Harun Reşid b. Mehdi Muhammed b. Mansur Ebu Cafer Abdul lah b. Muhammed b. Ali b. Abdullah b. Abbas b. Abdülmuttalib el" Kureyşi el-Haşimî. Künyesi, Ebu Muhammed idi. Ebu Cafer olduğu da söylenir. Annesi, bir cariye olan Hayzuran idi.
Harun Reşid, hicretin 146., 147., 148. veya 150. senesinde şevval ayında doğmuştur. Babası Musa el-Hadi'nin hicri 170. senenin rebi-yülevvel ayında ölümünden sonra veliahdlığı nedeniyle kendisine halife olarak bey'at edildi. Babasından ve dedesinden hadis rivayet etti Mübarek b. Fudale tariki ile Enes b. Malik'ten rivayet etti ki; Rasû-lullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
«Bir hurmanın yarısını (sadaka olarak) vermekle de olsa ateşten sakının.» Bu hadisi, minberde cemaate hutbe irad ederken nakletmiş-ti. Oğlu, İshak'm babası Süleyman el-Haşimî ve Nebate b. Amr da bu hadisi kendisinden rivayet etmişdir.
Harun Reşid; beyaz tenli, uzun boylu, yakışıklı, birazda şişman bir adamdı.
Babasının sağlığında defalarca Bizans'a gazaya gitti. Kostanti-ne'yi kuşattıktan sonra Bizanslılarla barış antlaşması yaptı. Müslümanlar, kuşatma esnasında çok zahmet çektiler ve şiddetli korkuya kapıldılar. Barış antlaşmasını, İlyon'un, Agusta lakabıyla tanınan karısı ile yapmıştı. Bizanslılar bu antlaşma gereğince her sene Müslümanlara büyük meblağda paralar ödeyeceklerdi. Müslümanlar, bu antlaşma nedeniyle sevindiler. Yaptığı bu antlaşmadan dolayı, babası, hicretin 166. senesinde kardeşinden sonrası için onu veliahd tayin etti. Hicretin 170. senesinde halifelik kendisine geçince o, insanların en güzel davrananı, en çok gaza yapıp haccedeni oldu. Bu hususta şair Ebü's-Su'la şöyle demişti:
«Haremeyn'de veya üç bölgede, serhad boylarında kim seninle karşılaşıp savaşmak ister;
Düşman toprağında eski püskü elbiseler içinde.
Refah bölgesinde, yüksek yerlerde de olsa kimse seninle karşılaşıp savaşmak istemez.
İşleri yöneten halifeler arasında hiçbiri senin kadar sınırları muhafaza altına alamadı.»
Harun Reşid, her gün kendi öz malından 1.000 dirhem sadaka ve-vdi. Hacca gittiğinde de yüz kadar fıkıhçı ve bunların çocuklarını da beraberinde götürürdü. Haccetmediği senelerde 300 kişiyi hacca gön-H rir bunların harçlık ve giysilerini tam olarak verirdi. Dedesi Ebu rafer el-Mansur'a her bakımdan benzemek isterdi. Ama sadece ba-" qlar hususunda ona benzemezdi. Çünkü kendisi insanlara bolca ba-fısta bulunan bir kimseydi. Fakihleri ve şairleri sever, onlara arma-? lar verjrdi. Onun yanında hiçbir iyilik ve ihsan boşa gitmezdi. Yüzüğünün kaşında "Lâ ilahe illallah" ibaresi yazılıydı.
Her gün nafile olarak üç rekat namaz kılardı. Vefat edinceye, dünyadan ayrılıncaya kadar bu halini devam ettirdi. Yalnız hastalandığı günlerde bunu yapamazdı.
İbn Ebi Meryem, onu neşelendirip güldürürdü. Onun, Hicaz haberleri ve diğer konularda çok bilgisi vardı. Harun Reşid, onu kendi sarayına yerleştirmiş, aile efradıyla bir arada oturtmuştu.
Bir gün Harun Reşid, onu sabah namazına uyandırmıştı. Kalkıp abdest almış, sonra namaza durmuş olan Harun Reşid'in arkasına gelip ona tabi olarak namaza durmuştu, o esnada Harun Reşid şu ayet-i kerimeyi okuyordu:
«Beni yaratana ne diye kulluk etmeyeyim?» (Yasin, 22.)
Onun bu ayet-i kerimeyi okuduğunu duyan İbn Ebi Meryem: «Vallahi bilmiyorum.» dedi. Onun böyle demesi üzerine Harun Reşid gülmeye başladı, namazını kesti, sonra dönüp onu şöyle azarladı: «Yazıklar olsun sana! Namazda ve Kur'ân okunması esnasında böyle şakalar yapma, başka zaman dilediğin gibi konuş.»
Bir gün Abbas b. Muhammed, elinde gümüşten bir kap ile Harun Reşid'in huzuruna geldi. Bu kapta çok güzel bir esans vardı, değerine paha biçilemezdi. Abbas, bu kabı ve içindeki esansları övmeye başladı, Harun Reşid'ten bu hediyeyi kabul etmesini istedi. Harun Reşid onu kabul edince, bu defa İbn Ebi Meryem: «Bu esans kutusunu bana ver ey mü'minlerin emiri.» dedi. Harun Reşi-d de bunu ona hediye etti. Bunun üzerine Abbas, İbn Ebi Meryem'e şöyle çıkıştı:
- Yazıklar olsun sana! Kendimden, çoluk çocuğumdan esirgediğim ve halifemize layık gördüğüm bu hediyeyi getirip kendisine takdim ettim, ama sen bunu onun elinden aldın.
Bunun üzerine İbn Ebi Meryem yemin ederek, bu esansı kendi kı-Çina süreceğini söyledi ve bir miktar esans alıp kıçına sürdü. Sonra da bütün organlarına sürdü. Onu bu halde gören Harun Reşid, kendini tutamayıp gülmeye başladı. Sonra İbn Ebi Meryem, huzurda duran Hakan adındaki hizmetçiye: «Kölemi çağır.» dedi. Harun Reşid de hizmetçi Hakan'a:
- Kölesini çağır bakalım hele, dedi.
Kölesi huzura girince, İbn Ebi Meryem ona şu talimatı verdi:
- Esans kutusunu alıp hanımına götür ve ona bu esansı kıçına sürmesini söyle ki, eve geldiğimde kendisiyle yatayım.
Bu konuşmasını duyan Harun Reşid, artık kendini tutamayıp katıla katıla gülmeye başladı. Sonra İbn Ebi Meryem, Abbas b. Muham-med'e dönüp şöyle dedi:
- Bu esansı getirmişsin; gökler yağmur yağdırırken, yerler bitki bitirirken mutlaka halifemizden izin alırlar. Herşey onun kudret ve tasarrufu altındadır. Dahası, ölüm meleğine Allah tarafından şu buyruk verilmiştir: «Harun sana ne emrederse emrini yerine getir.» Sen kalkmışsın, sanki kendisi bir bakkal veya fırıncı veya lokantacı veya hurmacıymış gibi bu esansı halifemize medhediyorsun.
Onun bu konuşması karşısında Harun Reşid o kadar kahkaha ile güldü ki, nerede ise helak olacaktı. Bundan sonra halife Harun, İbn Ebi Meryem'e 100.000 dirhem para verilmesini emretti.
Harun Reşid, bir gün bir ilaç içti. İbn Ebi Meryem, Harun Reşid'-in bu ilacı içmesi neticesinde ayıp karşılanacak bir durum meydana gelirse, kendisiyle Harun Reşid arasında bir sır olarak kalsın ve kimsenin bundan haberi olmasın diye, ondan bu gün için kapıcılık görevini kendisine vermesini istedi. O gün Zübeyde'den, Bermekîlerden ve diğer büyük komutanlardan birçok hediyeler getirildi. İbn Ebi Meryem, bugün böylece 60.000 dinar kazanç sağlamış oldu. İkinci gün Harun Reşid, sağladığı bu hasılattan kendisine de pay vermesini isteyince İbn Ebi Meryem ona şu karşılığı verdi: «Elde ettiğim bu hediyelerin, 10.000 elmayı sana verme karşılığında bana verilmesi için seninle anlaşma yaptım.»
Gözlerini kaybetmiş bir a'ma kişi olan Ebu Muaviye Muhammed b. Hazim, Harun Reşid kendisinden hadis dinlesin diye huzuruna davet edilmişti.
Ebu Muaviye diyor ki: «Onun yanında her bir hadisi okuduğum esnada o, "Allah, efendimize salat-ü selam etsin." diyordu. O, bir Öğüt dinlerken, gözlerinden akan yaşlar toprağı ıslatacak şekilde ağlıyordu. Bir gün yanında yemek yedim, sonra ellerimi yıkamak için sofradan kalktım. Elime su döktü, ama ben onu göremiyordum. Sonra kendisi bana dedi ki:
- Ey Ebu Muaviye, ellerine su döken adamın kim olduğunu biliyor musun?
- Hayır.
- Mü'minlerin emiri Harun senin eline su döktü.
- Allah seni muradına kavuştursun. Niçin böyle yaptın? Şöyle cevap verdi:
- Ben ilme saygı göstermek istedim.»
Ebu Muaviye, bir gün ona, Hz. Adem ile Hz. Musa'nın tartışması-nı anlatan bir hadisi nakletti. Orada bulunan Harun Reşid'in amcası: «Bu iki peygamber nerede karşılaşmışlar, ey Ebu Muaviye?» diye itirazda bulundu. Harun Reşid de onun bu itirazı karşısında çok gazaptandı ve: «Sen hadise mi itiraz ediyorsun?» dedi. Sonra da amcasının boynunu vurdurmak için kılıç ve pöstekinin getirilmesini emretti. İstediği malzemeler hazırlandı. Orada bulunan dinleyiciler kalkıp ricacı oldular, amcasını bağışlamasını istediler. Harun Reşid de: «Onun bu yaptığı zındıklıktır!» dedi. Sonra onun zindana atılmasını emretti ve bu itirazı ona kimin telkin ettiğini kendisine bildirmemesi durumunda zindandan onu asla çıkarmamaya yemin etti. Amcası da büyük yeminler ederek bu itirazı hiç kimsenin kendisine telkin etmediğini beyan etti. Bunu sadece bir dil sürçmesi neticesinde söylemiş olduğunu ifade etti. Allah'tan mağfiret dileyip tevbesini dile getirdi. Bunun üzerine Harun Reşid, onu serbest bıraktı.
Ravinin biri diyor ki: «Harun Reşid'in huzuruna gittim, yanında boynu vurulmuş bir adam vardı. Cellat da öldürülen adamın ensesine kılıcını sürerek temizliyordu. Harun Reşid: «Bu adam, "Kur'ân mahluktur." dediği için kendisini öldürttüm.» dedi. O, yüce Allah'a yakın olmak için, böyle diyen o kişiyi öldürtmüştü.»
İlim ehlinden biri dedi ki: «Ey mü'minlerin emiri! Şu Ebu Bekir ve Ömer'i seven ve onları herkese takdim eden kimselere bak ve sultanlığının otoritesini kullanarak bunlara ikram et.» Harun Reşid, bunu diyen adama şu karşılığı verdi: «Ben zaten öyle biri değil miyim? Allah'a yemin ederim ki, o iki zatı severim, onları seveni de severim, onlara öfke duyanları da cezalandırırım!»
İbn Semmak, Harun Reşid'e şöyle demişti: «Allah, hiç kimseyi senin üstüne koymadı, seni herkesten üstün kıldı. Sen de Öyle olmaya çalış ki, insanlar arasında senden daha fazla Allah'a boyun eğip itaat eden başka bir kimse bulunmasın.»
Harun Reşid ona şu karşılığı verdi: «Her ne kadar sözü kısa tut-tunsa da tesirli bir öğüt verdin.»
Fudayl b. İyaz -veya başka biri- Harun Reşid'e şöyle demişti: «Ce-nâb-ı Allah, dünyada senin üzerine hiç kimseyi koymamıştır, seni herkesten üstün kılmıştır. Sen de öyle çalış ki, bu dünyadan sonra ahirette hiç kimse senden üstün olmasın. Nefsini çalıştır ve Rabbine itaat işinde yor.»
Bir gün İbn Semmak, Harun Reşid'in huzuruna girdi. Bu sırada nın Reşid, kendisine biraz içecek getirilmesini istedi. Kendisine
testi soğuk su getirdiler. O esnada İbn Semmak'a şöyle dedi:
- Bana biraz öğüt ver.
- Ey mü'minlerin emiri! Eğer senden esirgenecek olsaydı şu soğuk suyu kaça satın alırdın?
- Hükümdarlığımın yarısını vererek satın alırdım.
- Öyleyse afiyetle iç.
Harun Reşid soğuk suyu içtikten sonra İbn Semmak ona şöylG sordu:
- Eğer içtiğin bu su senin bedeninden dışarı çıkmayacak olsaydı bedeninden çıkarıp rahata kavuşman için ne kadar para verirdin?
- Hükümdarlığımın ikinci yansını verirdim.
- Öyle bir hükümdarlık ki, bir içim su için yansım, bu içtiğin suyu idrar olarak dışanya atmak için de diğer yansını veriyorsun. İşte böyle bir hükümdarlık için insanların birbirleriyle kapışıp boğuşmalanna ve yanşa girmelerine gerek yoktur.
İbn Semmak'ın bu öğüdü üzerine Harun Reşid ağladı. İbn Kuteybe, Asmaî'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: «Bir gün Harun Reşid'in huzuruna girdim, tırnaklarını kesiyordu. Günlerden de cuma idi. Neden bu günde tırnaklannı kestiğini sordum. Bana şu cevabı verdi:
- Perşembe günü tırnak kesmek sünnettir, yalnız duyduğuma göre cuma günü kesmek, fakirliği ortadan kaldınrmış.
- Ey mü'minlerin emiri, sen de mi fakirlikten korkuyorsun?
- Ey Asmaî, benim kadar fakirlikten çok korkan başka biri var mı?»
İbn Asakir, ibrahim el-Mehdi'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: «Bir gün Harun Reşid'in
yanındaydım. Mutfakçısını çağırdı ve ona şöyle sordu:
- Yemekte deve eti var mı?
- Hem de her çeşidinden var.
- Öyleyse sofraya deve eti de koy.
Sofra kurulduğunda önüne bir miktar deve eti konuldu. Etten bir lokmayı alıp ağzına koyduğunda
Cafer el-Bermekî gülmeye başladı. Harun Reşid lokmayı çiğnemeyi bırakıp Cafer'e döndü ve şöyle
sordu:
- Neden gülüyorsun?
- Hiçbir şey, ey mü'minlerin emiri, yalnız dün benimle cariyem arasında geçen bir konuşmayı
hatırladım da onun için güldüm...
- Sende olan hakkım için bu gülüşünün sebebini bana anlataanı istiyorum.
- Ama şu lokmayı yut, ondan sonra anlatayım. Harun Reşid ağzındaki lokmayı çıkardı ve şöyle
dedi:
- Vallahi bu gülüşünün sebenini bana anlatacaksın.
- Ey mü'minlerin emiri, sence sofradaki şu deve eti kaça mal oldu dersin?
- Dört dirheme mal oldu bence.
- Hayır, vallahi durum öyle değil ey mü'minlerin emiri, bu et sana 400.000 dirheme mal olmuştur. - Nasıl olur?
- Bundan çok uzun bir zaman Önce mutfakçından deve eti istemiştin, ama o esnada mutfakta deve
eti bulunmamıştı. Ben de mutlaka deve etinin her zaman hazır olması gerekir, diye karar verdim. O
zamandan bu yana her gün halife mutfağında deve eti hazır bulunsun diye birer deve kesiyoruz.
Çünkü çarşıdan deve eti satın almadi-ğınıız için mutfağınıza özel olarak deve kestirmek
mecburiyetinde ka-hyoruz. Bu yüzden o günden bu yana mutfakta deve eti bulundurabilmek için
400.000 dirhem para harcadık. Fakat gel gör ki, o günden bugüne kadar halifemiz deve etini hiç
istemedi, sadece bugün istedi. İşte bu nedenle güldüm. Çünkü mü'minlerin emiri, bu bir lokmalık
deve etini 400.000 dirheme mal etmiştir.
Bunun üzerine Harun Reşid hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı ve sofranın kaldırılmasını emretti,
kendini suçlayıp: «Vallahi helak oldun ey Harun!» dedi. Ağlamasını sürdürdü. Nihayet müezzinler
öğle ezam okuyup namaz vakti geldiğini ona bildirdiler. O da çıkıp camiye gitti ve cemaata namaz
kıldırdı. Sonra evine dönüp tekrar ağlamaya başladı. Nihayet müezzinler ikindi ezanını okuyup
namaz vakti geldiğini kendisine bildirdiler. Mekke ve Medine fakirlerine 2.000.000, Bağdat'ın doğu
ve batı yakasındaki fakirlere 2.000.000, Basra ve Kûfe'deki fakirlere de 1.000.000 dirhem sadaka
verilmesini emretti. Sonra çıkıp mescide gitti, cemaata ikindi namazını kıldırdı. Tekrar evine dönüp
ağlamaya başladı. Akşam namazı vakti olunca çıkıp mescide gitti, cemaata namaz kıldırdıktan sonra evine döndü.
Bu sırada Kadı Ebu Yusuf, yanına geldi ve ona: «Ey mü'minlerin emiri, neyin var? Bugün hep ağlıyorsun?» diye sordu. O da başından geçenleri ve kendi arzusu uğruna harcadığı paraları anlattı. Bu ağlayışının bir lokma etten ötürü olduğunu öğrenince Ebu Yusuf, Harun Reşid'e şu cevabı verdi: «Ey mü'minlerin emiri, geçmiş günlerde Müs-lümanlann yediği etler için sarfettiğin paralardan ötürü Allah'ın sevabına nail olduğunu sana müjdeliyorum. Allah'ın vermeni sana müyesser kıldığı sadaka ve sana nasip ettiği bugünkü ilahi korku nedeniyle seni müjdeliyorum. Zira yüce Allah, bir ayet-i kerimede şöyle Duyurmuştur: «Rabbine karşı durmaktan korkan kimseye iki Cennet vardir.» (er~Rahmân, 46.).»
Bundan sonra Harun Reşid, Kadı Ebu Yusuf a 400.000 dirhem verilmesini emretti. Sonra da yemeğinin getirilmesini istedi. Getirile11 yemeği yedi. O gün, kuşluk vakti yemeğini ancak akşamleyin yi-bilmişti.»
Amr b. Bahr el-Cahiz dedi ki: «Harun Reşid'de, başkasında asla görülmeyecek şekilde şaka ve ciddiyet bir arada bulunuyordu. Ebu Yusuf, onun kadisıydi, Bermekiler vezirleriydi, hacibi de Fadl b. er-Rebi idi. Fadl; insanların en uyanığı, Harun Reşid'e en çok saygı göstereni idi. Harun Reşid'in nedimi de Amr b. Abbas b. Muhammed idî Bu zat, Abbasiye'nin sahibiydi. Harun Reşid'in şairi Mervan b. Ebi Hafsa, şarkıcısı da İbrahim el-Musılî idi. Bu şarkıcı kendi çağında emsalsiz bir sanatçıydı. Harun Reşid'in maskarası ise, İbn Ebi Meryem'di. Zurnacısı Bersuma, zevcesi Ümmü Cafer (Zübeyde) idi. Zü-beyde, insanların hayra en fazla rağbet edeni, her türlü iyiliğe ve maruf işe koşam idi. Daha Önceleri çok zor olduğu için teşebbüs edilemeyen Harem suyu projesini gerçekleştirdi, Harem'e su getirtti. Cenâb-ı Allah onun eliyle daha çok güzellikler yarattı.
Hatib Bağdadî'nin rivayetine göre Harun Reşid şöyle dermiş: «Biz musibeti büyük olan, bi'seti güzel olan bir kavimdeniz. Rasû-lullah (s.a.v.)'a mirasçı olduk. Allah'ın hilafeti de bizde baki kaldı.»
Harun Reşid, bir gün Ka'be'yi tavaf etmekte iken, adamın biri karşısına çıkıp şöyle dedi:
- Ey mü'minlerin emiri, sana biraz sertçe konuşacağını, kabaca sözler sarfedeceğinı.
- Hayır, böyle yapma, bu uygun değildir. Allah, senden çok daha hayırlı birini benden daha şerli birine göndermişti ve o elçiye (Musa peygambere), gideceği benden daha şerli kişiye (Firavun'a) yumuşak konuşmasını emretmişti. Sen de yumuşak konuş.
Şuayb b. Harb dedi ki: «Harun Reşid'i, Mekke yolunda gördüm. Kendi kendime: "İşte, iyiliği emredip kötülüğü menetmek işi sana vacip oldu." dedim. Ama, nefsim beni korkutup, "Böyle yaparsan şimdi senin boynun vurulur." diye beni korkuttu. Ama ben, "Hayır, bu görevi yerine getirmem gerekir." dedim ve Harun Reşid'e dönüp: "Ey Harun! İnsanlar ve hayvanlar artık yoruldular, bitkin düştüler." diye seslendim. Harun Reşid: "Şunu yakalayın!" diye emir verdi. Beni yakalayıp huzuruna götürdüler. Elinde küçük bir balta vardı, onunla oynuyordu. Bir kürsünün üstünde oturmaktaydı. Bana sordu:
- Ey adam, sen kimlerdensin?
- Müslümanlardan bir kişiyim.
- Anan ağlasın, sen kimlerdensin?
- Enbar'danım.
- Beni kendi adımla çağırmana seni iten sebep neydi?
Daha önce hatırlamadığım birşey o anda hatırıma geldi ve kendisine şu cevabı verdim:
- Ben, Cenâb-ı Allah'ı «Ya Allah!» diye kendi adıyla çağırıyorum, seni mi kendi adınla çağırmayacağım? Noksanlıklardan münezzeh olan yüce Allah da yaratıklarından en çok sevdiği kimseleri kendi adıanyla çoğırmıştır: Ey Adem! Ey Nuh! Ey Hud! Ey Salih! Ey İbrahim! gy Musa! Ey İsa! Ey Muhammed! Halbuki, yaratıklarından en çok öfke duyduğu kimseye de künyesi ile seslenip şöyle buyurmuştur: «Ebu Leheb'in elleri kurusun!»
Benim bu cevabım üzerine Harun Reşid, yanındaki görevlilere: - Şunu dışarı çıkarın, dışarı çıkarın! diye emir verdi.» Bir gün İbn Semmak, Harun Reşid'e şöyle dedi: «Sen Ölürken yalnız öleceksin, mezara yalnız başına konulacaksın, mezardan da yalnız başına diriltilip çıkarılacaksın. Aziz ve Celil olan Allah'ın huzurunda durmaktan kork ve tedbirini al. Oradan da ya Cennet'e ya ateşe gideceksin. İşte o zaman gırtlağından yakalanacaksın, ayaklar kayacak, pişmanlık meydana gelecek, tevbe kabul edilmeyecek, mazeret nazarı itibara alınmayacak. Para ve mal vererek kendini kurtaramayacaksın!» İbn Semmak'ın bu sözleri üzerine Harun Reşid, hıçkıra hıçkıra yüksek sesle ağlamaya başladı. Yahya b. Halid de İbn Semmak'a şöyle dedi: «Bu gece halifemizi çok sıkıntıya düşürdün!» Harun Reşid ağlayarak oradan çıkıp gitti.
Fudayl b. İyaz, Mekke'de bir gece Harun Reşid'e çok öğütler vermiş, söz arasında ona şöyle demişti: «Ey yüzü aydın kişi! Sen bütün bu nimetlerden sorumlu tutulacaksın. Bir ayet-i kerimede yüce Allah şöyle buyurmuştur: «Aralarındaki bağlar kopacaktır.» (e]-Bakara, 166.)
Mücahidin ifadesine göre; yani, dünyada iken kişi ile diğer varlıklar arasındaki mevcut bağlar ahirette kopacaktır.»
Fudayl'ın bu sözleri üzerine, Harun Reşid hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı.
Fudayl dedi ki: «Bir gün Harun Reşid, beni yanma çağırdı. Bulunduğu yeri süslemiş, çokça yiyecek ve içecekler hazırlatmış, lezzetli şeyleri sofrasına koydurtmuştu. Sonra Ebu Atahiye'yi de çağırmış ve ona şöyle demişti: İçinde bulunduğumuz şu yaşantıyı ve nimetleri anlat, tasvirini yap.
Ebu Atahiye ona şu şiiri söylemişti:
"Elimden geldiği kadar yüksek saraylarda, gölgeliklerde salimen yaşa bakalım, hele.
Arzu ettiğin ve iştahının çektiği şeyler sabah akşam çabucak sana gelir.
Canlar göğüs kafesinde sıkıştıkları zamanda; işte o zaman biz kesin olarak anlarız ki,
Sen sadece aldanma ve gurur içindesin."
Ebu Atahiye'nin bu şiirini dinleyen Harun Reşid şiddetle ağlat] Fadl b. Yahya da Ebu Atahiye'ye: "Mü'minlerin emiri, kendisini nes ' lendiresin diye seni yanma çağırdı, ama sen onu üzdün." dedi. Harı Reşid de Fadl'a: "Onu bırak, çünkü o bizim gözlerimizin köreldi&in" gördü, körlülüğün daha da fazlaşmasını istemedi." dedi.»
Başka bir rivayette anlatıldığına göre Harun Reşid, Ebu Atahiye'ye:
«Bize birkaç beyitlik veciz bir şiirle öğüt ver.» demiş, Ebu Ata-hiye de ona şu şiiri okumuştu:
«Bir göz açıp kapama veya bir nefes alıp verme anında da olsa hiçbir zaman Ölümü unutma.
Etrafında muhafızlar ve mabeyinciler de bulunsalar ölümü hatırından çıkarma.
Bil ki, zırhlanan ve kendini kalkanla koruyan herkese ölüm okları isabet eder.
Sen kurtuluşu ümid ediyorsun ama kurtuluş yoluna koyusun. İmuyor.
Bilesin ki gemi karada yürümez.»
Bu şiiri dinleyen Harun Reşid, bayılarak yere düşüverdi.
Harun Reşid, bir gün Ebu Atahiye'yi hapse attırdı, onun neler söylediğini gelip kendisine anlatması için başına da bir gözcü dikti. Ebu Atahiye'nin, bulunduğu hapishanenin duvarına şöyle bir yazı yazdığı bildirildi:
«Ama vallahi, zulüm uğursuzluktur. Kötülük yapan kişi aslında kendine zulmetmektedir. Kıyamet gününün cezacisı olan Allah'ın huzuruna gideceğiz. Allah katında hasımlar bir araya gelecektir.»
Bu yazıyı yazdığını duyan Harun Reşid, kendisini acilen huzuruna çağırtıp hemen salıverilmesini emretti ve ona 1.000 dinar verdi.
Hasan b. Ebi Fehm, Süfyan b. Uyeyne'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«Harun Reşid'in yanma gittim. Bana: "Ne haber?" diye sordu. Ben de kendisine şu cevabı verdim: "Evler Allah'ın gözü karşısında gizli kalamaz.
Tahammül ve susmak artık çok uzadı."
Bunun üzerine Harun Reşid, yanındaki görevliye şu emri verdi:
- Ey falan! İbn Uyeyne'ye 100.000 dirhem vererek onu ve çoluk çocuğunu zengin kılarsın, ama bu parayı vermekle Harun Reşid'e as-la zarar veremezsin.»
Asmaî'den şöyle rivayet edilmiştir:
«Hac yolunda Harun Reşid'le beraberdim. Bir vadinin yanından yorduk. Vadinin kenarında güzel bir kadın vardı, önünde bir ça-ak duruyordu. O çanağa para atmaları için insanlara yalvarıp yaka-n or ve dilencilik yapıyordu. Şu şiiri de okuyordu:
"Senelerin darbeleri bizi ezip parçaladı. Günlerin musibet okları bize isabet etti.
Size geldik, avuç açıyoruz, ağzınızdan ve yiyeceğinizden birşeyler istiyoruz.
Ey Beyt-i Haram'm ziyaretçileri; Bize insanda bulunarak sevap talep edin. Ey beni ve yükümü gören kimseler; Garipliğime ve şu zelil durumuma acıyın."
Gidip kadının durumunu Harun Reşid'e anlattım. Kendisi gelip kadının yanı başında durarak şarkısını dinledi, ona acıyıp ağladı. Hizmetçisi Mesrur'a: "Şu kadının çanağım altınla doldur." diye emir verdi. Mesrur da çanağı altınla doldurdu, öyle ki sağa sola döküldü.»
Harun Reşid, bir defasında hac yolunda devesini süren bir bedevinin şu şiiri okuduğunu işitti:
«Ey içi kederle dolup taşan kişi, kederlenme* Borcunu ödeyeceksin, sıtma nöbeti seni yakalayacak. Kader kaleminin mürekkebi artık kurumuş iken sen nasıl şifa bulursun.

