İsrailoğullarının zorba milletle savaşmaktan geri durduklarını, bu nedenle Cenâb-ı Allah'ın onları Tih çölüne göndermekle cezalandırdığını, kırk sene süreyle oradan çıkmamalarına hükmettiğini önceki sayfalarda anlatmıştık.
Ehl-i Kitap kaynaklarında İsrailoğuUannm zorba milletle savaşmaktan geri durduklarına dair herhangi bir ifadeye rastlamadım. Ancak bu kaynaklarda anlatıldığına göre Musa peygamber, kafirlerden bir gurupla savaşmak üzere Yuşa'ı silahlandırıp görevlendirmiş. Gönderdikten sonra da Musa, Harun ve Hor ile birlikte bir tepeye çıkıp zirve noktasında oturmuşlar. Musa değneğini yukarı doğru kaldırmış. Değneğini yukarı doğru kaldırdıkça, Yuşa, düşmana galib geliyormuş. Yorgunluk veya benzeri bir sebepten dolayı eli yana eğilince de düşmanlar Yuşa'ı mağlub ediyorlarmış. Bunun üzerine Harun ile Hor, o gün akşama dek Musa'nın elini sağdan ve soldan takviye edip dik vaziyette tutmuşlar. Yuşa da düşmanı yenmiş.
Aynı kaynaklarda anlatıldığına göre Musa'nın kayınpederi olan Medyen kahini Yatiron, Musa'nın karşılaştığı durumları ve onun, Fira-vun'a karşı Allah tarafından muzaffer kılmışım duyup öğrenince iman ederek Musa'nın yanma gelmiş. Beraberinde kızını ve Musa'nın eşi Sa-fura'yı, Musa'nın ondan doğan iki oğlu Cerşon ile Azir'i de getirmişti. Musa onu karşılayıp ikramda bulunmuş; İsrailoğullannm uleması da toplanıp ona saygılarını sunmuşlardı.
Anlatıldığına göre Yatiron, îsrailoğullanmn, aralarında meydana gelen anlaşmazlıkları çözümlemesi için Musa'ya çok fazla müracaat edip yanında büyük kalabalıklar oluşturduklarını görünce ona şöyle bir teklifte bulunmuştu: "Halkı biner, ikiyüzer, ellişer ve onar kişilik guruplara ayır. Bunların başlarına rüşvetten ve hıyanetten hoşlanmayan, güvenilir, iffetli ve Allah'tan korkan kimseleri sorumlu olarak tayin et. Bunlar, halk arasında meydana gelen anlaşmazlıkları çözümlemek için hüküm versinler. Çözüme kavuşturamadıkları bir meseleyle karşılaştıklarında onu sana getirsinler. Sen de o zaman o müşkül mese-
leyi halledersin." Hz. Musa, kayınpederinin söylediklerini yaptı.
Dediler ki: îsrailoğull arı, Mısır'dan çıkışlarının üçüncü yılında yaz başlangıcında, Sina yanındaki Tih çölüne girdiler. Tur-i Sina çevresine yerleştiler. Musa, dağa çıktı. Rabbi onunla konuştu ve ona; İsrailoğullarına bahşettiği nimetleri onlara hatırlatmasını emretti. Onları Firavun ile adamlarının pençesinden kurtarışım, kartal kanatları üzerindeymişçesine onları Firavun'un elinden ve pençesinden
nasıl
kurtarmış
olduğunu
hatırlatmasını
emretti.
İsrailoğullarına
yıkanıp temizlenmelerini ve giysilerim de yıkayarak üçüncü güne hazırlanmalarını söylemesini emretti. Üçüncü günde Tur-i Sina dağının çevresinde toplanmalarını, boru sesini duydukları sürece ona asla yanaşmamalarını, yaklaşanın öldürüleceğini, hayvanlarını dahi oraya götürmemele-rini emretti. Boru sesi kesilince de dağa tırmanabileceklerini söyledi. îsrailoğulları bu emre uyup yıkandılar, temizlenip kokular, süründüler. Üçüncü gün olunca dağın tepesinde büyük bir bulut peydahlandı. Buluttan sesler geliyor, içinde şimşekler çakıyordu. Boru sesi gerçekten müthişti. İsrailoğulları bundan çok korktular, oradan kaçıp dağın eteğinde durdular. Dağı büyük bir duman kapladı. İçinde nurdan bir sütun vardı. Dağın her tarafı şiddetli bir sarsıntı geçirdi. Borunun sesi, gittikçe artan bir şiddetle devam etti. Musa da dağın tepesinde duruyordu. Cenâb-ı Allah onunla konuşuyordu. Aziz ve Celil olan Rabb, ona, dağdan inip İsrailoğullarına, Allah'ın tavsiyesini duymaları için dağa yaklaşmalarını söylemesini emretti. Musa da inip âlimlerine, Allah'a daha yakın olmaları için dağa çıkmalarını emretti.
Bu da, Ehl-i Kitabın kitaplarında neshin mutlaka vuku bulduğunu göstermekte olan bir nasstır. Musa dedi ki: «Ya Rabb! Onlar dağa çıkamazlar. Çünkü sen, onları dağa çıkmaktan menetmiştin.» Bunun üzerine Cenâb-ı Allah ona, gidip kardeşi Harun'u da beraberinde getirmesini emretmişti. Ama kahinleri, yani âlimleri ve îsrailoğullanmn diğerleri oradan pek uzakta değillerdi. Musa, emredilenleri yaptı. Onur ve üstünlük sahibi olan Rabbi onunla konuştu. O zaman ona on emri verdi. Ehl-i Kitap kaynaklarında anlatıldığına göre dağın yanında bulunan îsrailoğulları, Allah'ın sözlerini işitmişler, ama anlayamamışlardır. Ancak daha sonra Musa, onlara bu sözlerin manasım açıklamıştır. Onlar da Musa'ya: "Aziz ve Celil olan Rabbin söylediklerini sen bize tebliğ et. Doğrusu biz ölmekten korkuyoruz."
Musa, onlara Rabbinin söylediklerini tebliğ etti ve, "Bunlar, on emirdir." dedi. On emir, şunlardı:
1- Ortaksız olan tek Allah'a kulluk et.
2- Yalan yere Allah adına yemin etme.
3- Cumartesi gününü muhafaza et. Yani haftanın bir gününü ibadetle geçir. (Bu günü Cenâb-ı Allah, Cuma günüyle değiştirmiştir.)
4- Rabbin olan Allah'ın bu dünyada sana verdiği ömrünün uzaması için ana ve babana ikram et, iyi davran.
5- Adam öldürme.
6- Zina etme.
7- Hırsızlık etme.
8- Arkadaşın için yalancı şahitlik etme.
9- Arkadaşının evine (haberi olmadan) göz atma.
10- Arkadaşının karısına göz koyma, kölesine, cariyesine, Öküzüne, eşeğine ve sahibi olduğu her hangi birşeyi ele geçirme arzusuna kapılma. Onu çekememekten sakın!
Alimlerin çoğu, bu on emrin şu Kur'ân ayetlerinde kavram olarak yer aldığını söylemişlerdir:
«De ki: "Gelin Rabbinizin size (neleri) haram kıldığını okuyayım: Ona hiç birşeyi ortak koşmayın, ana-babaya iyilik edin, fakirlik korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyin; sizi de, onları da biz besliyoruz. Kötülüklerin açığına da, kapalısına da yaklaşmayın ve haksız yere Allah'ın yasakladığı cana kıymayın! Düşünesiniz diye Allah size bunları tavsiye etti.
Yetimin malına yaklaşmayın. Yalnız erginlik çağına erişinceye kadar (onun malına) en güzel biçimde (yaklaşabilir, onu uygun tarzda sar-fedebilirsiniz); ölçü ve tartıyı tam adaletle yapın. Biz, kişiye gücünün yettiğinden fazlasını teklif etmeyiz. Söylediğiniz zaman da akrabanız da olsa adalet yapın ve Allah'a verdiğiniz sözü tutun. Hatırlayıp öğüt alasınız diye (Allah) bunları size tavsiye etti. İşte benim doğru yolum bu, ona uyun. (Başka) yollara uymayın ki, sizi onun yolundan ayırmasın! (Azabından) korunmanız için (Allah) size böyle tavsiye etti.» (el-Enâm, ısı-153.)
On emirden sonra da îsrailoğullanna zaman zaman çeşitli hükümler ve değerli bazı tavsiyeler bildirildi. Bunlara bir zaman riayet ettiler. Ama daha sonra başkaldınp riayet etmez oldular. Sonra bu hüküm ve tavsiyeleri değiştirip tahrif ettiler. Hatta ortadan kaldırdılar. Meşru ve mükemmel hükümleri neshettiler! Oysaki bundan önce de, bundan sonra da emir, Allah'ındır. O, dilediği gibi hükmeder. İstediğini yapar. Bilesiniz ki, yaratma ve emir, Ona aittir. Âlemlerin Rabbi olan Allah, kutlu ve yücedir. O, buyurmuş ki: «Ey İsrailoğullan, biz sizi düşmanınızdan kurtardık ve Turun sağ yanında, (Musa'ya Tevrat'ı indireceğimizi) size va'dettik; üzerinize kudret helvasıyla bıldırcın indirdik. Size verdiğimiz nzkm temizlerinden yeyin. Ama bu hususta taşkınlık etmeyin; sonra gazabım üzerinize iner. Kimin üstüne gazabım inerse artık o, (ateşe) düşmüştür. Ve ben, tevbe eden, inanan ve yararlı iş yapan, sonra da yola gelen kimseye karşı elbette çok bağışlayıcıyımdır." (Tâ-Hâ, 80-83.)
Cenâb-ı Allah, -kendilerini düşmanlarından kurtarıp zorluk ve
sıkıntının içinden çıkarmakla İsrailoğullarına yapmış olduğu iyilik ve ihsanı hatırlatıyor. Tur'un sağ taraflarına düşen yanında peygamberleri Musa ile konuşacağını onlara va'd etmişti İd, dünya ve ahiretleri için kendi yararlarına olacak hükümleri ona indirsin. Ekini ve davarı olmayan Tih sahrasına zorunlu sefer ettiklerinde çekmekte oldukları zorluk ve sıkıntı durumunda gökten üzerlerine kudret helvası yağdırmıştı. Her sabah uyandıklarında evlerinde kudret helvası görüyorlardı. O gün, ertesi güne kadar kendilerine yetecek miktarda helvayı alıyorlardı. Daha fazla alanmki bozuluyordu. Az miktarda alana ya da artmayacak kadar çok alana yetiyordu. Ondan ekmek gibi |eyler yapıyorlardı. Çok beyaz ve tatlı idi. Günün sonu olduğunda da üzerlerine sürü halinde bıldırcın kuşları geliyordu. Hiç zorluk çekmeden, akşam yemeklerine yetecek kadar bıldırcın yakalıyorlardı.
Yaz mevsimi gelince Cenâb-ı Allah, onları bir bulutla gölgelendirir-di. Bu bulut, onları güneşin sıcağından ve göz alıcı ışığından korurdu. Nitekim Cenâb-ı Allah onlara bahşetmiş olduğu nimetlerden şöyle bahsetmektedir: "Ey İsrailoğullan, size verdiğim nimetimi hatırlayın. Bana verdiğiniz sözü tutun ki,ben de size verdiğim sözü tutayım ve sadece benden korkun! Sizin yanınızda bulunanı doğrulayıcı olarak indirmiş bulunduğuma inanın ve onu inkar edenlerin ilki olmayın, benim ayetlerimi bir kaç paraya satmayın ve benden sakının.» (el-Bakara, 40-41.)
Bundan sonraki ayetlerde de Cenâb-ı Allah hep bu mevzudan bahseder ve bir kaç ayet sonra gelen ayetlerde şöyle buyurur: «Sizi Firavun ailesinden de kurtarmıştık ki (onlar), size azabın en kötüsünü reva görüyor, oğullarınızı boğazlayıp kadınlarınızı sağ bırakıyorlardı ve bunda sizin için Rabbinizden büyük bir imtihan vardı. Sizin için denizi yarmıştık, sizi kurtarmış ve Firavun ailesini boğmuştuk; siz de bunu görüyordunuz. Musa ile kırk gece için sözleşmiştik. Sonra siz onun ardından buzağıyı (tanrı) edinmiştiniz. (Kendinize böylece) zulmediyordunuz. Bundan sonra da yine belki şükredersiniz, diye sizi atfetmiştik. Yola gelesiniz, diye Musa'ya kitap ve Furkan (hak ile bâtılı birbirinden ayıran ölçü) vermiştik. Musa, kavmine demişti ki:. "Ey kavmim, sizler, buzağıyı (tanrı) edinmekle kendinize zulmettiniz.
Gelin, yar atıcınız a tevbe edin de nefisleriniz (in kötü duygularm)ı öldürün. (Ya da buzağıya tapanları öldürün). Bu, yaratıcınız katında sizin için daha iyidir. (Bu suretle O), sizin tevbenizi kabul buyurmuş olur. Çünkü O, öyle bağışlayıcı, öyle merhametlidir. Bir zaman da: "Ey Musa! Biz Allah'ı açıkça gör medikçe sana inanmayız." demiştiniz de derhal sizi yıldırım çarpmıştı; siz de bunu görüyordunuz. Sonra belki şükredersiniz diye sizi, ölümünüzün ardından tekrar diriltmiştik. Bulutu üstünüze gölgelik çektik; size kudret helvası ve bıldırcın indirdik: "Size verdiğimiz güzel nzıklar-dan yiyin." (dedik). Ama onlar bize değil, kendi kendilerine zulmediyorlardı.» (el-Bakara, 49-57.)
Bundan sonraki ayetlerde de Cenâb-ı Allah hep bu mevzudan söz eder ve sonuçta şöyle buyurur: «Bir zaman Musa, kavmi için su (yağmur) istemişti; "Değneğinle taşa vur" demiştik. Bunun üzerine taştan on iki göze fışkırmıştı. Her bölük kendi içecekleri pınarı bilmişti: "Allah'ın rızkından yiyin, için ve yeryüzünde bozgunculuk yaparak (şuna buna) saldırmayın." (demiştik). Hani siz demiştiniz ki: "Ey Musa! Biz bir yemeğe dayanamayacağız. Bizim için Rabbine dua et de bize yerin bitirdiği sebzesinden, kabağından, sarımsağından, mercimeğinden, soğanından çıkarsın." (Musa): "İyi olanı, daha aşağı"olana mı değiştirmek istiyorsunuz? Bir şehre inin, orada size, istediğiniz var." demişti. Üzerlerine alçaklık ve düşkünlük damgası vuruldu; Allah'ın gazabına uğradılar. Öyle oldu. Çünkü onlar, Allah'ın ayetlerini inkar ediyorlar ve haksız yere peygamberleri Öldürüyorlardı. İsyana daldıkları,sınırı aştıkları için bunu hak ettiler.» (ei-Bakara, 60-eı.)
Cenâb-ı Allah, onlara kudret helvasıyla bıldırcın vererek in'am ve ihsanda bulunduğunu İsrailoğullanna hatırlatıyor. Onlar, hiç zahmet çekmeden ve emek sarfetmeden bu nimetlere kavuşuyorlardı. Kudret helvası, sabah erkenden evlerine yağıyordu. Bıldırcınlar da akşam üzeri sürü halinde onlara gönderiliyordu. Cenâb-ı Allah onlara su da fışkırttı. Musa, beraberlerinde taşımakta oldukları taşa, değneğiyle vurunca taştan on iki gözede su fışkırdı. İsrail oğullarının her boyuna bir gözeden su akıyordu. Sonra onlar için berrak bir su akmaya başladı. O sudan alıp içiyor, hayvanlarını da Buluyorlardı. Kendi ihtiyaçları kadarını da depoluyorlardı. Cenâb-ı Allah, onları sıcaktan korumak için, bir bulutla gölgelendirmiş ti.
Bu, Allah'ın büyük bir nimeti ve bol bir bağışıydı. Fakat onlar,bu nimet ve bağışın hakkını tam olarak vermediler. Gereğince şükrünü ifa etmediler. Layıkı veçhiyle ibadet etmediler. Sonra çokları sıkıntıya düşüp rahatsız olduklarım söylediler. Kudret helvasıyla bıldırcın yerine, kendilerine yerin bitirdiği sebzelerden, kabaktan, sarımsaktan, mercimekten ve soğandan verilmesini istediler. Böyle demelerinden dolayı Musa (a.s.) onları şiddetle azarlayıp kınayarak şöyle dedi: «İyi olanı, daha aşağı olana mı değiştirmek istiyorsunuz? Bir şehre inin; orada size, istediğiniz var.» Yani bu nimetlerin yerine istediğiniz o şeyler, irili ufaklı bütün şehirlerde yaşayan ahalinin sahib olduğu şeylerdir. Layık olmadığınız bu mertebeden inip o şehirlere gittiğinizde, istemekte olduğunuz o değersiz yiyecekler, kalitesiz gıda maddelerim bulacaksınız. Ama ben sizin bu isteğinize icabet edecek değilim. İnat ve ısrarla açıkladığınız bu arzunuza muvafakat edecek değilim.
Kendilerinden sadır olan bu mezkûr sıfatların tamamı, onların yasaklara riayet etmediklerini gösteriyor. Nitekim Cenâb-ı Allah buyurmuş ki:
«Ama bu hususta taşkınlık etmeyin. Sonra gazabım üzerinize iner, kimin üstüne gazabım inerse, artık o, (ateşe) düşmüştür.» (Tâ-hâ, sı.) Yani helak olmuş ve mahvolması hak olmuştur. Yıkıp helak eden de Allah'tır. Böylesinin üzerine, zorlu kuvvetin sahibi olan hükümdarın gazabı inmiştir!..
Fakat Cenâb-ı Allah,kendisine yönelip tevbe edecek ve azılı şeytana uymayı sürdürmeyecek olan kimseler için bu şiddetli tehdide, umut verici ifadeleri de bitiştirmiş tir. «Ve Ben, tevbe eden, inanan ve yararlı iş yapan, sonra da yola gelen kimseye karşı elbette çok bağışlayıcıyımdır.»(Tâ-Hâ, 82.)

