Halid b. Abdullah b. Yezid b. Esed b. Kürz b. Amir b. Abkarî Ebü'l-Heysem el-Becelî el-Kusarî edDımışkî. Velid tarafından Mekke ve Hicaz valiliğine atanmıştı. Sonra halife Süleyman da onu bu görevde bırakmıştı. Daha sonra halife Hişam zamanında onbeş sene müddetle Irakeyn valiliği yaptı. İbn Asakir dedi ki: "Halid b. Abdullah'ın evi Şam'ın Merbaatül-kaz mevkiinde idi ki, bugün Darüşşerif el-Yezidî olarak bilinir. Torna kapısı dahilindeki hamam da ona nisbet edilir."
Halid b. Abdullah b. Yezid b. Esed, dedesi Esed'den rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.), ona şöyle demiştir:
"- Ey Esed! Cennet'i sever misin?
- Evet.
- Öyleyse kendi nefsin için sevdiğin ve istediğin şeyi Müslümanlar için de sev ve iste."
Halid b. Abdullah b. Yezid'den rivayette bulunanlar arasında İsmail b. Evsat, İsmail b. Ebi Halid, Habib b. Ebi Habib ve Humeyd et-Tavil de vardır. Yine onun, dedesi Esed tariki ile Rasûlullah (s.a.v.)'-tan hastalıkların günahlara keffaret kılınacağına dair bir hadisi rivayet ettiği anlatılır. Annesi Hristiyandı. Ebu Bekir b. Ayyaş, annesi Hristiyan olup eşraftan olanlar arasında Halid b. Abdullah'ın adını da nakletmiştir.
Medainî dedi ki: Onun reisliğindeki icraatlarından biri şudur: Şam'da atı üzerinde dolaşmaktayken bir çocuğu ezivermiş, hemen çocuğu kaldırıp atına bindirmiş ve oradaki bir grup insana bu kazaya kendisinin sebebiyet verdiğini, çocuğun ölmesi halinde diyetini vereceğini söylemişti.
Halife Velid, onu hicretin seksendokuzuncu senesinde Hicaz valiliğine tayin etmiş; vefatına kadar o görevde bırakmıştı. Sonra halife Süleyman da onu bu görevinde bırakmıştı. Hicretin 106. senesinde Hişam onu Irak valiliğine tayin etmiş, o da bu görevini hicretin 120. senesine kadar sürdürmüş, sonra da yerine atanan Yusuf b. Ömer'e teslim etmişti. Yusuf b. Ömer, onun malını müsadere etmiş, kendisine işkencede bulunmuş, sonra da serbest bırakmıştı. O da aynı senenin muharrem ayında gidip Şam'da ikamete başlamıştı.
Fakat Velid b. Yezid, daha sonra onu Yusuf b. Ömer'e teslim etmiş, ondan 50.000.000 dirhem para almıştı. Halid b. Abdullah, aşırı işkence altında canını vermişti. Ayakları ezilmiş, bacakları kırılmış, gon'ta da uyluk kemiklerini bundan sonra da göğüs tahtasını kırmışlar îbu nedenle vefat etmişti. Bir tek kelime dahi konuşmamış, ah et-naerniŞ' böylece ruhunu teslim etmişti. Allah ona rahmet etsin. Leysî, babasının şöyle dediğini rivayet etmiştir:
Jîalid b. Abdullah el-Kusarî, bir gün hutbe irad etmeye başlamış, ancak dili tutulmuş ve konuşamaz olmuş ve şöyle demişti: "Ey insanlar t>u soz bazen insanın ağzına gelir, bazen de uzaklaşır. İnsan konuşamaz hale gelir. Sebep vuku bulunca kişi konuşabilir, ama yok olunca da konuşamaz olur. Kişinin beyanı bazen meyveden sıkılan su gibi gelir ve konuşması bazen de tutulur. Arzuladığınız rahat konuşma bir gün bana tekrar nasib olacaktır ve biz arzuladığınız şekilde tekrar size hitab etme gücüne kavuşacağız."
Asmaî ile diğerleri dediler ki: Halid b. Abdullah el-Kusarî bir gün Vasıfta hutbe irad etti. Şöyle dedi: '
"Ey insanlar! Güzel huylarda ve iyiliklerde birbirinizle yarışın. Sizi manen zenginleştirecek olan manevi ganimetlere koşun. Cömertlik yaparak övülmeyi hak edin. Başkasının alacağını geciktirerek yerilmeyin. Yapmaya niyetlendiğiniz ama henüz yapamadığınız bir iyilikle Övünmeyin. Herhangi bir kimseye bir nimet verirsiniz ama şükrünü görmezseniz, bilin ki, vermiş olduğunuz o nimetin mükafatım Allah daha güzel bir şekilde size verir. Karşılığında daha bol bağışta bulunur. Bilesiniz ki, insanların size olan ihtiyaçları bir nimettir. Onları bıkıp usandırarak bu nimeti nikmete dönüştürmeyin.
Malın en faziletlisi, sevap kazandıran ve insanın hatırasını kendisinden sonra devam ettirendir. Eğer iyiliği bir insan suretinde göre-bilseydiniz onu yakışıklı bir adam suretinde görecektiniz ki insanlar
ona bakınca mutlu olur ve sevinirlerdi. O yakışıklı insan da bütün âlemlerin fevkinde olurdu.
Cimriliği de bir insan suretinde görebil-şeydiniz, onu çirkin bir insan suretinde görecektiniz ki
kalpler ondan nefret eder, gözler onu görmek istemezdi. Doğrusu cömertlik yapan efendi olur ve
yükselir. Cimrilik yapan da zelil ve alçak olur.
insanların en âlicenabı, kendisinden umulmadığı halde bağışta bulunandır. Gücü yettiği halde
karşısındaki suçluyu affedendir. İnsanların en faziletlisi, kendisi ile bağlarını koparanların ziyaretine
gidendir. Ekimi hoş olmayanın ürünü de temiz olmaz. Güzelce ekilen °humun dalları, budakları,
iyice yeşerir. Kökleri uzar."
Asmaî, ömer b. Heysem'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: Bedevi-nın "iri Halid b. Abdullah el-
Kusarî'nin yanına geldi. Ona şu methi-yi okudu:
Kürz-ü Hayz'ın oğlu, sana rağbet ederek yöneldim ve geldim, bana zayıf ve darmadağın olanı
bildiresin.
Bütün iyilikleri şahsında toplayan şerefli bir lider olan yumuşak huylu ve cömert adama geldim. Zürriyeti ve soyu bakımından Allah'ın en kıymetli yaratığının (yanma geldim. İnsanlar iyiliklerini kısarlarken sen yükseldin,
Ayakta dimdik durdun. Buralarda bir yoksul dahi kalmadı senin sayende. Ey cömertlikte deniz gibi olan kişi, insanlar senin dalgalarıii altında kaybolurlar.
Senden iyilik istediklerinde dalgalanır ve köpük saçarsın.
Abdullah'ın oğlu Halid'i her yerde sınadım.
Şahsiyet bakımından onu, insanların en hayırlısı ve en şereflisi olarak gördüm.
Eğer cömertlik ve hayırhahlık nedeniyle dünyada namı ebedi kalacak biri olsaydı;
O da Halid b. Abdullah olurdu. Yani sen ebediyyete kadar namım sürdürürdün.
Senden ümid ettiğim şeyden beni yoksun bırakma,
Aksi takdirde yüzüm kararır ve simsiyah hale gelir."
Halid, bu şiiri ezberledi. Yanında insanlar toplandığında o bedevi kalkıp tekrar bu şiiri okumak
isteyince Halid daha atak davranarak ondan önce okumaya başladı ve o bedeviye: "Ey ihtiyar, biz
bu şiiri senden önce öğrendik." dedi. İhtiyar bedevi de dönüp dışarı çıktı. Halid, onun bu hususta ne
diyeceğini tespit etmek için peşine adam taktı. Takip eden adam, ihtiyar bedevinin şu beyitleri
okumaya başladığını duydu:
"Bilesiniz ki, ben Allah yolunda ümid beslemiyordum Halid'in yanında.
Fazlaca zahmetlerle de karşılaşmadım bu uğurda.
Malıyla cömertlik yapan bir bağış denizinin yanma gittim.
O, övgüyü kazanmak için bol mal verir.
Ama uğursuz bahtım o adamın cömertliği hususunda bana muhalefet etti.
Uğursuzluğum yanıma yaklaştı. Şansım benden uzaklaştı.
Eğer onun yanında bir nasibim olsaydı mutlaka elde edecektim;
Ama bu da tek ve bir olan Allah'ın bir emridir."
Takip eden adam, ihtiyar bedeviyi yakalayıp Halid'in huzuruna götürdü ve yolda söylediği şiirleri ona nakletti. Halid de ihtiyar bedeviye 10.000 dirhem verilmesini emretti.
Asmaî dedi ki:
Bedevinin biri Halid b. Abdullah el-Kusarî'den dağarcığını unla doldurmasını istedi, ama Halid, dağarcığının dirhemlerle doldurulmasını emretti. Huzurdan çıkan bedeviye: "Halid sana nasıl davrandı?" diye sorduklarında bedevi şu cevabı verdi: "Ben arzuladığım şevin bana verilmesini istedim, ama o kendi arzuladığı şeyin bana verilmesini emretti."
Ravinin biri dedi ki: Bir ara Halid, kendi maiyetiyle birlikte dolaşmakta iken bedevinin biri karşısına çıktı ve ondan, boynunu vurmasını istedi. Halid, ona sordu:
- Neyin var, niçin bu istekte bulunuyorsun? Yol mu kestin? Asi mi oldun? Başkasını isyana mı sürükledin?
Bedevi, bütün bu sorulara, "Hayır" diye karşılık verdi. Halid ona
sordu:
- Peki ne diye boynunun vurulmasını istiyorsun? -Yoksulluk ve muhtaçlığa dayanamadığını için... - Öyleyse ihtiyacını söyle bakalım.
- Bana 30.000 dirhem lazım.
Halid, beraberindeki arkadaşlarına şöyle dedi: "Bugün kazandığım kadar başka hiçbir gün kazanmamışım. Çünkü bu bedevinin benden 100.000 dirhem isteyeceğini tasarlamıştım ve 100.000 dirhemi vereceğimi de kararlaştırmıştım. Ama kendisi benden 30.000 dirhem istedi, böylece 70.000 dirhem kazanmış oldum. Haydi, bu kadar kazandığıma göre gelin geri dönelim." Böyle dedikten sonra bedeviye 30.000 dirhem verilmesini emretti.
Halid, makamında oturduğunda mal ve paralar önüne konulurdu. Kendisi de şöyle derdi: "Bu mal ve paralar emanettir, hak sahiplerine dağıtılmaları gerekir."
Halid'in Rabia adındaki cariyesinin 30.000 dirhem değerindeki yüzüğü kanalizasyona düşmüştü. Rabia, yüzüğünü kanalizasyondan Çıkaracak bir adam getirilmesini istedi. Fakat Halid ona: "Senin elin 0 *adar değerlidir ki, bu pis yere düştükten sonra o yüzüğü takmaman gerekir." dedi ve Rabia'ya yüzüğünün karşılığında 5.000 dinar verilmesini emretti. Cariye Rabia'mn büyük miktarda zinet eşyaları vardı. Zinetleri arasında her biri 73.000 dinar değerinde bir yakut ve birinci vardı."
Efalü'l-İbâd" adlı kitabında Buharı, "Kitabü's-Sünne" adlı ese-nde Ibn Ebi Hatim ve sünnetle ilgili kitaplar tasnif eden birçok rivayet ettiler ki; Halid b. Abdullah el-Kusarî, kurban bayra hutbe irad etti ve cemaata şöyle dedi: v Asanlar! Kurbanlarınızı kesin. Allah kurbanlarınızı kabul sun- Ama ben, Ca'd b. Dirhem'i kurban edeceğim. Çünkü o, Cenâb-ı Allah'ın İbrahim peygamberi "Halil" (dost) edinmediğini ve Musa peygamberle de Tur-i Sina'da konuşmadığını iddia ediyor. Cenâb-ı Allah, onun iddialarından yüce ve büyüktür."
Böyle dedikten sonra minberden indi ve Ca'd b. Dirhem'i minberin dibinde boğazladı.
Birçok imam dediler ki: Ca'd b. Dirhem Şamlı idi. Mervan el-Hi-mar'ın mürebbisi idi. Bu nedenle kendisine Mervan el-Ca'dî denilmiştir. Yani Mervan, kendisini terbiye eden Ca'd'a nisbet edilmiştir. Ca'd b. Dirhem, Cehm b. Safvan'm şeyhidir. Cehmiye taifesi ona nisbet edilir. Bunlar Cenâb-ı Allah'ın her mekanda kendi zatı ile bulunduğunu söylerler. Cenâb-ı Allah, bunların söylediklerinden yüce ve uludur.
Ca'd b. Dirhem, bu pis ve murdar mezhebini Eban b. Sem'an adındaki bir adamdan almıştır. Eban da Lebid b. A'sam'm kız kardeşinin oğlu Talut'tan almıştır. Lebid b. Asam, Peygamber (s.a.v.) Efendimiz'e büyü yapan Yahudidir. Bu Yahudi bir tarak üzerinde yaptığı büyüyü Zi Evan kuyusunun dibindeki bir taşın altına gizlemişti. Bu kuyunun suyu kına sıvısı renginde idi. Lebid'in Peygamber Efendimize büyü yaptığına dair hadis, Sahihayn'da ve diğer hadis kitablarında sabittir. Bazı hadislerde anlatıldığına göre Cenâb-ı Allah bu sebeple Muavvizeteyn (Felak ve Nâs) sûrelerini inzal buyurmuştur.
Ebu^Bekir b. Ebi Hayseme, Ebu Bekir b. Ayyaş'ın şöyle dediğini rivayet etmiştir: Halid b. Abdullah el-Kusarî'yi, Muğire ile adamlarının kendisinin huzuruna getirildikleri esnada gördüm. Mescidde tahtı kuruldu. Tahtına oturdu. Sonra Muğire'nin adamlarından birinin huzura getirilmesini emretti. Getirilen adamı öldürttü. Sonra Muği-re'ye: "Şunu dirilt bakalım." dedi. Muğire, ölüleri dirilttiğini iddia ediyormuş. Ama Halid'e: "Allah seni ıslah etsin, vallahi ben ölüleri diriltmiyorum." dedi. Fakat Halid: "Ya diriltksin ya da senin de boynunu vurdururum!" deyince, Muğire: "Vallahi,'ben bunu yapamam." diye karşılık verdi. Sonra Halid, içi boş bir kamış çubuk getirilmesini emretti. Onun içinde ateş yaktırdı. Sonra Muğire'ye: "Şu ateşli çubuğu kucakla." dedi. Muğire kucaklamadı, ama Muğire'nin adamlarından biri ileri atıldı ve alevli çubuğu kucakladı. Ebu Bekir b. Ayyaş diyor ki: "O adamın yanarken dahi işaret parmağını kaldırarak şahadet kelimesini getirdiğini gördüm."
Bu manzarayı gören Halid b. Abdullah, Muğire'ye: "Vallahi, bu yanmakta iken dahi şahadet getiren adam reisliğe senden daha layıktır." dedi. Sonra da Muğire ile diğer adamlarını öldürttü.
Medainî dedi ki: "Küfe'de peygamberlik iddiasında bulunan bir adamı Halid b. Abdullah'ın huzuruna getirdiler. Halid, ona sordu:
- Senin peygamberlik alametin nedir?
- Bana Kur'ân nazil oluyor! Şöyle ki:
"Sana su yüklü bulutlan verdik. Rabbin için namaz kıl ve alenen minah işleme. Sonra her kafire ve facire uyma."
Bunun üzerine Halid, onu asmaları için adamlarına emir verdi. Daracağına astıklarında da yalancı peygamber şöyle diyordu: "Sana direkleri verdik. Tekrar kılmaya niyetlenerek Rabbine namaz kıl. Ama senin geri dönmeyeceğine garanti veriyorum."
Müberred dedi ki: Başkalarının evinde yakalanan ve hırsızlık yaptığı iddia edilen bir genci Halid'in huzuruna getirdiler. Halid ona bazı sorular sordu. O da suçunu itiraf etti. Bunun üzerine Halid, gencin elinin kesilmesini emretti, ama o esnada güzel bir kadın ileri atılarak şöyle dedi:
"Ey Halid, vallahi sen bir hataya ayak bastın. Miskin aşık bizde hırsızlık yapmış değildir. O işlemediği bir suçu itiraf etmiştir.
Yalnız o, elinin kesilmesini aşkının açığa çıkmasından daha kolay görmüştür."
Halid, genç ve güzel kadının babasının getirilmesini emretti, sonra da o güzel ve genç kadını, hırsızlıkla itham edilen genç adamla evlendirdi. Kadın için 10.000 dirhem mehir verdi.
Asmaî dedi ki: Bedevinin biri Halid b. Abdullah'ın huzuruna girdi ve şöyle dedi: "Ben seni iki beyitte övdüm. Ama 10.000 dirhem ve birde hizmetçi vermezsen bu beyitleri okumayacağım"
Halid: "Evet, sana istediklerini vereceğim!" deyince bedevi, şu beyitleri okumaya başladı:
"Hep evet demeye alışmışsın. Sanki kelimeler arasında evetten başka bir şey duymuş gibi değilsin. Hayır kelimesini bilmiyorsun. Sanki sen geçmiş zamanlarda ve ümmetlerde bu kelimeyi hiç duymamış gibisin."
Halid, ona 10.000 dirhem para ve bu paraları taşıyacak bir hizmetçi verilmesini emretti.
Yine Asmaî'den şöyle rivayet edilmiştir: Bedevinin biri Halid'in uruna girdi. Halid, ona dedi ki:
- Söyle bakalım ihtiyacın nedir?
- Bana 100.000 dirhem para lazım.
- Çok söyledin. Biraz indir.
-90.000 dirhem indirim yapıyorum, bana 10.000 dirhem ver. Hlid adamın bu kadar çok indirimde bulunmasına şaştı, ama
huz bedevi bunu şöyle açıkladı:
- Ey emir, ben senin kadrim gözönüne alarak 100.000 dirhem istemiştim. Ama kendi kadrimi gözönüne alarak bu kadar çok indirim yaptım.
- Sen hiçbir zaman beni yenemezsin.
Böyle dedikten sonra Halid, o bedeviye 100.000 dirhem verilmesini emretti.
Başka bir defasında yine bir bedevi, Halid'in huzuruna girdi ve şöyle dedi:
- Senin hakkında bir şiir yazmıştım, ama onu senin şerefinden daha küçük görüyorum. Sana layık değildir. Sen daha yücesin.
- Oku bakalım. Bedevi okumaya başladı:
"Cömertlikte bulunarak bana hücum ettin ve beni naaş tahtasına yatırdın.
Bana o kadar bağışta bulundun ki benimle oyun oynamakta olduğunu sandım.
Sen cömertsin, cömerdin oğlusun, cömerdin kardeşisin,
Cömerdin müttefikisin. Cömertlik senden kurtulup gidemez."
- İhtiyacını söyle bakalım.
- Bana 50.000 dinar lazım.
- Sana o kadar para verilmesini ve bir misli daha arttırılmasını emrettim.
Böyle dedikten sonra o bedeviye 100.000 dinar verdi. Ebü't-Tîb Muhammed b. İshak-b. Yahya elVisayî şöyle dedi: Bedevinin biri Halid b. Abdullah el-Kusarî'nin huzuruna girdi ve ona şu şiiri okudu:
"Sen kendi kapının üzerine evet yazısını yazdın. O, yüzündeki peçeyi açarak insanları sana çağırıyor.
Sen, "hayır" kelimesine dedin ki: Benden başkasının kapısına git. Artık ebediyyen sen benim kapımda görünemiyeceksin."
Halid b. Abdullah, bu şiiri okuyan bedeviye 100.000 dinar verdi.
Bu bedeviyle ilgili olarak İbn Main demiş ki: "O adam Hz. Ali'nin aleyhinde konuşan biri idi."
Asmaî, babasının şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Halid b. Abdullah, Mekke'de bir kuyu kazdırdı ve bu kuyudaki suyun Zemzem'den daha faziletli ve üstün olduğunu iddia etti."
Asmaî'den gelen başka bir rivayette anlatıldığına göre Halid b.
Abdullah el-Kusarî, halifeyi Rasûl'den daha üstün sayarmış ki, bu da küfürdür. Ancak o, bu sözü ile başka bir manayı kasdetmiş ise onu bilemeni. Doğrusunu Allah bilir.
Görülüyor ki, bu sözleri Halid b. Abdullah'ın söylemesi sahih denilir. Çünkü o, dalaleti bastırmak, bid'atleri yok etmek için elinden gelen çabayı sarfetmiş bir kimsedir. Mesela, Ca'd b. Dirhem'i ve diğer mülhidleri öldürmüştür. "el-Ikd" adlı eserin sahibi ona doğru olmayan bazı şeyler isnad etmiştir. Çünkü "el-Ikd" adlı eserin sahibinde çirkin bir Şiîlik ve aşırı bir Ehl-i Bey t taraftarlığı vardı. Kendisindeki Şiîlikten ötürü hiç kimse onun sözlerini anlayamamıştır. Şeyhimiz Zehebî de ona aldanmış ve onun hıfzının sağlam olduğunu söyleyerek kendisini övmüştür. Başkaları da onu övmüşlerdir.
İbn Cerir, İbn Asakir ve diğerlerinin anlattıklarına göre Velid b. Yezid, halifeliği döneminde hacca gitmeye karar verdi. Mekke'ye vardığında Ka'be'nin damında içki içmeye niyetlenmişti. Emirlerden bir grup onun bu niyetinden haberdar olunca, onu öldürmeye ve başkasını onun yerine geçirmeye karar verdiler. Halid b. Abdullah el-Kusarî ise, ona karşı bir komitenin oluşturulduğunu söyleyerek Velid'i Ka'be damında içki içmekten menetti. Velid, bu komitedeki adamların adlarını kendisine söylemesini istedi. Ama o, komitedeki adamların adlarını vermedi. Bunun üzerine Velid, onu şiddetli bir şekilde işkenceye tabi tuttu. Sonra onu Yusuf b. Ömer'e gönderdi. Yusuf da ölünceye kadar ona işkence yaptı ve onu en kötü biçimde öldürdü. Bu olay hicretin 126. senesinin muharrem ayında vuku bulmuştu.
Kadı îbn Hallikan, Halid b. Abdullah'ı "el-Vefeyat" adlı eserinde anlatırken onun hakkında şöyle demiştir: «Din bakımından itham altındaydı. Kendi evinde annesine bir kilise yaptırmıştı. Şairlerden biri ve "el-A'yan" adlı eserin sahibi onun soyunda Yahudi bulunduğunu Şıkk ve Satih ile akrabalığı bulunduğunu söylemişlerdir. Şıkk ve Sa-tih, teyze çocuklarıydılar. Her biri 600 sene yaşadı ve ikisi de aynı günde doğmuşlardı. Tarife b. Har onlardan herbirinin ağzına tükürdükten sonra vefat etmiş ve şöyle demişti: "Bunlar kehanette benim yerime geçeceklerdir." Böyle dedikten sonra aynı günde ölmüştü.»
Bu senede vefat edenler arasında Cebele b. Suhaym, Derrac ^Dü's-Semh ve Said b. Mesruk da bulunmaktadır. Ayrıca Şam valisi Süleyman b. Habib el-Muharibî, İmam Malik'in şeyhi Abdurrahman b- Kasım, Ubeydullah b. Ebi Yezid ve Anır b. Dinar da bu senede ve-tat etmişlerdir ki, bunların biyografilerini "Tekmil" adlı eserimizde anlatmışızdır.

