El-Bidaye ve'n-Nihaye · Temmuz 1, 2026

Fasıl

Vali İshak'ın gönderdiği cevaplar kendisine ulaşınca Me'mun ona, bu yaptığı işleri övücü cevabi bir mektup gönderdi. Ayrıca imtihan edilen fertlerden her birinin sözlerine cevaplar yazarak valiye, onları tekrar imtihan …

Vali İshak'ın gönderdiği cevaplar kendisine ulaşınca Me'mun ona, bu yaptığı işleri övücü cevabi bir mektup gönderdi. Ayrıca imtihan edilen fertlerden her birinin sözlerine cevaplar yazarak valiye, onları tekrar imtihan etmesini emretti. Kur'ân'ın mahluk olduğunu kabul edenlerin durumlarını halka duyurmasını, kabul etmeyenlerin ise zincire vurulmuş ve muhafaza altına alınmış olarak haklarında uygun göreceği cezayı vermesi için kendisine gönderilmesini bildirdi. Me'mun, Kur'ân'ın mahluk olduğunu kabul etmeyen âlimlerin boyunlarını vurmaya niyetlenmişti.

Me'mun'un bu mektubunu alan Bağdat valisi İshak, ikinci bir oturum düzenledi. Önceki kısımda adları geçen ulemayı meclisine çağırdı. Aralarında Bişr b. Velid el-Kindî'nin arkadaşı İbrahim b. Mehdi de vardı. Me'mun, bunların Kur'ân'ın mahluk olduğunu benimsememeleri halinde hemen öldürülmelerini kesin bir ifade ile emretmişti.

Vali İshak bunları imtihan edince hepsi de, "Gönlü imanla dolu olduğu halde, zor altında olan kimse müstesna..." (en-Nahi, 106.) mealindeki ayet-i kerimeyi tevil ederek, Kur'ân'ın mahluk oluşu görüşünü istemeye istemeye kabul ettiler.

Yalnız şu dört kişi Kur'ân'ın mahluk olduğunu kabul etmedi: Ah-med b. Hanbel, Muhammed b. Nuh, Hasan b. Hammad Seccade ve Ubeydullah b. Ömer el-Kavarirî. Vali İshak, halife Me'mun'a göndermek üzere bunları zincire vurup nezarethaneye attı. Sonra ikinci gün tekrar bunları huzuruna çağırıp imtihan etti. Seccade, Kur'ân'ın mahluk olduğu görüşünü kabullendi ve serbest bırakıldı. Üçüncü gün yine bunları huzuruna çağırıp imtihan etti. Bu defa da Kavarirî bu görüşü kabullendi. O da serbest bırakıldı. İmam Ahmed b. Hanbel ile Muhammed b. Nuh el-Cündisaburi ise nezarethanede bırakıldılar. Çünkü bunlar Kur'ân'm mahluk oluduğu görüşünü kabullenmemekte ısrar ettiler. Vali İshak da bunların bağlarım pekiştirdi, prangaya vurup Tarsus'ta bulunan halife Me'mun'a gönderdi. Ayrıca, halifeye, bunlar hakkında bir mektup yazıp gönderdi. Ahmed b. Hanbel ile Muhammed b. Nuh, karşılıklı oturacak şekilde bir mahfele konulup deveye bindirilerek yola çıkarıldılar.

İmam Ahmed b. Hanbel, kendileri ile Me'mun'u bir araya getirmemesi, kendilerini Me'mun'a göstermemesi, Me'mun'u da kendilerine göstermemesi için Aziz ve Celil olan Allah'a dua etmeye başladı.

Bu sırada Me'mun, Bağdat valisine bir mektup göndererek şöyle dedi: «Duyduğuma göre o hadisçi ve kelamcılar, Kur'ân'ın mahluklu-ğu görüşünü, "Gönlü imanla dolu olduğu halde zor altında olan kimse müstesna..." (en-Nahi, 106.) mealindeki ayet-i kerimeyi tevil ederek kabullenmişlerdir. Oysa onlar bu tevillerinde çok büyük hata yapmışlardır. Sen bunların tümünü bana gönder.»

Vali İshak da bunları yanına çağırarak Tarsus'a gitmelerini emretti. Hepsi Tarsus yoluna koyuldular. Yolda iken Me'mun'un ölüm haberini aldılar. Bunun üzerine Rakka'ya döndürüldüler. Sonra da Bağdat'a dönmelerine izin verildi. İmam Ahmed b. Hanbel ve Muhammed b. Nuh el-Cündisaburî, diğer âlimlerden önce yola koyulmuşlar ve Tarsus'a yaklaşmışlardı. Ama Me'mun'la karşı karşıya gelmemişlerdi. Onlar Tarsus'a girmeden ve Me'mun'la buluşmadan, Cenâb-ı Allah, Me'mun'u öldürdü. Noksanlıklardan münezzeh olan yüce Allah, kulu ve velisi İmam Ahmed b. Hanbel'in duasına icabet etti. Onları Me'mun'a göstermedi, Me'mun'u da onlara göstermedi. Aksine bunlar Bağdat'a döndürüldüler.

Bunların, Mutasım b. Reşid'in hilafetinin ilk zamanlarında karşılaştıkları sıkıntıları ve feci durumları ileriki kısımlarda detaylı olarak anlatacağız. Bu husustaki tam bilgiyi, İmam Ahmed b. Hanbel'in hicri 241. senede vefat edişini ve biyografisini anlatırken vereceğiz. Yardımına başvurulacak olan zat, yüce Allah'tır.