Künyesi Ebu Abdirrahman'dır. Mervezlidir, babası Türktü. Ben" Hanzela kabilesinden Henıedanh bir tüccarın azadlısıydı. İbn Müba rek Hemedan'a vardığında, efendilerinin çocuklarına iyilik ve ihsan da bulunurdu. Annesi Harezmli idi. Hicretin 118. senesinde doğdu İsmail b. Halid, A'nıeş, Hişam b. Urve, Humeyd et-Tavil ve diğer tabii imamlarından ders aldı. Halkın çoğu da ondan hadis dinlediler, ders aldılar. Hafızasının sağlamlığı, fıkıh ilminin derinliği, Arapçaya vukufu, zahidliği, cömertliği, cesareti ve şairliği ile tanınan ve övülen bir kimseydi. Güzel eserleri vardır. Derli toplu hikmetleri içeren güzel şiirleri de vardır. Çok gaza yapar, çok haccederdi. 400.000 dinar dolayında sermayesi vardı. Çeşitli şehir ve beldelere uğrayarak ticaret yapardı. Bir âlimle karşılaştığında ona iyilikte bulunurdu. Kazancı her sene 100.000 dinara ulaşırdı. Bu kazancının tümünü âbidlere zahidlere ve âlimlere sarfederdi. Bazen kendi sermayesinden de sar-fettiği olurdu.
Süfyan b. Uyeyne dedi ki: "Abdullah b. Mübarek'in yaşantısına ve sahabelerin yaşantısına baktım. Onların Rasûlullah (s.a.v.)'ın sohbetinde bulunmaktan başka, Abdullah'a bir üstünlükleri bulunduğunu görmedim."
İsmail b. Ayyaş dedi ki: "Yeryüzünde Abdullah b. Mübarek'in bir misli yoktur. Bildiğim hayırları Cenâb-ı Allah ona vermiştir. Arkadaşlarının bana anlattıklarına göre, Mısır'dan Mekke'ye kadar onunla yol arkadaşlığı yapmışlar, kendisi bütün yolculuğu boyunca oruçlu olduğu halde arkadaşlarıma hurma tatlısı yedirmiş."
Bir defasında Abdullah b. Mübarek, Rakka'ya gelmişti. Harun Reşid de oradaydı. Şehre girdiğinde insanlar Abdullah'ın etrafında toplandılar. Çevresinde büyük bir kalabalık olmuştu. Harun Reşid'in cariyelerinden biri sarayın balkonundan kalabalığa baktı ve: "Şu insanlara ne olmuş?" diye sorunca kendisine şöyle cevap verdiler: "Horasan'dan Abdullah b. Mübarek adında bir âlim kişi gelmiş. İnsanlar onun etrafında toplanmışlar." Verilen bu cevap karşısında cariye şöyle dedi: "Hükümdar işte budur. Yoksa kırbaç, değnek, tehdit ve teşviklerle etrafında adamların toplandığı Harun Reşid değildir."
Abdullah b. Mübarek, bir defasında yine arkadaşlarıyla birlikte hac yolculuğuna çıkmıştı. Yolda bir şehrin yakınlarından geçiyorlar-ken bir kuşları Öldü. Kuşun ölüsünün çöplüğe atılmasını emretti. Arkadaşları kendisini geride bırakıp ilerlemişler; o da arkalarından gelmekteydi. Çöplüğe vardığı sırada bir kız çocuğunun oraya yakın bir evden çıkıp çöplüğe geldiğini ve ölü kuşu oradan alarak bir beze sardığım, sonra çabucak eve götürdüğünü gördü. Abdullah b. Mübarek,
üzerine kızın evine giderek niçin böyle yaptığını sordu, çocuk
cöyle cevap verdi:
- Ben ve kardeşim burada yalnızız, hiçbir şeyimiz yok. Şu peştamaldan başka hiçbir şeye sahip değiliz. Şu çöplüğe atılan şeylerden başka yiyeceğimiz de yok. Birkaç günden beri çaresiz kaldığımız için
öplüğe atılan leşlerle geçiniyoruz. Babamızın malı mülkü vardı, zalimin biri ona haksızlık etti. Malını aldı ve onu öldürdü.
îbn Mübarek bunu duyunca, hemen arkadaşlarına yüklerin indirilmesini emretti ve vekilharcına şöyle dedi:
- Senin yanında ne kadar para var?
- 1.000 dinar var.
- Yirmisini ayır... Onunla Merv şehrine dönelim. Gerisini de şu yoksul çocuklara ver. Böyle yapmak bizim için haccetmekten daha faziletlidir.
Böyle dedi ve Merv şehrine geri döndü.
Abdullah b. Mübarek, haccetmeye niyetlendiği zaman arkadaşlarına şöyle derdi: "Sizden bu sene haccetmeye niyetlenen olursa harçlığını yanıma getirsin ki ben onun masraflarını karşılayayım." Böyle dedikten sonra arkadaşlarının harçlıklarını yanına alır, herbirinin harçlığını bir keseye koyar, kesenin üzerine sahibinin adını yazar ve bütün para keselerini bir sandıkta toplardı. Sonra hepsine rahatça yetecek azıkları ve binekleri temin ederdi, kolaylık sağlardı. Böylece yola koyulup hacca giderlerdi.
Haclarını tamamladıktan sonra arkadaşlarına: "Aileniz herhangi bir hediye almanızı size tenbihledi mi?" diye sorar ve herbirine ten-bihlenen Mekke ve Yemen malı hediyeleri veya diğer yerlerde imal edilen hediyeleri satın alırdı. Medine'ye geldiklerinde onlara Medine imalatı olan hediyeleri de satın alırdı. Memleketlerine döndüklerinde yolda iken arkadaşlarının evlerine haber salar, evleri düzeltilir, tamir edilir ve kapıları beyaza boyanırdı. Memleketlerine vardıklarında istirahattan sonra bir yemek hazırlar, arkadaşlarım çağırır. Hepsi yemeği yerler ve onlara giysiler verirdi. Bundan sonra arkadaşlarının paralarını içinde muhafaza ettiği sandığı getirmelerini ailesine emreder. Sandık getirilir, içindeki para keselerini çıkarır. Her birine üze-nnde adı yazılı olan para kesesini iade ederdi. Onlar da paralarını alarak kendisine bu iyiliğinden ötürü güzel övgülerde bulunup teşekkür ederek evlerine dönerlerdi.
Abdullah b. Mübarek'in sofrası bir deve üzerinde taşınırdı. Sofrasında et, tavuk, helva ve diğer çeşitli yiyecekler bulunurdu. Kendisi Şiddetli sıcaklarda bile her zaman oruçlu olduğu halde insanlara ye-
yedirirdi.
defasında dilencinin biri ondan para istedi, dilenciye bir dirhem verdi. Arkadaşlarından biri ona: "Bunlar kebap ve paluze yiyOr. lar, bir dirhemden az para da yeterdi." deyince Abdullah b. Mübarek şu cevabı verdi: "Vallahi, ben bunun sadece bakla ve ekmek yediğini sanıyordum. Ama kebap ve paluze yiyiyorsa o zaman kendisine bir dirhem de yetmez." Böyle dedikten sonra kölelerinden birine: "Git dilenciyi yakala ve ona on dirhem ver." dedi.
Abdullah b. Mübarek'in fazilet ve menkıbeleri cidden çoktur. : Ebu Ömer b. Abdilberr dedi ki: 'Abdullah b. Mübarek'in heybetli
saygın, imam, adaletli ve makbul bir kişi olduğu hususunda âlimler
görüş birliği etmişlerdir."
Abdullah b. Mübarek, bu senenin ramazan ayında altmışüç yaşında iken Heyt şehrinde vefat etti.

