Bu senenin cemaziyelahir ayında İtah zindanda can verdi, îtah, hacdan dönerken halife ona hediyelerini gönderdi. Şamar-ra'ya yaklaştığında -ki Mütevekkil orada bulunuyordu- Bağdat valisi İshak b. İbrahim, halifenin emri üzerine ona haber göndererek Bağdat'a gelmesini ve Haşimilerle halkın önde gelenlerinin onu karşılayacaklarını söyledi. O da bu çağrı üzerine büyük bir debdebe ve gösterişle Bağdat'a girdi. İshak b. İbrahim onu, oğulları Muzaffer ile Man-sur'u, katipleri Süleyman b. Vehb ile Kudame b. Ziyad en-Nasranî'yi yakaladı. İşkenceye tabi tutulan İtah, nihayet can verdi. Susuzluktan ölmüştü. Bir süre aç bırakılmış, sonra kendisine çok yemek verilmiş, bu verilen yemeklerin tümünü yedikten sonra su istemiş, ama kendisine su vermemişlerdi. Bu senenin cemaziyelahir ayının beşinde çarşamba gecesi susuzluktan öldü. Oğulları, halife Mütevekkilin hilafeti müddetince zindanda tutuldular. Mütevekkil'in oğlu Muntasır halifeliğe geçince oğullarını zindandan çıkardı.
Bu senenin şevval ayında Boğa, beraberinde Muhammed b. Bu-ays, kardeşleri Sakar ile Halit, naibi Alâ ve ayrıca onların liderlerinden olan bir grupla -ki bunlar 180 kişi kadardılar- Samarra'ya girdi. Bunlar halk tarafından görülsünler diye develere bindirilerek şehire sokuldular.
Muhammed b. Buays, halife Mütevekkil'in huzuruna çıkartıldığında Mütevekkil, onun boynunun vurulmasını emretti. Kılıç ve deri yavgı getirildi. Cellatlar gelip Muhammed b. Buays'm çevresinde durdular. Mütevekkil, Muhammed'e şöyle sordu: "Yazıklar olsun sana, bu işleri yapmaya seni sevkeden sebep neydi?" Mütevekkil'in bu sorusunu Muhammed şöyle cevaplamıştı: "Bedbahtlığım beni bu işe şevketti ey mü'minlerin emiri, sen Allah ile kulları arasına uzatılmış bir ipsin ve ben senin hakkında iki zanna sahibim. Bunlardan ilki ve öncelikli olanı daha evvelden kalbime yerleşmiştir ki, o da senin affedici olmandır."
Böyle dedikten sonra Muhammed irticalen şu şiiri okumaya başladı:
"Herkes bugün beni senin öldüreceğini sanıyor. Fakat hidayetin ve affın önderi bir kimse için affetmek daha güzeldir.
Eğer ben günahtan bir dağ isem, Senin affın da nübüvvet nurundan yoğrulmuştur. Sen hayır yapanların en zirvede olanısın. Şüphesiz ki hayır yapanların en iyisisin."
Onun bu sözleri üzerine Mütevekkil: "Bu adamın edebiyatı güçlüdür." demiş, sonra onu affetmişti. Başka bir rivayette anlatıldığına göre Mütevekkil'in oğlu Mutez onun için ricacı olmuş, Mütevekkil de oğlunun bu ricasını kabul ederek Muhammed b. Buays'ı affetmişti. -
Anlatıldığına göre Muhammed b. Buays, zincirlere vurulmuş olarak zindana atılmış ve firar edinceye kadar zincirlere bağlı olarak zindanda kalmıştı. Firar ederken de şu şiiri okumuştu:
"Başkalarının ihmal ettiği nice işleri tamamladım, onlar susarak paralar elde etmişlerdi.
Bana yararlı olmayan işleri yapmadığımdan Ötürü beni kınama; Bana ilişme, kader kalemi ilahi takdiri yazmıştır. Darlıkta da genişlikte de malı telef ederim. Cömert kişi odur ki, yoklukta da verir."
Bu senede halife Mütevekkil zimmilere emir vererek giysileri, sarıkları ve elbiseleri bakımından Müslümanlardan farklı giyinmelerini, bal rengi başlıklar takmalarını, sarıkları üzerinde elbiselerinin renginden farklı ve önlü arkalı yamalar bulunmasını, elbiselerini sıkı bağlayacak çiftçi kemeri gibi zünnarlar bağlamalarını, boyunlarına tahtadan haçlar asmalarını, ata binmemelerini, eğerlerinin tahtadan yapılmış olmasını ve buna benzer onları tahkir edici diğer bazı hususlara riayet etmelerim; Müslümanlara tahakküm edemesinler diye resmi dairelerde çalıştırılmamalarını, yapılan kiliselerinin yıkılmasını, geniş evlerinin daraltılmasını, bu evlerinden öşür alınmasını, evlerinin geniş kısımlarının yıkılıp mescid yapılmasını, mezarlarının yerle bir edilmesini istedi ve bu hükmünü İslâm ülkesinin her tarafına, her beldeye ve her mıntıkaya ulaştırdı.
Bu senede Mahmud b. Ferec en-Nisaburî adında bir adam ortaya çıkarak isyan hareketi başlattı. O, Babek'in asılı bulunduğu ağacın yanma gider, Samarra'daki hilafet sarayının yakınındaki bu ağacın yanında otururdu. Kendisinin peygamber olduğunu iddia ederdi. "Ben Zülkarneyn'im." diyordu. Bu sapıklığına ve cahilliğine az sayıda insanlardan oluşan bir topluluk muvafakat etti. Etrafında toplanan adamların sayısı yirmi dokuzdu. Kendine ait bir mushafta, cemaati için bazı sözler düzenlemişti. Allah onu kahretsin. İddiasına göre bu mushafım Allah katından kendisine Cebrail getirmişti.
Mahmud
yakalandı,
durumu
Mütevekkil'e
bildirildi.
Halife,
onun
huzuruna
getirilip kırbaçlatılmasmı emretti. Kırbaçlandıktan sonra, mensub olduğu davanın ve bağlı olduğu yolun mevcudiyetini itiraf etti, ama güya bütün bunlardan vazgeçip tevbe ettiği izlenimini verdi. Halife Mütevekkil de ona tabi olan yirmidokuz kişiden her birine onu tokatlamalarını emretti. Onlar da ona onar tokat vurdular. Yerin ve göklerin Rabbinin laneti onun ve adamlarının üzerine olsun. Sonra o, bu senenin zilhicce ayının üçünde çarşamba günü öldü.
Bu senenin zilhicce ayının bitimine üç gün kala cumartesi günü halife Mütevekkil Alallah kendisinden sonraki dönem için oğulları Muhammed el^Muntasır, Ebu Abdillah el-Mutez (bunun adı Muham-med'di, Zübeyr olduğu da söylenir), Müeyyed Billah (bunun da adı İbrahim'di) için veliahtlık bey'atı aldı. Ama bunlardan Müeyyed Billah İbrahim, halifeliğe geçemedi.
Halife Mütevekkil, oğullarından herbirine, valilik yapacakları birer mıntıka verdi. Bunlar vali oldukları mıntıkalarda kendi adlarına para bastırdılar.
İbn Cerir, onun oğullarından her birinin nerelerde valilik yaptıklarını saymıştır.
Halife Mütevekkil, oğullarından her biri için, biri veliahtlık için olmak üzere siyah, biri de valilik için olmak üzere iki sancak hazırlatıp teslim etti. Kendilerinden razı ve hoşnud olduğuna, ümeranın çoğunun onların veliahtlıklarına bey'at etmiş olduklarına dair bir ferman yazdı. Bu, görülmesi gereken büyük bir gündü.
Bu senenin zilhicce ayında Dicle nehrinin suyu üç gün süreyle sarı renge büründü. Sonra da bal tortusu rengine bürünmüştü ki, halk bundan oldukça korkmuştu.
Bu senede ülkenin uzak bir yerinde bulunan Yahya b. Ömer b. Zeyd b. Ali b. Hüseyin b. Ali b. Ebi Talib, halife Mütevekkil'in huzuruna getirildi. Bunun etrafında Şiîlerden bir grup oluşmuştu. Mütevekkil, onun dövülmesini emretti. Kendisine onsekiz değnek vuruldu. Sonra müebbed hapse mahkum edildi.
Bu senede Muhammed b. Davud insanlara haccettirdi. İbn Cerir dedi ki: «Bu senede zilhicce iyinin bitimine yedi gün kala çarşamba günü Bağdat valisi İshak b. İbrahim vefat etti. Yerine oğlu Muhammedi tayin etti. Ona beş hil'at giydirildi ve kılıç kuşatıldı.»
Ben derim ki: Sözünü ettiğimiz İshak b. İbrahim, Momun'un zaplanından beri Irak valiliği yapmaktaydı. O, büyüklerine ve efendilerine uymaları için halka davette bulunuyor ve Kur'ân'ın mahluk olduğu fikrini insanlara zorla kabul ettirmeye çalışıyordu. Efendilerine uyuyordu. Oysa yüce Allah bir ayet-i kerimede böyle kimseler hakkında şöyle buyurmuştur:
"Rabbimiz! Biz yöneticilerimize ve büyüklerimize itaat etmiştik. Fakat onlar bizi yoldan saptırdılar." (ei-Ahzâb, 67.)
İshak b. İbrahim, Kur'ân'ın mahluk olup olmadığını söylemeleri hususunda insanları imtihan ediyor, sonra da onları halife Memun'a gönderiyordu.
Bu senede vefat eden meşhur şahsiyetler arasında İshak b. Ma-han da bulunmaktaydı:

