Bu senenin safer ayının 3'ünde, perşembe günü Afşin, beraberinde Babek bulunmak üzere Samarra'daki Mutasım'm yanına gitti. Afşin'in beraberinde ayrıca Babek'in kardeşi de vardı. Mutasım, oğlu Harun el-Vasık'a, Afşin'i karşılamasını emretmişti. Onun haberleri her gün Mutasım'a geliyordu. Mutasım, Babek olayıyla dikkatle ilgileniyordu. Babek'in kendisine ulaşmasından iki gün önce Mutasını, ulağına emir vererek yola koyulmuş ve tanımadığı halde Babek'i görmüştü. Ona bakmış sonra geri dönmüştü. Babek yanma geldiği günde Mutasını hazırlandı. İnsanları iki saf halinde sıraya dizdi. Ve insanlar onu iyice tanısınlar diye Babek'in bir file bindirilmesini emretti. Babek'in üzerinde ipek bir kaftan ve samur kürkünden yapılmış bir takke vardı. Fili hazırlamışlar, üzerindeki eşyaları boyamışlar ve ona çok değerli eşyalar ve ipek giysiler giydirmişler di. Şairin biri bu konuda şöyle bir şiir söylemişti:
«Fil adeti üzere boyandı. Horasan şeytanını taşıyor.
Filin azalarının boyanması ancak çok büyük durumlarda olur.»
Babek, huzura getirildiğinde Mutasım onun ellerinin ve ayaklarının kesilmesini, başının koparılmasını, karnının yarılmasını emretti. Sonra da kesik başını Horasan'a gönderdi. Gövdesi de Samarra'da bir ağaca asıldı. Babek öldürüldüğü gecede, yani bu senenin rebiyülahir ayının 13'ünde perşembe gecesi içki içmişti.
Bu mel'un, ortaya çıktığından öldürüldüğü güne kadar yirmi senelik süre zarfında hep Müslümanları öldürmüştü. İbn Cerir'in ifadesine göre öldürdüğü Müslümanların sayısı 255.500 kişiyi bulmuştu. Ayrıca Babek, sayılamayacak kadar çok insanı esir almıştı. Afşin, onun esir aldığı insanlardan 7.600 kişiyi kurtarmış; çocuklarından 17 tanesini, karılarından, gelinlerinden ve hısımlarından da 23 kadını esir almıştı. Babek'in annesi, şekli cidden çirkin ve hakir bir cariye idi. Ama kader onu bu mertebelere çıkardı. Birçok insan ve halk tabasından da büyük bir topluluk onun sebebiyle fitneye maruz kaldıktan sonra, Cenâb-ı Allah, Müslümanları onun şerrinden kurtardı.
Mutasını, Babek'i öldürdükten sonra Afşin'e taç giydirdi ve ona mücevherlerle işlenmiş iki kemer taktı. Ayrıca ona 20.000.000 dirhem verip Sind valiliğine tayin etti.
Mutasını, şairlere de; Afşin'in yanına gitmelerini ve Müslümanlar için yaptığı yararlılıklardan ötürü onu övmelerini emretti. Babek'in Bezz adındaki şehrini yıkıp harabeye döndürmesinden ve dümdüz hale getirmesinden ötürü onu methetmelerini istedi. Şairler, bu hususta çök güzel şiirler inşad ettiler. Afşin'i şiirleriyle öven şairlerden biri de Ebu Temmam et-Taî idi. Ebu Temmam, tamamı İbn Cerir tarafından nakledilen kasidesinde Afşin'i şöyle övmüştü:
«Bezz şehrinin celladı mağlup oldu, şimdi o defnedilmiş tir.
Bezz şehrinde sadece canavarlar ve vahşi hayvanlar kalmaktadır.
Bu kılıç, savaşta bu sebatı gösterdikçe bu din yükseldi.
O daha Önce efendiliğin bakiresiydi, kılıçla bekaretini giderdi Afşin denen doğunun yiğit adamı.
Orayı tekrar eski haline döndürdü. Şimdi orada tilkiler vardır.
Oysa dün orası bir aslanın iniydi.
Halkının kafataslarından duvarlar ve binalar meydana geldi. Daha önce oranın emirliği ve Önemli işleri vardı.
Orası çöle döndürülmeden önce kalbe can veren bir kan gibiydi.
Ama şimdi orada darlık ve sıkıntı meydana geldi; daha önce orası bir tatlı su pınarı gibiydi.»
Hicretin 223. senesinde Bizans imparatoru Toftl b. Mihail, Malatya ve çevresindeki Müslümanlara saldırdı. Birçok Müslümanı öldürdü, sayılamayacak kadar çok Müslümanı esir aldı. Bunlar arasında 1.000 Müslüman kadın da vardı. Esir aldığı Müslümanlara işkence yaptı. Kulaklarını ve burunlarını kesti, gözlerine mil çekti. Allah onu kahretsin. Bunun sebebi de şuydu: Babek, Bezz şehrinde kuşatma altına alınıp etrafında askerler yığıldığında, Bizans imparatoruna şu mealde bir mektup yazıp gönderdi:
«Arapların hükümdarı, askerlerinin tümünü üzerime sevketmiş-tir. Ülkesinin sınırlarında muhafızları kalmamıştır. Eğer ganimet elde etmek istiyorsan çevrendeki beldelere çabucak saldır ve oraları ele geçir. Çünkü bu saldırı esnasında sana karşı koyacak birini bulamayacaksın.»
Bunun üzerine Tofil, 100.000 askerle harekete geçti. Dağlara çıkan Hürremiler de ona katıldılar. İshak b. İbrahim b. Mus'ab, bunlarla savaştı, ama güç yetiremedi. Çünkü onlar, dağlarda kendilerini koruma altına almışlar, gerekli istihkamları kurmuşlardı. Bizans imparatoru gelince Hürremiler Müslümanlara karşı onlarla birlik oldular.
Malatya'ya vardılar. Oradaki Müslümanların çoğunu öldürüp kadınlarını esir aldılar.
Halife Mutasını, bunu duyunca çok üzüldü, sarayda feryad ve figan etmeye başladı. Sonra hemen harekete geçti. Orduların hazırlanıp gazaya sevkedilmesini emretti. Kadıyı ve şahitleri huzuruna çağırarak sahip olduğu bütün malların üçte birini sadaka olarak bıraktığını, üçte birini oğluna verdiğini, üçte birini de kölelerine bıraktığını söyledi. Bağdat'tan yola çıktı. Bu senenin cemaziyelevvel ayının ikisinde, pazartesi günü Dicle'nin batısında ordugah kurdu. Zibatra halkına yardım için de Uceyf i, birkaç komutanı ve bunların maiyetinde büyük bir askeri birliği yola çıkardı. Bunlar da çabucak oraya gittiler. Bizans hükümdarının çeşitli kötülükler yapıp kendi ülkesine döndüğünü gördüler. Her taraf harap olmuştu, telafisine de imkan yoktu. Bunlar, durumu bildirmek için geri döndüklerinde halife, emirlere-«Bizans'ın hangi beldesi daha müstahkemdir?» diye sordu. Onlar da şu cevabı verdiler: «İslâmiyet ortaya çıktığından bu yana Ammuriye şehrine hiç kimse saldıramamıştır. En müstahkem yerleri Ammuriye şehridir. Biz.anshlar nazarında Ammuriye, Konstantiniyye'den daha kıymetlidir.»

