El-Bidaye ve'n-Nihaye · Temmuz 1, 2026

Ebu Süleyman Ed-Daranî

Ebu Süleyman ed-Daranî'nin adının, Abdurrâhman b. Ahmed b. Atiyye ya da Abdurrâhman b. Asker Ebu Süleyman ed-Daranî olduğuna dair çeşitli rivayetler vardır. İlmiyle amel eden imamlardan biriydi. Aslı Vasıt şehrindendir. …

Ebu Süleyman ed-Daranî'nin adının, Abdurrâhman b. Ahmed b. Atiyye ya da Abdurrâhman b. Asker Ebu Süleyman ed-Daranî olduğuna dair çeşitli rivayetler vardır. İlmiyle amel eden imamlardan biriydi. Aslı Vasıt şehrindendir. Dımışk'ın batısında, Dariya isminde bir kasabaya yerleşti.

Ebu Süleyman ed-Daranî, hadisi, Süfyan-ı Sevrî ve başkalarından dinledi. Ahmed b. Ebi'l-Havarî ile bir topluluk da ondan rivayetlerde bulundular.

Hafız İbn Asakir, Ebu Süleyman ed-Daranî tariki ile Enes b..Ma-lik'ten rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

«Bir kimse Öğle namazından önce dört rekat namaz kılarsa, Ce-nâb-ı Allah onun o günkü günahlarını bağışlar.»

Ebu 1-Kasım el-Kuşeyrî, Ebu Süleyman ed-Daranî'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:

«Bir kıssacmm meclisine gittim. Sözleri kalbime tesir etti. Yanından kalkıp eve döndüğümde kalbimde sözlerinin tesiri kalmadı. İkinci kez yanına gidip kendisini dinledim, sözleri kalbime tesir etti. Yanından ayrılıp eve dönerken yolda sözlerinin tesiri kalbimde kalma-jmştı. Üçüncü kez yanına gittim, sözleri kalbime tesir etti. Evime döndüğümde de bu tesir devam etti. Allah'a muhalefet aletlerini kırdım ve doğru yola koyuldum. Ben başımdan geçen bu hikayeyi Yahya b. Muaz'a anlattığımda şöyle dedi: "Bir serçe, bir turnayı avlamış."»

Bu sözündeki serçe kelimesi ile kıssacıyı, turna kelimesiyle de Ebu Süleyman ed-Daranî'yi kasdetmişti.

Ahmed b. Ebi'l-Havarî, Ebu Süleyman ed-Daranî'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:

«Bir kimseye birşey ilham edilir de o şeyin tesirini kalbinde duymazsa, o şeyle amel etmesi durumunda kendisi için bir hayır yoktur. Ama o şeyin tesirini kalbinde duyarak onunla amel ederse bu, nur üzerine nur olur.»

Cüneyd, Ebu Süleyman ed-Daranî'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:

«Milletin nüktelerinden bir nükte bazen kalbime tesir eder, ama o nükteyi kitab ve sünnet gibi iki adil şahid olmadan kabul etmem.»

Ebu Süleyman ed-Daranî, şöyle demişti:

«Amellerin en faziletlisi, nefsin heveslerine muhalefet etmektir.

Herşeyin bilgisi vardır. Allah'tan uzaklaşmanın bilinmesi ise Allah korkusundan ötürü ağlamayı terketmektir.

Herşeyin bir pası vardır. Kalp nurunun pası ise karın tokluğudur.

Seni Allah'tan alıkoyan aile, mal veya çocuk gibi herşey uğursuzluktur.

Bir gece mihrapta dua ediyordum. Ellerimi açıp göğe doğru çevirmiştim. Üşüdüm. Ellerimden birini yumdum ve koltuğumun altına koydum, diğeri ise açık kaldı. Öylece dua ettim. Dua halindeyken gözlerim kapandı, uykuya daldım. Rüyada görmediğim biri bana şöyle

sesleniyordu:

- Ey Ebu Süleyman! Sana verdiğimiz bu kazancı açık duran tek eline koyduk. Diğeri de açık olsaydı, ona da bu manevi kazancı koyacaktık.

Kendi nefsime yemin verdim. Bundan sonra sıcak veya soğuk her zaman iki elim açıkta ve göğe doğru çevrilmiş olarak dua etmeye karar verdim.

Bir gece virdimi tamamladıktan sonra uyudum. Rüyada gözleriiri ve siyah bir huri ile karşılaştım. Bana şöyle diyordu: "Sen uyuyorsun, ama ben şu perdelerin gerisinde beşyüz seneden beri senin için besleniyorum ve hazırlanıyorum."

Ahmed b. Ebi'l-Havarî, Ebu Süleyman'ın şöyle dediğini rivayet etmiştir:

«Cennet'te nehirler vardır. Bu nehirlerin kıyılarında kurulan çadırlarda huriler yaşarlar. Cenâb-ı Allah, bu hurileri çok güzel bir şekilde, eşsiz ve benzersiz olarak yaratmıştır. Bunların yaratılışları tamamlanınca melekler, üzerlerine çadırlar kurarlar. Bunlardan herbi-ri altından yapılmış, eni ve genişliği birer mil uzunluğunda olan kürsüler üzerinde otururlar ki, arkaları kürsünün kenarından dışarıya çıkmıştır. Cennetliklerden her biri, köşklerinden çıkıp şu nehirlerin kıyılarında dolaşırlar. Sonra dolaşan erkeklerden her biri bu hurilerin yanına giderler. Dünyada iken Cennet nehirleri kıyısında bakire hurilerle cinsel ilişkide bulunan kimsenin durumu nasıl olur?»

Ahmed b. Ebi'l-Havarî, Ebu Süleyman'ın şöyle dediğini rivayet etmiştir:

«Dünya ve ahirette her hayır ve iyiliğin aslı, Aziz ve Celil olan Allah'tan korkmaktır. Dünyanın anahtarı tokluk, ahiretin anahtarı ise açlıktır. Ey Ahmed! Az bir açlık, az bir çıplaklık, az bir fakirlik, az bir sabır gerek. Bunu yaparsan dünyadaki günlerin zaten sona erer.»

Ahmed b. Ebi'l-Havarî dedi ki: «Ebu Süleyman ed-Daranî, bir gün sıcak bir ekmek ve tuz yemek istedi. Kendisine istediklerim getirdim. Ekmeğin bir parçasını ısırdı, sonra atıp ağlamaya başladı ve şöyle dedi: "Ey Rabbim! iştahımın çektiği şeyi bu dünyada bana peşin olarak verdin. Uzun süre zahmet çektim. Şekavet içinde oldum, ben bu halimden dönecek miyim?" Böyle dedikten sonra yanındaki tuzu tatmadı ve nihayet yüce Allah'ın katına vardı.»

Onun şöyle dediğini işittim: «Bir göz açıp kapayacak kadarlık bir sürede dahi nefsimden razı olmadım. Yeryüzündeki bütün insanlar beni, kendimi alçattağım kadar alçaltmak isteseler" bunu başaramazlar.

Bir kimse kendini kıymetli görürse, kıymetin tadını alamaz.

Bir kimse Allah'a hüsn-ü zanda bulunur da sonra ondan korkmaz ve itaat etmezse, o aldanmıştır.

Kulun Allah'tan korkması, Allah'a olan ümidini bastırmahdır. Eğer ümidi korkuyu bastıracak olursa kalbi bozulur.»

Ahmed b. Ebi'l-Havarî dedi ki: «Ebu Süleyman ed-Daranî, bir gün bana şöyle bir soru sordu:

- Sabırdan daha üstün bir mertebe var mıdır?

- Evet, rıza mertebesi vardır.

Benim bu cevabım üzerine bir çığlık atfı, sonra bayıldı. Bir süre sonra ayıhp şöyle dedi:

- Eğer sabredenler ücretlerini (sevaplarını) hesapsız bir şekilde alırlarsa diğerlerini, yani rıza ehli kimseleri sen düşün. Onlar ki, Allah onlardan hoşnud olmuştur.»

Ebu Süleyman, şöyle demiştir:

«Bir göz açıp kapayacak kadar kısa bir süre dahi Allah'tan gafil olmam durumunda bütün dünya ve içindeki şeyler baştan sona be-nİm olsa ve bütün bu şeyleri hayır yoluna sarfetsem, infakta bulunsam yine de hoşuma gitmez.»

«Zahidin biri, bir başka zahide şöyle dedi:

- Bana tavsiyede bulun.

- Allah seni yasakladığı yerde görmesin ve sana emrettiği yerde de seni bulmaması, söz konusu olmasın.

- Bana biraz daha tavsiyede bulun.

- Bende bundan başka bir tavsiye yok.» Ebu Süleyman, şöyle demişti:

«Gündüz ihsanda bulunan bir kimseye, gecelerinde bunun karşılığı verilir. Gecelerinde ihsanda bulunan kimseye de gündüzlerinde bunun karşılığı verilir. Bir kimse şehveti terketme hususunda samimi ve dürüst olursa, Cenâb-ı Allah, onun kalbindeki şehveti giderir. Cenâb-ı Allah, kendi rızası için terkedilen bir şehvet sebebiyle bir kalbi azaplandırmayacak kadar yücedir.

Dünya bir kalbe yerleşirse, o kalpteki ahiret göçer. Ahiret bir kalpte bulunursa, dünya gelip onu sıkıştırır. Dünya bir kalpte bulunursa, ahiret gelip onu sıkıştırmaz. Çünkü dünya alçaktır, ahiret yücedir. Yüce olanın, alçakla bir arada bulunmak için onu sıkıştırması uygun düşmez.»

Ahmed b. Ebi'l-Havarî dedi ki: Bir gece, Ebu Süleyman ed-Dara-nî'nin yanında kaldım. Onun şöyle dediğini işittim:

«Ey Rabbim! Senin onur ve üstünlüğüne yemin ederim ki, eğer günahlarım sebebiyle beni hesaba çekecek olursan, ben, affım illa da bana ver diye talepte bulunmam. Eğer cimriliğim sebebiyle beni hesaba çekecek olursan, ben, cömertliğini illa da bana ver diye talepte bulunmam. Eğer beni Cehennem'e götürmelerini emredersen, ben cehennemliklere seni sevdiğimi söylerim.»

Ebu Süleyman şöyle derdi:

«Eğer bütün insanlar hakta şüphe etseler de ben yalnız başıma Kalsam, yine de hakta şüphe etmem.