El-Bidaye ve'n-Nihaye · Temmuz 1, 2026

Ka'be-Î Muazzama'nın İnşası

Yüce Allah buyurdu ki: «"Bana hiç birşeyi ortak koşma; tavaf edenler, orada kıyama duranlar, rükû edenler ve secdeye varanlar için evimi temiz tut." diye İbrahim'i Ka'be'nin yerine yerleştirmiştik. İnsanları hacca çağır; …

Yüce Allah buyurdu ki:

«"Bana hiç birşeyi ortak koşma; tavaf edenler, orada kıyama duranlar, rükû edenler ve secdeye varanlar için evimi temiz tut." diye İbrahim'i Ka'be'nin yerine yerleştirmiştik.

İnsanları hacca çağır; yürüyerek veya binekler üstünde uzak yollardan sana gelirler."» (ci-Hacc, 2627.)

«Doğrusu insanlar için ilk kurulan ev, Mekke'de, dünyalar için mübarek ve hidayet sebebi olan Ka'be'dir. Orada apaçık deliller vardır, İbrahim'in makamı vardır. Kim oi'aya girerse, güvenlik içinde olur. Oraya yol bulabilen insana, Allah için Ka'be'yi haccetmesi gereklidir. Kim inkar ederse bilsin ki, doğrusu Allah, âlemlerden müstağnidir.» (Âl-i îmrân,96-97.)

«Rabbi İbrahim'i bir takım emirlerle denemiş, o da onları yerine getirmişti. Allah, "Seni insanlara önder kılacağım." demişti. O "Soyumdan da" deyince, "Zalimler benim ahdime erişemez." buyurmuştu. Ka'be'yi insanlar için toplanma ve güven yeri kılmıştık. İbrahim'in makamını namaz yeri edinin, dedik. Evimi ziyaret edenler, kendini ibadete verenler, rükû ye secde edenler için teiniz tutun diye İbrahim ve İsmail'e ahd verdik. İbrahim: "Rabbim! Burasını emin bir şehir lal. Halkından, Allah'a ve ahiret gününe inananları, ürünlerle rızıklandır." demişti. "İnkar edeni de az bir müddet geçindirir, sonra da onu ateşin azabına uğramak zorunda bırakırım; ne kötü sonuç!" buyurmuştu.

İbrahim ve İsmail, Ka'be'nin temellerini yükseltiyordu. "Rabbimiz! Yaptığımızı kabul buyur. Sen hem işitir, hem bilirsin." dediler.

"Rabbimiz! İkimizi, sana teslim olanlar kıl. Soyumuzdan da sana teslim olanlardan bir ümmet yetiştir. Bize ibadet yollarımızı göster. Tevbemizi kabul buyur. Çünkü tevbeleri daima kabul eden, merhametli olan ancak sensin. Rabbimiz! İçlerinden onlara senin ayetlerini okuyan, kitabı ve hikmeti öğreten, onları her kötülükten arıtan bir peygamber gönder. Doğrusu, güçlü ve Hakim olan ancak sensin." (el-Bakara, 124-129.)

Yüce Allah; kulu, elçisi, dostu, seçkin peygamberi, şirkten uzak kalmışların önderi ve peygamberlerin atası İbrahim (a.s.)'in; insanların tümü için yeryüzünde inşa edilmiş ilk mescid olan şerefli Beyt-i Muazzama'yı bina ettiğini anlatıyor. İnsanlar orada Allah'a ibadet ederler. Beyt'in inşa edileceği yeri Cenâb-ı Allah, vahiyle ona bildirmişti. Mü'minlerin emiri Ebu Talib oğlu Ali (r.a.)'den ve diğerlerinden yaptığımız rivayete göre Beyt'in inşaat yerini, Cenâb-ı Allah vahiyle İbrahim (a.s.)'e bildirmiştir. Göklerin yaratılış evsafını belirtirken şöyle demiştik: Yeryüzündeki Beytullah, gökteki Beyt-i Ma'mur'un ve diğer yedi kat göklerdeki mabedlerin tam hizasındadır. Öyleki, gökte duran Beyt-i Ma'mur yere düşecek olsa, tam Ka'be'nin üzerine düşer. Nitekim seleften bazı âlimler demişler İd: Gök tabakalarının her birinin içinde sema halkının Allah'a ibadet ettikleri bir Beyt vardır. O gök katlarındaki beytler, yeryüzündeki Ka'be gibidirler. Cenâb-ı Allah İbrahim (a.s.)'e, meleklerin göklerdeki mabedleri gibi, insanlar için de yeryüzünde bir Beyt yapmasını emretti. Göklerle yerin yaratıldığı günden beri Ka'be inşası için belirlenen ve hazırlanan yeri, ona gösterdi. Nitekim bu husus, Buharı ve Müslim'in sahihlerinde de anlatılmaktadır:

"Cenâb-ı Allah göklerle yeri yarattığı gün bu beldeyi (Mekke-i Mü-kerreme'yi) saygın kılmıştır. Bu belde, Allah'ın hürmetiyle kıyamet gününe dek saygındır."

Ka'be'nin İbrahim peygamberden önce inşa edilmiş olduğuna ilişkin herhangi sahih bir haber, Rasûlullah (s.a.v.)'dan nakledilmiş değildir.

"İbrahim'i Ka'be'nin yerine yerleştirmiştik." (cl-Hacc, 26.) ayetine tutunarak, Ka'be'nin İbrahim peygamberden önce inşa edilmiş olduğunu iddia edenlerin sözleri, nazar-ı itibara alınacak kuvvetli bir söz değildir. Çünkü bu ayette geçen "Beyt'in yeri sözünden kasıt, Allah'ın ilminde Beyt'in takdir edilen yeri, Adem'den İbrahim'e kadar geçen devrede peygamberler nezdinde tazim gören yerdir.

Daha önce de anlattığımız gibi Adem (a.s.), Beytin yeri üzerine bir kubbe dikmiş; meleklerde ona: "Biz senden önce bu Beyti tavaf ettik. Nuh'un gemisi de kırk gün süreyle buranın etrafında dolanmıştı..." demişlerdi. Buna benzer daha başka sözler de sarfetmişlerdi. Ancak bu haberlerin hepsi İsrailoğulları kaynaklıdır. Önce de söylediğimiz gibi bu haberler, ne yalanlanabilir ne de doğrulanabilirler. Delil değeri taşımazlar. Ancak bunların içinde gerçeğe aykırı olanlar varsa, onlar zaten kabul edilemezler.

Cenâb-ı Allah buyurdu ki;

"Doğrusu, insanlar için ilk kurulan ev, Mekke'de, dünyalar için mübarek ve hidâyet sabebi olan Ka'be'dir." (âi-i Imrân, 96.) Yani bütün insanlar için bereket ve hidayet vesilesi olsun diye, Mekke'de kurulan Ka*be-i Muazzama'dır. Bazıları dediler ki, bundan maksat, Ka'be-i Muazzama'nın yeridir. Onu inşa edenin İbrahim (a.s.) olduğuna ilişkin "Orada apaçık deliller vardır." (Âl-i İmrân, 97.)

ibrahim peygamber ki, o, kendisinden sonra gelen peygamberlerin atasıdır. Kendisinin sünnetine uyup yolundan giden evlatlarının, şirkten uzak durup hakka yönelen zürriyetinin önderidir. Orada "İbrahim'in makamı vardır." Ka'be'nin duvarı boyunu aştığında, eli duvarın üstüne ulaşsın diye İbrahim (a.s.)'in basamak olarak kullanmak için ayağının altına koyduğu taşa, Makam-ı İbrahim denir. Bu meşhur taşı oğlu İsmail ona getirmişti. İbn Abbas'm rivayet ettiği uzun bir hadiste bu meseleden bahsedilir.

Bu taş, eskiden beri Ka'be duvarına bitişikti. Hz. Ömer devrine kadar da bitişik kaldı. O, bu taşı Ka'be duvarından ayırıp az öteye bıraktı. Bu uygulamasında başkaları ona uydular. Bazı hususlarda yüce Allah-ta Hz. Ömer'in görüşüne uygun emirler indirmiştir. Örneğin Hz. Ömer, Rasûlullah (s.a.v.)'a: "Makam-ı İbrahim'i namaz yeri edinsek?" diye teklifte bulunmuş; bunun üzerine Cenâb-ı Allah ta şu buyruğu indirmişti:

"İbrahim'in makamını namaz yeri edinin." (el-Bakara, 125.) Makam-ı İbrahim'deki taşta İbrahim (a.s.)'in ayak izleri, İslâmiyet'in ilk zamanlarına kadar mevcuttu. Meşhur Kaside-i Lamiye'sinde Ebu Talip de-mişki:

Boğa burcuna andolsun, taşı basamak yaparak, Yükselmek için çıkıp inene de and olsun. Mekke vadisindeki Ka'be'nin hakkı için, Andolsun ki Allah hiç birşeyden gafil değildir. Sabah-akşam kucaklayıp yüz sürdükleri, Hacer-i Esved'e de and olsun ki, İbrahim'in çıplak ayakla bastığı taş yumuşaktı. O, taşa azıcık gömülerek iz bıraktı.

Ka'be-i Muazzama'nın inşa edilişine değinen yüce Allah buyurmuş ki:

"İbrahim ve İsmail, Ka'be'nin temellerim yükseltiyordu. (Yaparken de şöyle dua ediyorlardı:) Rabbimiz! yaptığımızı kabul buyur. Sen hem

İŞİtİr, hem bilirsin." (el-Bakara, 127.)

Evet.. Ka'be'yi inşa ederken Allah'a karşı son derece ihlas ve itaat içinde yalvararak, bu yaptıkları işin ve taatin kabul buyurulm asını istiyorlardı:

"Rabbimiz! İkimizi sana teslim olanlar kıl. Soyumuzdan da sana teslim olanlardan bir ümmet yetiştir. Bize ibadet yollarımızı göster, tev-bemizi kabul buyur. Çünkü tevbeleri daima kabul eden, merhametli olan, ancak sensin." (el-Bakara, 128.)

Demek istediğimiz şu ki: İbrahim Halil (a.s.), mescidlerin en şereflisini; en şerefli bir yerde, çorak bir vadide inşa etti. O vadide yaşayanların azıklarının bereketli olması; ağaçsız, ekinsiz ve suyu kıt bir yer olmasına rağmen onların çeşitli ürünlerle rızıldandırılması, inşa edeceği Ka'be'nin de saygın ve güvenli bir yer olması için dua etti. Hamdolsun yüce Allah da onun bu çağrısına icabet edip dileğini yerine getirdi ve şöyle buyurdu:

«Çevrelerinde insanlar öldürülüp esir edilirken Bizim Mekke'yi güven içinde ve kutsal bir yer kıldığımızı görmediler mi?» {el-Ankebût, 67.)

«Onları, katımızdan bir rızık olarak her şeyin ürünün toplandığı güvenli ve kutlu bir yere yerleştirmedik mi?» (ci-Kasas, 57.)

Ayrıca Hz. İbrahim, Rabbinden, Mekke halkına içlerinden yani kendi cinslerinden olup kendi dillerini düzgün ve öğüt verici bir üslupla konuşan bir insanı elçi olarak göndermesini de istedi İd, dinî ve dünyevî nimetleri, dünyevî ve uhrevî mutlulukları tamamlansın. Cenâb-ı Allah, onun bu dileğini de yerine getirdi. Mekke halkına bir elçi gönderdi.. Hem de nasıl bir elçi! Onunla nebi ve rasûller devrini kapattı. Kendisinden önce hiç bir peygambere nasib olmamış bir şerefi ona bahşederek, onunla dini ikmal edip tamamladı. Onun davetini; ırkları, dilleri, vasıfları, ülkeleri, kentleri, çağları ve zamanları değişik te olsa bütün insanlara genelledi. Çağrısını umumîleştirdi. Zatı itibariyle onurlu, getirdiği din mükemmel, beldesi şerefli, dili düzgün ve fasih, ümmetine şefkatli ve merhametli, soyu asil, doğum yeri ulu bir yer, kaynağı da pak ve temiz olduğu için Allah onu, diğer peygamberlerden daha üstün kıldı.

Tüm insanlığın mabedi olsun diye Ka'be'yi inşa ettiği için İbrahim (a.s.), göklerde, yüksek derecelerde, Beyt-i Ma'mur'un yanında makam tutmayı haketmiştir. O Beyt-i Ma'mur ki, makbul ve mübarek olan yedinci kat gök sakinlerinin mabedidir. O Beyt'e günde 70.000 melek girip ibadet ederler. Çıktıktan sonra, meleklerin çokluğundan ötürü, kıyamete kadar orada ibadet sırası bir daha kendilerine gelmez.

Tefsirin Bakara sûresi bölümünde, İbrahim (a.s.)'in Beyt-i Muaz-zama'yı inşa edişini, bu konuyla ilgili haber ve rivayetleri yeter derecede anlatmışız dır. Tafsilatlı bilgi edinmek isteyen oraya baksın. Hamd-ü sena Allah'adır.

Bu cümleden olarak Süddî demiş ki: Cenâb-ı Allah, İbrahim ve İsmail'e Beyt'i inşa etmeleıini emrettiği zaman onlar, nereye inşa edeceklerini bilemiyorlardı. Nihayet Cenâb-ı Allah onlara, "Hacuc" adlı bir rüzgar (meleğini) gönderdi. İki kanatlı ve yılan başlı idi. İlk Beyt'in temelini esas alarak çevresini süpürüp temizledi. Onlar da onu izleyerek kazmalarla temeli kazmaya başladılar. Buna işaretle Cenâb-ı Allah şöyle buyurmuştur: "İbrahim'i, Beyt'in yerine yerleştirdik." (ei-Hacc, 26.) Temelleri yükseltip köşe duvarlarını inşa ettiklerinde İbrahim, İsmail'e dedi ki:

- Oğulcuğum! Bana iyi bir taş getir de şuracığa yerleştireyim.

- Babacığım, ben yorgun ve halsizim.

- Öyleyse durma da git.

Öte yandan Cebrail, Hindistan'danhacer-i esvedi getirdi. O zaman bu taş beyazdı. Segame ağacı gibi bembeyaz bîr yakuttu. Adem (a.s.), onu Cennet'ten Hindistan'a indirmişti. O bembeyaz taş, günahkar insanların kendisine dokunmaları sonucu kararmıştır. Ayrıca İsmail de babasına bir taş getirdi. Ka'be'nin köşesinde hacer-i esvedi görüp: "Baba, bunu kim getirdi?" diye sorunca babası: "Senden daha gayretli ve daha çalışkan biri getirdi." dedi. İkisi de: "Rabbimiz! Yaptığımızı kabul buyur. Sen hem işitir, hem bilirsin." diye dua ederek Ka'be'yi inşa ettiler.

İbn Ebu Hatîm'in anlattığına göre İbrahim (a.s.) Ka'be'yi, beş dağdan getirdiği taşlarla inşa etmiştir. O zaman yeryüzünün sorumlusu olan melek Zülkarneyn, Ka'be'yi inşa etmekte olan İbrahim'le oğlunun yanma gelerek: "Bu inşaatı yapmanızı size kim emretti." diye sormuş. İbrahim de; "Allah emretti" diye cevap vermiş. Melek: "Bu söylediklerinin doğru olduğunu nereden bileyim?" diye sorunca beş tane koç, bu emrin ibrahim'e Allah tarafından verildiğine tanıklık etmişler. Bunun üzerine Melek inanıp doğrulamış ve İbrahim Halil (a.s.) ile beraber Ka'be'yi tavaf etmiş.

Ka'be, İbrahim (a.s.)'in inşa ettiği şekliyle uzun müddet kalmış. Daha sonra Kureyşliler onu yeniden inşa etmişler. Şam'a bakan kuzey duvarını, İbrahim'in temelinden azıcık içeriye alarak binayı küçültmüşler. Ve bu haliyle Ka'be, günümüze kadar gelmiştir. Buharı ve Müslim'in sahihlerinde îbn Ömer'in Hz. Aişe'den rivayet etmiş olduğu bir hadiste şöyle denmektedir: Rasûluîlah (s.a.v.), Hz. Aişe'ye dedi ki: «"Baksana.. Senin kavmin Ka'be'yi (yeniden) inşa ederken İbrahim'in temellerini kısaltmışlar." Hz. Aişe de demiş ki: "Onu, İbrahim'in koyduğu temel üzerine yeniden inşa etsen olmaz mı?" Aişe'nin bu teklifine Rasûlullah (s.a.v.) şu karşılığı vermiş: "Milletin, kafirlikten yeni kurtulmuş olmasalardı (bu dediğini) yapardım."

Bir başka rivayete göre Rasûlullah (s.a.vO, Aişe'ye şöyle demiş: "Eğer milletin, cahiliyetten - ya da küfürden - yeni kurtulmuş olmasalardı, Ka'be'nin hazinesini Allah yolunda harcar, kapısını yerin seviyesine indirir ve Hatim (denen mahall)'i de Ka'be'nin içine alırdım."

Allah rahmet etsin İbn Zübeyr, kendi döneminde, mü'minlerin anası ve kendisinin de teyzesi olan Hz. Aişe'nin verdiği habere dayanarak, Rasûlullah (s.a.v.)'m işaret ettiği temeller üzerine Ka'be'yi yeniden inşa etmiş. Hicretin yetmiş üçüncü yılında Haccac-ı Zalim onu öldürünce, Ka'be'nin yeni inşasını, zamanın halifesi Abdülnıelik b. Mervan'a yazmış. İbn Zübeyr'in, Ka'be'yi bu yeni şekliyle kendi kafasına göre inşa ettiğini sanmışlar. Abdülmelik te, Ka'be'nin yıktırılarak eski ölçüsü üzerine yeniden yapılmasını emretmiş. Şam'a bakan duvarını yıkarak, Hatîm'i dışarı çıkarmış, duvarı Örmüş, arta kalan taşları da Ka'be'nin içine atmışlar. Doğuya bakan kapısı yerden yüksekte kalmış, batı kapışım da tamamen kapatmışlar ve bu günkü haliyle Ka'be'yi yeniden inşa etmişler. Fakat daha sonra îbn Zübeyr'in, bu inşaatı, Hz, Aişe'nin verdiği habere dayanarak yaptığını duyduklarında, Ka'be'yi yıkıp yeniden inşa etmiş olmaktan ötürü pişman olmuşlardır. "Keşke eski haliyle bıraksaydık." diyerek üzüntülerim belirtmişlerdir. Sonra Halife Mehdi b. Mansur, Ka'be'yi yıktırıp İbn Zübeyr'in yapısına uygun olarak yeniden inşa etme hususunu İmam Malik b. Enes'e açarak görüşüne başvurmuş. İmam Malik, bunu uygun görmediğini şu sözleriyle açıklamıştı: "Hükümdarların bunu oyuncak haline getirmelerinden endişe ediyorum. O zaman her gelen hükümdar, Ka'be'yi yıktırıp dilediği ölçü ve şekilde yeniden inşa eder." İmam Malik'in böyle demesi üzerine Ka'be, bu günkü şekil ve ölçüsüyle olduğu gibi kalmış.