Bu senede Büyük Boğa, itaati karşılığında kendisine eman verdiği Mengücür de yanında olmak üzere Bağdat'a geldi.
Bu senede Mutasını, Cafer b. Dinar'ı Yemen valiliğinden azletti. Çünkü ona gazablanmıştı, yerine îtah'ı tayin etti.
Bu senede Mutasını, Abdullah b. Tahir'i Mazyar'm üzerine gönderdi. O da gidip Mazyar'ı yakaladı ve semerli bir katıra bindirerek Bağdat'a getirdi. Mutasım, kendi huzurunda ona 450 kırbaç vurdurdu. Mazyar su istedi, su verilmedi. Nihayet o da susuzluktan öldü. Cesedini Babek'in yanıbaşına astılar.
Mazyar, kırbaçlandığı esnada Afşin'in kendisiyle mektuplaştığını ve halifeye isyan hususunda kendisini teşvik ettiğini itiraf etti. Bunun üzerine Mutasım Afşin'e gazaplandı ve hapsedilmesini emretti. Hilafet sarayının yanında minare gibi bir yer yaptırarak onu orada hapsetti ki oraya "küve" deniliyordu. Sadece kendisi içine sığabiliyordu.
Bunun sebebi de şuydu: Afşin'in Mutasım'a muhalefet ettiği ve ona karşı isyan etmek istediği, ayrıca halife ve etrafına karşı asker toplamak için Hazar'a gitmeye niyetlendiği kesinlik kazanmıştı. Bunun üzerine halife Mutasım, tez davranarak bu işleri yapmasından önce onu yakalattı. Onun için bir meclis akdetti. Bu mecliste kadılık görevini Mutezile'den Ahmed b. Duad yapmaktaydı. Veziri Muham-med b. Abdühnelik b. Zeyyad, Bağdat naibi İshak b. İbrahim b. Mus'-ab da bu meclise katıldı. Bu mecliste Afşin, kendi atalarının dini Mecusilikte kalmakla itham edildi. Ayrıca sünnetsiz olduğu iddia edildi. Afşin de sünnet acısına dayanamadığı için kendini sünnet ettirmekten korktuğunu söyleyerek savundu. Mecliste iddia makamında bulunan vezir ona şöyle karşılık verdi: "Sen savaşlarda mızraklarla düşmanlarınla vuruşuyorsun ve mızrak darbesi yemekten korkmuyorsun da bedeninden sadece penisinin ucunun kesilmesinden mi korkuyorsun?"
Yine Afşin'in, bir putgedeyi yıkıp yerine mescid yaptıkları gerekçesi ile bir imamla müezzine biner kırbaç vurduğu; yanında küfrü tasvir eden, altın ve mücevherlerle süslenmiş olan "Kelile ve Dimne" kitabı bulunduğu iddia edildi. O da bu kitabın atalarından miras kaldığını söyleyerek kendini savundu.
Acemlerin kendisiyle mektuplaştıkları ve gönderdikleri mektuplarında kendisine hitaben, "Sen ilahlar ilahısın." dedikleri ve kendisinin de bu ifadeleri onayladığı iddia edildi. O da; Acemleri bu şekilde mektup yazmaya ve bu tür ifadeler kullanmaya babasının ve dedelerinin sürüklediğini, kendisinin onları bu tür ifadeler kullanmaktan menetmekten korktuğunu, aksi takdirde Acemler nezdinde itibarının kaybolacağını söyleyerek kendini savundu. Vezir, şöyle cevap verdi:
"Yazıklar olsun sana! Sen o zaman, "Ben sizin en yüce rabbini-zim" diyen Firavun'a ne bıraktın!"
Afşin'in; Mazyar'la nıektuplaşarak onun isyan hareketim başlatmasını istediği, kendisinin sıkıntıda olduğunu bildirdiği, eski dinleri olan Mecusiliğe böylece yardım etmek ve Arap dinine üstün kılmak gerektiğini ifade ettiği, boğulmuş hayvanı yemeyi boğazlanmış hayvanı yemeye tercih ettiği, her çarşamba günü siyah bir koyun getirterek kılıçla ikiye yarıp bu iki parça arasında yürüdükten sonra etlerim yediği iddia edildi. Bunun üzerine Mutasım, Büyük Boğa'ya emir vererek, Afşin'i horlanmış ve zelil kılınmış bir şekilde zindana atmasını emretti. O da: "Ben de bunu sizden bekliyordum." dedi.
Bu senede Afşin'in oğlu Hasan ile zevcesi Etrece binti Eşnas, Abdullah b. Tahir tarafından Samarra'ya sevkedildiler.
Bu senede Asbağ b. Ferec, Sa'deveyh, Buharî'nin şeyhi Muham-med b. Selam el-Baykentî, Ebu Anır el-Ceremî, cömert emirlerden Ebu Dülef el-İcli et-Temimî gibi meşhur şahsiyetler vefat ettiler.

