Bu senede Ermeniye valisi Yusuf b. Muhammed b. Yusuf, oradaki büyük Ermeni komutanını yakalayıp halifenin naibine gönderdi. Onu yakalayıp gönderdikten sonra o bölgelere çok kar yağdı. Halk, toplanıp geldiler ve Yusuf un bulunduğu beldeyi kuşattılar. Yusuf, savaşmak için karşılarına çıkınca, onu ve beraberindeki Müslümanlardan büyük bir topluluğu öldürdüler. İnsanların çoğu soğuğun şiddetinden telef oldular.
Mütevekkil, meydana gelen bu feci durumdan haberdar olunca o mıntıkaların ahalisi üzerine Büyük Boğa'yı muazzam bir orduyla şevketti. Büyük Boğa oraya gitti ve Yusuf un bulunduğu şehri kuşatan ahaliden 30.000 kadarım öldürdü, bir kısmını da esir aldı. Sonra Bos-ferrecan'a bağlı Elbak mıntıkasına gitti. Birçok bölgeleri katettikten sonra ülkeyi itaat altına aldı.
Bu senenin safer ayında halife Mütevekkil, mazlumların davalarına bakan Mutezile mezhebine mensub Kadı İbn Ebi Duad'a gazap- . landı. Onu bu görevden azletti. Yahya b. Eksem'i çağırdı. Onu başka-dılığa ve haksızlığa uğrayanların davalarını halletme işine (mezalim
mahkemesi) bakan mahkemenin reisliğine atadı.
Bu senenin rebiyülevvel ayında halife Mütevekkil, Kadı İbn Ebi Duad'm mallarına el konulmasını emretti. Oğlu Ebü'l-Velid Muham-med'i de, bu senenin rebiyülahır ayının üçünde cumartesi günü hapse attı. Mallarının müsadere edilmesini emretti. 120.000.000 dinarı ayrıca yirmi dinar değerindeki nefis mücevherleri müsadere edildi. Sonra 16.000.000 dirhem vermesi hakkında kendisiyle anlaşma cihetine
gidildi.
Önceki kısımlarda da anlattığımız gibi Kadı İbn Ebi Duad, felç olmuştu. Sonra ailesi horlanarak Samarra'dan Bağdat'a sürgün edildi.
İbn Cerir'in rivayetine göre şair Ebü'l-Atahiye bu konuda şöyle bir şiir söylemiştir:
"Eğer doğru görüşe mensub isen, azmin de sağlam ise başarı yolundasın.
Fıkıh sana yeterlidir, eğer onunla kanaat edersen, Allah'ın kitabı
mahluktur demene gerek kalmaz.
Bu seni ne ilgilendirir! Teferruatla ilgili hükümleri dinin aslı bir araya getiriyor ki, o da fıkıhtır; ama cahillik ve ahmaklık olmasa!"
Bu senenin ramazan bayramında halife Mütevekkil, idam edilen Ahmed b. Nasr el-Huzaî'nin kesik başı ile gövdesinin bir araya getirilerek akrabalarına teslim edilmesini emretti. Bu olay üzerine insanlar çok sevindiler. Ahmed'in cenazesine büyük bir kalabalık iştirak etti. Tabutunun tahtalarına el sürüyorlardı. Bu, cidden görülmesi gereken büyük bir gündü. Sonra insanlar, onun asılı bulunduğu ağacın yanına gittiler, bu ağaca da el sürmeye başladılar. Halk büyük bir heyecana kapıldı. Aynı zamanda çok sevinip mutlu oldular. Halife Mütevekkil, naibine mektup yazarak halkı bir insan için bu kadar aşırı derecede saygı göstermekten menetmesini istedi.
Daha sonra Mütevekkil, ülkenin her tarafına mektup göndererek kelam konularına dalmaktan ve Kur'ân'm mahluk olduğunu söylemekten insanların mene dilmelerini istedi. Kelam ilmini öğrenen kimselerin bu konuda konuşmamalarını emretti. Şayet kelamdan bahse-dilirse, edenlerin Ölünceye kadar zindana mahkum edileceklerini bildirdi. İnsanların ancak kitap ve sünnetle meşgul olmalarını, başka şeylerle meşgul olmamalarını emretti.
Sonra Mütevekkil, İmam Ahmed b. Hanbel'e saygı ve ikramını izhar etti. Bağdat'tan yanma gelmesini istedi. O da gidip halifeyle görüştü. Mütevekkil kendisine ikramda bulundu. Kıymetli armağanlar verilmesini görevlilere emretti, ama İmam Ahmed bunları kabul etmedi. Ona kendi kaftanlarından kıymetli bir kaftan giydirdi. İmanı
Ahmed utandığı için giydi, ama kendi evine gidince şiddetli bir şekilde üzerinden çıkarıp attı, ağlamaya başladı. Allah ona rahmet etsin.
Halife Mütevekkil ona kendi özel yemeğinden her gün gönderiyor ve İmam Ahmed'in bunları yediğini sanıyordu. Oysa İmam Ahmed yemek yemiyor, aksine o günlerde aç olarak visal orucu tutuyordu. Çünkü helal olduğuna inandığı bir yiyecek bulamıyordu. Fakat oğlu Salih ile Abdullah, kendisinin haberi olmadan gönderilen armağanları kabul ediyorlardı. Eğer Bağdat'a çabuk dönmemiş olsalardı, İmam Ahmed'in açlıktan ölmesinden korkulurdu.
Mütevekkil'in halifeliği zamanında sünnetin şanı gerçekten yükseldi. Allah onu affetsin. İmam Ahmed'e danışmadan hiçbir yöneticiyi tayin etmiyordu. İbn Ebi Duad'ın yerine Yahya b. Eksem'i başkadılı-ğa tayin ederken de İmam Ahmed'e danışmış ve onun olumlu görüşünü almıştı.
Yahya b. Ekseni, sünnet imamlarından ve insanların âlimlerin-dendi. Fıkhı ve hadisi tazim eder, sahabelerin kavline uyardı. Kendisi de Hibban b. Bişr'i Bağdad'm doğu yakası kadılığına; Süvvar b. Abdullah'ı ise batı yakası kadılığına tayin etmişti. Bu ikisi de tek gözlü idiler. İbn Ebi Duad'ın arkadaşlarından biri bu hususta şöyle bir şiir söylemişti:
"Büyük acaipliklerden sayılan iki kadı gördüm ki; Her biri dünyanın bir tarafında masaldı. Onların her biri körlüğü yarı yarıya paylaşmıştı; Aynen ülkenin iki tarafının kadılığını paylaştıkları gibi. Her birinin miras taksimi ve dinde hüküm vermek için, Başım (bilgisizlikten) salladığını görürsün. Onların her ikisi kaza işlerini iki tek gözlü ile açan, Yahya'nın ölümü ile başlayan zamanın fallarıdır."
Bu senenin yaz mevsiminde Ali b. Yahya el-Ermeni, gazaya gitti. Bu senede Hicaz valisi Ali b. İsa b. Cafer b. Ebi Cafer el-Mansur, insanlara haccettirdi.
Bu senede Hatim el-Asam, Abdüla'lâ b. Hammad, Ubeydullah b. Muaz el-Anberî, Ebu Kamil Fudayl b. Hasan el-Cahderî gibi meşhur şahsiyetler vefat ettiler.

