Yüce Allah buyurdu ki: «Musa, uşağına demişti ki: "Durmadan (yürüyerek) iki denizin birleştiği yere varacağım veya üzün bir zaman yürüyeceğim." İkisi (yürüdüler), iki denizin birleştiği yere varınca balıklarını unuttular, (balık) sıyrılıp denizde yolunu tuttu. (O belirtilen yeri) geçip gittiklerinde (Musa) uşağına: "Kuşluk yemeğimizi bize getir(de yiyelim), andolsun, bu yolculuğumuzdan (epey) yorgunluk çektik." dedi. (Genç):"Gördün mü?" dedi. "Kayaya sığındığımız vakit balığı unuttum. Onu söylememi, bana ancak şeytan unutturdu. (Balık), şaşılacak şekilde denizin içinde yolunu tut (up git) ti!"
(Musa): "İşte aradığımız o idi." dedi. Tekrar izlerim takib ederek geriye döndüler, (kayaya vardılar. Orada) kullarımızdan bir kul buldular ki, biz ona katımızdan bir rahmet vermiştik ve ona katımızdan bir ilim Öğretmiştik. Musa ona: "Sana öğretilenden, bana doğruyu bulmama yardım edecek bir bilgi öğretmen için sana tâbi olabilir miyim?" dedi. (O da): "Sen benimle (beraber bulunmaya) sabredemezsin." dedi. "Sana bildirilmeyen birşeye nasıl dayanabilirsin?" (Musa): "İnşaallah" dedi. "Beni sabredici bulursun. Senin emrine karşı gelmem." (O kul): "O halde" dedi. "Eğer bana tabi olursan ben sana anlatmcaya kadar (yaptığım) hiçbir şey hakkında bana soru sorma."
Bunun üzerine yürüdüler. Nihayet gemiye bindikleri zaman gemiyi deliverdV(Musa): "Halkını boğmak için mi gemiyi deldin? Hakikaten sen müthiş bir iş yaptın!" dedi. (O kul): "Sen benimle beraber bulunmağa dayanamazsın demedim mi?" dedi. (Musa): "Unuttuğum şeyden ötürü beni kınama ve bana bu işimden dolayı bir güçlük çıkarma." dedi. Yine yürüdüler. Nihayet bir oğlan çocuğuna rastladılar. (O kul) hemen onu öldürdü. (Musa): "Bir can karşılığı olmadan temiz bir canı öldürdün ha? Doğrusu sen, çirkin bir iş yaptın!" dedi. (O kul): "Ben sana demedim mi, benimle beraber bulunmaya dayanamazsın?" dedi. (Musa) dedi ki: "Eğer bundan sonra (bir daha) sana birşey sorarsam, artık bana arkadaş olma. (O zaman) benim tarafımdan sana özür ulaşmıştır. (Artık benden ayrılmakta mazur sayılırsın.)" Yine yürüdüler. Nihayet bir köy halkına varıp onlardan yemek istediler. (Köy halkı) onları ağırlamaktan kaçındılar; Derken orada yıkılmaya meyleden (yıkılmak üzere olan)bir duvar buldular. Hemen onu doğrulttu. (Musa): "İsteseydin buna karşılık bir ücret alırdın." dedi.
"îşte, dedi. Bu, benimle senin aramızın ayrılmasıdır. (Şimdi) sana sabredemediğin şeylerin içyüzünü haber vereceğim. O (yaraladığım) gemi, denizde çalışan yoksullarındı. Onu kusurlu yapmak istedim. Çünkü onların ilerisinde her (sağlam) gemiyi, zorla alan bir kral vardı.
Çocuğa gelince: Onun anası babası mü'min insanlardı. Bunun, onlara azgınlık ve küfür sarmasından (isyanıyla onlan şerre sürüklemesinden) korktuk. İstedik ki Rableri onun yerine kendilerine ondan daha temiz, daha merhametli birini versin. Duvar ise, şehirdeki iki yetim çocuğun idi. Altında onlara ait bir hazine vardı. Babaları da iyi bir kimse idi. Rabbin istedi ki onlar (büyüyüp) güçlü çağlarına ersinler. Ve Rab-binden bir rahmet olarak hazinelerini çıkarsınlar. Bunları ben kendiliğimden yapmadım. îşte senin sabredemediğin şeylerin iç yüzü!» <ei,Kehf,60-82.)
Ehl-i Kitaptan bazıları dediler ki: Hızır'ın yanına giden Musa, Musa b. Mensa b. Yusuf b. Yakub b. İshak b. İbrahim Halil'dir. Ehl-i Kitap kaynaklarından alıntılar yapan bazı kimseler de bu görüşe katılmışlardır. Nevf b. Fizale el-Himyerî eş-Şamî el-Bikalî, bunlardan biridir. Bunun Şamlı olduğu söylenir. Anası, Kabü'l-Ahbar'm zevcesidir.
Fakat doğru olan, Kur'ân aj'etlerinin ifade ettiğidir. Şahinliğinde ittifak edilen bir hadisin açık ifadesi de şudur: "O, İsrailoğullanmn peygamberi, İmranoğlu Musa'dır."
Buharı, Said b. Cübeyr'in şöyle dediğim rivayet eder: îbn Abbas'a dedim ki: "Nevfel-Bikalî, Hızır'la arkadaşlık eden Musa'nın, İsrailoğullarının Musa'sı olmadığım iddia ediyor." İbn Abbas dedi ki: "Allah'ın düşmam (Nevf) yalan söylüyor! Çünkü Ubeyy b. Ka"b, Hz. Pey-gamber'in şöyle dediğini işittiğini bana söyledi: «Musa, İsrailoğullanna hitab etmek üzere ayağa kalktı. Kendisine, "İnsanların hangisi daha çok bilgilidir?" diye soruldu. "Benim." diye cevap verdi. İlmin ancak Allah'a ait olduğunu söylemediği için, Cenâb-ı Allah onu kınadı ve şöyle vahyetti: "İki denizin birleştiği yerde bir kulum var ki, o, senden daha çok bilgilidir." Musa: "Ya Rab! Ben ona nasıl giderim?" diye sordu. Cenâb-ı Allah buyurdu ki:' Yanma bir balık al. Onu zenbil içine koy. Balığı nerede kaybedersen o kulum da oradadır."
Musa bir balık alıp bir zenbilin içine koydu. Sonra Yuşa1 b. Nun adındaki bir gençle birlikte yola koyuldu. Nihayet bir kayanın yanma vardılar. Başlarım kayanın üstüne koyup uyudular. Zenbilin içindeki balık hareketlendi. Oradan çıkıp denize düştü. Suların üstünden sıyrılarak denizde yol almaya başladı. Cenâb-ı Allah suyu tutmuş; balık, suyun altına inmemiş, suların üzerinden kayıp gitmişti. Genç uykudan uyandığında, balığın kaybolduğunu Musa'ya bildirmeyi unuttu. Günün kalan kısmında ve o gece yollarına devam ettiler. Ertesi sabah olunca Musa, uşağına dedi ki: "Kuşluk yemeğimizi bize getir (de yiyelim). An-dolsun, bu yolculuğumuzdan (epey) yorgunluk çektik." dedi.
Musa, Allah'ın kendisine, varmasına emrettiği yeri geçinceye kadar yorulmamıştı. Uşağı kendisine şöyle demişti: «Gördün mü? Kayaya sığındığımız vakit balığı unuttum. Onu söylememi, bana ancak şeytan unutturdu. (Balık), şaşılacak şekilde denizin içinde yolunu tut(up git)ti.» Balık, sularm üstünden sıyrılarak gitmişti. Musa ile uşağı da buna şaşmışlardı. Musa, uşağına şöyle demişti: «İşte aradığımız o idi.» Tekrar izlerini takib ederek geriye döndüler. (Kayaya vardılar).» Orada, elbisesine bürünmüş bir adamla karşılaştılar. Hızır: Neredensin? selam sana, dedi. Musa da: «Ben, Musa'yım» dedi. "İsrailoğullarmm Musa'sı mı?" diye sordu. Musa şöyle cevap verdi:. «Evet. Doğruyu bulmama yardım edecek ilmini bana öğretmen için sana geldim.» Hızır: «Benimle beraber olmaya sabredemezsin.» Ya Musa! Ben, Allah katından bana verilen bir bilgiye sahibim. Sen onu bilemezsin. Sen de Allah katından verilen ve benim bilmediğim bir bilgiye sahipsin, dedi. Musa: «înşaallah beni sabreden biri olarak bulacaksın. Hiç bir işte sana karşı gelmeyeceğim.» dedi. Hızır ona şöyle dedi: «O halde eğer bana tabi olursan, ben sanaanlatmcaya kadar (yaptığım) hiç birşey hakkında bana soru sorma.»'Bunun üzerine yürüdüler.
Deniz kıyısında yürüyorlardı. Yanlarından bir gemi geçiyordu. Kendilerini de gemiye almalarını söylediler. Gemi mürettebatı Hızır'ı tanıdılar. Ücretsiz olarak onları gemiye aldılar. Gemiye biner binmez Hızır, geminin tahtalarından birini keserle söktü. Musa ona dedi ki: Adamlar bizi ücretsiz olarak gemiye aldılar. Sen de gemilerini deldin! «Halkını boğmak için mi (böyle yaptın?!.) Hakikaten sen müthiş bir iş yaptın!»
Hızır: «Sen benimle beraber bulunmaya dayanamazsın demedim mi?» (Musa): «Unuttuğum şeyden ötürü beni kınama ve bana bu işimden dolayı bir güçlük çıkarma.» dedi. Musa (a.s.), sözünü ilk olarak unutmuştu. O esnada bir serçe gelip geminin kenarına kondu. Gagasıyla denizden bir damla su aldı. Hızır, Musa'ya dedi ki: «Allah'ın ilmi karşısında ikimizin ilmi, şu serçenin gagasıyla denizden aldığı bir damla su kadardır!» Böyle dedikten sonra gemiden çıktılar. Deniz kıyısında yürümeye başladılar. Yürürken, çocuklarla oynamakta olan bir oğlana rastladılar. Hızır, oynamakta olan oğlanı yakalayıp kellesini çekti ve çocuğu öldürdü. Musa: «Bir can karşılığı olmadan temiz bir canı Öldürdün ha? Doğrusu sen çirkin bir iş yaptın!» dedi. (Hızır): «Ben sana demedim mi? Benimle beraber bulunmağa dayanamazsın!» dedi.
Hızır'ın bu ikazı, öncekinden daha sertti.
(Musa) dedi ki: «Eğer bundan sonra (bir daha) sana birşey sorar»
sam, artık bana arkadaş olma. (O zaman) benim tarafımdan sana özür ulaşmıştır. (Artık benden ayrılmakta mazur sayılırsın.)» Yine yürüdüler. Nihayet bir köy halkına varıp onlardan yemek istediler. (Köy halkı) onları ağırlamaktan kaçındı. Derken orada yıkılmak üzere olan bir duvar buldular. (Hızır) hemen onu doğrulttu. (Musa) dedi ki: «(Bu kavim ki, kendilerinden yemek istedik, bize yemek vermediler ve bizi konukla-madılar) isteseydin (duvarı doğrultmana) karşılık bir ücret alırdın.» (Hızır) dedi İd: «İşte bu, benimle senin aramızın ayrılmasıdır. (Şimdi) sana, s abre dem ediğin şeylerin iç yüzünü haber vereceğim.»
Hızır, ona, tuhaf bulduğu şeylerin gerekçelerini birer birer anlattı ve: «İşte, senin sabredemediğin şeylerin içyüzü!..» dedi.
Bu kıssayla ilgili olarak Peygamber (s.a.v.) Efendimiz şöyle buyurmuşlardır: «Cenâb-ı Allah ikisinin de kıssasını bize anlatıncaya kadar Musa'nın sabretmesini isterdik.»
Yine Buharî'nin, Süfyan b. Uyeyne'den yapmış olduğu bir rivayette şu ifadelere rastlamaktayız: «Beraberindeki genç Yuşa' b. Nun ile birlikte Musa yola çıktı. Yanlarında bir de balık vardı. Nihayet bir kayanın yanma vardılar. Orada mola verdiler. Musa, başım kayanın üstüne koyup uyudu.»
Süfyan şöyle dedi: Kayanın dibinde âb-ı hayat denen bir su kaynağı vardı. İsabet ettiği her şeye hayat verirdi. Zenbildeki balığa da o sudan gelen sızıntılar isabet etmişti. Balık canlanıp zenbilden sıyrılmış ve denize girip gitmişti. Musa, uykudan uyandığında uşağına: «Kuşluk yemeğimizi getir (de yiyelim). Andolsun, bu yolculuğumuzdan (epey) yorgunluk çektik.» dedi.
Süfyan b. Uyeyne dedi ki: Bir serçe gelip geminin kenarına kondu. Gagasını denize daldırıp bir damla su aldı. Onu gören Hızır, Musa'ya dedi ki: "Benim, senin ve bütün insanların ilmi, Allah'ın ilmi karşısında şu serçenin gagasıyla denizden aldığı su kadardır!"
Buharı, Said b. Cübeyr'in şöyle dediğini rivayet etti: İbn Abbas'm evinde oturmuş, kendisiyle konuşuyorduk. Bir ara "Bana soru sorun." dedi. Dedim ki: "Ya Eba Abbasî'Allah beni sana feda etsin. Kufe'de Nevf adında biri var. Bu adam, (Hızır'la buluşanın) İsrail oğullarının Musa'sı olmadığım iddia ediyor!" İbn Abbas: "Allah'ın düşmanı (Nevf) yalan söylemiştir.» dedi. Ve sözlerini şöyle sürdürdü: Rasûlullah (s.a.v.) buyurdu ki: Allah'ın elçisi Musa bir gün halka vaaz etti. Öyleki halkın gözlerinden yaşlar boşaldı. Kalpleri yumuşadı. Adamın biri yanına gelip: "Ey Allah'ın elçisi, yeryüzünde senden daha bilgili bir kimse var mıdır?" diye sordu. Musa, "Hayır." dedi. İlmin Allah'a ait olduğunu söylemediği için Rabbi onu kınadı ve kendisine: "Senden daha bilgili biri vardır." denildi. Musa sordu:
-Nerededir Ya Rab?
- İki denizin birleştiği yerde.
- Orayı bulmak için bana bilgi ver.
- Balığı kaybettiğin yerde onu bulacaksın. Yanma Ölü bir balık al. Balığın canlandığı yerde onu bulucaksm.
Musa bir balık alıp zenbilin içine koydu. Uşağına: "Görevin, balığın senden ayrıldığı yeri bana bildirmelidir." dedi. Uşağı da: «Şu halde fazla bir görevim yok.» dedi. Uşağının adı, Nun oğlu Yuşa' idi. Musa, mola verdikleri rutubetli yerde kayanın gölgesinde uyumaktayken zenbildeki balık canlanıp harekete geçmiş ve zenbilden çıkıp gitmiş. Uşağı da bu durumu bildirmek için Musa'yı uykudan uyandırmamış, "Uyanınca söylerim." demişti. Ama uyandığında da söylemeyi unutmuş. Balık, suların üstünden sıyrılıp gitmiş. Ama zenbilden çıkarken üzerinden geçtiği kayada iz bırakmış. (Musa): "Andolsun, bu yolculuğumuzdan (epey) yorgunluk çektik." dedi. Uşağı da: "Allah, yorgunluğu senden koparmıştır." dedi. Ve balığın kaybolduğunu ona bildirdi. Geri dönüp kayanın yanma geldiler. Hızır'ı, denizin ortasına serdiği yeşil bir keçenin üstünde uzanmış ve elbisesinin bir ucunu başının altına, diğer ucunu ayaklarının altına atarak elbisesine bürünmüş vaziyette buldular. Musa ona selam verdi. Yüzünü açıp "Yanıma gelenler zararsız mıdırlar? Sen kimsin?» diye sordu. Musa, cevap verdi:
- Ben Musa'yım.
- İsrailoğullannın Musa'sı mı?
- Evet.
- Burada işin ne?
- Sana öğretilenden doğruyu bulmama yardımcı olacak bilgiyi bana öğretmen için gelmiş bulunuyorum.
-Yanındaki Tevrat sana yetmiyor mu? Sana vahiy de geliyor. Ey Musa! Bende bir ilim var ki, onu senin öğrenmen gereksizdir. Sende bir ilim var ki, onu benim öğrenmem gereksizdir. Böyle konuşurlarken bir kuş gelip gagasıyla denizden bir damla su aldı. Onu gören Hızır, şöyle dedi: "Vallahi senin ve benim ilmimiz, Allah'ın ilmi karşısında şu kuşun denizden aldığı bir damla su kadardır!"
Nihayet gemiye bindiler. Geminin rotası üzerinde küçük iskeleler vardı. Bir kıyıdaki adamları karşı kıyıya taşıyordu. Geminin mürettebatı Hızır'ı tanıdılar ve: "Allah'ın iyi bir kulu Hızır mı?" diye sordular. Evet deyince, "Biz seni ancak ücretsiz olarak gemiye alırız." dediler. Gemiye bedava bindirdiler. Bindikten sonra Hızır, gemiyi deldi, bir çivi çaktı. Böyle yaptığım gören Musa: "Halkım boğmak için mi gemiyi del-din? Hakikaten sen müthiş bir iş yaptın!" dedi. (Hızır): "Sen benimle beraber bulunmağa dayanamazsın demedim mi?" dedi. Musa'nın ilk jcarşı çıkması, unuttuğundan dolayı olmuştu. İkincisi şarta dayalıydı. Üçün-cüsüyse kasıtlıydı. Musa: "Unuttuğum şeyden ötürü beni kınama ve
bana bu işimden dolayı bir güçlük çıkarma." dedi. Yine yürüdüler. Nihayet bir oğlan çocuğuna rastladılar. (Hızır) hemen onu öldürdü!" Oynamakta olan bir kaç çocuğa rastladılar. Hızır, zarif yapılı bir çocuğu yakalayıp yere yatırdı ve bıçakla boğazladı. Musa: "Bir can karşılığı olmadan temiz bir canı öldürdün ha!.." dedi. Hiç bir kötülük yapmamış olan ve Müslüman bir çocuğu öldürdün! dedi. Yine yürüdüler. Nihayet "Yıkılmak üzere olan) bir duvar buldular. Hemen onu (eliyle) doğrulttu." Musa: "İsteseydin buna karşılık bir ücret alırdın." dedi. Said "Yiyeceğimiz bir bedel alırdın", anlamını vermiştir.
Ayetini İbn Abbas (r.a.), şeklinde okumuştur. Buna göre ayetin manası şöyle olur: «Onların ilerisinde, her (sağlam) gemiyi zorla alan bir kral vardı.» O-kralın adı da, anlatıldığına göre Hüded b. Büded'miş. Hızır'ın öldürdüğü çocuğun adı da Cey-sur'muş.
Gemiyi delme sebebini Hızır, şöyle açıklamış: Gemicilerin ilerisinde sağlam gemileri zorla alan bir kral vardı. Gemiyi delerek kusurlu hale getirdim ki kral, kusurlu olduğunu görünce gemiyi ellerinden almasın. Fakat o kralın mıntıkasını geçtikten sonra gemiyi onarır ve ondan yine faydalanırlar.
Bazılarının dediğine göre sahipleri, gemiyi şişeyle, diğer bazılarının dediğine göre de ziftle onarmışlar.
Hızır'ın öldürdüğü çocuğa gelince, «Onun anası babası mü'min insanlardı. (Kendisi kafirdi) Bunun onlara azgınlık ve küfür sarmasından (onları küfre sürüklemesinden; ona olan sevgilerinin, kendilerini ona tabi kılmasından) korktuk. İstedik ki Rableri onun yerine kendilerine ondan daha temiz, daha merhametli (ana babasına iyilik eden) birini . versin.»
Hızır, bu açıklamayı, Musa'nın: «Temiz bir canı öldürdün ha?» demesi üzerine yapmıştı.
Cenâb-ı Allah; Hızır'ın öldürdüğü o oğlan çocuğunun yerine, ana babasına bir kız çocuğu vermişti. İbn Abbas'm dediğine göre Musa (a.s.), îsrailoğullarına hitapta bulunmuş ve; «Allah'ı ve onun emirlerini benden daha iyi bilen bir kimse yoktur!» demişti. Bunun üzerine Cenâb-ı Allah, Hızır'la buluşmasını ona emretmişti. Buluşma ve yukarıdaki hadiseleri beraberce yaşamışlardı.
Zührî'nin rivayetine göre Abdullah İbn Abbas ile Hürr b. Kays b. Hısn el-Fezarî, Musa'nın arkadaşlık ettiği şahsın kim olduğu hususunda tartışmışlar. İbn Abbas, o şahsın Hızır olduğunu söylemiş. O ara, Ubeyy b. Ka'b yanlarından geçiyormuş, îbn Abbas onu çağırıp şöyle demiş: "Ben ve bu arkadaşım; Musa'nın, kendisiyle nasıl buluşacağım Rabbinden sorduğu ve bulduğu arkadaşının kim olduğu hususunda tartıstık. Sen bu hususta Rasûlullah (s.a.v.)'dan birşey duydun mu?" Ubeyy b. Ka'b: "Evet" demiş ve mezkur hadisi nakletmiş.
«Duvar ise şehirde (Kaşih'in oğulları Asrem ile Sarum adındaki) iki yetimindi. Altında, onlara ait bir hazine vardı.» Denildiğine göre o hazine, altındı.îkrime ise, ilim olduğunu söylemiştir. îbn Abbas da böyle demiştir. Bu iki rivayeti, şöyle bir benzerlik noktasında birleştirebiliriz: O hazine altın bir levha olup üzerinde ilim yazılıydı'.
Bezzar, Ebu Zerr'in şöyle dediğini rivayet eder: Cenâb-ı Allah'ın, kitabında sözünü ettiği hazine, som altından bir levha olup üzerinde şu ibare yazılıydı:
«Kadere inandığı halde hırsla çalışana şaşarım.
Cehennemi hatırladığı halde gülen adama şaşarım.
Ölümü hatırladığı halde gaflette olana şaşarım.
Allah'tan başka tanrı yoktur. Muhammed de Allah'ın Rasûlü (elçi-si)dir.»
«(Yetimlerin) babaları da iyi bir kimse idi.» Bu iyi kimsenin, onların yedinci ya da onuncu babaları olduğu söylenir. Her takdirde bu ayet, iyi kimsenin anısının, kendi zürriyeti içinde korunacağını ispatlamaktadır. Kendisinden yardım istenilen, Allah'tır.
«Rabbinden bir rahmet olarak...» Bu ayet, Hızır'ın peygamber olduğunu ve hiçbir işi kendiliğinden yapmadığım, bilakis Rabbinin emriyle yapan bir nebi olduğunu ispatlamaktadır. Rasûl olduğunu söyleyenlerin yanısıra veli olduğunu söyleyenler de vardır. İşin garibi, melek olduğunu söyleyenler de olmuştur. Bundan daha da garibi, onun, Firavun'un oğlu olduğunu da söylemişlerdir. Dünyaya 1000 sene müddetle hükmetmiş olan Dahhak'm oğlu olduğunu söyleyenler de vardır.
İbn Cerir et-Taberi der ki: Ehl-i Kitap ulemasının çoğu, onun Feridun zamanında yaşadığı görüşündedirler. Zülkarneyn'den önce yaşadığını söyleyenler de olmuştur. Zülkarneyn ile Feridun'un aynı şahıs olduğu da söylenir. Hz. İbrahim zamanında yaşayan süvari ve bahadır bir kimse olduğu ileri sürülür. Bu hükümdarla çağdaş olan Hızır'ın âb-ı hayat içmesinden ötürü zamanımıza kadar sağ kaldığı sanılmaktadır.
Onun, İbrahim peygambere inananlardan birinin oğlu olduğu, Ba-bil şehrinden onunla birlikte göç ettiği, adının da Melkan olduğu söylenir. Adının, Ermiya b. Halkiya olduğunu söyleyenler de vardır. Rivayete göre Hızır (a.s.), Sebasib b. Behrâsib devrinde peygamber imiş.
İbn Cerir et-Taberî der ki: Feridun ile Sebasib arasında çok uzun devirler geçtiğini, neseb ilmini bilenlerin hepsi bilirler. Doğrusu şu ki Hızır, Feridun devrinde yaşamış, Musa (a.s.) kendisine kavuşuncaya kadar hayatta kalmıştır. Musa'nın peygamberliği de, Pers hükümdarlanndan Feridun oğlu Ebrec'in oğullarından Menuşehr zamanında olmuştur. Menuşehr, dedesi Feridun'dan sonra hüküm sürmüş adalet sahibi bir hükümdardır. Hendek kazdıran ve her kasabaya bir yönetici tayin eden ilk hükümdar, MenuşeKr olmuştur. 150 seneye yalan hüküm sürmüştür. Hz. ibrahim'in oğlu İshak (a.s.)m soyundan olduğu söylenir. Akıllan çelen, duyanlara hayret veren güzel hutbeleri, faydalı ve beliğ, aynı zamanda fasih sözleri nakledilir İd, bu da onun, İbrahim Halil (a.s.)'in soyundan olduğunu ispatlamaktadır. Doğrusunu Allah bilir. Yüce Allah buyurdu ki:-
«Allah peygamberlerden şöyle söz almıştı:
«Balan, size kitap ve hikmet verdim. Sonra yanınızda bulunan (kitaplar)! doğrulayıcı bir peygamber geldiğinde, ona mutlaka inanacak ve ona mutlaka yardım edeceksiniz! Bunu kabul ettiniz mi? Ve bu hususta ağır ahdimi üzerinize aldınız mı?» demişti. «Kabul ettik.» dediler. «O halde şahit olun. Ben de sizinle beraber şahid olanlardanım.» dedi. (Al-îmrân, 81.)
Cenâb-ı Allah, peygamberlerin her birinden, kendisinden sonra gelecek olan peygamberlere inanıp yardıma olacaklarına dair söz aldı. Bu inanmayı, Hz. Muhammed için zorunlu kıldı ve ona yardımcı olmaları için söz aldı. Çünkü o, peygamberlerin sonuncusuydu. Ona'yetişen her peygamberin ona inanıp yardım etmesi hak olmuştur. Eğer Hızır da onun zamanında sağ olsaydı mutlaka ona uymak, onunla bir arada bulunmak ve ona yardımcı olmak mecburiyetinde kalacaktı. Bedir savaşında onun sancağı altına girenlerden biri olacaktı. Nitekim o savaşta Cebrail ile diğer büyük melekler, onun sancağı altına girmişlerdi.
Hızır (a.s.), yâ nebidir - ki doğrusu da budur, ya rasûl ya da melektir. Her neyse Cebrail, meleklerin reisidir. Musa da Hızır'dan daha üstündür. Eğer hayatta olsaydı Hz. Muhammed'e inanıp ona yardım etmesi vacib olurdu. Çoklarının dedikleri gibi veli olan Hızır eğer hayatta olsaydı, onun da Hz. Muhammedın yanma gidip ona iman etmesi ve yardımcı olması gerekirdi. Fakat bir gün bile Hızır'ın Hz. Peygamber'in yanma geldiğini, onunla buluştuğunu ifade eden ve bu hususta dayanak teşkil eden ne hasen, ne de zayıf bir hadis mevcut değildir. Her ne kadar Hakîm'in bu konuda bir rivayeti varsa da senedi zayıftır. Doğrusunu Allah bilir.

