Bu senede Yemame'de, Beni Nümeyr kabilesi büyük bir karışıklık çıkardı. Vasık, Hicaz'da ikamet eden Büyük Boğa'ya mektup yazarak bunların üzerine gitmesini emretti. O da üzerlerine gidip savaştı ve onlardan bir topluluğu öldürdü. Diğerlerinden bazısını esir aldı, bazısı da bozguna uğrayıp kaçtı. Sonra maiyetindeki 2.000 süvari ile Beni Temim kabilesinden 3.000 kişilik bir savaşçı grubuyla karşılaştı. Aralarında muharebeler cereyan etti. Sonra Büyük Boğa onları mağlub etti. Bu hadise, cemaziyelahir ayının ortalarında vuku bulmuştu. Bundan sonra mağlup ettiklerinin elebaşılarını reis ve ayanlarını zincire vurup esir alarak beraberinde Bağdat'a götürdü. Savaşlarda bu asi kabilelerin ayan tabakasından 2.000 kişi kadar öldürülmüştü. Bu 2.000 kişinin bir kısmı Beni Süleym, Beni Nümeyr, Beni Mürre, Beni Kilab, Beni Fezare, Beni Salebe, Beni Tay, Beni Temim kabilelerinden, bir kısmı da diğer kabilelerdendi.
Bu senede hac dönüşleri esnasında hacılar şiddetli bir susuzluğa maruz kaldılar. Öyle ki, bir içimlik su birçok dinara satılır oldu. İnsanlardan çoğu susuzluktan öldüler.
Bu senede halife Vasık, denizlerde seyreden gemilerden onda birlik tahsilatın alınmamasını emretti. Bu senede halife Vasık b. Muhammed el-Mutasım b. Harun er-Reşid, Ebu Cafer Harun el-Vasık, zilhicce ayında istiska hastalığından Öldü. Bayram namazına gidemedi. Bayram namazını kıldırmak üzere yerine Mutezile mezhebinden olan kadısı Ahmed b. Ebi Duad el-Eyadî'yi vekil tayin etti. Zilhicce ayının bitimine altı gün kala vefat etti. Hastalığı şiddetlenince sancıları dinsin diye ısıtılmış bir tandıra oturtuldu. Böyle yapılınca sancıları azıcık dindi. Ertesi gün üzerine oturmakta olduğu tandırın daha fazla ısıtılmasını emretti. Üzerine oturtuldu, sonra çıkarılıp bir mahfeye yerleştirildi. Mahfesi, tandırın üzerine konuldu. Etrafında emirler, vezirler ile kadısı da vardı. Mahfeye oturtulmuş halde iken vefat etti. Başı mahfenin kenarına çarpmadan öldüğünü anlamamışlardı. Başı yana düşüp mahfenin kenarına çarptığında Ölmüş olduğunu anladılar. Kadı gözlerini yumdu. Cenazesini yıkayıp namazını kıldırdı ve onu Hadi Sarayı'na defnetti. Allah, onun da Hadi'nin de müstahakkım versin.
. Vasık, beyaz tenli idi, ama biraz pembemsi rengi vardı. Güzel görünümlüydü, ama kalbi murdardı. Cismi güzeldi ama içi bozuktu. Sol gözü kızarıktı, içinde beyaz bir nokta vardı.
Vasık, hicretin 196. senesinde Mekke yolunda doğdu. Otuzaltı yaşındayken öldü. Beş sene dokuz ay beş gün süreyle halifelik yaptı. Halifelik süresinin beş sene dokuz ay yedi gün ve oniki saat olduğuna dair bir rivayet de vardır. Zulüm, fesat ve bid'at ehli kimselerin ömrü
işte böyle kısa olur.
Hastalımı şiddetlendiği zaman Vasık, müneccimleri yanında toplantıya çağırmıştı. Ahmed b. Nasr el-Huzaî'yi öldürdükten sonra hastalığı şiddetlenmişti. Vasık, müneccimlere, kendisinin doğum tarihine bakmalarım ve astroloji ilmine göre halifelik süresinin ne kadar süreceğini tesbit etmelerini emretti. Aralarında Hasan b. Sehl, Fadl b. İshak el-Haşimî, İsmail b. Nobaht, Mecusi Muhammed b. Musa el-Harezmi el-Katrubelî, Muhammed b. Heysem'in arkadaşı Sind ve diğer bazı müneccimlerin de bulunduğu bir grup Vasık'm yanında topIandilar. Doğum tarihine baktılar. Kendilerine göre durumun icabını tesbit ettiler. Neticede onun bir süre halife olarak yaşayacağı görüşünde karar kıldılar ve elli sene daha halifelik yapacağını takdir ettiler. Şu basiretsizlerin hallerine bir bakın hele! Oysa Vasık onların böyle demelerinden sonra ancak on gün daha yaşayabildi ve sonra öldü, îmam Ebu Cafer b. Cerir et-Taberî bunu böyle anlatmıştır. Allah ona rahmet etsin.
İbn Cerir dedi ki: «Mutasım'm vefatından birkaç gün sonra, Va-sık'ın düzenlediği ilk oturumda hazır bulunmuş olan Hüseyin b. Dah-hak dedi ki; Bu oturumda ilk olarak İbrahim b. Mehdi'nin cariyesi Sariye şu şarkıyı okumuştu:
"Bu naşı taşıyanlar farkında değillerdi;
Onu ölüme mi, yoksa ebedi hayat sürmeye mi götürüyorlar.
Senin için ağlayan ağıtçı kadınlar,
Sabah akşam ağıt yaksınlar ve dilediklerini söylesinler."
Şariye'nin bu şarkısı üzerine hem Vasık hem de biz ağlamaya başladık. Öyle ki, ağlamaktan ötürü içinde bulunduğumuz hallerin tümünü unuttuk. Sonra mecliste bulunanlardan biri şu şarkıyı okumaya başladı:
"Hüreyre ile vedalaş. Çünkü kervan göçmek üzeredir. Ey adam, sen vedalaşacak güce sahip inisin?" Bu şarkıyı dinleyince Vasık daha da ağladı ve şöyle dedi:
"Bugünkü gibi bir başsağlığı mesajı dinlememiştim. Babamın Ölümünden ötürü nefis azdı." Böyle dedikten sonra meclisi dağıttı.»
Hatib Bağdadî'nin rivayetine göre şair Dabül b. Ali, Vasık'm hilafete geçmesi zamanında birkaç tomarı eline alıp üzerine beyitler yazdı. Sonra hacibe gidip şiirlerin yazılı olduğu o tomarları teslim etti ve şöyle dedi: Mü'minlerin emirine selam söyle ve ona de ki: "Bu beyitle-riyle Dabül seni methetti."
Vasık o tomarları açıp baktığında üzerlerinde şunlar yazılıydı:
"Allah'a hamdolsun, ne sabra gerek var ne de mukavemete. Baş-sağılığına da ihtiyaç yok, heva ve heves sahipleri mezara yattıkların-da;.
Bir halife öldü, kimse onun için üzülmedi.
Bir başkası hilafete geçti, kimse de bu nedenle sevinmedi.
Şu gitti; uğursuzluk da peşi sıra gitti.
Bu geldi; bununla beraber sıkıntı ve rezaletler de boy gösterdi."
Bunun üzerine Vasık, olanca gücüyle onu arattırdı, ama ölünceye kadar onu yakalatamadı.
Başka bir rivayette anlatıldığına göre Vasık, Ebu Duad'ı bayram gününde namaz kıldırmakla görevlendirdiğinde, namazı kıldırdıktan sonra Vasık'ın yanına dönünce ona şöyle sormuştu:
- Ey Abdullah'ın babası, bayramınız nasıl oldu?
- Biz güneşi olmayan bir gündeyiz.
- Ey Abdullah'ın babası, ben de seni doğruluyorum, sana katılıyorum (Böyle diyerek güldü).
Hatib Bağdadî dedi ki: İbn Ebi Duad, Vasık'ın üzerinde otorite kurdu ve onu Kur'ân'm mahluk olduğunu benimsemeleri için insanlara zor kullanmaya teşvik etti. Anlatıldığına göre Vasık, ölmeden önce bu görüşünden vazgeçmişti. Abdullah b. Ebi'l-Feth'in Mehdi'den rivayet ettiğine göre Vasık, Kur'ân'm mahluk olduğu konusundaki sözlerinden tevbe etmiş olarak öldü.
Bir rivayette anlatıldığına göre bir gün hocası, Vasık'ın huzuruna girmiş, Vasık ona çok ikramda bulunmuştu. Niçin bu kadar ikrama mazhar kıldığını sorduklarında şu cevabı vermişti: "Bu adam dilimi ilk olarak Allah'ın zikri ile açan ve beni Allah'ın rahmetine yaklaştıran kişidir."
Şairlerden biri Vasık'a şu şiiri yazıp göndermişti:
"Nefsin daileri beni zenginliği talep etmeye çekti ama ben ona, "Önemsiz şeyi taleb etmekten kendini uzak tut" dedim.
Çünkü mü'minlerin emiri değirmen taşı gibidir ki, rızıklar her zaman onun elinden insanların üzerine akar."
Vasık, bu şiirin yazılı olduğu kağıdın üzerinde şaire şu cevabı yazdı: "Nefsin seni, kendini horlamandan uzak tuttu ve seni nefsini korumaya davet etti. Sen de nefsinin istediği dünya malını bolca alabilirsin." Böyle dedikten sonra o şaire bolca armağan verdi.
Vasık'ın şiirlerine şu örnekleri verebiliriz:
"Kaderler kendi yörüngelerinde akıp giderler. Sabret, kaderler için hiç bir halde sabır olmaz."
"Çirkinden uzak dur, onu isteme.
Bir kimseye ihsan edersen, bu ihsanı ve iyiliği fazlalaştır.
Bu iyiliğin ve ihsanın, seni düşmanının bütün tuzaklarından ko-
rur.
Düşmanın tuzak kurup sen kurmadığın zaman korunursun."
Kadı Yahya b. Eksem dedi ki: Abbasi halifeleri, Ebu Talib ailesine ne kadar da iyi davranıyorlardı. Vasık da onlara iyilikte bulunmuştu. O vefat ederken Ebu Talib ailesinden bir tek fakir kişi yoktu. Vasık vefat ederken şu iki beyiti tekrarlıyordu:
"Ölüm, insanlar arasında ortak bir özelliktir. Ondan ne halktan biri ne de hükümdar kurtulabilir. Yokluk çekenlerin fakirlikleri, onlara bir zarar vermemiştir. Zenginlerin de malları onları ölümden kurtaramamıştır."
Şu şiiri okuduktan sonra altındaki yatağın dürülmesini emretti. Yatağı dürülüp kaldırıldı, sonra yanağını yere koyup şöyle dua etti;
"Ey hükümranlığına zeval olmayan yüce Allah! Hükümranlığı zeval bulana merhamet et."
Vasık'ın ölümü esnasında mecliste hazır bulunanlardan biri şöyle demiştir:
«Vasık can çekişirken biz etrafında oturmuştuk. Bayıldı, aramızdan biri bir diğerine dedi ki: "Bakın bakalım hele öldü mü?" Ben kalkıp yanına yaklaştım. Ölüp ölmediğini anlamak istedim. Gözlerini açtı, bana baktı. Ben de korkuyla gerisin geri döndüm. Kılıcımın ucu elbiseme takıldı. Ben de neredeyse ölecektim. Kısa bir süre sonra Vasık öldü. İçinde bulunduğu odanın kapısı üzerine kilitlendi. Cesedi içeride tek başına kaldı. İnsanlar, kardeşi Cafer el-Mütevekkil'e bey'at ile meşgul oldukları için onun cenazesini hazırlamayı biraz ertelediler. Ben kapıda nöbetçilik yapıyordum. O esnada içeriden bir sesler duydum. Odaya girdiğimde kocaman bir tarla faresinin, Vasık'ın az Önce bana baktığı gözünü ve iki yanağını yemekte olduğunu gördüm.»
Vasık, Samarra'daki ikametgahı olan Kasr-ı Haruni'de hicretin 232. senesinin zilhicce ayının bitimine altı gün kala, çarşamba günü vefat etti. Vefat ederken otuzaltı yaşındaydı. Otuziki yaşındayken vefat ettiğine dair başka bir rivayet de vardır. Beş sene dokuz ay beş gün süreyle halifelik yaptı. Beş sene iki ay yirmibir gün süreyle halifelik yapmış olduğuna dair başka bir rivayet de vardır. Cenaze namazını kardeşi Cafer el-Mütevekkil Alallah kıldırdı. Doğrusunu Allah bilir.

