El-Bidaye ve'n-Nihaye · Temmuz 1, 2026

Hicretin İkiyüzyirmîdördüncü Senesi

Bu senede Taberistan'a bağlı Amil mıntıkasında Mazyar b. Karin b. Yezdihürmüz adında bir adam ortaya çıkıp isyan etti. Bu, haraçların Horasan valisi Abdullah b. Tahir b. Hüseyin'e verilmesine razı olmayıp halifeye bizzat …

Bu senede Taberistan'a bağlı Amil mıntıkasında Mazyar b. Karin b. Yezdihürmüz adında bir adam ortaya çıkıp isyan etti. Bu, haraçların Horasan valisi Abdullah b. Tahir b. Hüseyin'e verilmesine razı olmayıp halifeye bizzat gönderilmesini istiyordu. Halifenin haraçları teslim alacak birisini göndermesini, sonra da Tahir'e teslim etmesini taleb etmişti. Sonra neticede bu adam isyan etti. Ülkeyi istila etti ve Mutasmı'a muhalif olduğunu açığa vurdu.

Mazyar, Babek el-Hürremî ile mektuplaşıyor ve ona yardımcı olacağını vaad ediyordu. Anlatıldığına göre onu bu isyana teşvik edip destekleyen kişi Afşin idi. Böylelikle Abdullah b. Tahir'in ona karşı mukavemetten aciz kalıp Mutasım'm da kendisini Abdullah b. Tahir'in yerine Horasan valiliğine tayin etmesini istiyordu. Nihayet Mutasım, Mazyar üzerine, İshak b, İbrahim'in kardeşi Muhammed b. İbrahim b. Mus'ab'ı büyük bir orduyla gönderdi. İkisi arasında uzun muharebeler cereyan etti ki, bunların safahatını İbn Cerir, bütün detaylarıyla anlatmıştır. Neticede Mazyar esir alınarak Abdullah b. Tahir'e gönderildi. O da Afşin'in kendisine mektup gönderip göndermediğini sordu. Mazyar, gönderdiğini itiraf etti. Abdullah b. Tahir, onu ve halife hesabına muhafaza altına aldığı çok miktardaki mallarını, mücevher, altın ve kumaşlarını Mutasmı'a gönderdi.

Mazyar, halife Mutasım'ın huzuruna götürüldüğünde Mutasım, Afşin'in kendisiyle mektuplaştığını iddia etti, ama o bu iddiaları inkar etti. Mutasını, onun ölünceye kadar kırbaçlanmasını emretti. Nihayet kırbaç altında can verdi. Bağdat köprüsü üzerinde Babek el-Hürremî'nin yanıbaşına asıldı. Adamlarının ve tabilerinin Önde gelenleri de öldürüldü.

Bu senede Hasan b. Afşin, Eşnas'ın kızı Etrece ile evlendi ve Mutasını'in Samarra'daki sarayında cemaziyelevvel ayında gerdeğe girdi. Bu çok ihtişamlı bir düğün olmuştu. Düğünün masraflarını bizzat Mutasım üstlenmişti. Bu düğüne katılan halkın sakalları misk kokusuyla ıslatılmıştı, denilmiştir.

Bu senede Afşin'in yakınlarından Mengücür el-Eşrosenî, Azerbaycan'da isyan etti ve halifeyi tanımadığını ilan etti. Bu olay şöyle gelişmişti: Afşin, Mengücür'ü, Babek'in işini hallettikten sonra Azerbaycan'da naib olarak bırakmıştı. Mengücür de Babek'e ait bazı bel-delerdeki hazineleri ve çok malları ele geçirip kendine mal etti ve bunları Mutasım'dan gizledi. Abdullah b. Abdurrahman adında bir kişi bu durumdan haberdar olarak meseleyi bir mektupla halife Mu-tasım'a bildirdi. Mengücür de halifeye bir mektup yazarak bu durumu yalanladı ve o adamı öldürmek istedi. Ama bu kişi Erdebil halkına sığınarak kendini koruma altına aldı. Mengücür un yalan söylediğini anlayan Mutasım onun üzerine Büyük Boğa'yı gönderdi. İkisi savaştılar. Mengücür, Büyük Boğa'dan eman aldı. Bunun üzerine halifeye götürüldü.

Bu senede Ammuriye valisi Rum Münatis Öldü. Mutasım onu esir alıp yanında götürmüş ve Samarra'da hapse atmıştı. Nihayet o bu senede hapiste iken ölmüştü.

Bu senenin ramazan ayında Mutasım'm amcası İbrahim b. Mehdi b. Mansur vefat etti. O, "İbnü Şeklihi" adıyla biliniyordu. Siyah tenli, iri yarı, faziletli ve fesahat sahibi biri idi.

İbn Makula dedi ki: İbrahim b. Mehdi, siyah tenli olduğundan dolayı kendisine "Çinli" deniliyordu. İbn Asakir onun biyografisini uzun uzadıya anlatmış ve onun, kardeşi Reşid'e niyabeten iki sene müddetle Dımışk valiliği yaptığını, sonra bu görevden azledildiğini; sonra ikinci kez tekrar Dımışk valiliğine atanarak orada dört yıl süreyle görev yaptığım; adaletli, keskin zekalı bir kimse olduğunu yazmıştır. Ayrıca o, hicretin seksendördüncü senesinde insanlara haccettirmiş, sonra Dımışk'a dönmüştü.

Me'mun'un hilafetinin ilk zamanında, yani hicretin 202. senesinde Me'mun'a halifelik bey'atı yapıldığında, Bağdat valisi Hasan b-Sehl onunla savaşmış, ama Hasan mağlup olmuştu. Bunun üzerine Humeyd et-Tusî onun üzerine gelince, İbrahim bozguna uğramış ve Me'mun'un gelişi esnasında Bağdat'ta gizlenmiş. Sonra Me'mun onu yakalatmış, sonra affetmiş ve ona ikramda bulunmuştu.

İbrahim, bir yıl on ay ve oniki gün süreyle halifelik yapmıştı. İlk gizlenmesi, hicretin 203. senesinin zilhicce ayının sonlarında başlamış ve altı yıl dört ay on gün müddetle gizli kalmıştı.

Hatib Bağdadî dedi ki: Sözü edilen İbrahim b. Mehdi, bol lütufta bulunan, edep sahibi, geniş ahlaklı, eli açık, cömert bir kimseydi. Musiki sanatıyla tanınmıştı, musikide mütehassıstı. Halifeliği zamanında Bağdat'ta mali sıkıntıya düşmüştü. Bedeviler maaşlarım almak için onu sıkıştırmışlar, o da onlara yakın bir zamanda maaşlarını alma ümidi vermişti. Sonra bir kimse bedevilere giderek, halifenin parası olmadığını söylemiş, bunun üzerine bedevilerden biri şöyle demişti: "Madem parası yok, öyleyse halife yanımıza gelsin ve şu taraftaki adamlara üç şarkı ve şu taraftaki adamlara da üç şarkı okusun."

Bu olay üzerine Me'mun'un şairi Da'bül, İbrahim b. Mehdi'yi şöyle hicvetmişti:

"Ey bedevi topluluğu! Sakın yanılmayın, maaşlarınızı alın ve kızmayın.

Halife ileride size nağme verecektir ki, keseye girmez ve ağzı bağlanmaz.

Komutanlarınıza da mabedi nağmeleri verecektir ve bu sebeple de kimse sizi kıskanmayacaktır.

İşte o, adamlarına böyle erzak verir.

O öyle bir halifedir ki; mushafi, barbut çalgısıdır."

İbrahim b. Mehdi, gizlenmesi uzun sürünce, halife Me'mun'a şöyle bir mektup yazdı: "Senin intikam alma hakkın kısas gereğince vardır. Ama affetmek, takvaya daha yakındır. Cenâb-ı Allah, halifeyi her affın üzerine çıkarmıştır. Tıpkı her nesebi onun aşağısına koyduğu gibi. Eğer affedersen kendi fazlınla lütfedersin, eğer cezalandıracak olursan bu senin hakkındır."

Me'mun ona şu cevabı yazıp gönderdi: "Muktedir olmak, tedbire gerek bırakmaz; pişman olmak da tevbe için yeterlidir. Allah'ın affı her şeyden daha geniştir."

Me'mun'un bu cevabından oldukça ümitlenen İbrahim b. Mehdi, gelip onun huzuruna girdi ve şu şiiri okudu:

"Eğer ben suç işlemişsem kendi payımda yanılmışım; sen de fazla

azarlamaktan vazgeç.

Tıpkı Yusuf un Yakub oğullarına (kardeşlerine) yanına geldiklerinde, "Bugün size kınama yok." deyişi gibi de."

Me'mun da ona: "Bugün kınama yok." dedi.

Hatib Bağdadî'nin rivayetine göre İbrahim b. Mehdi, huzura geldiğinde Me'raun, işlediği suçlardan ötürü onu kınamaya ve azarlamaya başlamış, o da Me'mun'a şöyle cevap vermişti:

«Ey mü'minlerin emiri, senin deden olan babamın meclisinde hazır bulunduğum esnada suçlu bir adam yanına getirilmişti. Onun suçu benimkinden daha büyüktü. Babam öldürülmesini emredince orada hazır bulunan Mübarek b. Fudale babama şöyle demişti:

"Ey mü'minlerin emiri, eğer uygun görürsen sana bir hadis oku-yuncaya dek şu adamın öldürülmesini ertele."

Me'mun, babama: "Oku bakalım o hadisi." deyince babam şöyle dedi: «Hasan-i Basrî, Imran b. Husayn'dan rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

"Kıyamet günü olduğunda arşın ortasından bir münadi "insanları affeden halifeler en yüksek mükafatı almak üzere ayağa kalksınlar!" diye seslenecek ve ancak affedenler o zaman ayağa kalkacaklardır.»

Bunun üzerine Me'mun, İbrahim b. Mehdi'ye şöyle dedi: "Bu hadisi kabul ettim ve amca, seni de affettim."»

Bu hadiseleri, hicretin 204. senesinden bahsederken fazlasıyla anlatmıştık. Me'mun'un cidden beliğ şiirleri vardı. Allah onu affetsin. İbn Asakir, onun bu güzel şiirlerinden bir kısmını nakletmiştir.

Sözünü ettiğimiz İbrahim b. Mehdi, hicretin 162. senesinin zilkade ayı başında doğmuş ve bu senenin yedinci gününde cuma günü altmışiki yaşında iken vefat etmişti.

Bu senede Said b. Ebi Meryem el-Mısrî, Süleyman b. Harb, Ebu Muammer el-Muk'id, kendi zamanında siyer imamlarından biri olan Ali b. Muhammed el-Medainî? Buharî'nin üstadı Amr b. Merzuk (bu adanı bin kadınla evlenmiştir); lügat, fıkıh, hadis, Kur'ân, haberler ve tarihle ilgili ilimlerde imam olan, ayrıca halk arasında meşhur olmuş eserlerin sahibi Ebu Ubeyd Kasım b. Sellam el-Bağdadî vefat etmiştir. Anlatıldığına göre İmam Ahmed b. Hanbel, "el-Garib" adlı kitabını kendi eliyle yazmıştır. Abdullah b. Tahir, Ebu Ubeyd'i keşfedince ona aylık 500 dirhem maaş bağlamış, ölümünden sonra da çoluk çocuğuna maaş vermeye devam etmişti. İbn Hallikan'ın ifadesine göre Abdullah b. Tahir, onun kitabını güzel bulmuş ve şöyle demiştir: "Kendisini böyle bir eseri yazmaya sevkeden akla sahip bir kimseyi geçim derdine düşürmememiz gerekir." Böyle dedikten sonra ona aylık 10.000 dirhem maaş bağlamıştı.

Muhammed b. Vehb el-Mesudî, Ebu Ubeyd'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Bu kitabı tasnif etmeye kırk senemi harcadım."

Hilal b. Mualla, Müslümanların şu dört kişiye sahip çakmaları gerektiğini söylemişti; "Şafiî, fıkıh ve hadiste âlimdi. Ahmed b. Hanbel, bela ve mihnetlere maruz kalmıştı. Yahya b. Maîn, yalanı reddetmede meşhur olmuştu. Ebu Ubeyd de garibü'l-hadisi tefsir etmekte mahirdi. Eğer bunlar olmasaydı insanlar tehlikelere maruz kalırlardı."

İbn Hallikan dedi ki: "Ebu Ubeyd, onsekiz sene müddetle Tarsus kadılığı yaptı. Çok ibadet eder, kendini fazlasıyla ibadete verirdi."

Ebu Zeyd el-Ensârî, Asmaî, Ebu Ubeyde Ma'mer b. Müsenna, İbn Arabî, Ferra, Kisaî ve diğerlerinden garip hadisler rivayet etti.

İshak b. Rahaveyh dedi ki: "Biz Ebu Ubeyd'e ihtiyaç duyardık. Ama o bize ihtiyaç duymazdı."

Ebu Ubeyd, Bağdat'a geldi. İnsanlar kendisini dinlediler; eserlerini okudular.

İbrahim el-Harbî dedi ki: "Ebu Ubeyd, sanki içine ruh üflenmiş

bir dağdı, herşeyi güzel bilirdi."

Kadı Ahmed b. Kamil dedi ki: «Ebu Ubeyd; faziletli, dindar, rabbani bir âlimdi. İman, itkan ve İslâm ehlinin ilimlerinin çoğunda mazbut bilgiye sahipti. Kur'ân, fıkıh, Arapça ve hadisi iyi bilirdi. Rivayeti güzel, nakli sahihti. Herhangi bir kimsenin ona, ilmine ve kitaplarına eleştiri yönelttiğini bilmiyorum. Onun "el-Emval", "Kitabu Fazail-i Kur'ân ve Ma'anihi" adlı eserleri vardır. Müslümanların yararlandığı birçok kitapları daha vardır. Allah ona rahmet etsin.»

Buharî'nin ifadesine göre Ebu Ubeyd, hicretin 224. senesinde vefat etmiştir. Bundan bir sene Önce Mekke'de veya Medine'de vefat ettiğine dair muhtelif rivayetler vardır. Vefatı sırasında altmışyedi yaşındaydı. Yetmiş yaşını aştığı da söylenir. Doğrusunu Allah bilir.

Bu senede vefat eden meşhur şahsiyetler arasında hadis âlimlerinden Muhammed b. Osman Ebü'lCemahir ed-Dımışki el-Kefertutî, Muhammed b. Fadl Ebu Numan es-Sedusî (Arim lakabını taşıyan bu zat Buharî'nin şeyhi idi), Muhammed b. İsa b. Tabba, kendi zamanının büyük âlimlerinden Yezid b. Abdu Rabbih el-Circisi el-Humusî de bulunmaktadır.