Zeyd b. el-Cevn. Ciddiyetle şakayı birbirine karıştıran bir şairdi. Zariflerden biri idi. Aslı Küfedendir. Bağdat'ta ikamet etmiş, Mansur un yanında kıymet görmüştü. Çünkü Mansur'u güldürüp eğlendirir, ona şiirler okur ve onu medhederdi.
Mansur'un karısı ve amcası kızı Hammade binti İsa'nın cenazesinde hazır bulunmuştu. Mansur, karısının ölümüne çok üzülmüştü, lezara gömüp üzerine toprak döktüklerinde Ebu Dülame de oradayım Mansur ona dedi ki: "Söyle bakalım ey Ebu Dülame, bugün için ne 1 a ,, ın?" Ebu Dülame: "Mü'minlerin emirinin amcası kızını hazırım, diye cevap verince Mansur katıla katıla gülmüş ve sırt üstü l*r? düşmüştü. Sonra da: "Yazıklar olsun sana ey Ebu Düİame, bizi
MÜSVayettin-" demiSti-iehdi bir seferden döndüğünde, Ebu Dülame huzuruna gelerek onu tebrik etmiş ve ona şöyle bir şiir okumuştu:
"Eğer seni salimen dönmüş olarak ganimet elde etmiş halde Irak kasabalarında görürsem, yemin etmiştim ki;
Sen, Peygamber (s.a.v.)'e salat-ü selam getirecek ve eteğimi de dirhemlerle dolduracaksın."
Mehdi ona dedi ki: "Evet, Peygamber (s.a.v.)'e salat-ü selam getireceğim ama, o ikinci şeyi yapmayacağım (yani eteğini dirhemlerle doldurmayacağım)." Ebu Dülame: "Ey mü'minlerin emiri, bu ikisi birbirinden ayrılmayan iki kelimedir. Bunları birbirinden ayırma " deyince Mehdi, eteğinin dirhemlerle doldurulmasını emretmiş, sonra ona: "Haydi, kalk bakalım." demiş; o da: "Eteğim dirhemlerin ağırlığından yırtılacak." demiş ve eteğindeki dirhemleri keselere doldurmuş, sonra o keseleri sırtına vurarak kalkıp gitmişti.
İbn Hallikan'm anlattığına göre, Ebu Dülame'nin oğlu hastalanmış, bir tabip gelip oğlunu tedavi etmiş. Oğlu iyileşince tabibe şöyle demiş: "Falan Yahudide bizden alacağın ücret kadar paran bulunduğunu iddia ederek bir dava aç. Ben ve oğlum, birlikte mahkemeye gelip o Yahudinin sana, iddia ettiğin miktarda borçlu olduğuna şahitlik edelim."
Tabip, Küfe kadısı Muhammed b. Abdurrahman b. Ebi Leyla'ya (veya başka bir rivayete göre İbn Şibrime'ye) gidip falan Yahudide bir miktar alacağı bulunduğunu iddia ederek dava açmış, ancak mahkemeye gelen Yahudi böyle bir borcu bulunmadığını söyleyerek iddiayı inkar etmişti. Öte yandan Ebu Dülame ile oğlu gelip Yahudinin aleyhinde şahitlik etmişlerdi. Kadı, Ebu Dülame ile oğlunun şahidlikleri-ni reddedememiş, sabıkaları olup olmadığını araştırmaktan da korkmuştu. (Çünkü bunlar halifenin yakını idiler.) Bunun üzerine kadı, tabibin alacağını iddia ettiği miktardaki parayı kendi parasından vermiş ve Yahudiyi serbest bırakmıştı. Böylece işi sulh yoluna koymuştu. Ebu Dülame, hicretin 161. senesinde vefat etti. Başka bir rivayette anlatıldığına göre o, hicretin 170. senesine kadar yaşayarak Harun Reşid'in halifeliği dönemine ulaşmıştır. Doğrusunu Allah bilir.

