El-Bidaye ve'n-Nihaye · Temmuz 1, 2026

Lut Peygamber

İbrahim Halil (a.s.)'in hayatında meydana gelen büyük hadiselerden biri de Lut kavminin kıssası ve onların başlarına gelen umumî felakettir. Şöyle ki: Lut (a.s.), Haranın oğludur. Haran ise, önce de belirttiğimiz gibi …

İbrahim Halil (a.s.)'in hayatında meydana gelen büyük hadiselerden biri de Lut kavminin kıssası ve onların başlarına gelen umumî felakettir. Şöyle ki: Lut (a.s.), Haranın oğludur. Haran ise, önce de belirttiğimiz gibi diğer adı Azer olan Tareh'in oğludur. Lut, İbrahim'in kardeşi oğludur. Daha önce de söylediğimiz gibi İbrahim, Haran ve Nahor kardeş idiler. Harran şehrini kuranın bu Haran olduğu söylenir ki, bu zayıf bir görüştür. Çünkü bu, Ehl-i Kitab'm elindeki kaynaklara ters düşen bir görüştür. Doğruyu yine de Allah bilir.

Lut (a.s.), kendisinin emir ve izni üzerine amcası İbrahim Halil (a.s.)'in mahallesinden çıkıp gitti; Ğur-ı Zağr'e bağlı Sedum şehrine yerleşti. Gur, buranın başkenti durumundaydı; oraya bağlı kasaba, köy ve kaza merkezleri vardı. Orada insanların en ahlaksızı, en inkarcısı, içi en çok kötü, hal ve gidişatları en fazla bozuk olan bir kavim yaşamaktaydı. Yol keser, meclislerinde kötü işler yaparlardı. "Yaptıkları kötülükten vazgeçmiyorlardı. Ne kötü şey yapıyorlardı." (d-Mâidc, 79.)

Kendilerinden önce hiç kimsenin yapmadığı bir fuhuş türü icad ettiler. Cenâb-ı Allah'ın, salih kullan için yaratmış olduğu kadınları bırakıp, erkeklere gidiyor ve erkek erkeğe cinsel ilişki kuruyorlardı. Lut, onları, ortağı olmayan tek Allah'a ibadet etmeye çağırdı. Bu haramları, yasakları, çirkinlikleri ve fuhşiyatı işlemekten onları menetti. Fakat onlar, sapıklık ve azgınlıklarını devam ettirdiler; küfür ve ahlaksızlıklarını sürdürdüler. Bunun üzerine Cenâb-ı Allah; akıllarına gelmeyen, hesaplarında bulunmayan, geri çevrilmesi imkansız bir azabı üzerlerine indirdi. Onları, dünyadaki akıl ve basiret sahiplerinin ders alacakları bir ibret haline getirdi. Bu nedenle de onların kıssasını, Kur'ân-ı Mübin'in birkaç yerinde anlattı, şöyle ki:

« Lut'u da gönderdik. Milletine: "Dünyalarda hiç kimsenin sizden önce yapmadığı bir hayasızlığı mı yapıyorsunuz? Siz kadınları bırakıp şehvetle erkeklere yaklaşıyorsunuz. Doğrusu, çok aşırı giden bir milletsiniz." dedi. Milletinin cevabı sadece, "Onları kasabanızdan çıkarın, güya onlar temiz kalmaya uğraşan insanlarmış." demek oldu. Bunun üzerine Lut'u ve taraftarlarını kurtardık. Yalnız karısı, geride kalıp helake uğrayanlardan oldu. Geriye kalanların üzerine öyle bir yağmur yağdırdık ki, suçluların sonunun nasıl olduğuna bir bak!» (A'râf, so-84.)

«Andolsun ki, elçilerimiz müjde ile İbrahim'e geldiler. "Selam sana" dediler; "Size de selam" dedi, hemen kızartılmış bir buzağı getirdi. Ellerini ona uzatma diki anın görünce, durumlarım beğenmedi ve içine korku düştü. Onlar, "Korkma, biz Lut milletine gönderildik." dediler. Bu arada İbrahim'in ayakta duran kansı gülünce, "Ona İshak'ı, ardından Yakub'u müjdeleriz." dediler. "Vay başıma gelenler! Ben bir kocakarı, kocam da ihtiyar olmuşken nasıl doğurabilirim? Doğrusu bu, şaşılacak bir şey." dedi. "Ey evin hanımı! Allah'ın rahmeti ve bereketleri üzerinize olmuşken, nasıl Allah'ın işine şaşarsın? O, Övülmeye layıktır, yücelerin yücesidir." dediler.

İbrahim'in korkusu gidip müjde kendisine ulaşınca, Lut milleti hakkında elçilerimizle tartışmaya girişti. Doğrusu, İbrahim çok içli, yumuşak huylu ve kendini Allah'a vermiş bir kimse idi. Elçilerimiz, "Ey İbrahim! Bundan vazgeç. Doğrusu, Rabbinin emri gelmiştir, Onlara, şüphesiz, geri çevrilemeyecek bir azab gelmektedir." dediler. Elçilerimiz Lut'a gelince, onun fenasına gitti; çok sıkıldı, "Bu, çetin bir gündür." dedi.

Milleti ona koşarak geldiler. Daha önce kötü işler yapıyorlardı. "Ey milletim! İşte bunlar benim kızlarım, onlar sizin için daha temizdir. Allah'tan sakının, konuk] arımın önünde beni rezil etmeyin. İçinizde aklı başında kimse yok mudur?" dedi. "Andolsun İd, senin kızlarınla bir işimiz olmadığını biliyorsun; doğrusu, ne istediğimizin farkmdasm." dediler. "Keşke size yetecek bir kuvvetim olsa veya sağlam bir yere sığınsam." dedi. "Ey Lut! Biz, Rabbinin elçilen^az. Onlar sana ilişemeyecekler; geceleyin bir ara, ailenle beraber yola çık; karının dışında kimse geri kalmasın. Doğrusu, onların başına gelen onun başına da gelecektir. Vadeleri gün doğana kadardır. Gün doğması yakın değil mi?" dediler. Buyruğumuz gelince oraların altını üstüne getirdik; üzerine de Rabbinin katından, işaretli olarak yığın yığın sert taş yağdırdık. Bunlar, zalimlerden hiçbir zaman uzak olmayacaktır.» (Had, 69-83.)

«Onlara İbrahim'in konuklanın da anlat: İbrahim'in yanına girdiklerinde selam vermişlerdi. O: "Doğrusu biz sizden korkuyoruz." demişti de: "Korkma, biz sana, bilgin bir oğlun olacağım müjdelemeye geldik." demişlerdi. "Ben kocamışken bana müjde mi veriyorsunuz? Neye dayanarak müjdeliyorsunuz?" deyince, "Seni gerçekten müjdeliyoruz," umutsuzlardan olma", demişlerdi. "Zaten sapıklardan başka kim Rabbinin rahmetinden umut keser." diyerek sormuştu. "Ey elçiler! İşiniz nedir?" Şöyle cevap vermişlerdi:

"Biz şüphesiz bir millete gönderildik. Lut'un ailesi bunun dışındadır. Karısı hariç, hepsini kurtaracağız. Karısının geride kalanlardan olmasını gerekli bulduk."

Elçiler Lut'un ailesine gelince Lut: "Doğrusu, siz tanınmamış kimselersiniz." dedi. "Biz sana sadece şüphe edip durdukları azabı getirdik. Sana gerçekle geldik. Biz doğru söylemekteyiz. Artık, geceleyin bir ara, aileni yola çıkar. Sen de arkalarından git. Hiç biriniz arkaya bakmasın.. Emrolunduğunuz yere doğru yürüyün." dediler.

Böylece Lut'a bunların sonlarının kesilmiş olarak sabahı edeceklerini bildirdik. Şehir halkı sevinerek geldiler. Lut: "Bunlar benim konuk-lanmdır. Onlara karşı beni mahçub etmeyin. Allah'tan korkun, beni rezil etmeyin." dedi. "Biz sana misafir kabul etmeyi yasak etmemiş miydik?" dediler. Lut: "Alacaksanız, işte benim kızlarım!" dedi.

Ey Muhammedi Senin hayatına yemin olsun ki, onlar sarhoşlukları içinde bocalayıp duruyorlardı. Tanyeri ağarırken, çığlık onları yakala-yıverdi. Memleketlerini alt üst ettik. Üzerlerine sert taş yağdırdık. Bunda, görebilen kimseler için ibretler vardır. O şehirin kalıntıları işlek yollar üzerinde hâlâ durmaktadırlar. Bunda inananlar için ibret vardır.»(el-Hicr, 51-77.)

«Lut milleti de peygamberleri yalanladı. Kardeşleri Lut, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben, size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum. Benim ecrim, ancak âlemlerin Rabbine aittir. Rabbinizin sizin için yarattığı eşleri bırakıp ta, insanlar arasında erkeklere mi yaklaşıyorsunuz? Doğrusu, siz azmış bir milletsiniz" dedi, "Ey Lut! Bu sözlerinden vazgeçmezsen mutlaka kovulacaksın." dediler. Lut: "Doğrusu, yaptığınıza çok kızanlardanım. Rabbim! Beni ve ailemi bunlann elinden kurtar." dedi. Bunun üzerine geride kalan yaşlı bir kadın dışında, onu ve ailesini, hepsini kurtardık. Diğerlerini yerle bir ettik. Üzerlerine de yağmur yağdırdık. Uyarılan fakat yola gelmeyenlerin yağmuru ne kötü idi! Şüphesiz bunda bir ders vardır. Ama çoğu inanmamıştır. Doğrusu, Rabbin güçlüdür, merhametlidir.»(eş-Şuarâ, 160475).

«Lut'u da gönderdik. Milletine şöyle dedi: "Göz göre göre bir hayasızlık mı yapıyorsunuz? Kadınları bırakıp şehvetle erkeklere mi yaklaşıyorsunuz? Evet, siz cahil bir milletsiniz." Milletinin cevabı sadece : "Lut'un ailesini kasabanızdan çıkarın. Güya onlar temiz kalmaya çalışan insanlarmış." demek oldu. Bunun üzerine onu ve ailesini kurtardık. Yalnız kansımn geride kalanlardan olmasını gerekli bulduk. Geride kalanlann üzerine bir yağmur yağdırdık. Uyarılan fakat yola gelmeyenlerin yağmuru ne kötü idi!» (en-Ncml, 54-58.)

«Lut da milletine şöyle demişti: "Doğrusu, siz dünyalarda hiç kimsenin sizden önce yapmadığı bir hayasızlığı yapıyorsunuz. Erkeklere yaklaşıyor, yol kesiyor ve toplantılarınızda fena şeyler yapmıyor musunuz?" Milletinin cevabı: "Doğru sözlüysen, bize Allah'ın azabını getir." demek oldu. Lut: "Rabbim! Bozgunculara karşı bana yardım et." dedi.

Elçilerimiz İbrahim'e müjde ile geldiklerinde: "Biz bu kasaba halkını yok edeceğiz. Çünkü oranın halkı zalim kimselerdir," dediler. İbrahim: "Ama Lut oradadır." dedi. Elçiler: "Biz orada olanları daha iyi biliriz. Onu ve geride kalanlardan olacak karısı dışında ailesini kurtaracağız." dediler. Elçilerimiz Lut'a gelince onun fenasına gitti; çok sıkıldı. Ona, "Korkma ve üzülme; doğrusu biz, seni ve geride kalacaklardan olan karının dışında aileni kurtaracağız. Bu kasaba halkına, yaptıkları yolsuzluklardan ötürü gökten, elbette bir azab indireceğiz," dediler. Andolsun ki, biz, düşünen kimseler için bu kasabadan apaçık bir belgeyi geride bırakmışız dır. (el-Ankcbût, 28-35.)

«Şüphesiz Lut da peygamberlerdendir. Geridekiler arasında kalan yaşlı bir kadın dışında, Lut'u ve ailesinin hepsini kurtarmıştık. Sonra diğerlerini yok etmiştik. Ey İnsanlar! Sabah akşam, onların yerleri üzerinden geçersiniz. Akletmez misiniz?» (es-Sâffât, 133-138.)

Zâriyât sûresinde de İbrahim (a.s.)'in misafirlerinin kıssası ve misafirlerin de İbrahim'i bilgin bir oğul sahibi olmakla müjdeleyişleri anlatıldıktan sonra şöyle buyuruluyor:

«İbrahim: "Ey elçiler! Göreviniz nedir?" dedi. Elçiler: "Suçlu bir milletin üzerine, Rabbinin katından işaretli olarak, aşın gidenlere mahsus sert taşlar göndermekle görevlendirildik." dediler. Bunun üzerine suçlu milletin arasında bulunan mü'minleri çıkardık. Zaten orada kendini Allah'a vermiş sadece bir tek ev halkı bulduk. Can yakıcı azabdan korkanlar için, o belde de bir işaret bir kalıntı bıraktık.» (ez-Zâriyât, 31-37.)

«Lut milleti, uyaran peygamberleri yalanladı. Biz de üzerlerine taş yağdıran bir rüzgar gönderdik. Ancak Lut'un taraftarlarını, katımızdan bir nimet olarak seher vakti kurtardık. Şükredene işte böyle mükafat veririz. Lut, andolsun ki, onları bizim yakalamamızla uyarmıştı. Ama onlar, uyarmaları şüpheyle karşılayarak dinlemediler. Andolsun ki onlar, Lut'un konukları olan melekleri elde etmeye kalkıştılar. Bunun üzerine-gözlerini kör ettik. "Azabımı ve uyarmalarımı dinlememenin sonucunu tadın." dedik. Andolsun ki, Kur'ân'ı öğüt olsun diye kolaylaştırdık. Yok mudur öğüt alan?» (elKamer, 33-40.)

Bu kıssalarla ilgili geniş açıklamaları İbn Kesîr tefsirimizde yapmışızdır. Cenâb-ı Allah, Lut ve kavmini, Kur'ân-ı Kerîm'in diğer yerlerinde de anlatmıştır. Nuh, Ad ve Semud ile beraber de anlatılmıştır.

Maksadımız, ayet ve hadislerden derleme yaparak, Lut kavminin yaptığı işleri ve üzerlerine inen azabı anlatmaktır. Lut (a.s.) onları, ortağı olmayan bir Allah'a kulluk etmeye, Rabbleri tarafından yasaklanan fuhşiyatı işlemekten de el çekmeye çağırdığında ona icabet etmediler. İçlerinden bir tek kişi bile ona iman etmedi. Bilakis eski hallerini sürdürdüler. Sapıklık ve azgınlıklarından vazgeçmediler. Peygamber-. lerini, aralarından çıkarıp kovmaya kalktılar. Kendilerine yapılan hitabı anlayacak akıllan olmadığı için, peygamberin çağrısına verdikleri cevap, şundan ibaret oldu:

"Lut'un ailesini kasabanızdan çıkann. Güya onlar, temiz kalmaya çalışan iıısanlaraıış." (en-Ncml, 56.)

Aslmda son derece övgüye şayan olan bir hususu, kovulmayı gerektiren bir yergi olarak ortaya attılar. Asm derecedeki inatları, onları böyle konuşmaya itti. Cenâb-ı Allah, Lut'u ve kansı dışındaki aile efradını temiz kıldı.. Onları, o kasabadan en güzel bir çıkarışla çıkardı. Kafir kavmini de orada ebedi bıraktı. Ancak orayı dalgalarından pis kokular gelen bir denize çevirdikten sonra onlan orada bıraktı. Gerçekte orası, o kafirler için alevli bir ateş, fokur fokur kaynatan bir sıcaklık idi. O denizin suyu da çok acı ve tuzluydu.

"Lut'u sürgün edin." demelerinin yegane sebebi, Lut'un onları ağır masiyetleri ve çok büyük fuhşiyatı işlemekten men'etmesi idi. İrtikab ettikleri fuhşiyatı, kendilerinden önce dünyada hiç bir millet işlemiş değildi. Bu nedenle onlar, üzerlerine inen azabla âlemlere ibret oldular.

Onlar yol kesiyor, arkadaşlanna hıyanet ediyor, toplantı yerlerinde gerek sözlerle gerekse fiili olarak her çeşit çirkinlikleri yapıyorlardı. Öyleki, yanlannda oturmakta olan kimselerden utanmadan, karşılıklı olarak yellenirlerdi. Kalabalık meclislerde dahi fuhuş yapmaktan çekinmezlerdi. Yapmakta olduklan pisliklere son vermelerini öğütleyen vaizlerin nasihatlerine kulak vermezlerdi. Geçmişte yapmış olduklan kötülüklerden ötürü pişmanlık duymazlardı. Gelecekte de değişmeye yönelik atılımları yoktu. Bunun üzerine Cenâb-ı Allah, onlan çok ağır bir cezaya çarptırmıştı.

Lut'a söyledikleri sözlerden biri de şuydu:

"Eğer doğru sözlülerden isen, haydi bize Allah'ın azabını getir!" (el-Ankebût, 29.)

Lut'tan, kendilerini tehdid edip durmakta olduğu can yakıcı azabı getirmesini istediler. İşte o zaman kadri yüce peygamberleri, kendilerine beddua etti. Alemlerin Rabbinden ve peygamberlerin ilahından, boz-. guncu millete karşı kendisine yardım etmesini istedi. O inançsızların yaptıklan işler Allah'ın ağırına gitti, O'nu öfkelendirdi ve peygamberi Lut'un çağnsma icabet etti.

Şerefli elçilerini ve ulu meleklerini göreve gönderdi. Bunlar, İbrahim Halil (a.s.)'e uğrayıp, onun bilgin bir oğlunun doğacağı müjdesini verdiler. Yapmakla görevlendirildikleri büyük ve kapsamlı işi ona haber verdiler.

«İbrahim: "Ey elçiler! Göreviniz nedir?" dedi. Elçiler: "Suçlu bir milletin üzerine, Rabbinin katından işaretli olarak, aşırı gidenlere mahsus sert taşlar göndermekle görevlendirildik." dediler.» (ez-zanyât, 31-34.)

«Elçilerimiz İbrahim'e müjde ile geldiklerinde: "Biz bu kasaba halkını yok edeceğiz, çünkü oranın halkı zalim kimselerdir." dediler.

İbrahim: "Ama Lut oradadır" dedi. Elçiler: "Biz orada olanları daha iyi biliriz; onu ve geride kalanlardan olacak karısı dışında ailesini kurtaracağız." dediler.» (c]-Ankebui, 31-32.)

"İbrahim'in korkusu gidip de müjde kendisine ulaşınca, Lut milleti hakkında elçilerimizle tartışmaya girişti." (Hûd, 74.)

Zira İbrahim, onların ilahî davete icabet edeceklerini, ya da Allah'a yönelip teslim olacaklarım ve küfürden kopup geri döneceklerini umuyordu. Bu nedenle Cenâb-ı Allah buyurmuş ki:

«Doğrusu, İbrahim çok içli, yumuşak huylu ve kendini Allah'a vermiş bir kimseydi. Elçilerimiz: "Ey İbrahim! Bundan vazgeç. Doğrusu, Rabbinin emri gelmiştir. Onlara, şüphesiz geri çevrilemeyecek bir azab gelmektedir." dediler.» (Hûd, 75-76.)

Yani Ey İbrahim! Bizimle bu konuyu tartışmaktan vazgeç de başka şeyler konuş. Çünkü onlar hakkında verilen karar kesindir.

Onlara azab inmesi, helak edilmeleri ve yurtlarının tahrib edilmesi vacib olmuştur. "Doğrusu, Rabbinin emri gelmiştir." Yani onların helak edilmeleri emrini; emri geri çevrilemeyecek, azabına karşı konulamayacak ve hükmü aksatılamayacak biri vermiştir. "Şüphesiz geri çevrilemeyecek bir azab, onlara gelmektedir."

Said b. Cübeyr, Süddî, Katade ve Muhammed b. İshak dediler ki: «Meleklerin azab haberini vermelerinden sonra İbrahim (a.s.) onlara şöyle çıkıştı:

- İçinde 300 mü'mih bulunan bir kasabayı helak eder misiniz?

- Hayır...

- İçinde 200 mü'min bulunan bir kasabayı helak eder misiniz?

- Hayır...

- İçinde kırk mü'min bulunan bir kasabayı helak eder misiniz?

- Hayır...

- İçinde on dört mü'min bulunan bir kasabayı helak eder misiniz?

- Hayır...

- Peki, ya içinde bir tek mü'min bulunan bir kasabayı helak eder misiniz?

- Hayır...

- "Orada Lut vardır."

- "Orada kimin bulunduğunu biz daha iyi biliriz."

Ehl-i Kitap kaynaklarında anlatıldığına göre İbrahim "(a.s.): Ya Rab! Aralarında elli salih kimse varken onları helak eder misin?" diye sordu. Nihayet bu sayıyı ona kadar indirerek sorusunu tekrarladı. Cenâb-ı Allah: "Aralarında on salih kimse varken onları helak etmem." dedi.»

«Elçilerimiz Lut'a gelince, onun fenasına gitti; çok sıkıldı. "Bu, çetin bir gündür." dedi. (Hûd, 77.) Müfessirler derler ki: Melekler - ki bunlar da Cebrail, Mikail ve İsrafil idiler - İbrahim'in yanından ayrıldıklarında Lut'un kasabasına yöneldiler. Lut kavmini imtihan etmek ve onların aleyhlerine bir delil çıkarmak maksadıyla, güzel suretli parlak gençler görünümüne bürünerek Sedum beldesine geldiler. Gün batınımdan sonra Lut'a konuk oldular. Onları insan sanan Lut, ahlaksız kavminin onları evlerine alarak kendilerine kötülük yapacaklarından endişe duyduğu için onları evine konuk etti. Bu iş onun fenasına gitti; çok sıkıldı. "Bu, çetin bir gündür."» dedi. Yani belası şiddetli bir gündür, demek istedi. Başkaları için yaptığı gibi, bunları da geceleyin koruyup müdafaa etmesi gerekeceğinden dolayı böyle demişti. Ahlaksız kavmi, hiç bir erkeği evine konuk etmemesini Lut'a şart koşmuşlardı, ama o, bu işin başka çıkar yolu olmadığı için bunları evine konuk etmek mecburiyetinde kalmıştı.

Katade'nin anlattığına göre melekler, kendi tarlasında çalışmaktayken Lut'un yanına gelmişler; kendilerini evine konuk olarak almasını istemişler; o da utandığından dolayı kabul etmiş; kendilerini eve götürmek üzere önlerine düşüp yürümeye koyulmuş; bu kasabadan gidip başka bir yerde konaklarlar umuduyla, onlara dokunaklı sözler söylemeye başlamıştı. Örneğin demişti ki: "Vallahi yeryüzünde bu kasaba halkı kadar murdar insanlar görmedim." Böyle dedikten sonra biraz yürüdü. Sonra bu sözünü yineledi. Neticede aynı sözü onlara dört defa tekrarlamış oldu. Melekler, peygamberleri Lut (a.s.)'un, kendileri aleyhinde tanıklıkta bulunmadıkça o kasaba halkını helak etmemekle emro-lunmuşlardı.

Süddî'nin anlattığına göre melekler, İbrahim'in yanından çıkıp Lut'un kasabasına doğru yöneldiler, öğle vakti oraya vardılar. Sedum ırmağına vardıklarında Lut'un kızıyla karşılaştılar. Kızcağız, eve su götürmekteydi. Lut'un iki kızı vardı. Büyüğünün adı Reysa, küçüğü-nünki Zagarta idi. Melekler ona sordular: "Hanım kız! Konaklayabileceğimiz bir yer var mı?" Lut'un kızı, kendi kasaba halkının onlara bir kötülük yapmasından korktuğu için: "Ben dönüp gelinceye kadar buradan ayrılmayın." dedi ve babasına gelerek şöyle konuştu: "Babacığım! Şehrin kapısında iki delikanlı seni sordular. Onlar kadar yakışıklı kimse görmüş değilim. Kasabalılar onları konuk edip te perişan hale düşürmesinler." Çünkü kavmi, Lut'un, erkekleri kendi evine konuk etmesini yasaklamış ve : "Bırak da erkekleri biz konuk edelim." demişlerdi.

Lut'un kabul etmesi üzerine, kızı gidip konuklan eve getirdi. Ev halkından başkası, konukların geldiğini görmemişti. Karısı çıkıp durumu halka duyurdu ve : "Lut'un evinde bazı erkekler var. Onlar gibi güzel yüzlüsünü bu güne kadar görmüş değilim!" dedi. Bunu duyar duymaz erkekler, Lut'un evine koşarak geldiler.

"Daha önce kötü işler işliyorlardı."

Yani bu kötülüklerinin yamsıra önceleri bir çok büyük günahlar daha irtikab etmişlerdi.

Lut dedi ki: "Ey kavmim! İşte bunlar kızlarım. Bunlar sizin için daha temizdirler."

Bu sözüyle onları kendi kanlarıyla tatmin olmaya yöneltiyordu. Çünkü onların karılan, şer'an Lut peygamberin kızlan durumundaydılar. Zira peygamber, hadiste de anlatıldığı gibi ümmetinin babası durumundadır. Nitekim yüce Allah buyurmuş ki:

"Peygamber, mü'minlere canlanndan daha yakındır. Onun eşleri de mü'minlerin analarıdır." (eiAhzâb, 6.)

Sahabe ve seleften bazılan, peygamberin, ümmetin babası olduğunu söylemişlerdir.

"Rabbinizin sizin için yarattığı eşleri bırakıp da, insanlar arasında erkeklere mi yaklaşıyorsunuz? Doğrusu siz, azmış bir milletsiniz." (eş-Şuarâ, 165-166.)

Ehl-i Kitabın iddia ettiği gibi Hz. Lut'un kızlarını o ahlaksız millete sunmuş olduğu görüşü asılsızdır. Bu iddialan yanlıştır.

Lut'a gelen melekler üç kişi oldukları halde, Ehl-i Kitap iki kişi olduğunu söyleyerek ikinci bir yanlış daha yapmışlardır. Akşam yemeğini de Lut'un yanında yediklerini söylemişlerdir. Bütün bu söyledikleri yanlıştır.

"Allah'tan sakının. Konuklanmm önünde beni rezil etmeyin. İçinizde aklı başında kimse yok mudur?" (Hüd: 78.) İnsana yaraşmayan o fuhşu işlemekten onları menetti. İçlerinde akıllı ve hayırlı bir kimse bulunmadığını, aksine tümünün beyinsiz, ahlaksız ve geri zekalı kafirler olduklarını bildirdi.

Onun bu sözleri, meleklerin sormadan duymak istedikleri şeylerdi. Övgüye layık ve şereflilerin şereflisi olan Allah'ın laneti üzerlerine olsun, o kavim, kendilerine doğruluğu emreden peygamberlerine şu cevabı verdiler:

"Andolsun ki, senin kızlarınla bir işimiz olmadığını biliyorsun. Doğrusu ne istediğimizin farkmdasm." (Had, 79.)

Allah kendilerine lanet etsin, şöyle diyorlardı: Ey Lut! Bizim kadınlarda gözümüz olmadığını, maksat ve isteğimizin ne olduğunu pekala biliyorsun. Şerefli peygamberlerine bu çirkin sözle karşılık verdiler. Can yakıcı azabın sahibi yüce Allah'ın satvetinden korkmadılar. Bunun üzerine o şerefli peygamber dedi İd: "Keşke size yetecek bir kuvvetim olsa veya sağlam bir yere sığmsam." (Hûd, 80.)

Bu çirkin sözlerinden ötürü hakkettikleri azabı üzerlerine indirmek için güç ve kuvvet sahibi olmak ya da onlara kaı-şı kendisine yardımcı olacak bir aşireti olmasını arzuladı.

Zührî, Ebu Hüreyre'nin merfu bir rivayette şöyle dediğim nakletti: "Lut kavmine inecek olan azab hususunda biz İbrahim'den daha çok kuşkulanma hakkına sahibiz. Allah Lut'a rahmet etsin. Sağlam bir yere sığınmak istiyordu. Yusuf un.kaldığı kadar zindanda kalsaydım, davetçiye icabet ederdim." Muhammed b. Amr b. Alkame, Ebu Hüreyre'den rivayet etti ki, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Sağlam bir yere (yani onur ve üstünlük sahibi olan Allah'a) sığındığı için Allah'ın rahmeti Lut'un üzerine olsun. Ondan sonra Cenâb-ı Allah'ın gönderdiği peygamberlerin tümü, kalabalık aşiret sahipleri olmuşlardır."

Yüce Allah buyurdu ki:

"Şehir halkı sevinerek geldiler. Lut: "Bunlar benim konuklanmdır. Onlara karşı beni mahçub etmeyin. Allah'tan korkun, beni rezil etmeyin. " dedi. "Biz sana misafir kabul etmeyi yasak etmemiş miydik?" dediler. Lut: "Alacaksanız, işte benim kızlanm." dedi." {cl-Hicr, 67-71.)

Bu kötü gidişatı ve fenalığı sürdürmekten onlan sakındırdı; kendi hanımlanna yanaşmalarını salıkladı.

Onlar, kötülüklerinden vazgeçmiyor, tavsiyeye kulak vermiyorlardı. Aksine Lut onlan sakmdırdıkça onlar, bu konuklan elde etmek için taleplerinde ısrar ediyorlardı. Ertesi sabah başlarına gelecek felaketten ve kaderin kendileri için ısıttığı azab ateşinden haberleri yoktu.

İşte bu nedenledir ki Cenâb-ı Allah, peygamberi Muhammed (s.a.v.)'in hayatına yemin ederek şöyle buyurmuştur: "Senin hayatına andolsun ki, onlar sarhoşluklan içinde bocalayıp duruyorlardı." (elHicr,72.)

"Lut, andolsun ki, onlan bizim yakalamamızla uyarmıştı. Ama onlar uyarmalan şüpheyle karşılayarak dinlemediler. Andolsun ki, onlar Lut'un konuklan olan melekleri elde etmeye kalkıştılar. Bunun üzerine gözlerini kör ettik. "Azabımı ve uyarmalanmı dinlememenin sonucunu tadın." dedik. Andolsun ki, sabah erken, önü alınmaz bir azab başlanna

geldi." (el-Kamer, 36-38.)

Müfessirler ve başkalan dediler ki: Allah'ın peygamberi Lut (a.s.), o ahlaksız milletin içeri girmelerine engel olmaya çalışıyor, kapıyı kilitleyerek onlara karşı konuklannı korumaya çabalıyordu. Fakat onlar açıp içeri girmek için kapıyı zorluyorladı. O da kapının ardından seslenerek, bu yaptıklarının doğru olmadığını, bundan vazgeçmeleri gerektiğini onlara Öğütlüyordu. Öğütlerini ısrarla yineliyordu. Sıkışıp çaresiz kalınca da: "Keşke size yetecek bir gücüm olsaydı veya sağlam bir yere sığmsaydım ve üzerinize azab indirseydim" dedi. Bu durumu gören melekler: "Ey Lut! Biz Rabbinin elçileriyiz. Onlar sana ulaşamayacaklar-dır"dediler. (Hüd, sı.)

Rivayete göre Cebrail (a.s.), evden çıkıp o ahlaksızların suratına kanadının ucuyla çarparak gözlerini kör etmiş. Öyleki, yüzlerindeki göz çukurları tamamen kapanıp dümdüz hale gelmiş, derler. Gözlerini kaybeden o ahlaksızlar, duvarlara tutunarak, el yordamıyla evlerine dönmeye başlamışlar. Dönerken de Allah'ın elçisi Lut peygamberi tehdid ederek: "Sabah olunca ona gösteririz." demişlerdi.

Yüce Allah buyurdu ki: 'Andolsun ki, onlar Lut'un konukları olan melekleri elde etmeye kalkıştılar. Bunun üzerine gözlerini kör ettik. "Azabımı ve uyarmalarımı dinlememenin sonucunu tadın." dedik. Andolsun ki, sabah erken, önü alınmaz bir azab başlarına geldi." (el-Kamcr,37-38.)

Şöyleld: Melekler, Lut'a yanaşarak, gecenin son kısmında karısı hariç, diğer aile efradım yanma alarak yola çıkmasını tenbihlediler. Kavminin üzerine inmekte olan azabın sesini duyduğunuzda; "İçinizden hiç kimse geıi kalmasın." dediler. Kendisinin de çoban gibi, onların ardısıra yürümesini öğütlediler. "Ancak karın hariç..." Bu kelimeyi mansub olarak okuma durumunda manası böyle olur. "Aileni geceleyin yürüt." Ancak karını yanına alıp beraberinde götürmeyesin! Yalnız bu kelimesini merfu olarak okumak ta mümkündür. Bu durumda ayetin manası şöyle olur: "Sizden hiç kimse geride kalmayacaktır. Ancak karın geride kalacak, geriye dönüp bakacaktır." Kavminin başına gelen bela, onun da başına gelecektir. Fakat bu ayetin birinci şekilde mansub olarak okunup ona göre manalandmlması daha kuvvetli bir görüştür. Doğrusunu Allah bilir.

Süheylî, Lut'un karısının adının Valihe; Nuh'un karısının adının ise Vâlihe olduğunu söylemiştir.

Melekler, Allah tarafından hain ve şüpheciler için melunluk örneği kılman bu asi ve yoldan çıkmışların helak edileceklerim müjdeleyerek Lut'a dediler ki:

"Şüphesiz onların vadeleri gün doğana kadardır. Gün doğması yakın değil mi?" (Hüd, sı.)

Lut (a.s.), aile efradı ile - bunlar, onun iki kızından ibaretti - geceleyin yola çıktığında, erkeklerden peşlerine takılan olmadı. Karısının da onlarla beraber yola çıktığını söyleyenler olmuşsa da, doğrusunu Allah bilir.

Bunlar o ahlaksızların beldesinden çıkıp kurtulduktan sonra gün

doğarken, ahlaksız ve kafir kavmin üzerine, Allah'ın geri çevrilemeyen emri geldi. Karşı konulması imkansız olan şiddetli azab, üzerlerine indi.

Ehl-i Kitap kaynaklarında anlatıldığına göre melekler, Lut'a, kendi

kasabasının yanındaki dağın tepesine çıkmasını teklif ettiler. Ama o, bunu uygun görmedi. Oraya yalan bir kasabaya gitmek istediğini söyledi. Onlar da: "Peki öyle olsun, git. Oraya varıp yeıieşinceye kadar seni bekleyeceğiz. Sen oraya vardıktan sonra biz bunların üzerine azabı indiririz." dediler. Rivayete göre, halkın Gur-ı Zağı" dedikleri Şuur kasabasına gitti. Gün doğunca da, terketmiş olduğu kasabanın üzerine Allah'ın azabı indi.

Yüce Allah buyurdu ki: "Buyruğumuz gelince oraların altını üstüne getirdik. Üzerleri de Rabbinin katından, işaretli olarak yığın yığın sert taş yağdırdık. Bunlar, zalimlerden hiçbir zaman uzak olmayacaktır." (Hûd, 82-83.)

Derler ki: Cebrail, kanadının ucuyla vurarak onları - içindeki insanlarla birlikte yedi kenti yerlerinden söküp kopardı. 400 veya 4000 nüfus idiler. Hayvanlarıyla birlikte helak edildiler. Bu kentlere bağlı arazi, mekan ve işyerleri de tahrib edildi. Top yekun yerden koparılıp kaldırıldılar; horozlarının ötüşlerini, köpeklerinin ulumalarım melekler duyacak kadar göklere yükseltildiler. Sonra da ters döndürülerek yere bırakıldılar. Alt-üst edildiler. Mücahid'in dediğine göre, eskiden en yüksekteki yerleri, bu defa yere ilk defa düşen kısımlar oldu.

"Üzerlerine yığın yığın sert taşlar yağdırdık." "Siccil" kelimesi Arapçalaştınlmış Farsça kelimelerden biridir. Katı ve sert anlamına gelir. "Mandud" kelimesi ise peşpeşe, habire manasına gelir. O taşlar Rabbinin katında işaretlenmişlerdi. Her taşın üzerinde, kime isabet edip helak edeceği yazılıydı. Azab melekleri demişlerdi ki: "Suçlu bir milletin üzerine, Rabbinin katından işaretli olarak, aşın gidenlere mahsus sert taşlar göndermekle görevlendirildik." (cz-Zâriyât, 32-34.)

"Üzerlerine de yağmur yağdırdık. Uyarılan, fakat yola gelmeyenlerin yağmuru ne kötü idi!" (eşŞuarâ, m.)

"Lut milletinin kasabalarını yere batıran, onları gömdükçe gömen O'dur. Ey kişi! Rabbinin hangi nimetinde şüpheye düşersin?" (en-Necm, 53-54.)

Onları ters çevirip yere batırdı, altlarım üstlerine getirdi. Üzerlerine yağmur gibi peşpeşe, yığın yığın sert taşlar yağdırdı. O taşlardan her birinin üzerinde, o beldede yaşamakta olan kafirlerden hangisini helak edecekse, o kişinin adı yazılıydı. Orada bulunanların da, oradan uzakta yaşamakta olup ta helak edileceklerin de adlan o taşlar üzerine yazılmıştı.

Anlatıldığına göre Lut'un karısı, kendi kafir kavmiyle beraber geride kalmıştı. Kocası Lut ve kızlarıyla beraber şehirden çıktığı, ancak çığlığı ve şehrin düşüşünü duyduğunda, geri dönüp kavmine doğru gittiği, öteden beri Rabbinin buyruğuna muhalefet ettiği, azabın indiğini görünce de "Vay benim milletimin başına gelenler!" diye feryad ettiği, bu esnada üzerine gökten bir taş düşerek kendisini öldürdüğü ve kavminin akibetine uğrattığı da anlatılır. Çünkü o da o ahlaksızların dininde imiş. Lut'un evine gelen konukları onlara haber veren bir casusmuş. Nitekim Yüce Allah buyurdu ki:

"Allah, inkar edenlere, Nuh'un karısıyla Lut'un karısını örnek gösterir: Onlar, kullarımızdan iki iyi kulun nikahmdayken onlara hıyanet etmişlerdi de, iki peygamber Allah'tan gelen azabı onlardan savama-mışlardı. O iki kadına: "Cehennem'e girenlerle beraber siz de girin."

dendi." (et-Tahrim, 10.)

Bu ayette geçen hıyanetten kasıt, dinde hıyanettir. Yani sözü edilen iki kadın, kocalarının dinine girmemişlerdi.

Yoksa

buradaki

hıyanet

kelimesiyle,

o

iki

kadının

fuhuş

yaptıkları kastedilmemektedir. Çünkü Cenâb-ı Allah, hiç bir peygamberin karısının fahişelik yapmasını takdir etmemiştir. Nitekim İbn Abbas ile selef ve halef imamlarından bazıları demişler ki: Peygamberlerden hiçbirinin karısı fuhuş işleyerek kocasını aldatmış değildir. Bunun aksini söyleyen, büyük bir hata işlemiş olur.

İfk hadisesinde iftiracılar Hz. Aişe hakkında ileri geri laflar edince Cenâb-ı Allah mü'minleri kınayıp azarladı, sakındırıp öğüt verdi. Müminlerin anası, Ebu Bekir es- Sıddık'm kızı, Rasûluilah'm zevcesi Hz. Aişe'nin masum olduğunu bildirirken şöyle buyurmuştu: "Onu dilinize dolamıştınız. Bilmediğiniz şeyleri ağzınıza alıyordunuz. Onu önemsiz bir şey sanıyordunuz. Oysa Allah katında önemi büyüktü. Onu işittiğinizde: "Bu konuda konuşmamız yakışık olmaz; haşa, bu büyük bir iftiradır." demeniz gerekmez miydi?" (en-Nûr, ib-i6.)

Yani, Ey Rabbimiz! Senin peygamberinin eşinin bu durumda olması mümkün değildir. Seni bundan tenzih ederiz.

«Bunlar (bu ceza) zalimlerden hiçbir zaman uzak kalmayacaktır.» (Hûd, 82.) Yani bu çeşit azab, Lut kavminin o çirkin fiilini işleyenlerden uzak olmayacaktır. Bu ayet-i kerimeye dayanan bazı âlimler, livata (oğlancılık) yapanların, evli de olsalar bekar da olsalar taşlanarak recme-dilmeleri gerektiğini söylemişlerdir. Örneğin Şafii, Ahmed b. Hanbel ve bir grup imam bu görüştedir. Bu görüşteki âlimler, Ahmed b. Hanbel ile sünen sahiplerinin, İbn Abbas'tan rivayet etmiş oldukları şu hadisi de delil olarak ileri sürmüşlerdir: Rasûlullah (s.a.v.) buyurdu ki:

"Lut kavminin fiilini yapanları gördüğünüzde; yapanı da, yapılanı da öldürün."

Ebu Hanife'nin görüşüne göre, bu fiili işleyen kimse, dağın en yüksek noktasından aşağıya fırlatılır. Lut kavmine yapıldığı gibi, ardısırada taşlar atılır. Çünkü Cenâb-ı Allah: "Bunlar, (bu ceza) zalimlerden hiç bir zaman uzak kalmayacaktır." demiştir.

Cenâb-ı Allah, Lut kavminin yaşadığı beldeleri pis kokulu bir denize dönüştürmüştür. O denizin suyundan yararlanılmaz. Adiliğinden ve pisliğinden ötürü, oranın çevresindeki arazilerden de faydalanılmaz. Orası başkalarına öğüt ve ibret oldu. Emrine muhalefet eden, peygamberlerini yalanlayan, kendi hevesine uyup mevlasma karşı gelen kimselerden intikam almakta ne kadar güçlü olduğuna dair Allah'ın bir kudret delili oldu. Onları tehlikelerden kurtarıp, karanlıklardan çıkararak aydınlığa kavuşturmakla, mümin kullarına karşı ne kadar merhametli olduğunu gösteren ilahî bir rahmet delili oldu. Nitekim yüce Allah buyurdu ki: "Şüphesiz bunda Allah'ın kudretine işaret vardır. Ama çoğu inanmazlar. Rabbin şüphesiz güçlüdür, merhametlidir." (eş-Şuarâ,8-9.)

"Tanyeri ağarırken çığlık onları y akalayı verdi. Memleketlerini alt üst ettik. Üzerlerine sert taşlar yağdırdık. Bunda, görebilen insanlar için ibretler vardır. O şehirlerin kalıntıları, işlek yollar üzerinde hâlâ durmaktadırlar. Bunda, inananlar için ibret vardır." (ei-Hicr, 73-77.)

Cenâb-ı Allah'ın o beldeleri ve oralarda yaşamış olanları nasır değiştirdiğine, kalabalıklarla şenlenmişken o kalabalıkları nasıl helak edip yok ettiğine feraset ve basiretle bakan mü'minler için ibretler vardır. Tirmizî ve diğerlerinin merfu olarak rivayet ettikleri bir hadiste şöyle buyurulmuştur: "Mü'minin ferasetinden sakının. Doğrusu o, Allah'ın nuru ile bakar." Bu hadis-i şerifi irad buyurduktan sonra Peygamber (s.a.v.) Efen-' dimiz şu ayet-i kerimeyi okumuştur: "Bunda, görebilen insanlar için ibretler vardır."

"O şehirlerin kalıntıları, işlek yollar üzerinde hâlâ durmaktadırlar." (el-Hîcr, 73.)

"Ey İnsanlar! Sabah akşam, onların yerleri üzerinden geçersiniz. Akletmez misiniz?" (cs-safraı, 137138.)

"Andolsun ki, Biz, düşünen kimseler için bu kasabadan apaçık bir belgeyi geride bırakmışızdır." (eiAnkcbat, 35.)

"Bunun üzerine, suçlu milletin arasında bulunan mü'minleri çıkardık. Zaten orada, kendim Allah'a vermiş sadece bir tek ev halkı bulduk. Can yakıcı azabdan korkanlar için, o beldede bir işaret, bir kalıntı bıraktık." (ez-Zâriyât, 35-37.) Yani ahiret azabından korkan, görmediği halde Allah'tan korkan, Rabbinin huzurunda durup hesap vermekten korkan, nefsini kötü heveslerden men'eden, dolayısıyla ilahî yasakları çiğne-' mekten çekinen, günah işlemeyi terkeden, Lut kavmine benzemekten korkan kimseler için o harap beldede öğüt ve ibretler bıraktık. Her bakımdan olmasa bile bazı bakımlardan bir millete benzeyen kimse, o milletten sayılır. Bazıları demişler ki:

Ayniyle Lut kavmi gibi olmasanız da Lut kavmine pek uzak da sayılmazsınız.

Akıllı, anlayışlı ve Kabbinden korkan kimse, onur ve üstünlük sahibi Allah'ın emirlerine uyar. Rasûlullah (s.a.v.)'ın tavsiyelerini kabul eder. Örneğin kendisi için yaratılmış olan helal eşleri ve güzel cariyele-riyle şehvetini tatmin eder. Her azılı fesatçıya uyup ta Allah'ın tehdidine muhatab olmaktan ve : "Bunlar (bu cezalar), zalimlerden hiç bir zaman uzak olmayacaktır." ayetinin kapsamına girmekten sakınır.