak, onların atasıdır..."

Bu meseleyi delil ve eserleriyle birlikte, tefsirimizde1 detayh olarak anlattık. Övgü ve minnet, Allah'adır.