Cenâb-ı Allah buyurdu ki:
«Karun, Musa'nın kavminden (amcasının oğlu) idi. Onlara karşı azgınlık etti. Biz kendisine öyle hazineler vermiştik ki onun (hazinelere-nin) anahtarlarını (taşımak), güçlü bir topluluğa ağır geliyordu. Kavmi ona demişti ki: "Şımarma, Allah (gururlanıp) şımaranları sevmez. Allah'ın sana verdiği (bu servet) içinde ahiret yurdunu ara. Dünyadan da nasibini unutma. Allah sana nasıl iyilik ettiyse sen de öyle iyilik et. Yeryüzünde bozgunculuk (etmeyi) isteme. Çünkü Allah bozguncuları sevmez."
"Bu (servet) bende bulunan bir bilgi sayesinde bana verildi." dedi. O (mağrur) bilmedimi ki Allah, kendisinden önceki nesiller arasında kendisinden daha güçlü ve ondan daha çok cemaati bulunan nice kimseleri helak etmiştir. (Allah, suçluların günahlarını bilir. Onların her yaptıkları anında tesbit edilmiştir. Onun için) suçlulara günahlarından sorulmaz (buna ihtiyaç kalmaz. Karun) süsü, (debdebesi) içinde kavminin karşısına çıktı. Dünya hayatını isteyenler: "Keşke Karun'a verilenin bir benzeri de bize verilseydi. Hakikaten o, büyük nasib sahibidir!" dediler. Kendilerine bilgi verilmiş olanlar ise: 'Yazık size, dediler. İnanan ve iyi iş yapan kimse için Allah'ın sevabı daha hayırlıdır. Buna ancak sabredenler kavuşturulur." Nihayet biz, onu da, evini de yere batırdık. Allah'a karşı ona yardım edecek bir topluluğu olmadı. Kendi kendini (savunup) kurtaranlardan da değildi. Dün onun yerinde olmayı isteyenler; "Vay, demek Allah, kullarından dilediğine rızkı açar ve kısar. Allah bize lütfetmiş olmasaydı, bizi de yere batırırdı. Demek gerçekten kafirler İslah olmaz!" demeye başladılar. İşte ahiret yurdu: Onu yeryüzünde böbürlenmek ve bozgunculuk etmek istemeyenlere veririz. (Güzel) sonuç, (günahlardan) sakınanlarındır.» (el-Kasas, 76-83.)
A'meş, İbn Abbas'm şöyle dediğini rivayet eder: Karun, Musa'nın amcası oğluydu.
İbn Cüreyc, dedelerinin Kahis adında bir adam olduğunu söylemiştir, îbn Cerir et-Taberî ise, Musa ile Karun'un amca çocukları olduklarının, ekseri ilim ehli tarafından nakledildiğini söyler ve Karun'un, Musa'nın amcası olduğunu söyleyen İbn İshak'm sözünü reddeder.
Katade der ki: Karun'a, Tevrat'ı güzel sesle okuduğundan dolayı münevver adı verilmişti. Fakat Allah'ın düşmanı olan Karun, tıpkı Samirî gibi münafıklık etti. Servetinin çokluğundan dolayı azıp helak oldu.
Şehr b. Ha^şeb'in anlattığına göre Karun, milletine karşı gururlanıp büyüklük taslamak maksadıyla eteğini bir karış daha uzatarak ardı sıra yerlerde sürürmüş.
Hazinelerinin çokluğunu Cenâb-ı Allah bizzat bildiriyor. Öyleki hazinelerinin anahtarlarını dahi bir cemaat, güçlü kuvvetli adamlar topluluğu taşı yamıyorlardı. Denildiğine göre anahtarları sert deriden yapılmış olup altmış katır üzerinde taşınırmış. Doğrusunu Allah bilir.
Karun'un kavminden bazı nasihatçiler kendisine: «Şımarma» diyerek öğüt vermişlerdi. Yani Cenâbı Allah'ın sana verdiği nimetlerden ötürü şımarma ve başkalarına karşı büyüklük taslama; çünkü "Allah şımaranları asla sevmez. Allah'ın sana verdiği (bu servet) içinde ahiret yurdunu ara.» Bütün maksadın ahiret yurdunda Allah'ın sevabını elde etmeye yönelik olsun. Çünkü ahiret yurdu, daha hayırlı ve daha kalıcıdır. Bununla beraber «Dünyadaki payını da unutma.» Yani Cenâb-ı Allah'ın sana helal kıldığı dünya nimetlerini de servetinle elde et. Temiz ve helal lezzetlerle kendi nefsini yararlandır. «Allah sana iyilik ettiği gibi sen de iyilik et.» Yaratıcılarının ve kendilerini yoktan varedenin sana iyilikte bulunduğu gibi sen de Allah'ın yaratıklarına iyilikte bulun. «Yeryüzünde bozgunculuk (etmeyi) isteme.» Yani Allah'ın yaratıklarına kötülük yapma; aralarında fesad çıkarma. Sana emrolunanların tersini yapma. Aksi takdirde Cenâb-ı Allah seni bozgunculuğundan dolayı cezalandırır ve sana bahşettiği serveti elinden alır. «Çünkü Allah bozguncuları sevmez.»
Bu açık seçik öğütlerinden dolayı kavmine şu cevabı verdi:
«Bu (servet) bende bulunan bir bilgi sayesinde bana verildi.» Yani sizin bu anlattıklarınızı dinlemeye ihtiyacım yoktur. Tavsiyelerinize kulak verme ihtiyacında değilim. Çünkü Cenâb-ı Allah, bendeki bilgi sayesinde bu serveti bana vermiştir. Bunu kazanmaya ben ehilim. Eğer ben Allah'ın sevgilisi olmasaydım, onun katında yüksek mertebem bulunmasaydı bu serveti bana vermezdi.
Onun bu iddialarını reddetmek için Cenâb-ı Allah şöyle buyurdu: «O (mağrur), bilmedimi ki Allah, kendisinden önceki nesiller arasında kendisinden daha güçlü ve ondan daha çok cemaati bulunan nice kimseleri helak etmiştir? (Allah, suçluların günahlarını bilir. Onların her yaptıkları, anında tesbit edilmiştir. Onun için) suçlulara, günahlarından sorulmaz. (Buna ihtiyaç kalmaz).» Yani Önceki milletlerden olup Karun'dan daha güçlü, daha zengin ve evladı daha çok olan nice kimseleri helak etmişizdir. Eğer Karun'un söyledikleri doğru olsaydı, kendisinden daha zengin olanları cezalandırın azdık. Onun servet sahibi olması, bizim tarafımızdan sevildiğini ve itina gördüğünü ispatlamaz:
«Ne mallarınız, ne de evlatlarınız size huzurumuzda bir yakınlık sağlamaz. Ancak inanıp faydalı iş yapanlar başka.» (es-Sebe1,37.)
«Onlar, öyle mi sanıyorlar ki kendilerine verdiğimiz mal ve oğullar ile, onların iyiliklerine koşuyoruz? Hayır, (bu verdiğimiz dünya nimetleri, onlar için bir imtihandır. Fakat onlar) farkında değiller.» (el-Mü'minÛn, 55-56.)
Bu reddiyeler, «Bu servet, bendeki bilgi sayesinde bana verildi» ayetinden çıkardığımız mananın doğruluğuna delâlet etmektedirler.
Bazı kimselerin, Karun'un Simya san'atmı bildiğinden ya da İsm-i Azam'ı ezbere okuyup bu serveti elde etmiş olduğuna dair söyledikleri sözler, hiçbir mesnede dayanmayan ve doğru olmayan sözlerdir. Çünkü Simya tahayyülden ibarettir. Hakikatlerle alakası yoktur. Ayrıca Cenâb-ı Allah'ın san'atma benzer bir yanı da yoktur. Kaldı ki İsm-i Azam duasını bilmekle bir kafir hiç birşeyi elde edemez. Çünkü Karun, kalben kafir bir kimse idi. Zahirde ise münafıktı. Sonra Karun'un bu sözlerle onlara cevap vermiş olması, bu takdire göre de sahih olmaz. Öyle ise iki söz arasında bir bağlantı görülmemektedir. Biz bütün bu hususları İbn Kesir Tefsiri'mi zde açıklamışızdır. Övgüler Allah'adır.
Cenâb-ı Allah buyurdu ki: «(Karun), süsü (debdebesi) içinde kavminin karşısına çıktı.» Tefsircilerin çoğunun anlattığına göre Karun, büyük bir ihtişam ve debdebe içinde süslenerek, güzel elbiseler giyerek, gösterişli bineklere binerek, hizmetçi ve maiyetiyle birlikte kavminin karşısına çıktı. Dünyanın süs ve alayişine kıymet verenler, kendilerinin de Karun gibi servet sahibi olmasını temenni ettiler. Üzerindeki süsleriyle elindeki servete gıpta ettiler. Dünyaya tamah etmeyen doğru görüşlü ve anlayışlı bilginler, onların bu sözlerini işitince şöyle dediler; «Yazık size! İman edip iyi işler yapan kimseler için Allah'ın sevabı daha hayırlıdır.» Yani Cenâb-ı Allah'ın ahiret yurdundaki sevabı daha hayırlı, daha kalıcı, daha yüce ve daha kıymetlidir. Cenâb-ı Allah da şöyle buyurdu: «Buna ancak sabredenler kavuşturulur.» Yani bu Öğüde ve bu söze ve ahiret yurduna yönelik olan bu yüksek himmete ancak sabreden kimseler kavuşturulurlar. Şu alçak dünyanın süs ve alayişine bakarken; ancak kalblerine, Allah tarafından hidayet verilip gönüllerine sebat kazandırılan, akılları güçlendirilen, maksatları gerçekleştirilen kimseler itibar ve iltifat etmezler.
Selef ulemasından bazıları ne güzel demişler: Şüphelerin akın ettiği esnada ileriyi gören gözü Allah sever. Şüphelerin geldiği esnada kamil olan aklı Allah sever!
Cenâb-ı Allah buyurdu ki:
«Nihayet biz, onu da evini de yere batırdık. Allah'a karşı ona yardım edecek bir topluluğu olmadı. Kendi kendini (savunup) kurtaranlardan da değildi.»
Karun'un süs ve ihtişam içinde böbürlenip büyüklük taslayarak kavminin karşısına çıkmasıyla ilgili olarak Cenâb-ı Allah şöyle buyuruyor:
«Nihayet biz, onu da evini de yere batırdık.»
Buharî'nin rivayet ettiği bir hadis-i şerif de Peygamber (s.a.v.) Efendimiz şöyle buyurmuşlardır:
«Bir ara adamın biri, peşisıra (uzun) eteğini sürüyor (ve öylece yürüyordu). İşte o anda Cenâb-ı Allah onu yere batırdı. O, kıyamet gününe kadar yere batmaya devam edecektir.»
İbn Abbas ile Süddî şöyle demişlerdir: «Karun, fahişe bir kadına, Musa peygambere, "Sen bana şöyle şöyle yaptın" demesi için bir miktar mal vermişti. Anlatıldığına göre o fahişe kadın da Musa peygambere aynı şeyleri söyledi. Musa, kadının bu sözlerinden dolayı tedirgin olup dehşete kapıldı ve iki rek'at namaz kıldı. Sonra kadına yönelerek bu söylediklerinin doğru olduğuna dair yemin etmesini istedi ve bu sözleri niçin sarfettiğini anlamak istedi. Kadın da, Karun'un kendisine bir miktar mal vererek bu sözleri söylettiğini söyledi ve Cenâb-ı Allah'tan bağışlanmak dileğiyle tevbe etti. Bu esnada Musa da Rabbinin huzurunda secdeye kapanarak Karun'a beddua etti. Cenâb-ı Allah da Musa'ya şöyle vahyetti: «Sana itaat etmesi için yere emir verdim!» Musa da Karun'u eviyle birlikte yutması için yere emir verdi ve yer de onu eviyle birlikte yuttu. Doğrusunu Cenâb-ı Allah elbetteki daha iyi bulur.»
Anlatıldığına göre Karun, süs ve debdebesi içinde kavminin karşısına çıktığında cemaatiyle, binek ve katırlanyla, süslü elbisesiyle Musa'nın bulunduğu meclisin önünden geçti. Musa da o esnada kendi kavmine Allah'ın günlerini anlatıyordu. Adamlar onu gördüklerinde dönüp onu seyretmeye başladılar. Musa da onu çağırıp şöyle dedi: "Seni böyle yapmaya iten sebeb nedir?" Dedi ki: "Ey Musa! Sen peygamber olmakla bana üstün olduysan, ben de servetle sana üstün oldum. Eğer dilersen şehir dışına çıkarız da, sen bana beddua et, ben de sana beddua edeyim."
Her iki taraf da adamlarıyla birlikte şehir dışına çıktılar. Musa ona dedi ki: Önce sen mi beddua edersin, yoksa ben mi beddua edeyim?
"Karun: Önce ben beddua edeceğim." dedi ve Musa'ya beddua etti ama bedduası tutmadı. Bunun üzerine Musa: "Ben beddua edeyim mi?" diye sordu o da "Evet" dedi. Musa şöyle bir bedduada bulundu: "Allah'ım, yere emir ver. Bu gün bana itaat etsin." Cenâb-ı Allah'da Musa'ya vahiy göndererek senin isteğini yerine getirdim, dedi. Musa da şöyle konuştu: «Ey yer! Onları yakala" Böyle deyince yer, onların ayaklarını tutuverdi. Sonra Musa yine: "Ey yer, onları yakala, dedi!" Bu defa yer, onları dizlerine kadar tutup içine aldı. Sonra omuzlarına kadar içine aldı. Bundan sonra Musa yere şöyle emir verdi: "Ey yer, onların mallarını ve hazinelerini de yakala!" Bunun üzerine yer, onların gözleri önünde mallarını ve hazinelerini yak al ayı ver di. Bundan sonra Musa eliyle işaret ederek: «Gidin ey Lavi oğulları!" Böyle dedikten sonra yer onları tamamen içine alıp görünmez hale getirdi.
Katade'nin şöyle dediği rivayet edilir: "Yer, kıyamet gününe kadar her gün onları derinlere doğru çekmektedir"
İbn Abbas'm da şöyle dediği rivayet edilir: "Yer, onları yedinci kat yer tabakasına doğru çekmektedir."
Tefsircilerin çoğu bu konuda birçok israiliyat hikayeleri nakletmiş-lerdir ki biz bunları kasıtlı olarak burada nakletmiyoruz.
«Allah'a karşı ona yardım edecek bir topluluğu olmadı. Kendi kendini (savunup) kurtaranlardan da değildi» Yani ne kendi nefsine yardım edebildi, ne de başkaları kendisine yardım edebildi. «O nun ne bir gücü ne de bir yardımcısı olmaz.» (et-Tânk, ıo.) Karun'un mal ve mülküyle birlikte yere batmasından kendisi, ailesi ve akarı yok edildikten sonra onun gibi servet sahibi olma temennisinde bulunmuş olanlar Allah'a şükrettiler. Kendileri için Allah'ın güzelce bir tedbir saklamış olmasından dolayı şükranlarını arzederek şöyle dediler: «Vay! demek, Allah kullarından dilediğine rızkı açar ve kısar. Allah bize lütfetmiş olmasaydı, bizi de yere batırırdı. Demek gerçekten kafirler iflah olmaz." «işte, ahiret yurdu.» Bu, kalıcı bir yurttur. Kim bu yurtta nimet sahibi olursa ona imrenilir. Kim de o nimetten mahrum olursa onu teselli etmek gerekir. Çünkü bu yurt: «Yeryüzünde böbürlenmek ve bozgunculuk etmek isteme}renler için» hazırlanmıştır.
«(Güzel) sonuç, (günahlardan) sakınanlarındır.»
Karunla ilgili bu olay, İsrailoğullanmn Mısır'dan çıkmalarından önce vukubulmuştur. Çünkü Cenâbı Allah şöyle buyuruyor: «Nihayet onu da evini de yere batırdık.» Bilindiği gibi ev, birçok evlerin bulunduğu yerleşim birimlerinde bulunur.
Bu olay, Tih çölünde de vuku bulmuş olabilir. O takdirde ev kelimesi, çadırların kurulduğu yerler anlamını da ifade edebilir. Nitekim şair Anter'e şöyle demiştir.
"Ey Ablen'in çöldeki evi konuş, sabah olunca Able ile Eslemî'nin evleri yok oldu."
• Cenâb-ı Allah, Karun'un işlediği kötülükleri Kur'ân-ı Kerîm'in bir çok ayetinde beyan buyurmaktadır. Şöyle ki:
«Andolsun biz Musa'yı ayetlerimizle ve apaçık bir delil ile gönderdik. Firavun'a, Haman'a ve Karun'a dediler ki: "(Bu), yalancı bir büyücüdür."» (ol-Mü'min, 23-24.)
Ankebût sûresinde Ad ve Semud kabilesinden bahs* bildikten sonra şöyle buyurulmaktadır: «Karun'u, Firavun'u ve Haman'ı Ja (helak ettik). Andolsun, Musa onlara açık delillerle geldi. Fakat onlar o yerde büyüklük tasla (yıp ayetlerimizi kabule tenezzül etme) diler. (Bizi) geçip gidecek, (elimizden kurtulacak) değillerdi.
Nitekim hepsini günahıyla yakaladık. Onlardan kiminin üstüne taş yağdıran bir fırtına gönderdik. Kimini korkunç bir ses yakaladı. Kimini yere batırdık. Kimini de boğduk. Allah onlara zulmedecek değildi. Fakat onlar, kendi kendilerine zulmediyorlardı.» (el-Ankebût, 39-40.)
İmam Ahmed b. Hanbel, Abdullah b. Amr'dan rivayet etti ki Peygamber (s.a.v.) Efendimiz bir gün namazdan bahsederek şöyle buyurdu:
«Kim namaza devam ederek onu muhafaza ederse namazı, kendisi için kıyamet gününde nur, burhan ve kurtuluş olur. Kim de namazı muhafaza etmezse kendisi için nur, burhan ve kurtuluş olmaz. Kıyamet gününde o, Karun, Firavun, Haman ve Übeyy b. Halef ile beraber olur!»

