Bu senede Me'mun Irak diyarına geldi. Bunun sebebi de şuydu: O Gürcan'a gelmiş, orada bir ay ikamet etmiş, sonra da oradan ayrılıp yola koyulmuştu. Her bir konakta, bir iki gün dinleniyordu. Sonra Nahrevan'a geldi, orada sekiz gün ikamet etti. Rakka'da bulunan Ta-hir b- Hüseyin'e mektup yazıp Nahrevan'a, yanına gelmesini emretti' O da bu emir üzerine Nahrevan'a gitti. Kendisini, Me'mun'un ailesinin önde gelenleri, komutanlar ve kalabalık bir askeri birlik karşıladı.
Safer ayının 14'ünde cumartesi günü öğleye doğru Me'mun, debdebe ve gösteriş içinde Bağdat'a girdi. Beraberinde büyük bir ordu bulunuyordu. Kendisinin, adamlarının ve savaşçılarının üzerinde yeşil giysiler vardı. Bunun üzerine Bağdatlılar ve tüm Haşimiler, yeşil
giysiler giydiler.
Me'mun, önce Rusafe'de konakladı, daha sonra Dicle köşkünde ikamet etti. Emirler ve devlet erkanı, normal âdetleri üzere yanma
girip çıkıyorlardı.
Bağdatlılar, eski elbiselerini bırakıp yeşil elbiseler giymeye başladılar. Buldukları tüm siyah elbiseleri de yaktılar. Bu hal sekiz gün devam etti. Sonra Tahir b. Hüseyin, Me'mun'a ihtiyaçlarını arzetti. Ona sunduğu ilk maruzat arasında, tekrar siyah elbiselere dönülmesi isteği vardı. Çünkü bu elbise, peygamber mirasçısı olan babalarının
devletinin bir sembolü idi.
Bunun üzerine Me'mun, safer ayının 28'inde, cumartesi günü halkın huzuruna yeşil elbiselerle çıktı. Sonra siyah bir elbise getirilmesini emretti. Getirilen bu siyah elbiseyi Tahir'e giydirdi. Ondan sonra emirlerin bir kısmı siyah elbiseler giyindiler. Halk bu durumu görünce, tekrar eski âdetlerine dönerek siyah elbiseler giymeye başladılar. Me'mun, böylece halkın kendisine itaat ettiğini ve muvaffak olduğunu anladı.
Başka bir rivayette anlatıldığına göre o, Bağdat'a gelişinden sonra yirmiyedi gün müddetle yeşil elbiseler giymişti. Doğrusunu Allah bilir.
Gizlendikten altı ay ve birkaç gün sonra, amcası İbrahim b. Mehdi yanına geldiğinde Me'mun ona şöyle dedi: «Sen siyahlann halifesinin.» İbrahim, özür dileyip kendisini affetmesini istedi. Sonra şöyle dedi: «Ey mü'minlerin emiri, ben, senin affederek kendisine lütufta bulunmuş olduğun kimseyim.» Böyle dedikten sonra da ona şu şjjrj okudu:
«Şehametli adamlara siyah elbiseler, hakaret sebebi olamaz. Bu, edepli ve dahi yiğitlere de hakaret nedeni değildir. Eğer siyahlıkta senin nasibin olmuşsa benden, Ben de senden ak bir ahlakı pay olarak aldım.»
İbn Hallikan dedi ki: Müteahhirinden sonra Nasrullah b. Kalanis el-İskenderî de bu anlamda şu şiiri nazmetmiştir:
«Nice siyahlar var ki, o fiiliyyatta beyazdır. Onun yanında miski, kafur kokusu kıskanır. Gözün kara kısmı gibi ki, insanlar onu siyah sanırlar. Ama aslında o nurdur.»
Halife Me'mun, amcası İbrahim b. Mehdi'yi öldürmek hususunda arkadaşlarından bazılarına danıştı. Ahmed b. Halid adındaki şaşı vezir ona şöyle dedi: «Ey mü'minlerin emiri! Eğer sen onu öidürürsen bu hususta muhaliflerin olacaktır, ama onu affedersen muhalifin olmayacaktır.»
Bundan sonra Me'mun, Dicle kıyısında kendi sarayının bitişiğinde köşkler yaptırmaya başladı. Fitneler dindi, serler uzaklaştı.
Me'mun, Sevad halkının ürünlerinin ellide birinin alınmasını emretti. Daha önce ürünlerinin yansı ellerinden alınıyordu. Çeşitli bel-delerdeki haraçların çoğunu da kaldırdı. Birçok konuda halka merhametle muamelede bulundu. Kardeşi Ebu İsa b. Reşid'i Küfe valiliğine, kardeşi Salih'i Basra valiliğine, Ubeydullah b. Hüseyin b. Abdullah b. Abbas b. Ali b. Ebi Talib'i Haremeyn valiliğine tayin etti. Bu senede bu Haremeyn valisi insanlara haccettirmişti.
Bu senede Yahya b. Muaz, Babek el-Hürremî ile savaşmış, ancak onu yenememişti.
Bu senede vefat eden meşhur şahsiyetler arasında şu isimler vardı:

