El-Bidaye ve'n-Nihaye · Temmuz 1, 2026

Ebu Dülef El-İclî

İsa b. İdris b. Makil b. Umeyr b. Şeyh b. Muaviye b. Huzai b. Ab-dülaziz b. Dülef b. Cüşem b. Kays b. Sad b. İcl b. Luhaym. Emir Ebu Dülef el-İclî. Me'mun'un ve Mutasım'ın komutanlarındandı. Emir Ebu Nasr b. Makula ona …

İsa b. İdris b. Makil b. Umeyr b. Şeyh b. Muaviye b. Huzai b. Ab-dülaziz b. Dülef b. Cüşem b. Kays b. Sad b. İcl b. Luhaym. Emir Ebu Dülef el-İclî. Me'mun'un ve Mutasım'ın komutanlarındandı. Emir Ebu Nasr b. Makula ona nisbet edilir. "el-İkmal" adlı kitabın sahibidir. Dımışk hatibi kadı Celaleddin el-Kazvinî, onun sülalesinden olduğunu, onun nesebinden geldiğini söylemiştir. Ebu Dülef; cömert, övgüye layık, âlicenâb bir kimse idi. Şairler her taraftan onun yanına gelmişler ve ona yönelmişlerdi. Ebu Temmam et-Taî, onun etrafında bulunan ve onun bağışlarını bekleyen şairlerden idi. Musiki ve edebiyatta üstünlüğü vardı. "Siyasetü'l-Mülük" adlı bir kitap tasnif etmiştir. Av, şahinler, silah ve diğer konularda da bilgi sahibi idi.

Şair Bekir b. en-Nattah, onun hakkında şöyle bir güzel şiir söylemiştir

"Ey kimyayı ve kimya ilmini taleb eden kişi! Ebu Dülef i övmek en büyük kimyadır.

Yeryüzünde sadece bir tek dirhem mevcud olsa;

Sen de Ebu Dülef i medhetsen, mutlaka o bir dirhem sana gelir."

Anlatıldığına göre bu şiirden ötürü Ebu Dülef, Bekir en-Nattah'a 10.000 dirhem vermiştir.

Ebu Dülef, yürekli ve atak bir kimseydi. Borç alır ve borç verirdi. Babası Kerh şehrinin inşasına başlamıştı. Ama şehir tamamlanmadan vefat etmişti. Şehrin inşaatını Ebu Dülef tamamlamıştı. Kendisinde biraz Şiîlik vardı ve şöyle derdi: "Şiîlikte ileri derecelere gitmeyen kimse piçtir."

Oğlu Dülef de ona: "Babacığım, ben senin mezhebinden değilim-" deyince Ebu Dülef, ona şöyle demiştir: "Vallahi, kendisini satın alnıadan önce annenle cinsel ilişkide bulunmuştum; işte bundan dolayı sen böyle konuşuyorsun!"

İbn Hallikan'ın anlattığına göre Ebu Dülef in oğlu, babasının vefatından bir süre sonra şöyle bir rüya görmüştü:

«Adamın biri kendisine gelerek: "Emirin çağrısına icabet et." demiş, ° da kalkıp o adamla birlikte gitmişti. Oğlu, olayın bundan sonrasını şöyle anlatıyor:

"Beni ıssız, korkunç, duvarları kara, tavanı ve kapıları örtülü bir eve soktu. Sonra beni içeriden bir merdivenle yukarı kata çıkardı, bir odaya soktu. Duvarlarında ateş izi, tabanında da kül kalıntısı vardı. Babam oradaydı. Çıplak olup başını iki dizi arasına koymuştu. Bana: "Sen Dülef misin?" diye sordu, ben de: "Evet, oyum." dedim. Şu şiiri okumaya başladı:

"Ailemize tebliğ et, şu daracık, boğucu yerde karşılaştığımız durumu onlardan gizleme.

Dünyada iken yaptığımız herşeyden ötürü sorgulandık, yalnızlığıma ve karşılaştığım hale acıyın."

Bundan sonra bana: "Anladın mı?" diye sordu. Ben de: "Anladım." diye cevap verdim, sonra şu şiiri okumaya başladı:

"Biz daha önce; ölüp kendi halimize bırakıldığımız takdirde ölüm her canlı için bir istirahat olur, diyorduk.

Ama biz ölünce diriltildik ve bundan sonra da dünyada iken yaptığımız herşeyden ötürü sorguya çekildik."

Sonra bana: "Anladın mı?" diye sordu. Ben de anladığımı söyledim ve uykudan uyandım.»