El-Bidaye ve'n-Nihaye · Temmuz 1, 2026

Hicretin Yüzdoksanyedînci Senesi

Bu senenin başında Tabir b. Hüseyin, Harseme b. A'yün ve beraberindeki askerler Bağdat kuşatmasını sıkıştırdılar ve Emin'i daha da zorlamaya başladılar. Kasım b. Reşid ile amcası Mansur b. Mehdi, Me'mun'un yanına …

Bu senenin başında Tabir b. Hüseyin, Harseme b. A'yün ve beraberindeki askerler Bağdat kuşatmasını sıkıştırdılar ve Emin'i daha da zorlamaya başladılar. Kasım b. Reşid ile amcası Mansur b. Mehdi, Me'mun'un yanına gittiler. Me'mun onlara ikramda bulundu. Kardeşi Kasımı Cürcan valiliğine atadı. Bağdat muhasarası şiddetlendi. Bağdat şehri üzerine mancınıklarla taşlar atıldı.

Emin, çok zor durumda kalmıştı. Yanında orduya sarfedecek parası yoktu. Gümüş ve altın kaplan eriterek dirhem ve dinarlar bastırdı. Askerlerinin çoğu Tahir'in yanına kaçtılar. Bağdat halkından çoğu öldürüldü. Onlardan çok miktarda mal alındı. Emin, birçok köşklere, meşhur ve süslü evler ile bazı mahallere adamlarını göndertip buraları yaktırdı. Bunu, maslahatın gereği olarak yaptırdı. Belki ölümden kurtulmak ve halifeliğini devanı ettirmek ümidiyle böyle yapıyordu. Ama halifeliği devam etmedi. Kendisi öldürüldü, diyarı tahrip edildi. Nitekim bu husus, yakında detaylı olarak anlatılacaktır.

Tahir de Emin'in yaptıklarını yaptı. Öyle ki, Bağdat tümüyle harap hale gelmişti. Şairlerden biri bu konuda şöyle demişti:

"Ey Bağdat, sana kim göz değdirdi?

Sen bir zamanlar göz aydınlığı değil miydin?

Sende bir kavim yurt tutmuştu, meskenleri senin içindeydi. Yakınlarında çok güzel ziynetler vardı. Kargalar onların arasında ötünce dağıldılar. İşte ayrılıktan ötürü yandıklarını gördüm.

Kendilerini andığım kavmi Allah'a emanet ediyorum. Onları andıkça gözlerimden yaşlar boşanıyor. Zaman onları ayırıp parçaladı. Zaman iki grubun arasını açtı."

Şairler, bu konuda çokça şiirler söylemişlerdi. İbn Cerir, bu konu-

da yeterli miktarda şiirler nakletmiştir.

Tahir, kasabalarda ve şehirlerdeki ürünleri, gelirleri ele geçirdi. jConıutan ve halk tabakası demeden herkesin malına el koydu. Onları jvle'mun'dan eman dilemeye ve onun halifeliğine bey'atta bulunmaya davet etti. Hepsi de onun bu davetine icabet ettiler. Bunlar arasında Abdullah b. Hamid b. Kahtabe, Yahya b. Ali b. Manan, Muhammed b. Bbü'l-Abbas et-Tusî de vardı. Haşimilerden ve ümeradan bir grup insan bu hususta Tahir'le mektuplaştılar. Gönülleri onunla beraber oldu.

Günlerden bir gün tesadüfen Emin'in askerleri, Tahir'in bazı askerlerine galip oldular. Onlardan bir kısmını Kasr-ı Salih yanında öldürdüler. Emin, bu haberi duyunca sevindi. Şımarmaya başladı, içki ve oyuna yöneldi. İşlerin idaresini Muhammed b. İsa b. Nüheyk'e verdi.

Fakat, daha sonra Tahir'in adamları güçlendiler. Emin'in taraftarları ise zayıfladılar. Bu durumda insanlar Tahir'in askerlerine katıldılar. Tahir'in tarafı, güvenliydi. Kimse orada hırsızlıktan, yağmadan ve diğer kötülüklerden korkmuyordu.

Tahir b. Hüseyin, Bağdat'ın birçok mahallerini ve meralarını ele geçirdi. Kaptanlardan kendi muhaliflerine yiyecek taşımamalarını istedi, bunu yasakladı. Muhalifleri tarafında fiyatlar cidden yükseldi. Daha önce Bağdat'tan çıkmamış olanlar bu duruma pişman oldular. Tahir, tüccarların Bağdat'a eşya veya un getirmelerini yasaklayınca, gemiler, Basra'ya ve diğer şehirlere doğru yöneldiler.

İki taraf arasında çok savaşlar cereyan etti. Bu savaşlardan biri Darbülhicare savaşıydı ki, Emin'in adamları bunda galip oldular. Bu savaşta Tahir'in adamlarından bir kısmı öldürüldü. Emin'in askerlerinden olan bazı ayak takımı Bağdatlılar, çıplak olarak geliyorlar, üzerlerinde sadece ziftlenmiş bir hasır, hasırın altında da içi taş dolu bir torba bulunuyordu. Tahir'in süvarileri uzaktan onlara ok attığı zaman hasırı kalkan gibi kullanıyorlar, böylece oktan korunuyordu-lar. Suvar yaklaşınca ellerindeki sapanla taş atıyordular. İşte bu nedenle bu savaşta Emin'in askerleri Tahir'in askerlerini bozguna uğratmışlardı.

iki taraf arasında meydana gelen savaşlardan biri de Şemmasiye savaşıydı. Bu savaşta Harseme b. A'yün esir düştü. Tahir buna çok üzüldü. Şemmasiye'de Dicle nehri üzerine bir köprü kurulmasını emretti. Bu köprüden yanındaki adamlarıyla birlikte karşı tarafa geçti, knıin'in askerleriyle şiddetlice savaştı. Nihayet onları mevzilerinden Sen püskürttü. Harseme ile beraberindeki diğer esirleri kurtardı.

Muhammed el-Emin, buna çok üzüldü ve bu hususta şöyle bir şiir söyledi:

"Cinlerin ve insanların en yüreklisi ile imtihan edildim. Bu is uzadığında. Ama bu kadar uzamamalıydı.

Her güç sahibi ile birlikte onun yanında bir gözetici vardır. Onu gözetir ve ne söylediğini bilir.

Hiçbir işten asla gafil olmaz; gafiller bir işi zayi ettiklerinde onun haberi olur."

Emin'in durumu cidden zayıfladı. Yanında, askerlerine ve kendine harcayarak parası kalmamıştı. Adamlarının çoğu dağılıp gittiler. Kendisi zelil ve kahra uğramış bir halde yalnız başına kaldı.

Bu sene sona ererken Bağdat'ta insanlar tedirginlik içindeydiler. Ortada çeşitli görüşler dolaşıyordu. Her taraf yanıyor, adamlar öldürülüyor, hırsızlık yapılıyordu. Bağdat'ın durumu cidden kötüleşmişti. Orada her fitne zamanında olduğu gibi kimsenin kimseyi koruduğu da yoktu.

Bu senede Me'mun tarafından görevlendirilmiş olan Abbas b. Musa el-Haşimî insanlara haccettirdi. Bu senede zahidlerden biri olan Şuayb b. Harb, Mısırlıların imamı Abdullah b. Vehb, Ali b. Mezher'in kardeşi Abdurrahman b. Mez-her, Nafi b. Ebi Nuaym'dan rivayette bulunan meşhur kurralardan Verş lakabıyla tanınan Osman b. Said, hadisçilerin önde gelenlerinden Veki' b. Cerrah er-Revasî vefat ettiler. Veki', vefatında altmışaltı

yaşındaydı.