Cenâb-ı Allah buyurdu ki:
«Kitap'da Musa'yı da an. Çünkü o, içi teiniz (bir insan)dı. Ve gönderilmiş bir peygamberdi. Ona Tur'un sağ tarafından seslendik ve onu (kendisiyle) özel konuşmak için (bize) yaklaştırdık. Ona rahmetimizden dolayı kardeşi Harun'u da peygamber olarak armağan ettik.» (Meryem, 51-53.)
«(Allah) buyurdu ki: "Ey Musa! Ben elçiliklerimle (verdiğim Tevrat levhalarıyla) ve konuşmamla seni insanların başına seçtim; sana verdiğimi al ve şükredenlerden ol."» (ei-A'raf, 144.)
Buharî ve Müslim'in sahihlerinde nakledildiğine göre Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:
«Beni Musa'ya üstün tutmayın. Kıyamet gününde insanlar düşüp bayılacaklardır. İlk ayılan ben olacağım. Fakat ayıldığımda Musa'nın, Arşın ayaklarına tutunmuş olduğunu göreceğim. Bilemem, benden önce bayılıp da benden önce mi ayılmıştı/? Yoksa dünyada iken Tur dağında düşüp bayılmasının karşılığını mı almıştır?»
Önce de söylediğimiz gibi Hz. Peygamber, tevazu ve alçak gönüllülüğünden dolayı böyle söylemiştir. Yoksa kendisi, bütün peygamberlerin sonuncusu ve dünya ile ahirette ademoğullarınm efendisidir. Bu husus kesin olup buna karşı ileri sürülecek herhangi bir delil yoktur.
Cenâb-ı Allah buyurdu ki: «Nuh'a ve ondan sonra gelen peygamberlere vahyettiğimiz gibi sana da vahyettik. Nitekim İbrahim'e, ismail'e, İshak'a, Yakub'a, torunlar(m)a, İsa'ya, Eyyub'a, Yunus'a, Harun'a, Süleyman'a da vahyetmiş ve Davut'a da Zebur'u vermiştik. Daha önce sana anlattığımız elçilere ve sana anlatmadığımız elçilere de (vahyetmiş-tik). Ve Allah Musa ile de konuşmuştu.» {en-Nisâ, 163-164.)
«Ey inananlar, şu kimseler gibi olmayın ki, Musa'ya eziyet ettiler de Allah onu, onların dediklerinden beraat ettirdi. O, Allah yanında vecih (gözde, itibarlı bir kul) idi.» (ei-Ahzâb, 69.)
İshak b. İbrahim, Ebu Hüreyre'den rivayet ederek Rasûlullah (s.a.v.) Efendimiz'in şöyle buyurduğunu söyledi:
«Musa, utangaç bir adam olup örtünürdü. Cildi görünmezdi. İsrailoğullarından bazı kimseler kendisine eziyette bulundular ve: "Bu adamın cildinde alacalık veya testislerinde şişkinlik ya da kendisinde herhangi bir kusur bulunduğundan dolayı böyle örtünüyor." dediler. Cenâb-ı Allah onların bu söylediklerinin Musa'da bulunmadığını isbat-lamak istedi. Birgün tenhada Musa, elbisesini çıkarıp bir taşın üzerine koydu, sonra yıkandı. Yıkandıktan sonra giyinmek için elbiselerinin yanına gitti. Taş, elbisesini kaçırdı. Musa değneğini eline alıp taşın peşine düştü. Onu kovalamaya başladı ve: "Taş elbisemi götürdü, taş elbisemi götürdü." diyerek kovalamasını sürdürdü. Nihayet îsrailoğullarının toplu bulundukları bir yere geldi. Halk onu çıplak görünce, Allah'ın kendisini çok güzel bir şekilde yaratmış olduğunu ve söyledikleri kusurlarla hastalıkların kendisinde bulunmadığını anladılar. Taş da artık durmuş. Musa elbisesini alıp giyinmişti. Giyindikten sonra değneğiyle taşa vurmaya başladı. Allah'a andolsun ki onun vurduğu darbelerin etkisiyle taş, üç, dört ya da beş defa inledi. «Ey inananlar, şu kimseler gibi olmayın ki Musa'ya eziyet ettiler de Allah onu onların dediklerinden bera-et ettirdi; o, Allah yanında vecih (gözde, itibarlı bir kul) idi.» (Ahzâb, 69.) «Yukarıdaki ayet-i kerimenin ifade etmek istediği manada budur.»
Seleften bazıları dediler ki: Musa'nın itibarlı oluşuna şu örneği verebiliriz: O, kardeşi hakkında Allah katında şefaatte bulundu, kardeşinin kendisi için yardımcı tayin edilmesini istedi Cenâb-ı Allah da onun bu isteğine icabet ederek kardeşini kendisine bir peygamber olarak yardımcı yaptı. Nitekim Cenâb-ı Allah şöyle buyurdu: «Ona, rahmetimizden dolayı kardeşi Harun'u da peygamber olarak armağan ettik.» (Meryem, 53.)
Ebu'l-Velîd, Abdullah'dan rivayet ederek dedi ki: Rasûlullah (s.a.v.) bir taksimat yaptı. Adamın biri: "Bu, kendisi ile Allah'ın rızası aranmayan bir taksimattır!" dedi. Ben de Hz. Peygamberin yanma gelerek bu söylenenleri kendisine aktardım. O da öflse1û;;^i, oyie ki öfkesi yüzüne vurdu. Sonra şöyle buyurdu: «Allah Musa'ya rahmet etsin. O bundan daha fazla eziyet gördü ama sabretti.» Ahmed b. Haccac, Abdullah b. Mesud'dan rivayet ederek Rasûlullah (s.a.v.)'m ashabına şöyle dediğini söyledi:
«Hiç kimse, başkasının söylediklerini bana ulaştırmasın. Çünkü ben, selim bir kalb ile aranıza çıkmak istiyorum.»
Rivayetçinin dediğine göre Rasûlullah'a bir miktar mal geldi, onu taksim etti. Ben de iki adamın yanma uğradım. Onlardan biri, diğerine şöyle diyordu: "Vallahi bu paylaştırması ile Muhammed, ne Allah'ın rızasını, ne de ahiret yurdunu taleb etmiş değildir." Onların bu sözlerini işitince hemen Rasûlullah in yanına geldim ve ona dedim ki: "Ey Allah'ın rasûlü! Sen bize diyorsun ki hiç kimse başkasının söylediklerini bana aktarmasın, ama ben falan ve falan adamların yanına gittim. Onlar senin hakkında şöyle ve şöyle diyorlardı." Bu sözlerim üzerine Rasû-lullah'm yüzü kızardı ve çok ağrına gitti. Sonra şöyle buyurdu: "Vazgeç benden; doğrusu Musa bundan daha fazla eziyet gördü ama sabretti."»
Buharı ve Müslim'in sahihlerinde nakledilen İsrâ (ve miraç) hadisinde anlatıldığına göre Rasûlullah (s.a.v.) Musa'ya uğramış. Musa da kabrinde ayakta durup namaz kılıyormuş. Bunu Müslim, Enes hazretlerinden rivayet etmiştir.
Yine Buharı ve Müslim'in sahihlerinde Katade'nin Malik b. Sa'saa'dan rivayet ettiğine göre Hz. Peygamber, miraca çıktığı gece altıncı gökte Musa'ya uğramış, Cebrail, Hz. Peygambere: "Bu, Musa'dır. Kendisine selam ver." demiş. Hz. Peygamber de bu olayı naklederken şöyle demiş: "Ben de Musa'ya selam verdim." O: Salih paygambere ve sa-lih kardeşe merhaba, dedi. Ben yanından geçip gittikten sonra ağlamaya başladı. Kendisine niçin ağlıyorsun? denildiğinde şu cevabı verdi: "Ağlarım.. Çünkü benden sonra peygamberlikle görevlendirilmiş bir gencin ümmetinden Cennet'e girecek olanların sayısı, benim ümmetimden Cennet'e gireceklerin sayısından daha çok olacaktır." Bu rivayette anlatıldığına göre İbrahim peygamber de göğün yedinci katında imiş. Hıfzedilen rivayet bu şekildedir. Şureyk b. Ebi Nemr, Enes'den rivayet ettiğine göre İbrahim peygamber de göğün altıncı ka-tmdaymış. Musa ise yedinci katmdaymış. Ayrıca Cenâb-ı Allah kendisiyle konuşarak Musa'yı diğerlerine üstün kılmıştır. Hadis hafızlarının birden fazlasının anlattığına göre kuvvetli görüş, Musa'nın altıncı katta, İbrahim'in de yedinci katta olduğudur. İbrahim peygamber, göğün yedinci katında olup sırtını Beyt-i Ma'mur'a dayamış idi. Günde 70.000 melek, Beyt-i Ma'mur'a gelip ibadet ettikten ve oradan çıktıktan sonra artık bir daha oraya gelme sırasını elde edemezlermiş.
Rivayetlerin birleştiği nokta şudur ki, Cenâb-ı Allah, miraç gecesinde Hz. Muhammed ile ümmetine bir gün ve gecede elli vakit namazı farz kıldıktan sonra Hz. Peygamber Musa'nın yanma uğramış. Musa da ona: "Rabbine dön ve ümmetinin yükünü hafifletmesini dile. Çünkü ben senden önce îsrailoğullan ile çok uğraştım. Senin ümmetinin kalpleri, gözleri ve kulakları onlannkinden daha zayıftır." dedi. Bunun üzerine Hz. Peygamber, Musa ile Allah arasında gidip geldi. Her defasında namazın bir miktarını hafifletti. Sonunda bir gün ve bir gece için beş vakit namaza kadar indirildi. Bundan sonra Cenâb-ı Allah şöyle buyurdu: «Bu beş vakittir, ama elli vakte bedeldir.»
Cenâb-ı Allah, Muhammed'e hayırla mükafat versin. Musa'ya da hayırla mükafat versin.
Buharı, İbn Abbas'm şöyle dediğini rivayet eder: Bir gün Hz. Peygamber yanımıza gelerek şöyle buyurdu: «Ümmetler bana gösterildi. Ufku doldurmuş büyük bir kalabalık gördüm. Bana denildi ki; "İşte bu, Musa'dır, kavmi arasındadır."
îbn Abbas, Peygamber Efendimiz'in şöyle buyurduğunu ifade etti: «Ümmetler bana gösterildi: Bazı peygamberlerin etrafında büyük bir kalabalık vardı. Bazı peygamberlerin etrafında bir iki adam vardı. Bazı peygamberlerin yanında da hiç kimse yoktu. Bana büyük bir kalabalık gösterildi. Ben, bunlar benim ümmetimdir, dedim. Bana, bu Musa ile kavmidir, denildi. Yalnız sen şu ufka bak, diye ihtar olundu. Bir de ne göreyim: Büyük bir kalabalık. Sonra şu tarafa bak, denildi. Baktım ki büyük bir kalabalık daha var. Bana: "İşte bu, senin ümmetindir. Bunlarla beraber 70.000 kişi daha hesapsız ve azapsız olarak Cennet'e girecektir." denildi. Böyle dedikten sonra Rasûlullah (s.a.v.) yanımızdan kalkıp evine gitti. Orada bulunanlar bu konu üzerinde konuşmaya daldılar. Şu hesapsız ve azapsız olarak Cennet'e girecek olanlar kimlerdir?
dediler. Bazıları, bunların Hz. Peygamberle arkadaşlık etmiş olan sahabeler olacağını söylediler. Diğer bazıları ise, İslâmiyet üzere doğup Allah'a hiç birşeyi ortak koşmamış kimseler olacağını söylediler ve daha bazı şeyler anlattılar. Bundan sonra Rasûlullah (s.a.v.) evinden çıkıp yanımıza geldi ve şöyle sordu: "Hangi konuya dalıp konuştunuz?" Orada bulunanlar, konuştuklarını ona aktardılar. O şöyle buyurdu: "(Cennet'e azapsız ve hesapsız olarak girecekler) dağlanmayan, rukye yapmayan,hiç birşeyden uğursuzluk kapmayan ve Rablerine tevekkül eden kimselerdir." Bunun üzerine orada bulunan Ukkaşe b. Muhsin el-Esedî kalkıp: "Ben onlardan mıyım ya Rasûlallah?" diye p^uü. Peygamber Efendimiz de: "Sen onlardansın" diye karşılık ve^yı. Bir başkası da kalkıp: "Ben de onlardan mıyım ya Rasûlallah?" diye sorunca Hz.
Peygamber: "Ukkaşe senden çabuk davrandı." diye cevap verdi.»
Cenâb-ı Allah Kur'ân-ı Kerîm'in bir çok yerlerinde Musa peygamberden bahsetmiştir. Onu överek, kıssasını Kur'ân-ı Kerîm'in müteferrik yerlerinde defalarca tekrarlamıştır. Onunla kitabını, Muhammed ve kitabı ile birarada bir çok yerlerde zikretmiştir. Şöyle ki:
«Allah tarafından kendilerine, yanlarında bulunanı doğrulayıcı bir elçi gelince, kitap verilenlerden bir grup, Allah'ın kitabını sanki bilmiyorlarmış gibi sırtlarının arkasına attılar.» (ei-Bakara.ıoı.)
«Elif, lâm, mîm. Allah ki, ondan başka tanrı yoktur, daima diri ve (yaratıklarını) koruyup yöneticidir. Sana kitabı hak ile ve kendinden öncekini doğrulayıcı olarak indirdi. Bundan önce de insanlara doğru yolu göstermek için Tevrat ve İncil'i indirmişti. (Doğruyu ve eğriyi birbirinden) ayırt eden (kitaplar)'da indirdi. Allah'ın ayetlerini inkar edenler için mutlaka çetin bir azap vardır. Allah daima üstündür ve öc alandır.» (Âl-i Imrân, 1-4.)
«Allah'ı, onun şanına yaraşır şekilde tanıyamadılar. Zira "Allah, insana birşey indirmedi." dediler. De ki: "Öyle ise Musa'nın, insanlara nur ve yol gösterici olarak getirdiği-ki siz onu parça parça kağıtlar haline getirip gösteriyorsunuz. Çoğunu da gizliyorsunuz - ve ne sizin ne de babalarınızın bilmediği şeylerin size öğretildiği kitabı Mm indirdi?" "Allah" de, sonra bırak onları, daldıkları bataklıkta oynaya dursunlar. Bu da kentlerin anası (Mekke)yi ve çevresindeld (kasaba)ları uyarman için sana indirdiğimiz, feyz kaynağı ve kendinden önceki (kitap) ları doğrulayıcı bir kitaptır. Ahirete inananlar, buna inanırlar ve onlar namazlarına devam ederler.» (el-En'âm, 91-92.)
Cenâb-ı Allah, Tevrat'ı övmüş, sonra da Kur'ân-ı Kerîmi muazzam bir şekilde methetmiş, bu methinin sonunda şöyle buyurmuştur: «Sonra iyilik edenlere (nimetimizi) tamamlamak, her şeyi açıklamak ve yola iletici ve rahmet olmak üzere Musa'ya kitabı verdik ki, Rablerinin huzuruna varacaklarına inansınlar. İşte bu (Kur'ân) da mübarek kitaptır. Onu biz indirdik. Ona uyun ve (Allah'tan) korkun ki size rahmet edilsin!» (el-En'âm, 154-155.)
«Gerçekten Tevrat'ı biz indirdik, onda yol gösterme vardır. İslâm olmuş peygamberler, onunla Yahudilere hüküm verirlerdi. Kendilerini Tanrıya vermiş zahidler ve âlimler de Allah'ın kitabını korumakla görevlendirildiklerinden (onunla hüküm verirlerdi) ve onu gözleyip kollarlardı. (Ey hakimler), insanlardan korkmayın, benden korkun ve benim ayetlerimi az bir paraya satmayın! Kim Allah'ın indirdiğiyle hükmetmezse, işte kafirler onlardır!» (ci-Mâide, 44.)
«İncil sahipleri Allah'ın onda indirdiği ile hükmetsinler. Kim Allah'ın indirdiğiyle hükmetmezse işte onlar, yoldan çıkmışlardır. Sana da kendinden önceki kitapları doğrulayıcı ve onları koruyup kollayıcı olarak bu kitabı gerçekle indirdik.» (ei-Mfiido, 47-48.)
Cenâb-ı Allah, Kur'ân-ı Kerîm'i diğer kitaplara hakim kılmış. Onları tasdik edici, onlarda tahrif ve değişikliğe uğrayan kısımları açıklayıcı bir kitap olarak indirmiştir. Ehl-i Kitap olan Yahudilerle Hristiyanlar, ellerindeki kitapları korumak istemişler ama onu koruyamamışlar, değişiklik ve tahriflere karşı muhafaza edememişlerdir. Bu sebeble kitaplarının içine çeşitli değişildik ve tahrifler girmiştir. Çünkü onlar, ilimlerinde noksan ve anlayışlarında da kötü idiler. Maksatları bozuktu. Ma-. budlan olan Allah'a karşı hıyanet ettiler. Kıyamete kadar Allah'ın laneti onların üzerlerine olsun. Bu sebebledir ki onların kitaplarında Cenâb-1 Allah ile peygamberine karşı tarif edilemez ve nitelenemez emsalsiz, benzersiz apaçık yanlışlıklar, hatalar bulunmaktadır. Bununla ilgili olarak yüce Rabbimiz şöyle buyurmaktadır:
«Andolsun biz, Musa'ya ve Harun'a hak ve bâtılı ayırdeden ve korunanlar için bir ışık ve öğüt olan (kitab)ı verdik. O (günahdan koru-na)nlar ki görmeden Rablerinden korkarlar, kıyamet saatinden de titrerler. Bu (Kur'ân)da ona (yani Muhammed'e) indirdiğimiz mübarek (çok faydalı) bir öğüttür. Şimdi siz onu inkar mı ediyorsunuz? (ne kadar gafilsiniz SİZ)!» (el-Enbiyâ, 48-50.)
"Fakat onlara tarafımızdan hak gelince: "Musa'ya verilenlerin eşi buna da verilmeli değil miydi? dediler. (İyi ama) daha önce Musa'ya verileni de inkar etmemişler miydi? "İki büyü (diğer kıraatlere göre iki büyücü) birbirine destek oldu." dediler. "Biz hepsini inkar ederiz." dediler. De ki: Eğer doğru iseniz, Allah katından bu ikisinden (yani Musa'ya ve bana inen kitaplardan) daha doğru bir kitap, getirin. Ben ona uyayım."»
(el-Kasas, 48-49.)
Cenâb-ı Allah, her iki kitabı ve her iki peygamberi de övdü.
«Cinler de, kendi kavimlerine şöyle demişlerdi: "Biz Musa'dan sonra indirilen, kendinden öncekini doğrulayan, hakka ve doğru yola götüren bir kitap dinledik.» (ei-Ahkaf, 30.)
Hz. Peygamber vahye ilk muhatap olduğu zaman gördüğü olayları Varaka b. Nevfel'e anlattığında ve kendisine, «Yaratan Rabbinin adıyla oku. O insanı alaktan (kan pıhtısı biçimim alan embriyodan) yarattı. Oku, Rabbin en büyük kerem sahibidir. O (insana) kalemle (yazmayı) öğretti. İnsana bilmediğini öğretti.» (ei-Aiak, 1-5.) mealindeki ayet-i kelimeleri okuduğunda o şöyle demişti: "Sübhanallah, Sübhanalîah! Ya Muhammed, sana inen bu melek, İmran oğlu Musa'ya inen Cebrail'dir." Özetle Musa peygamberin şeriatı, büyük bir şeriattı. Ümmetinin sayısı da çoktu. Ümmeti içinde peygamberler, âlimler, âbidler, zâhidler, hükümdarlar emirler, akıllı kimseler, büyük seyyidler vardı. Fakat onlar, haktan uzaklaşıp helak oldular. Şeriatarı değişikliğe uğradığı gibi kendileri de maymunlarla domuzlara çevrildiler. Sonra bütün hesapların ardı sıra milletleri de nesholundu. Başlarına büyük belalarla musibetler, geldi. Fakat biz, o millet hakkında fazla bilgi edinmek isteyen kimseleri ikna edici hususları Allah'ın yardımıyla anlatacağız. Güvencimiz ve dayanağımız Allah'tır.

