Bu senede Bağdat (Medinetü's-Selam) şehrinin inşası tamamlandı. Mansur, bu senenin safer ayında şehre gidip yerleşti. Daha önce o, Küfe sınırındaki Haşimiye şehrinde ikamet ediyordu. Hicretin 145, senesinde Bağdat şehrinin inşasına başlanmıştı. Başka bir rivayete göre ise hicretin 144. senesinde başlanmıştır. Doğrusunu Allah bilir.
Bağdat şehrinin inşa edilmesinin sebebi şuydu: Ravendiler, Kû-fe'de Mansur'a saldırdıklarında, Allah onu onların şerrinden korumuştu. Ama yine de Kûfe'de Ravendilerin kalıntıları vardı. Mansur, kendi askerlerine onların zarar vermelerinden korktu. Kûfe'den çıkarak yeni bir şehir kurmak için uygun yer aradı. Dolaştı, Cezire'ye gitti. Şu andaki Bağdat şehrinin yerinden daha uygun bir yer'göremedi. Çünkü orası öyle bir yerdi ki, çevredeki kara ve denizlerin hayırları, zenginlik ve ürünleri, sabah akşam oraya geliyordu. Ayrıca çevresi Dicle ve Fırat nehirleriyle kuşatılmıştı. Köprü olmaksızın hiç kimse halifenin bulunduğu yere ulaşamazdı.
Mansur, şehrin inşasına başlamadan önce orada birkaç gece kalmış, rüzgarların rutubetsiz ve tozsuz bir şekilde gece gündüz orada estiğini görmüştü. İklimin ve havanın güzelliğini farketmişti Bağdat Şehrinin yerinde Hristiyan ve diğer din mensuplarının, abidlerinin Kiliseleri ve köyleri vardı. İbn Cerir, bu mekanların adlarını detaylı °Wak sayıp sıralamıştır.
Mansur, şehir planı yapılmasını emretti. Külden bir maket yaptı-lar> yollarında ve geçitlerinde yürüdü. Bu onun çok hoşuna gitti. Son-a şehrin dört köşesinden her birini bir enıire teslim ederek o köşeyi nŞa etme görevini verdi. Her taraftan işçiler, sanatkarlar, mühendis-'. ^r getirtti. Yanında binlerce sanatkar, mühendis ve işçi toplandı, orıra ilk kerpici kendi eliyle koydu ve şöyle dedi: «Bismillah velham-p iilah, arz Allah'ındır, oraya kullarından dilediğini mirasçı kılar.
e^ akibet, takva sahiplerinindir. Haydi, Allah'ın bereketi üzerine
i inşa etmeye başlayın.»
Şehrin daire biçiminde inşasını emretti. Surların aşağıdan yük, sekliği elli zira' idi. Yukansındaki kulelere gelince, bunlar surun normal seviyesinden yirmi zira' daha yüksek idiler. Şehire sekiz kapı yaptırdı. Hem iç surlarda hem dış surlarda sekizer kapı vardı. Fakat iç surlardaki kapılarla dış surlardaki kapılar karşı karşıya değillerdi Bunları birbirlerinin tam hizasına gelmeyecek şekilde yaptırdı. Bu nedenle Bağdat şehrine "Zevra" adı verildi. Çünkü kapıları birbirinin tam hizasında değildi. Başka bir rivayete göre Dicle nehrinin oradan başka yöne sapması nedeniyle Bağdat'a bu ad verilmiştir.
Mansur, hükümet konağını şehrin tam orta yerine yaptırdı ki herkes oraya eşit mesafede bulunsun. Büyük camiyi hükümet konağının yanına yaptırdı. Caminin kıblesini Haccae b. Ertat tesbit etti.
İbn Cerir dedi ki: «Bu caminin kıblesinde biraz sapma vardır, namaz kılan kişinin orada Basra kapısına doğru hafifçe yönelmesi icab eder.» İbn Cerir'in ifadesine göre Rusafe mescidinin kıblesi, büyük caminin kıblesine nisbetle doğruya daha yakındır. Çünkü Rusafe mescidi, hükümet konağından önce yapılmıştır. Şehrin büyük camisi ise hükümet konağından sonra inşa edilmiştir. Bu nedenle kıblesinde biraz sapma vardır.
İbn Cerir'in, Süleyman b. Mücalid'den rivayet ettiğine göre, halife Mansur, Ebu Hanife Numan b. Sabit'ten Bağdat kadılığı görevini ifa etmesini istemiş, ancak Ebu Hanife bu görevi kabullenmemişti. Mansur, mutlaka kabul etmesi için yemin vermiş, ancak Ebu Hanife de kabul etmeyeceğine dair yemin etmişti. Bunun üzerine halife Mansur onu, şehrin inşası ve kerpiçlerin dökümü işlerini yürütmek ve işçi tutma işini düzenlemekle görevlendirmişti. O da şehrin hendek tarafındaki duvarının tamamlanmasına kadar bu görevi sürdürdü. Bu duvarların tamamlanması hicretin 144. senesine kadar sürmüştü. İbn Cerir, Heysem b. Adiyy'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: «Mansur, Ebu Hanife'ye kadılığı ve haksızlığa uğrayanların haklarını kendilerine teslim etme işini üstlenmesini teklif etti. Ancak Ebu Hanife bu teklifi kabul etmedi. Mansur da, Ebu Hanife kendisi için çalışmadan yakasını bırakmamaya yemin etti. Bu durum Ebu Hanife'ye haber verildi. Ebu Cafer Mansur'un yeminini yerine getirmesi istenildi. Ebu Hanife bundan sonra Bağdat'ta vefat etti.»
Anlatıldığına göre, Bağdat şehrinin işnasım halife Mansur'a tavsiye eden kişi Halid b. Bermek olmuştur. O, sanatkarları bu işi güzelce yapmaya teşvik etmişti.
Mansur, Medain'deki beyaz köşkün hükümet konağı olarak kurulmak amacıyla Bağdat'a taşınması hususunda ümeranın görüşüne başvurdu. Emirler ise ona muhalif görüş beyanında bulunarak şöyle dediler: «Böyle yapma, çünkü beyaz köşk, dünyada bir abidedir. Oramü'mmlerin emiri Ali b. Ebi Talib'in namazgahı vardır.» Fakat 1vjanSur, onları dinlemedi ve beyaz köşkün birçok aksamını Bağdat'a gjttı. Ama nakliye masrafı Bağdat'a taşınmasına değmedi. Bu nedenle taşımaktan vazgeçti. Vasıt sarayının kapılarını, Bağdat'ta ya-ılmakta olan hükümet sarayına getirip kapılara yerleştirdi.
Haccac, şehrin taşlarını, Süleyman b. Davud (a.s.)'un bu bölgede vaptırdığı bir kasabadan naklettirmiş ti. Süleyman b. Davud (a.s.)'un yaptırdığı kasabanın kapılarını cinler yapmışlardı. Orada çok büyük taşlar vardı. Bağdat çarşılarının gürültü ve sesleri, alışveriş yapanla-nn ve pazarda dolaşanların çıkardıkları sesler hükümet konağından duyulabiliyordu. Bazı Hristiyan komutanları Bazan'a gönderdikleri mektuplarında bu durumu ayıplıyorlardı. Bu nedenle Mansur, Bağdat içindeki çarşıların başka bir yere nakledilmesini ve caddelerin 40x40 zira' ebadında genişletilmesini emretti. Oralarda yapılmış başka binaları da yıktırdı.
İbn Cerir, İsa b. Mansur'un bu konuda şöyle dediğini rivayet etmiştir: «Mansur'un hazinelerinde rastladığım bir yazıda gördüm ki, o, Medinetü's-Selam (Bağdat) şehrinin, oradaki büyük caminin, altın köşkün ve diğer çarşıların yapımına 4.883.000 dirhem sarfetmiştir. İnşaat ustalarından herbirinin gündeliği bir kırat gümüş, bir sanat-, karın gündeliği ise iki veya üç habbe gümüş miktarında idi.»
Hatib Bağdadî dedi ki: «Ben bir kısım kitaplarda gördüm. Bazılarından nakledildiğine göre halife Mansur, Bağdat şehrinin inşasına 18.000.000 dirhem sarfetmiştir.» Doğrusunu Allah bilir.
İbn Cerir'in anlattığına göre Mansur, hükümet konağında kendisi için güzel bir oda yapan bir mühendise, aralarında anlaştıkları ücretten bir dirhem eksik Ödeme yapmıştı. Ayrıca yanında çalışan diğer inşaatçılardan birinin onbeş dirhem fazla aldığını, hesap neticesinde tesbit etmiş, o parayı iade edinceye kadar onu hapse atmıştı. Mansur
Çok cimri idi.
Hatib Bağdadî dedi ki: «Mansur, Bağdat şehrini yuvarlak bir plan üzerine kurdu. Yeryüzünde Bağdat'tan başka yuvarlak planlı bir şehir bulunduğu bilinmemektedir. Şehrin temelini, müneccim No-baht'm kendisine belirlediği bir vakitte atmıştı.»
Müneccimlerden birinin anlattığına göre Mansur, kendisine Bağdat şehrinin kuruluşu tamamlandıktan sonra şöyle demiştir: «Şehrin hangi burçtan olduğunu tesbit et bakalım.»
Müneccim, burcu tesbit etmeye başlamış. O esnada Müşteri gezegeni yay burcuna girmiş olduğundan müneccim, yıldızların kendisine gösterdikleri durumu ifade etmiş ve Bağdat'ın ömrünün uzun sürece-^ını> şenliğinin çoğalacağını, bütün dünyanın oraya yöneleceğini, insanların oradaki şeylere muhtaç olacaklarını anlatmıştı. Müneccim sözün burasında şöyle diyor:
«Sonra kendisine dedim ki: "Ey müminlerin emiri, sana müjdeler olsun, ebediyete kadar bu şehirde hiçbir halife ölmeyecektir." Ben böyle dedikten sonra Mansur'un gülümsediğini sonra da şöyle dediği, ni gördüm: "Elhamdüllilah, bu Allah'ın bir lutfudur ki dilediğine verir. Allah büyük lütuf sahibidir."»
Şairin biri Bağdat şehri hakkında şöyle demiştir:
«Bağdat şehrinin Rabbi hükmetti ki, o şehirde hiçbir halife ölmeyecektir.
Rab, yaratıkları üzerinde dilediği gibi hükmeder.»
Geniş bir ilme sahip olmasına rağmen Hatib Bağdadî de bu yanlış inancı benimsemiş, karşı çıkmamış, aksine kabullenmiş ve şöyle demiştir: «Bazılarının iddialarına göre Emin, Bağdat'a bağlı Enbar yolunda öldürülmüştür. Ben bunu Kadı Ebü'l-Kasım Ali b. Hasan et-, Tenuhî'ye anlattığımda o bana şöyle dedi: "Muhammed el-Emin, Medine'de (yani Bağdat şehrinde) öldürülmedi. Aksine o, Dicle ırmağına açılan bir gemiye binip gezintiye çıktı, nehrin orta kısımlarında yakalanıp Öldürüldü. Solî ve diğerleri de böyle demişlerdir."»
Bazı Bağdat âlimleri demişler ki; «Bağdat şehrinin genişliği 130 ceribtir. Bu da 2x2 mil ebadındakı bir alanı kapsar.»
İmam Ahmed b. Hanbel dedi ki: «Bağdat şehri Serat'tan başlayıp Babü't-Tibn'e kadar uzanır.»
Hatib Bağdadî'nin anlattığına göre, Bağdat şehrinin sekiz kapısından her iki kapısı arasında bir millik mesafe vardır. İki kapı arasındaki mesafenin bir milden daha az olduğunu söyleyenler de vardır.
Yine Hatib Bağdadî'nin anlattığına göre, hükümet konağındaki yeşil kubbe seksen zira uzunluğunda imiş. Bu kubbenin üzerinde bir at heykeli varmış. Heykelin üzerinde bir süvari, süvarinin elinde de bir mızrak bulunuyormuş. Bu heykel dönerli imiş, hangi tarafa yönelirse sultan o tarafta bir olay meydana geldiğini anlarmış ve çok geçmeden olayla ilgili haber sultana intikal edermiş. Yeşil kubbe, mahkeme eyvanının ön tarafında olup 30x20 zira1 ebadında imiş. Bu kubbe; hicri 329. senenin cemaziyelahir ayının 7'sinde çarşamba gecesi yağmurların, doluların yağdığı, şimşeklerin çaktığı bir sırada yıkılmış.
Hatib Bağdadî'nin anlattığına göre, halife Mansur zamanında Bağdat'ta koyun ve koçlar bir dirheme, kuzularsa dört danike satıh*"' mış. Koyun eti satanlar, «Altmış ntıl bir dirheme», sığır eti satanla**' sa «Doksan ntıl bir dirheme», hurma satanlar «Altmış ntıl bir zeytinyağı satanlar «Onaltı ntıl bir dirheme», yağ satanlar «Se-C>' tıl bir dirheme», bal satanlar da «On ntıl bir dirheme» diye yükl7'"eslebağınrlarmış.
Raedat şehrindeki bu güvenlikten ve uzunluktan ötürü şehre yerler fazlalaşmış, ahalinin nüfusu çoğalmış, pazarlara ve sokakla-teŞe.akanlar artmıştı. Aşın kalabalıktan ötürü insanlar sokaklar-*"a ^ye pazarlardan rahatça geçemez hale gelmişti. Pazardan dönen w emir şöyle demişti: «Vallahi, bu mekanda uzun zamandan beri tavşanlann peşinden koşmuş değilim.»
Hatib Bağdadî'nin anlattığına göre Mansur, bir gün köşkünde turmakta iken bir gürültü, sonra bir başka gürültü, ardından da bir başka gürültü duymuş ve mabeyincisi Rebi'e bunun ne olduğunu sormuş. O da, bir sığımı kasabın elinden kurtulup kaçmakta olduğunu, sağa sola kaçıştığını söylemişti. Orada bulunan er-Rumî, Mansur'a söyle demişti: «Ey müminlerin emiri, öyle bir şehir yaptın ki, senden önce hiç kimse bu şehrin benzerini yapabilmiş değildir. Ancak bu şehirde üç kusur vardır: Birincisi sudan uzak olması, ikincisi çarşı pa-zann şehire çok yakın bulunması, üçüncüsü de şehirde yeşilliğin olmamasıdır. Oysa göz yeşildir, yeşili sever.» Halife Mansur başını kaldırıp o adama cevap vermemiş, sonra bu durumun değiştirilmesini emretmişti. Emir verdikten sonra şehre sular getirilmiş, çevresinde bahçeler hazırlanmış ve şehrin göbeğindeki pazar yerlerini işgal eden esnaf ve sanatkarlar, Kerh mıntıkasına nakledilmişlerdi.
Yakub b. Süfyan dedi ki: Bağdat şehriin inşaatı hicri 146. senede tamamlandı. 157. senede pazarlar; Babü'1-Kerh, Babü'ş-Şair ve Ba-bü'1-Muhavvel yanma nakledildi. Mansur, çarşıların 40.000 zira genişliğinde olmasını emretti. Bundan iki ay sonra, Huld adı ile bilinen sarayını yaptırmaya başladı. Bu sarayın yapımı hicri 158. senede tamamlandı. Bu sarayın inşasını Veddah adlı bir adama görev vermişti. Aynca halk için beş vakit namazı ve cuma namazını eda etmeleri gayesiyle bir cami yaptırdı ki, halk gelip Mansur'a mahsus camiye girmesin.
Bağdat'taki Daru'l-Hilafe'ye gelince, burayı da Hasan b.Sehl yap-ır<«. Ondan sonra buranın mülkiyeti Me'mun'un zevcesi Boran'ın eli-ne geçti. Daha sonra Mutedid -başka bir rivayete göre ise Mutemed-Boran'dan istedi. Boran, evet dedi ama birkaç gün onu bek1 Borandan istedi. Boran, evet dedi ama birkaç gün onu bek 1- kaşınmak için süre istedi, o da Boran'a bu süreyi verdi. Fakat Gİ,arı "u sure zarfında sarayın onanlmasına, badana edilmesine, gü-mesme Ç-ahŞfr- Sonra sarayı çeşitli hah ve perdelerle tefriş ve K °ra^a halifelere layık cariye ve hizmetçiler yerleştirdi. Bu cariye ızmetçilere çeşitli elbiseler giydirdi. Anbarlara çeşitli yiyecek ve haddeleri doldurdu. Bazı odalara çeşitli mal ve zahireler koydu sonra sarayın anahtarını Mutedid'e (veya Mutemed'e) gönderdi. Sonra o da gelip saraya girdi ve Boran'ın oraya yerleştirdiği eşyaları, hizmetçileri, yiyecekleri, gıda maddelerini, ayrıca yaptığı tamiratları gördü. Bu onun için gerçekten hayret verici bir manzara oldu. Oraya giren ve üzerine sur yaptıran ilk halife o oldu. Hatib Bağdadî böyle demiştir.
Taç sarayına gelince, Mükfefî onu Dicle ırmağının üzerinde yaptırdı. Çevresinde kubbeler, meclisler, meydanlar, avizeler, çeşitli yırtıcı hayvan heykelleri vardı.
Hatib Bağdadî, Muktedir Billah zamanında yapılan Dürrüşşecere evsaftın, o saraydaki mefruşatı, perdeleri, hizmetçileri, cariyeleri, köleleri ve öz alıcı muhteşemlikleri, zahiren görülen dünyevi güzellikleri anlatmış ve sarayda 11.000 hadım ile 700 hacibin bulunduğunu söylemiştir. Kölelere gelince, onların sayıları çok olup binlerce idiler.
Bu meseleler, sözü edilen hükümdarların devirlerinden ve yönetimlerinden bahsedilirken' detaylı olarak anlatılacaktır. Onların devirleri adeta bir düş gibi gelip geçmiştir.
Hatib Bağdadî, Muharrem'deki Darü'l-Melik'i, orada cuma namazlarının kılındığı camileri, oralarda bulunan nehirleri, bu nehirler üzerindeki köprüleri, ayrıca Mansur'un zamanında ve ondan sonra meydana gelen hadiseleri anlatmıştır.
Hatib, şairlerden birinin Bağdat'ta Dicle nehri üzerindeki köprüler hakkında şöyle dediğini nakletmiştir:
«Gizli bir yaşam sürerek Dicle kıyısında yalnız başımıza bir mecliste felekten bir gün çaldık.
Hava bir ışık verdi, bu ışık ilerledi, ben de o mutlu zamana köle oldum.
Dicle ırmağı sanki beyaz bir taylasandır, üzerindeki köprü ise siyah bir dokuma gibidir.»
Bir başka şair de şöyle demişti:
«Dicle'nin sırtına vurulan köprü ne güzel bir köprü.
Sağlamca yapılmış, güzel ve parlak bir köprü.
Güzeldir, göze hoş görünür, Irak için bir süs ve gezinti yeridir.
Şevkten ve zevkten yoksun kalıp yorulan kişi için bir tesellidir.
Oraya gelip baktığında ve düşündüğünde o köprüyü,
Akan bir zemin üzerine yazılmış bir satır gibi görürsün.
O köprü abanozdan yapılmış, üzerinde fildişi işlemeler vardır.
Altında civadan bir zemin bulunan filleri andırır.»
Solî'nin şöyle dediği nakledilir: Ahmed b. Ebi Tahir, "Bağdat" adlı ir'tabında şehrin iki ucu arasındaki mesafenin 53.000 cerib, doğu ci-h tinin 26.750 cerib, hamamlarının 60.000 tane olduğunu söylemiş-■ Her hamamda en azından beş hamamcı neferi, bir tellak, bir güb-1 ci bir yakıcı, bir de sucu bulunduğunu; her hamamın karşısında h s nıescid olduğunu, bunun da toplam olarak 300.000 mescid yaptı-- m l*er mescitte biri imam, biri müezzin, biri kayyum, ikisi de memum olmak üzere beş nefer bulunduğunu, fakat bunların sayılarının sonraları eksildiğini ve düzenin yavaş yavaş bozulduğunu, Bağdat'ın sanki maddeten ve manen harabeye dönüştüğünü ifade etmiştir. Nitekim bununla ilgili açıklamalar yeri gelince verilecektir.
Hafiz Ebu Bekir el-Bağdadî dedi ki: «Kadrinin yüceliği, durumunun azameti, âlimlerinin ve meşhur şahsiyetlerinin çokluğu, havas ve avamının birbirinden ayırd edilişi, kentlerinin büyüklüğü, çevresinin
genişliği,
binalarının,
yollarının,
menzillerinin,
caddelerinin,
mescid-lerinin, hamamlarının ve hanlarının olduğu, hayatının güzelliği, suyunun tatlılığı, gölgesinin serinliği, yaz ve kışının mutedil oluşu, bahar ve güzünün sağlığı bakımından Bağdat'ın dünyada bir eşi yoktur. Bu şehir, daha çok Harun Reşid'in zamanında imar görüp şenlenmiş ve nüfusu çoğaltmıştı.»
Ben derim ki: Ama daha sonra gerilemeye başlamış ve Harun Re-şid'ten zamanımıza kadar gerileme devam etmiştir. Özellikle Türk hükümdarı Cengiz Han'ın oğlu Hülagu'nun zamanında bu gerileme hızlanmıştır. Hülagu, bu şehrin meşhur şahsiyetlerinin onurunu kırmış, halifesini ve âlimlerini öldürmüş, evlerini ve köşklerini yıkmış, havas ve avam demeden herkesi öldürüp Bağdat'ı helake sürüklemiş; mal ve ürünleri ele geçirmiş, asilleri, zürriyetleri yağmalamış, sabah akşam toplantılarında dile dolanan bir hüzün ve kederi o şehre bırakmıştı. Orasını bütün şehirler için bir ibret numunesi, ders alan kimseler için bir ibret dersi, akl-ı selim sahibi herkes için hüzünle hatırlanacak bir örnek haline getirmişti. Kur'ân tilavetinin yerine şarkılar ve türküler okunmaya, şiirler inşad edilmeye başlamıştı. Daha birçok kötülükler meydana gelmişti. Peygamber hadislerinin yerine Yunan
sefesi okutulmuş, kelamî meseleler yerine Karmatî yorumları yer-e.şmış, âlimlerin yerini talipler almış, Abbasi halifelerinin yerine köıdareciler geçmiş; reisliğin ve asaletin yerine hasislik ve alçaklık
Çnuş, ilim talebelerinin yerine zalimler ve dolandırıcılar geçmiş; five hadis ile rüya tabirlerinin yerine çeşitli türlerden şiirler geç
Tabii ki bu da Bağdatlıların günahları nedeniyle başlarına gel.
«Rabbin, kullara karşı zalim değildir.» (ei-Fussüet, 46.) ğj zamanlarda Bağdat'ta maddi manevi çirkinlikler cereyan etti-' esrar içildiği; Cenâb-ı Allah'ın, halkına en faziletli, en mükemmel
ve en güzel şeyi tekeffül ettiği Şam'a göçüldüğü için bu değişim meydana gelmiştir. İmam Ahmed b. Hanbel, Rasûlullah (s.a.v.)'m bu ko-nuda şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:
«Iraklıların
hayırlıları
Şam'a,
Şamlıların
da
en
şerlileri
Irak'a
göçmedikçe
kıyamet kopmayacaktır.»

