El-Bidaye ve'n-Nihaye · Temmuz 1, 2026

Musa Peygamberin Vefatı

Buharî, "Sahih"inde der ki: Yahya b. Musa, Ebu Hüreyre'nin şöyle dediğini rivayet eder: "Ölüm meleği, Musa peygambere gönderildi. Melek onun yanma vardığında meleği kuvvetle itip vurdu. Sonra melek, onur ve üstünlük …

Buharî, "Sahih"inde der ki: Yahya b. Musa, Ebu Hüreyre'nin şöyle dediğini rivayet eder: "Ölüm meleği, Musa peygambere gönderildi. Melek onun yanma vardığında meleği kuvvetle itip vurdu. Sonra melek, onur ve üstünlük sahibi Rabbinin yanma döndü ve şöyle dedi: "Beni, ölümü istemeyen bir kula gönderdin". Allah buyurdu ki: "Tekrar ona git ve de ki, elini bir sığırın sırtının üzerine indirsin. Eli, sığırın sırtındaki tüylerden ne kadarını kapsıyorsa o tüyler sayısı senelerce yaşasın". Ölüm meleği, Musa'nın yanma varıp Allah'ın böyle buyurduğunu söyledi. Musa da: "Ey Rabbim bu kadar sene yaşadıktan sonra ne olacağım?" diye sordu. Allah da "Öleceksin" dedi. Bunun üzerine Musa, "Öyle ise şimdi canımı al." dedi ve Allah'tan, bir taş atımı mesafesince kendisini Arz-ı Mukaddes'e yaklaştırmasını diledi.

Ebu Hüreyre, Rasûlullah (s.a.v.)'m bu konuda şöyle buyurduğunu nakletti: «Eğer Arz-ı Mukaddes'te olsaydım onun mezarını, kızıl kum tepesinin yanındaki yol kenarında size gösterirdim»

İmam Ahmed b. Hanbel dedi ki: "Ölüm meleği, Musa peygamberin yanma vardı ve:"Rabbinin emrine icabet et." dedi. Musa da ölüm meleğini tokatlayarak bir gözünü çıkardı. Bunun üzerine melek, Allah'ın yanına dönerek: "Beni, ölümü istemeyen bir kuluna gönderdin. Beni tokatlayarak gözümü çıkardı." dedi. Allah da onun gözünü tekrar eski haline getirip şöyle dedi: "O kuluma tekrar git ve de ki, eğer yaşamak istiyorsan elini bir sığırın sırtmin üzerine koy. Sırtından ne kadar tüy senin elinin altına gelirse o tüylerin sayısı kadar senelerce yaşayacaksın".

Melek, Musa'nın yanma varıp bu sözleri söyledikten sonra Musa: Ya ondan sonra ne olacak? diye sordu. Melek, ondan sonra yine Öleceksin, dedi. Bunun üzerine Musa: "Ey Rabbim öyle ise şimdi zaman yakın iken canımı al." dedi.

İbn Hibban bu konu ile ilgili olarak şöyle der: Ölüm meleği, Musa'ya geldiğinde Musa onu tanıyamamıştı. Çünkü melek, Musa'nın tanımadığı bir şekle bürünmüştü. Cebrail'in Arabî bir şahsın suretine bürünerek Peygamber Efendimiz'e gelişi gibi, ölüm meleği de başka bir şekle bürünerek Musa'ya gelmişti. Ayrıca melekler, İbrahim ile Lut peygambere de genç insanlar suretinde gelmiş olduklarından dolayı ne İbrahim, ne de Lut; ilk anda onları tanıyamamışlardı. İşte bu sebeple Musa da ölüm meleğini tanıyamadığından dolayı onu tokatlamış ve gözünü çıkarmıştı. Çünkü melek, kendisinden izin almaksızın evine girmişti. Bu husus bizim şeriatımıza da uygundur. Zira Peygamber Efendimiz'in de buyurdukları gibi kişiden izin almaksızın evine giren kimseyi, kişinin vurup gözünü çıkarması caizdir.

Sonra îbn Hibban, Ebu Hüreyre'den rivayet ederek Rasûlullah (s.a.v.)'m bu konuda şöyle buyurduğunu söylemiştir: «Ölüm meleği, ruhunu teslim almak için Musa'ya gelmişti. Ve "Rabbinin emrine icabet et." demişti. Musa da onu tokatlayarak gözünü çıkarmıştı».

Sonra İbn Hibban, bu hadisi te'vil ederek şöyle demiştir: Musa, ölüm meleğini tokatlamak için elini kaldırdığında melek, ona: "Rabbinin emrine icabet et." demişti.

Bu te'vil, "Rabbinin emrine icabet et." sözünün ardı sıra gelen lafızlarla uyum sağlamamaktadır. Çünkü meleği tokatlamıştır. Birinci cevaba devam edilseydi, böyle bir te'vil normal olabilirdi. Ancak Musa, meleğin, kendisine insan şeklinde gelmesinden dolayı tanıyamamıştı. Böyle demiş olması da te'vilin bu şekilde yapılabileceğini uygun göstermemektedir. Zira o anda Azrail'in kıymetli bir melek olduğu Musa tarafından bilinememişti. O, hayatında iken bazı işlerin olmasını ümid ediyordu. Örneğin, îsrailoğullarının Tih sahrasından çıkarılıp Arz-ı Mukaddes'e girmelerini arzu etmişti. Halbuki daha önce Cenâb-ı Allah, kardeşi Harun'dan sonra Musa'nın da Tih sahrasında ölmesine hükmetmişti. Nitekim bu hususu Allah izin verirse ileride de açıklayacağız. Bazılarının iddiasına göre îsrailoğullarmı, Tih sahrasından çıkarıp Arz-ı Mukaddes'e götüren kişi, Musa peygamberdir.

Bu da Ehl-i Kitap ile cumhur-u müsliminin görüşlerinin hila&nadır. Bu iddianın asılsızlığını, Musa'nın: "Rabbim, bir taş atımlığı mesafesi kadar Beni Arz-ı Muti).kaddes'e yaklaştır." demiş olması isbatlamaktadır. Eğer Arz-ı Mukaddes'e girmiş olsaydı, Allah'ın kendisini oraya bir taş atımlığı mesafesi kadar yaklaştırmasını temenni etmezdi. Fakat milleti ile beraber Tih sahrasında bulunup ölüm vakti yaklaştığında, ayrılıp hicret ettiği Arz-ı Mukaddes e yakın kılınmasını arzu etmişti. Kavmini de buna teşvik etmişti ama takdir, bu arzularının gerçekleşmesine engel olmuştu. Bu se-bebledir ki; beşeriyetin efendisi ve köylülerle kentlilerin peygamberi Hz. Muhammed (s.a.v.) Efendimiz/şöyle buyurmuşlardır: "Eğer Arz-ı Mukaddes'e yalan bir yerde olsaydım Musa'nın, kızıl kum tepesinin yanındaki mezarını size gösterirdim".

İmam. Ahmed b. Hanbel, Enes b. Malik'ten rivayet ederek Rasûlul-lah (s.a.v.)'m şöyle buyurduğunu söylemiştir: «Miraca çıkarıldığımda Musa'ya uğradım. O, kızıl kum tepesinin yanındaki mezarında ayakta durup namaz kılıyordu».

Süddî, sahabe-i kiramdan bazılarının şöyle dediklerini rivayet eder: "Sonra Cenâb-ı Allah Musa'ya şöyle vanyetti: Ben Harun'u vefat ettireceğim. Sen onu alıp, şöyle şöyle bir dağa götür".

Bunun üzerine Musa, Harun'u da yanma alarak Cenâb-ı Allah'ın vasfettiği dağa götürdü. Orada, daha önce benzeri görülmemiş bir ağaç gördü. Yapılı bir ev gördü. Evde, üzerinde yatak bulunan bir divan gördü. Yatak güzel kokular saçmaktaydı. Harun o dağa ve1 o eve bakıp evin içindeki şeyleri görünce hayret etti. Sonra şöyle dedi: "Ey Musa! Ben bu divanın üzerinde uyumak istiyorum". Musa da öyle ise uyu, dedi. Fakat Harun: "Korkarım ki ev sahibi gelir de burada uyuduğum için bana kızar." deyince, Musa ona şu karşılığı verdi: "Korkma! Ben ev sahibinin sana zarar vermesini önlerim, sen uyumana bak". Musa'nın böyle demesi üzerine Harun şöyle bir teklifte bulundu: "Ey Musa! Gel sen de benimle birlikte uyu. Eğer ev sahibi gelirse, bari hem sana, hem bana kızmış olsun".

Her ikisi de yatakta uyumaya başladılar. Uyumakta iken ölüm meleği Harun'un canım almaya başladı. Harun ölmek üzere olduğunu hissedince ey Musa beni aldattın, dedi. Ruhunu teslim ettikten sonra o ev de, o ağaç da, o divan da göğe kaldırıldı. Musa kavmine geri döndüğünde beraberinde Harun yoktu. Harun'un onunla birlikte gelmediğini görünce îsrailoğullan dediler ki: Harun'u daha fazla sevdiğimiz için Musa pnu kıskanıp öldürdü!....

Harun, İsrailoğullarma daha yumuşak ve daha müsamahakar davranırdı. Musa da onlara karşı biraz sertlik ve katılık vardı. Harun'u kendisinin öldürmüş olduğuna dair iddialarım duyunca kendilerine şöyle dedi: "Yazıklar olsun size, kardeşimi öldürdüğüme dair iftirada bulunuyorsunuz, Öyle mi?". Onların bu konudaki dedikoduları çoğaltmaları üzerine kalkıp iki rek'at namaz kıldı. Sonra Cenâb-ı Allah'a dua etti. Bunun üzerine o meşhur divan gökten indi. Ona baktıklarında gök ile yer arasında durduğunu gördüler.

Bu olup bitenlerden sonra Musa peygamber hizmetçisi Yuşa ile beraber yürümekte iken siyah bir bulut ye rüzgar peyda oldu. Musa'nın beraberinde yürümekte olan Yuşa, o siyah bulutu görünce kıyametin kopacağını zannetti ve Musa'dan ayrılmaz olup şöyle dedi: İşte kıyamet kopuyor, ben de Allah'ın peygamberi Musa'dan ayrılmayacağım. Böyle dedikten sonra Musa'ya tutundu, fakat Musa onun elinden sıyrılınca gömleği Yuşa'nın elinde kaldı. Musa çekip gitti. Yuşa, elinde Musa'nın gömleği ile geri döndüğünde Îsrailoğullan onu yakalayarak, sen Allah'ın peygamberi Musa'yı öldürdün, dediler. O da: "Hayır! vallahi ben onu öldürmedim. Ancak o elimden sıyrılıp kaçtı." dedi. Onun sözünü doğrulamadılar ve onu öldürmek istediler, o kendini savunmak için şöyle dedi: "Eğer sözümü doğru kabul etmiyorsanız bari bana üç günlük mühlet verin." dedi ve Allah'a dua etti. Gece uyumakta iken gelip kendisini bekleyen nöbetçilere., görünmezlerden bir şada gelip şöyle haber verildi: 'Yuşa, Musa'yı öldürmedi. Musa'yı biz kendi yanımıza yükseltip aldık". Bu haber üzerine îsrailoğulları, Yuşa'dan vazgeçtiler.

Musa ile birlikte zorbalar beldesine girmeye yanaşmayan İsrailoğullarının tamamı öldü ve fethi göremediler.

Bu anlatılan ifadelerde gariplik vardır. Doğrusunu Allah bilir.

Önce de anlattığımız gibi Musa ile birlikte*Tih sahrasından sadece Yuşa b. Nun ile Kalib b. Yuhanna çıkmışlardı. Kalib, Musa ile Harun'un bacısı Meryem'in kocasıdır. Kalib ile Yuşa'dan daha önce bahsedilmişti. Bunlar, İsrailoğullarının zorbalar beldesine girmelerim tavsiye etmişlerdi.

Vehb b. Münebbih'in anlattığına göre Musa peygamber, bir mezar kazmakta olan meleklere uğradı. Onlar arasında kendisinden daha güzel ve parlak yüzlü birini göremedi. Ve: "Ey Allah'ın melekleri, bu mezarı kimin için kazıyorsunuz?" diye sordu. Onlar da şu karşılığı verdiler: "Allah'ın şerefli ve üstün bir kulu için kazıyoruz. Eğer o kul, sen olmak istersen şu kazmakta olduğumuz mezara gir. İçinde uzanıp Rabbine yö-nel, rahat bir soluk al". Meleklerin dediğini yapıp mezara girdi ve uzandı. Uzanır uzanmaz ruhunu Allah'a teslim etti. Allah'ın salat-ü selamı onun üzerine olsun. Melekler de namazını kılıp defnettiler. Ehl-i Kitap ile diğerlerinin naklettiklerine göre Musa peygamber, 120 yaşında iken vefat etmiştir.

İmam Ahmed b. Hanbel, Ebu Hüreyre'den rivayet ederek Hz. Pey-gamber'in şöyle buyurduğunu söylemiştir:

«Ölüm meleği daha önceleri insanlara açıkça gelirdi. Musa'ya da aynı şekilde gelince Musa o'nu tokatlayıp gözünü çıkardı. Melek, Rabbine dönüp şöyle dedi: "Ey Rabbim, kulun Musa gözümü çıkardı. Eğer o senin katında üstün ve şerefli biri olmasaydı, ben onu cezalandırırdım". Bunun üzerine Cenâb-ı Allah, ölüm meleğine şöyle buyruk verdi: "Kuluma git ve ona de ki: Elini bir sığırın cildi üzerine koysun, elinin altına gelen kıllar sayısınca senelerce yaşasın". Melek, Musa'nın yanma gelerek böyle dedi. Musa da: "Peki, ondan sonra ne olacak?" diye sorunca Melek: Öleceksin, dedi. Musa da öyle ise şimdi canımı al, dedi. Bunun üzerine melek, ona bir koku koklatarak ruhunu teslim aldı.»

Yunus'un anlattığına göre Cenâb-ı Allah, Musa tarafından çıkarılan gözünü Azrail'e tekrar iade etti. Azrail daha önceleri insanlara gizlice gelirmiş.