El-Bidaye ve'n-Nihaye · Temmuz 1, 2026

Ebu Müslim El-Horasanî'nîn Biyografisi

Adı, Abdurrahman b. Müslim, künyesi Ebu Müslim'dir. Abbasi devletinin sahibidir. Kendisine, "Rasûlullah'ın âl-i beytinin emiri" de denilir. Hatib Bağdadî dedi ki: «Ona, Abdurrahman b. Şirun b. İsfendiyar fıbu teslim …

Adı, Abdurrahman b. Müslim, künyesi Ebu Müslim'dir. Abbasi devletinin sahibidir. Kendisine,

"Rasûlullah'ın âl-i beytinin emiri" de denilir.

Hatib Bağdadî dedi ki: «Ona, Abdurrahman b. Şirun b. İsfendiyar fıbu teslim el-Mervezî derler.

Abbasi devletinin sahibi idi. Ebu Zü-eyr. Sabit el-Benanî, Muhanımed b. Ali b. Abdullah b.

Abbas'ın oğul-n ibrahim ve Abdullah'dan rivayetlerde bulunmuştur. İbn Asakir, k°calarma

Muhammed b. Ali, Abdurrahman b. Harmele ve İbn as'ın azatlısı İkrime'yi de eklemiştir.» bak ■^sakir dedi ki: «İbrahim b. Meymun es-Sair, Mus'ab b. Bişr'in ^bası Bişr, Abdullah b. Şibrime,

Abdullah b. Mübarek, Abdullah b. vav el-Mervezî, Ebu Müslim'in damadı Kadit b. Meni' de

ondan rintlerde bulunmuşlardır.»

Hatib Bağdadî dedi ki: «Ebu Müslim; öldürücü, iyi görüş sahibi akıllı, tedbirli bir adamdı. Ebu

Cafer el-Mansur, onu Medain'de öldürdü.»

"İsfahan Tarihi"nde Ebu Nuaym el-İsbahanî dedi ki:

«Asıl adı, Abdurrahman b. Osman b. Yesar'dır. Onun İsfahan'da doğduğu, Süddî ile diğerlerinden

rivayetlerde bulunduğu söylenir Başka bir rivayette anlatıldığına göre Ebu Müslim'in asıl adı İbrahim b. Osman b. Yesar b. Sündüs b. Hozan'dır. Büzürcümhür evladından-dır. Künyesi Ebu İshak idi. Kûfe'de doğdu. Babası onu İsa b. Musa es-Serrac'm vesayetine bıraktı. O da alıp Küfe'ye götürdü. Kûfe'ye götürüldüğünde yedi yaşındaydı.

İmanı İbrahim b. Muhammed onu Horasan'a gönderirken, «Adını ve künyeni değiştir.» dedi. O da Abdurrahman b. Müslim adını ve Ebu Müslim künyesini aldı. Onyedi yaşında iken semerli bir merkebe binerek Horasan'a gitti. İmam İbrahim b. Muhammed, ona harçlık verdi. Böylece o, merkeb üzerinde Horasan'a girdi. Sonra aşamalar katedip yükseldi. Nihayet köşe bucağı ile bütün Horasan onun hakimiyeti altına girdi. Anlatıldığına göre Horasan'a gitmekte iken meyhanelerden birinden adamın biri çıkıp ona saldırmış ve merkebinin kuyruğunu kesmişti. Ebu Müslim, iktidara geldiğinde orayı yerle bir etmiş ve meyhane harabeye dönmüştü.

Ravinin birinin anlattığına göre Ebu Müslim, küçük yaşta iken esir alınmış ve Abbasi propagandacılarından biri onu 400 dirheme satın almıştı. Sonra İmam İbrahim b. Muhammed o propagandacıya, Ebu Müslim'i kendisine hibe etmesi teklifinde bulunmuş, propagandacı da hibe etmişti. Böylece Ebu Müslim, İmam İbrahim'e mensub olmuştu. İmam İbrahim, onu, propagandacılarından biri olan Ebu Necm İsmail et-Taî'nin kızıyla evlendirmiş ti. ı_>u evlilik, onun Horasan'a gidişi esnasında olmuştu. İmam İbrahim onun için, 400 dirhem nıehir vermişti. Ebu Müslim'in iki kızı doğdu. Bunlardan birinin adı Esma, diğerininki ise Fatıma idi. Esma'nın çocukları oldu. Ama Fatı-ma'nın olmadı.»

Hicret'in 129. senesi olaylarından bahsederken Ebu Müslim'in Horasan'ı tek başına ele geçirişinden ve Abbasi propagandasının ne şekilde yayıldığından bahsetmiştik.

Ebu Müslim; heybetli, kesin kararlı, atak ve acul bir kimse idi.

İbn Asakir'in rivayetine göre Ebu Müslim, hutbe irad etmekte iken adamın biri kalkıp ona: «Nedir şu üzerindeki siyah giysiler?» demiş, Ebu Müslim de ona şu cevabı vermişti: «Rasûlullah (s.a.v.), fetih gününde Mekke'ye girerken siyah bir sarığı başına takmıştı. Bu siyah giysiler, heybet ve devlet giysileridir. Ey köle! Kalk şunun boynunu vur.»

Abdullah b. Abbas'tan, Rasûlullah (s.a.v.)'ın şöyle buyurduğu rivayet olunmuştur: «Kureyş'in hakir olmasını isteyen bir kimseyi Ce-nâb-ı Allah hakir kılar.»

Abbasiler için propaganda yapıldığı sıralarda İbrahim b. Meymun Sair, Ebu Müslim'in arkadaşlarından ve meclisinde bulunanlardan biri idi. Ebu Müslim, iktidara geldiğinde hadleri uygulamayacağını ona vaad etmişti. İktidara geldiğinde İbrahim b. Meymun, kendisine vaadini yerine getirmesini istemiş ve bu hususta ısrar edip onu sıkıştırmıştı- Bunun üzerine Ebu Müslim onun boynunun vurulmasını emretmişti. Boynu vurulacağı zaman ona şöyle demişti:

- Altından içki kapları yaptırıp onları Emevilere gönderen Nasr b. Seyyar'ı niçin protesto etmiyorsun, onun yaptıklarını niçin eleştirmiyorsun?

- Senin beni kendine yaklaştırdığın kadar onlar beni kendilerine yaklaştırmadılar. Senin bana vaad ettiklerini onlar bana vaad etmediler. Bu nedenle onlara karşı çıkmadım. Onları eleştirmedim.

Emr-i bil ma'ruf ve nehy-i anil münker konusunda sabredip tahammül gösterdiğinden ötürü sözünü ettiğimiz şu İbrahim b. Mey-mun'un Cennet'te yüksek makamları bulunduğunu bazı kimseler rüyalarında görmüşlerdir. O, iyiliği emredip kötülükten nehyederdi. Bu görevi yerine getirirdi. Ebu Müslim onu öldürdü. Allah ona rahmet

etsin.

Ebu Müslim'in, halife Seffah'a itaatkar olduğunu, emir ve kararlarına harfiyen uyduğunu önceki sayfalarda anlatmıştık. Ancak Man-sur hilafete geçince Ebu Müslim onu hafife alıp tahkir etti. Bununla beraber Mansur kendisini Şam'da bulunan amcası Abdullah'ın üzerine gönderdi. Ebu Müslim, Abdullah'ı mağlub etti, Şam'ı onun elinden alıp Mansur'un hakimiyetine teslim etti. Fakat daha sonra kendini Mansur'dan büyük gördü ve onu öldürmeye niyetlendi. Mansur ona içten içe öfke duymakla beraber bu yaptıklarım .anladı. Daha önce kardeşi Seffah'tan Ebu Müslim'i öldürmesini defalarca istemiş, ancak Seffah onun isteğine uymamıştı. Mansur hilafete geçtikten sonra Ebu Müslim'e sürekli tuzak kurdu. Nihayet onu huzuruna getirip öldürttü.

Kavilerden biri dedi ki: Mansur, Ebu Müslim'e şöyle mektup yazdı:

«imdi kalpler paslanır; günah ve masiyet damgasıyla mühürlenir.

y zorba ve haddini aşan adam, kendine gel. Ey sarhoş, artık ayıl. Ey uyuyan adam, artık uykundan uyan. Sen yalancı düşler ve karışık yuyalarla aldanmaktasın. Dünya berzahında bulunmaktasın. Senden

ncekiler de aldanmışlardı ve geçmiş nesiller onlara damgalarını vur-uŞtu. «Şimdi onlardan hiçbirini duyuyor veya hiçbir sesi işitiyor musun?» (Meryem, 98.) Kaçan kimse Allah'ı aciz bırakamaz, Allah yakalamak istediğini elinden kaçırmaz. Yanında bulunan taraftarlarına ve davetçilerine aldanma. Onlar, seninle beraber düşmanlarına hücum ettikleri gibi, artık şimdi sana karşı hücuma geçmişlerdir. Eğer itaattan çıkar, cemaattan ayrilırsan, Cenâb-ı Allah, hiç ummadığın yerden başına felaketler getirir. Yavaş ol, yavaş. Asilikten uzak dur ey Ebu Müslim! Haddini aşıp asi olan ve mütecavizliğe yeltenenleri Genâb-ı Allah yardımsız bırakır ve onu elleriyle, ağzıyla yere kapaklanacak şekilde yıkanlara yardımcı olur. Senden önce gelip geçmişler için bir kanun olmaktan ve senden sonra gelecekler için örnek olmaktan sakın. Aleyhine hüccet belirmiştir. Seni bu işten uzak durman hususunda ikaz etmiştim. Artık mazeretin kalmadı. Bana itaat edip sana hücuma geçecekler için de haklı deliller buldum. Yüce Allah buyuruyor ki:

«Ey Muhammedi Onlara, şeytanın peşine taktığı ve kendisine verdiğimiz ayetlerden sıyrılarak azgınlardan olan kişinin olayını anlat.» (el-A'râf, 175.)»

Ebu Müslim de ona şu cevabi mektubu gönderdi: «İmdi, mektubunu okudum. Senin bu mektubunda doğruluktan uzakta olduğunu, haktan saptığını gördüm. Çünkü sen darb-ı meselleri yerinde kullanmamış, ayrıca kafirler hakkında nazil olan ayetleri aleyhime delil olarak yazmışsın. Bilenlerle bilmeyenler bir olmazlar. Yemin ederim ki, ben Allah'ın ayetlerinin hükmü dışına çıkmış değilim. Ama ben ey Muhammed oğlu Abdullah, size itaati vacip kılan Kur'ân ayetlerini sizin için te'vil ettim. Senden önce iki kardeşine ve onlardan sonra da sana itaat ederek görevimi yerine getirdim. Sen onların yolundan gittin, mütedeyyin oldun. Seni, hidayete ermiş ve başkalarını da hidayete erdiren bir kimse sandım. Te'vilimde yanıl-dım. Eskiden beri te'vilciler yanılırlar. Yüce Allah buyurmuş ki:

«Ey Muhammed! Ayetlerimize inananlar sana gelince: "Size selam olsun" de. Rabbiniz, sizden kim bilmeyerek fenalık işler de arkasından tevbe eder ve nefsini düzeltirse, ona rahmet etmeyi kendi üzerine almıştır. O, bağışlar ve merhamet eder.» (ei-Enam, 54.)

Senin kardeşin Seffah, hidayete erdiren bir kimse görünümünde ortaya çıktı. Ama o sapıktı. Kılıcımı çekip zan ile adam öldürmemi, şüpheye dayanarak başkalarının üzerine yürümemi, merhameti ortadan kaldırmamı ve ufak tefek hatalarını affetmemi bana emretti. Size itaat etmelerini sağlamam için insanları kırıp geçirdim. İktidarınızı yerleştirdim. Nihayet sizi tanımayanları Allah size tanıttı. Sonra noksanlıklardan münezzeh olan yüce Allah bana pişmanlık vererek hatalarımdan dönmemi nasib etti. Tevbeyi bana müyesser kılarak beni günahlarımdan kurtardı. Eğer beni affeder ve bağışlarsa şüphesiz 0 kendisine yönelenleri bağışlayandır. Eğer, beni azaplandıracak olursa, tabii ki bu benim günahlarım nedeniyle olacaktır. Rabbin, pullara zulmedici değildir.»

Mansur ona şu cevabı gönderdi:

«İmdi, ey günahkar asi! Kardeşim Seffah hidayet yolundaki bir adamdı. Rabbinden kendisine ulaşan bir beyyine ve delil üzerine insanları Allah'a davet ediyordu. Sana yolu açıkladı ve izah etti. Seni doğru yola şevketti. Eğer kardeşime uymuş olsaydın, hak yolunun dışına çıkmaz, şeytana ve emirlerine uymazdın. Ama sen iki durumla karşılaştığında bunlardan doğru olanını bırakıp yanlış olanına uydun. Firavunlar gibi adam öldürdün. Zorbalar gibi insanların yakasına sarıldın. Fesatçılar gibi zulümle hükmettin. Malı israf ettin. Yerinde harcamadın. Müsrifler gibi davrandın. Sonra şu haberi de benden al ki ey fasık; Musa b. Ka'b'ı Horasan'a vali tayin ettim, ama sen ona Nişabur'da ikamet etmesini emrettin. Eğer Horasan'ı istiyorsan o, beraberindeki komutan ve taraftarlarınla senin karşına çıkacaktır. Ben senin karşına akranlarını çıkaracağım. Bütün tuzaklarını toparla, elinden geleni yap. Ama muvaffak olamayacaksın. Mü'minlerin emirine ve ona uyan kimselere Allah yeter. O, ne güzel vekildir.»

Mansur onunla yazışmaya devam etti. Bazen korkuttu, bazen ümitlendirdi. Çevresindeki komutanların ve Ebu Müslim'in kendisine gönderdiği elçilerin akıllarım çeldi. Nihayet onlar da halifenin yanına gitmesinin uygun olacağını kendisine söylediler. Yalnız Neyzek, Ebu Müslim'in, halifenin yanına gitmesine muvafakat etmedi. Fakat Ebu Müslim'in halifenin yanına gitmekte kararlı olduğunu görünce şu be-yiti okudu:

«Kaderin hükmü karşımda insanlar çaresizdir,

Kader, kavimlerin çarelerini bile hükümsüz bırakmıştır.»

Neyzek, Ebu Müslim'e tavsiyede bulunarak Mansur'u öldürmesini, onun yerine başka bir kimseye halife olarak bey'at etmesini söyledi. Ancak Ebu Müslim bu imkanı bulamadı. Medain'e vardığında halifenin emri üzerine komutanlar onu karşıladılar. Ancak akşamleyin Medain'e ulaşabildi. Halifenin mektuplarını yazan Ebu Eyyüb, Ebu Müslim'i geldiği günde öldürmemesi için halifeye tavsiyede bulundu, ^bu Müslim, halifenin huzuruna vardığında halife Mansur ona ikamda bulundu, saygı gösterdi ve ona şöyle dedi: «Bu gece git, üzerindeki yolculuk yorgunluğunu at, yarın yanıma gel.»

Ertesi gün olunca halife, onu Öldürecek adamlarını gizli yerlere ^oydu. Bunlar, onu öldürmek için tetikte bekliyorlardı. Bunlardan bi-n Osman b. Nüheyk, diğeri de Şebib b. Vec idi. Önceki sayfalarda anlatıldığı gibi bunlar Ebu Müslim'i öldürdüler.

Başka bir rivayette anlatıldığına göre Ebu Müslim, halifenin ya_ nında birkaç gün ikamet etmişti. Halife Mansur ona, ikram ve tazimde bulundu. Sonra halife, ona düşman olduğunu gösteren tavırlar sergilemeye başladı. Ebu Müslim korktu ve İsa b. Musa'dan kendisine yardımcı olmasını ve eman vermesini istedi. «Halifenin beni öldürmesinden korkuyorum.» dedi. İsa b. Musa da halifenin tuzağından haberi olmadığı için ona şöyle dedi: «Hayır, sana zarar gelmeyecektir Sen git, arkan sıra ben de gelmekteyim. Sen benim zimmetimdesin oraya gelişimi bekle.»

Ebu Müslim saraya gitti. Mansur'un huzuruna girmek için izin istedi. Ona: «Şurada otur. Halife abdest alıyor.» dediler. O da oturdu. Halifenin gelişinin uzamasını istiyordu ki, İsa b. Musa da oraya gelebilsin. Çünkü İsa gecikmişti. Nihayet halife, huzura girmesine izin verdi. İçeri girdi. Halife, yaptığı bazı işlerden Ötürü onu kınamaya başladı. O da kendini olabildiğince savundu. Mazeretlerini beyan etti. Sonra halife ona şöyle dedi:

- Süleyman b. Kesir'i, İbrahim b. Meymun'u, falanı ve filanı neden Öldürdün?

- Çünkü onlar bana isyan ettiler, emrime muhalefet ettiler. Bu cevap karşısında halife Mansur öfkelenip şöyle dedi:

- Yazıklar olsun sana! Kendine isyan edeni öldürüyorsun. Peki sen, bana isyan ettin. Ben seni öldürmeyecek miyim?

Böyle dedikten sonra ellerini birbirine vurdu. Bu, onunla pusuda yatmakta olanlar arasındaki bir işaretti. Hemen koşup geldiler. Ebu Müslim'in üzerine atıldılar. Onlardan biri kılıcını vurdu ve Ebu Müslim'in kılıç bağım kesti. O esnada Ebu Müslim şöyle dedi:

- Ey mü'minlerin emiri, beni düşmanlarına bırak.

- Senden daha büyük düşmanım mı var ki, seni onlara bırakayım?

Sonra Mansur, adamlarına kesin talimatını verdi. Onu kılıçlayıp öldürdüler ve bir abaya sardılar. Bundan sonra İsa b. Musa huzura geldi ve şöyle sordu:

- Ey mü'minlerin emiri, bu nedir?

- Bu Ebu Müslim'dir.

- İnnâ lillâh ve innâ ileyhi râciun.

- Üzerime nikmeti değil de nimeti salan Allah'a hamd ederim. Bu olayla ilgili olarak şair Ebu Dülame şöyle demiştir:

«Ey Ebu Müslim! Kul kendisini değiştirmediği sürece Cenâb-ı Allah kuluna verdiği nimeti değiştirmez.

Ey Ebu Müslim! Öldürülmek beni korkuttu.

Beni korkuttuğun için ben de kızıl aslan gibi senin üzerine hü-ım ettim. Sana karşı büyüklendim.» İbn Cerir'in anlattığına göre Mansur, daha önce Osman b. Nü-vk Şebib b. Vec, Ebu Hanife Harb b. Kays ve diğer bir muhafıza kınında bir yerde gizlenmelerini emretmişti. Ebu Müslim yanına

^lip kendisiyle konuştuğunda ve ellerini birbirine vurduğunda he-en yerlerinden fırlayıp gelmelerini ve Ebu Müslim'i öldürmelerini

tenbihlemişti. Ebu Müslim yanma geldiğinde, Mansur ona şöyle dedi:

- Abdullah b. Ali'den ele geçirdiğin o iki kılıca ne oldu?

- İşte biri budur.

- Onu bana göster bakalım.

Ebu Müslim, kılıcı Mansur'a verdi. Mansur, kılıcı alıp dizinin altına koydu. Sonra ona şöyle dedi:

- Ebu Abdullah es-Seffah'a mektup yazıp onu ölü arazileri ihya etmekten alıkoymana sebep neydi? Yoksa sen bize dinimizi mi öğretmeye niyetlendin?

- Ben ölü arazileri herhangi bir kimsenin ele geçirmesinin helal olmayacağını sandım. Mü'minlerin emirinin bu konudaki mektubu bana geldiğinde, onun ve ehli beytinin ilim madeni olduklarını öğrendim.

- Hac yolunda niçin benden ileriye gidip beni geride bıraktın?

- Benim ve senin, ikimizin kafilesinin suyun başında toplanmamalarını arzuladım. Çünkü ikimizin kafilelerinin aynı anda su kaynağı üzerinde toplanmaları halinde bunun insanlara sıkıntı vereceğini düşünmüştüm. İnsanlara zorluk çıkarmamak amacıyla sizi geride bırakıp ileriye gittim.

- Ebü'l-Abbas Seffah'm ölüm haberi sana geldiğinde niçin dönüp yanıma gelmedin?

- Hac yolunda insanlara izdiham vermek istemedim. Zaten ikimizin Kûfe'de bir araya geleceğini biliyordum. Benden sana karşı bir muhalefet yoktu.

- Abdullah b. Ali'nin cariyesini kendine mi almak istedin?

- Hayır, ama onun zayi olmasından korktum. Onu çadıra aldım ve basma da bir muhafız diktim.

- Bana mektup yazarken önce kendi adını yazan ve Ali'nin kızı ne Üe evlenmek isteyen, kendini de İbn Sulayt b. Abdullah b. Ab- aiye adlandıran kişi sen değil misin?

Bütün bu karşılıklı konuşmalar devam ederken Mansur'un eli Dü Müslim'in elindeydi. Ebu Müslim, onun ellerini ovuyor, öpüyor e °zür diliyordu. Sonra Mansur ona şöyle sordu:

- Bana rağmen Horasan'a girmenin sebebi neydi?

- Senin kalbine bana karşı nefret girmiş olmasından korktu^ Horasan'a geldim ki, oradan sana özrümü beyan eden bir mektup ya_ zayım da kalbindeki düşmanlığı gidereyim.

- Süleyman b. Kesir'i neden öldürdün? O, senden önce bizini da-vetçimiz ve nakibimizdi.

- O bana muhalefet etmek istedi.

- Yazıklar olsun sana! Sen de bana muhalefet etmek istedin ve bana isyan ettin. Eğer ben seni öldürmezsem Allah beni öldürsün!

Böyle dedikten sonra çadırın sütununa vurdu ve pusuda gizlenen adamlar çıkıp geldiler. Osman, Ebu Müslim'e vurdu, kılıcının bağım kopardı; Şebib de bir darbe indirerek ayağını kesti. Diğerleri de kılıçlarıyla ona hamle yaptılar. Bu arada Mansur da şöyle seslendi: «Haydi, ne duruyorsunuz? Onu vurun. Allah elinizi koparsın!» Bundan sonra onu boğazladılar, parçalayıp lime lime etiler. Sonra da vücudunun parçaları Dicle ırmağına atıldı.

Rivayet olunduğuna göre Mansur, onu öldürdükleri zaman yanı-başında durup şöyle dedi: «Allah sana rahmet etsin ey Ebu Müslim. Bize bey'at ettin, biz de bey'atını kabul ettik. Bize söz verdin, biz de sana söz verdik. Verdiğin sözü yerine getirdin, biz de verdiğimiz sözü yerine getirdik. Bugünlerde bize karşı çıkan herhangi bir kimseyi mutlaka öldüreceğimize dair seninle sözleşmiştik. Sen bize karşı isyan ettin, biz de seni öldürdük. Kalbinde bize karşı verdiğin hükmün aynısını biz de sana verdik.»

Başka bir rivayette anlatıldığına göre Mansur şöyle demiştir: «Ey Allah'ın düşmanı, senin bu gününü bize gösteren Allah'a hamdolsun.»

İbn Cerir'in ifadesine göre o esnada Mansur şöyle demiştir:

«Zannettin ki borç ödenmez. Şimdi kile ile öde ey suç babası, Bir zamanlar içirdiğin ve boğazda acı alkan ağacından daha da acılık bırakan kadehten işte sana da içirildi.»

Ebu Müslim'in öldürülmesinden sonra Mansur, halka bir hutbe irad etti ve şöyle dedi:

«Ey insanlar, şükrü terkederek nimet kuşlarım nefret ettirmeyin-Aksi takdirde üzerinize azab iner. İmamlarınıza hiyanet ve hileyi içinizde gizlemeyin. Sizden biri bu hususta gizli bir şey yapacak olursa, gizliliği dili ile ortaya çıkar. Yüzünün çizgilerinden anlaşılır. Bakışla' rmdan bunu idrak ederiz. Hakkımızı tanıdığınız sürece biz de hakkı-nızı tanırız. Fazilet ve üstünlüğümüzü takdir ettiğiniz sürece, size iyilik ve ihsanı unutmayız. Bu hilafet gömleğini elimizden almaya ça' lisanın tepesine yumruğumuzu indiririz ki, adamlarınız doğru yola girsinler; valileriniz de kendilerine çeki düzen versinler.

Şu içi karanlık adam, yani Ebu Müslim; bey1 atımıza hiyanet eden bize açıkça desise kuran kimselerin kanını bizim için mubah saya-V ğını ve hakkından geleceğini bize kafi sözle vaad etti. Ama kendisi hu vaadini bozdu, hiyanet eti, günah işledi, nankörlükte bulundu. Biz a uğrumuzda onun başkalarına verdiği hükmü, kendimiz için ona erdik. Ebu Müslim, işe güzelce başladı. Ama sonunda işleri bozdu. İnsanlardan, bize verdiğinden daha çoğunu aldı. İçinin çirkinliğini dışının güzelliğine tercih etti. Onun içinin pislik ve murdarlığını, niyetinin bozukluğunu anladık. Bizi bu hususta kınayanlar, onun niyetinin bozukluğunu bilseler bizi asla kınamazlar. Bizi kınayanlar onun içini bilseler, onu öldürdüğümüzden ötürü bizi mazur sayarlar. Hatta onun öldürülmesini geciktirdiğimizden ötürü bize kızarlar. Ebu Müslim, bey'atını bozdu, ahdini yerine getirmedi. Nihayet onu cezalandırmamızı helal kıldı. Kanını mubah kıldık. Muhalefet edenlere verdiği hükmün aynısını biz de kendisine verdik. Ona tanıdığımız hak, muhalefet etme hakkını elinden almamıza engel olmadı. Şair Nabiğa ez-Zübyanî, Numan b. Münzir için ne güzel söylemiştir:

"Sana itaat edene, bu itaatma karşılık sen de iyilikte bulun.

Onu menfaatlendir ve ona doğru yolu göster.

Sana karşı gelene ise, hiç merhamet etme.

Ona öyle bir ceza ver ki, zalimleri, yaptıkları zulümlerden caydır-

sın. »

Beyhakî, Hakim'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: Abdullah b. Mübarek'e sordular:

- Ebu Müslim mi, yoksa Haccac mı daha iyidir?

- Ebu Müslim'in herhangi bir kimseden daha iyi olduğunu söyleyemem. Ama Haccac ondan daha kötü idi. Bazıları onun Müslüman olmadığını iddia ettiler, onu zındıklıkla itham ettiler. Ama Ebu Müs-a ?e ^öyle birşey bulunduğunu ispatlayan bir delil göremiyorum. Aksine o, işlediği günahlardan ötürü Allah'tan korkan kimselerdendi.

basi devletinin kuruluşu esnasında akıttığı kanlardan ötürü tevbe tığine dair iddialar da vardır. Allah, işini elbette ki daha iyi bilir.» üatib Bağdadî, Ebu Müslim'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: «Sabır elbisesini giyindim. Sırları gizli tutmayı tercih ettim. Hü-te • Ve ^er^e müttefik oldum, kader ve hükümlere müsamaha gös-tı ^ p ın§ etmedim. Nihayet gayretimin ve arzumun sonuna ulaş-->> «öyle dedikten sonra da şu şiiri okudu:

«Merv,

^anoğullan meliklerinin aciz kaldıkları şeye ben, sağlam ve yerj guııan meıiKierınm aciz KaıaiKiarı ş e bır görüş ve sırlarımı gizleyerek ulaştım.

Onları, kendilerinden önce hiçbir kimsenin dalmadığı, Bir uykudan, başlarına kılıçla vurarak uyandırdım. Kendi mülkleri Şam'da uykuya dalmışlarken onları kuşatıver-dim.

Yırtıcı hayvanların çok olduğu bölgede koyunlarını otlatan çoban Uykuya dalarsa, o koyunları aslan otlatmaya başlar.»

Ebu Müslim, hicri 137. senenin şaban ayının 7'sinde, çarşamba günü, Medain'de Öldürüldü. Şaban ayının bitimine beş gün, veya dört gün veya iki gece kala öldürüldüğüne dair çeşitli rivayetler de vardır.

Ravinin biri dedi ki: Ebu Müslim'in ortaya çıkışı, hicri 129. senenin ramazan ayında olmuştu. Hicri 127. senenin şaban ayında ortaya çıktığı da söylenir. Bir iddiaya göre o, hicretin 140. senesinde Bağdat'ta Öldürülmüştür. Bu yanlış bir ifadedir. Çünkü «Tarih-i Bağdat» adlı eserinde Hatib Bağdadî'nin anlattığına göre o zaman Bağdat şehri henüz kurulmamıştı. Bu söz merduttur.

Bundan sonra Mansur, Ebu Müslim'in adamlarına bağışta bulunup kendisine rağbet ettirerek veya korkutarak yahut yöneticilikler vererek gönüllerini kazanmaya çalıştı.

Ebu Müslim'in en güçlü adamlarından ve muhafız kuvvetleri komutam olan Ebu İshak'ı huzuruna çağırttı. Boynunu vurmak istedi. Ancak Ebu İshak şöyle dedi: «Ey mü'minlerin emiri, Allah'a yemin ederim ki, bugün hariç, şimdiye kadar kendimi asla güvende hissetmedim. Huzuruna geldiğim her günde mutlaka kefenimi giyiyor ve kefenime hanut kokusu sürüyordum.» Böyle dedikten sonra iç çamaşırlarını açtı. Hanut kokusu sürüldüğü ve kefenlerini giydiği görüldü. Mansur ona acıdı ve onu serbest bıraktı.

İbn Cerir'in anlattığına göre Ebu Müslim, Abbasi devletinin kuruluşu ve Abbasi hakimiyetinin yerleşmesi uğruna yaptığı savaşlarda 600.000 adam öldürmüştür. Bunları, huzurunda eli kolu bağlı olarak Öldürtmüştür. Başka şekilde öldürdükleri de hariç.

Bu yaptıklarından ötürü kendisini kınayıp azarlayan Mansur1 a da şöyle demişti:

- Ey mü'minlerin emiri, bu kadar çektiğim mihnetlerden ve gösterdiğim yararlılıklardan sonra bana böyle şeyler söylenmemeli ve azarlanmamalıyım.

- Ey kötü kadının oğlu! Eğer senin yerine bir cariyeyi bile bu göreve tayin etseydim o da bu işi başarıyla tamamlardı. Sen bütün yap" tıklarım bizim devletimiz ve gücümüz sayesinde yaptın. Eğer bu iş1 kendi gücünle yapmaya kalkışsaydm bir fitil dahi elde edemezdin.

Mansur onu öldürtünce, bir abaya sarıldı. Vücudu paramparça edilmişti. O esnada İsa b. Musa huzura girdi ve şöyle sordu:

- Ey mü'minlerin emiri, Ebu Müslim nerede?

- Az önce buradaydı.

- Ey mü'minlerin emiri, sen onun itaatkar lığını, samimiyetini ve İmam İbrahim'in onun hakkındaki olumlu görüşünü biliyordun. Ne diye öldürdün?

- Ey ahmak! Vallahi, yeryüzünde onun kadar sana düşman olan bir başka kimse bulunduğunu bilmiyorum. İşte o şurada, örtünün altındadır.

- İnnâ lillah ve innâ ileyhi râciun (Doğrusu biz Allah'a aidiz ve

biz O'na dönücüleriz.).

- Allah senin kalbini söküp atsın! Siz Ebu Müslim'i, yaptığı kötülüklerden alıkoyabiliyor, onu iyiliklere sevkedebiliyor muydunuz? Ona karşı bir gücünüz var mıydı?

Bundan sonra Mansur, komutanların önde gelenlerini huzura çağırdı. Ebu Müslim'in öldürülmesinden haberleri yoktu. Ebu Müslim'i öldüreyim mi öldürmeyeyim mi diye onlara danıştı. Hepsi de öldürülmesini tavsiye ettiler. Hatta bazıları, söyledikleri Ebu Müslim'e ulaştırılabilir korkusuyla çekinceli konuştu. Ama Mansur, Ebu Müslim'i öldürdüğünü onlara açıklayınca hepsi sevinç ve memnuniyetlerini açığa vurdular. Bunu beklemiyorlardı. Sonra Mansur insanlara bir hutbe irad etti, konuyu onlara anlattı. Nitekim bu hususu önceki sayfalarda da anlatmıştık.

Bundan sonra Mansur, Ebu Müslim'in mallarını ve servetlerini korumakla görevli naibine, Ebu Müslim'in adına bir mektup yazarak yanındaki bütün malları zahire ve mücevherleri getirmesini emretti. Mektubu da Ebu Müslim'in mühürünün tamamı ile mühürledi. Yani yüzüğündeki kaşın tümünü mektubun altına bastırdı. Naib, bu mektubun üzerindeki tam vurulmuş mühürü görünce şüphelendi. Çünkü daha önce Ebu Müslim ona şu uyarıda bulunmuştu: «Benim mektubum sana geldiğinde dikkatle bak. Eğer yüzüğümün kaşının yarısıyla mühürlenmişse, gereğini yap. Emri yerine getir, çünkü ben mektup-anmı yüzüğümün kaşının yarısıyla mühürlerim. Ama mektup, kaşın umu ile mühürlenmiş olarak sana gelirse, sakın kabul etme ve gere-S11" yapma.»

^aıb, bu mektubun tam mühürle mühürlendiğini görünce, Man-u*ı gönderdiği mektubu kabul etmeye yanaşmadı. Bunun üzerine nsur, bütün mal ve hasılatı alıp naibi öldürmek için adamlarını önderdi.

a Önce ^u Müslim'in yerine kendisini tayin edeceğine dair "ulunan Mansur, Ebu Davud İbrahim b. Halid'in Horasan va tayın edildiğine ilişkin mektubunu ona gönderdi. u senede Sinbaz, Ebu Müslim'in kan davasını güderek ortaya

çıktı. Sinbaz, bir Mecusi idi. Komes ve İsfahan'ı ele geçirdi. Kendisi^ Feyruz İsbahbaz deniliyordu. Ebu Cafer el-Mansur, 10.000 kişilik bir süvari ordusunu Cehver b. Mürrar el-İclî komutasında onun üzerine gönderdi. İki ordu Hemedan ve Rey arasındaki çölde karşılaştılar Cehver, Sinbaz'ı hezimete uğrattı. Adamlarından 60.000'ini öldürdü Çocuk ve kadınlarını esir aldı. Bundan sonra da Sinbaz öldürüldü Onun hakimiyeti yetmiş gün sürmüştü. Ebu Müslim'in, Rey'de bulunan ve Sinbaz'm eline geçen malları geri alındı.

Bu senede Mülebbed b. Harmele eş-Şeybanî adında biri Cezire'de 1.000 kadar Hariciyi yanına alarak ayaklandı. Mansur da onun üzerine çok sayıda asker gönderdi. Hepsi de ondan kaçıyor ve bozguna uğruyordu. Sonra Cezire naibi Hamid b. Kahtabe onu öldürdü. Mülebbed de kendisini hezimete uğrattı. Hamid, kalelere sığındı, kendini koruma altına aldı. Fakat daha sonra Hamid b. Kahtabe, 100.000 dinar vermek şartı ile Mülebbed ile barış yapma teklifinde bulundu. Mülebbed bunu kabul etti ve ona ilişmeden geri döndü.

Vakidî'nin ifadesine göre bu senede halifenin amcası İsmail b. Ali b. Abdullah b. Abbas insanlara haccettirdi. Bu zat Musul valisi idi. Küfe valisi İsa b. Musa, Basra valisi Süleyman b. Ali, Cezire valisi Hamid b. Kahtabe, Mısır valisi Salih b. Ali, Horasan valisi Ebu Da-vud İbrahim b. Halid, Hicaz valisi de Ziyad b. Abdullah idi.

Halifenin, Sinbaz ve diğer asilerle meşgul oluşundan ötürü bu senede Anadolu gazası yapılmadı.

Önceki sayfalarda da anlatıldığı gibi bu senede vefat eden meşhur şahsiyetler arasında Ebu Müslim el-Horasanî ve Yezid b. Ebi Ziyad bulunmaktadır. Yezid, Ebu Müslim aleyhinde konuşanlardan biri idi. Nitekim bunu «Tekmil» adlı eserimizde anlatmışızdır. Doğrusunu, noksanlıklardan münezzeh olan yüce Allah daha iyi bilir.