Zahid ve abid bir kimseydi. İbadetine bağlıydı. Sadece inşaat işçiliği yaparak kazandığı para ile geçimini sağlardı. Mal mülk olarak bir
küreği, bir de sepeti vardı. Her cuma günü bir dirhem ve bir dirhemin altıda biri değerinde olan bir danik kazanırdı. Bu parayla ertesi cumaya kadar geçinirdi. Sadece cumartesi günü çalışırdı. Sonra haftanın diğer günlerinde ibadete yönelirdi.
Bazılarına göre Zübeyde'nin oğludur. Sahih kavle göre ise, onun annesini Harun Reşid sevmiş ve kendisiyle evlenmiş, bu evlilik neticesinde ona hamile kalmıştı. Sonra Harun Reşid, bu kadını, kızıl bir yakut ile kıymetli bazı eşyalar vererek Basra'ya göndermişti. Kendisi halifeliğe geçtiği takdirde yanına gelmesini tenbihlemişti. Harun Reşid halife olduktan sonra ne Ahmed ne de annesi Harun Reşid'in yanına gelmediler, aksine gizlendiler. Harun Reşid, ikisinin Öldüğü haberini almıştı, ama aslında bunlar ölmemişler di. Harun Reşid her ne kadar onları araştırdıysa da haklarında hiçbir bilgi elde edemedi.
İşte bu genç Ahmed, kendi emeğiyle kazandığı para ile geçimini sağlıyordu. Sonra Bağdat'a döndü, inşaat işçiliği yaptı. Uzun bir süre bu işçilikle elde ettiği parayla geçimini sağladı, Halifenin oğlu olduğu halde inşaatlarda çalışıyordu. Halifenin oğlu olduğunu kimselere söylemiyordu. Derken çalıştığı inşaatta hastalandı. Ev sahibi onun tedavisiyle ilgilendi. Can çekişmeye başladığında, bir zamanlar Harun Reşid'in annesine vermiş olduğu yüzüğü çıkardı ve ev sahibine şöyle dedi:
«Bu yüzüğü Harun Reşid'e götür ve ona de ki: Şu yüzüğün sahibi sana diyor ki: "Sakın ola ki, şu sarhoşluk halinde ölmeyesin. Bu halde ölürsen pişman olursun, ama artık o pişmanlık, sahibine asla fayda vermez. Aziz ve Celil olan Allah'ın huzurunda vereceğin hesabı düşünüp tedbirini al. O hesap yerinden sonra iki diyardan birine gideceksin. Bu, «eninle son konuşmam oluyor. Eğer bu halin devam ederse gidersin ve hilafet artık senin eline geçmez, başkasına intikal eder. Zaten sen, senden öncekilerin haberlerini duymuş olmalısın."»
İnşaatın sahibi diyor ki: «Ahmed b. Reşid vefat ettiğinde, ben onu defnettim ve halifenin huzuruna çıkma talebinde bulundum. Huzuruna vardığımda bana şöyle sordu:
- Ne ihtiyacın var?
- Şu yüzüğü adamın biri bana verdi ve sana teslim etmemi söyledi. Ayrıca söylediği bazı sözleri sana aktarmamı da bana vasiyet etti.
Harun Reşid yüzüğe bakınca tanıdı ve şöyle dedi:
- Yazıklar olsun sana, şu yüzüğün sahibi şimdi nerede?
- Öldü ey mü'minlerin emiri.
Ahmed'in bana söylediği sözleri Harun Reşid'e aktardım ve onun haftada sadece bir gün bir dirhem ve dört daniklik bir ücretle çalıştığını ve bu parayla ertesi cumaya kadar geçimini kıt kanaat sağladığı" m, sonra kendini ibadete verdiğini anlattım.
Harun, benim bu sözlerimi dinledikten sonra ayağa kalktı, kendi ere vurarak debelendi. Sonra da şöyle dedi: "Allah'a yemin ederim n- v oğulcuğum, bana nasihat verdin!" Böyle dedikten sonra ağladı. c1 nra başını kaldırıp bana şöyle dedi:
- Sen oğlumun mezarının nerede olduğunu biliyor musun?
- gvet, biliyorum. Çünkü onu ben defnettim.
- Akşam olunca yanıma gel.
Akşam olunca yanma gittim. Onunla birlikte oğlu Ahmed'in me-rına gittik, sabaha dek ağladı. Sonra bana 10.000 dirhem para verilmesini emretti. Ayrıca benim ve çoluk çocuğum için erzak verdi.»

