Bu senede vukubulan hadiseler arasında Muhammed b. Abdullah b. Hasan'ın Medine'de, kardeşi İbrahim'in de Basra'da ayaklanması-dır. Nitekim bunu inşallah ileride açıklayacağız.
Muhammed'e gelince o, Ebu Cafer el-Mansur'un kendi aile efradı olan Hasan oğullarını Medine'den Irak'a anlattığımız şekilde naklettirmesinden sonra isyana başladı. Ebu Cafer el-Mansur, onun aile efradını çok kötü bir hapishanede hapsetti. Orası o kadar kötü şartlarda idi ki, orada ezan sesini işitemiyorlar, namaz vakitlerinin geldiğini bilemiyorlardı. Ancak zikir ve Kur'ân tilavetiyle namaz vakitlerini tesbit edebiliyorlardı. Hapse atılanların büyüklerinin çoğu vefat etti. Allah onlara rahmet etsin.
Bütün bu olaylar cereyan ederken Ebu Cafer el-Mansur'un yakalatmak istediği ve arattığı Muhammed ise Medine'de gizlenmekteydi. Hatta bazı zamanlarda o bir kuyuya inerek gizleniyordu. Vücudunun tümünü suya sokuyor, sadece başını dışarıda tutuyordu. Kardeşi İb-rahim'le anlaşarak isyanı başlatacakları vakti belirlediler. Kendisi Medine'de, kardeşi İbrahim de Basra'da isyanı başlatacaklardı.
Medineli ve diğer insanlar, gizlendiğinden ve ortaya çıkmayışm-<*an ötürü Muhammed b. Abdullah'ı kınıyorlardı. Nihayet bu kınamaca dayanamayarak ortaya çıkmaya karar verdi. Saklanmanın ver-^ğı aşırı rahatsızlık ve Medine valisi Riyah'ın ısrarlı aramaları, gece gündüz peşine adam takması onu son derece zor duruma sokmuştu. İşi zorlaşıp durumu sıkıntılı olunca falan gecede ortaya çıkmaya ve isyanı başlatmaya arkadaşlarıyla birlikte karar verdi.
, Kararlaştırılan gece geldiğinde, bazı ihbarcılar Medine valisi Ri. yah'a gelerek durumu haber verdiler. O da son derece sıkıldı ve rahatsız oldu. Askerleriyle bineklerine binerek Medine'de devriye nöbeti tuttu. Mervan'ın evinin çevresinde dolaştı, ama Muhammed üe adamları orada toplandıkları halde vali ve adamlarının bundan haberi olmadı. Vali, konağına döndükten sonra, Hüseyin b. Ali, oğullarına haber gönderip onları huzurunda toplantıya çağırdı, geldiler. Beraberlerinde Kureyş kabilesinin ve diğer kabilelerinin liderleri de vardı. Vali onlara öğüt verdi ve aynı zamanda azarladı. Sonra şöyle dedi:
«Ey Medine halkı! Halife şu adamı doğularda ve batılarda aratıyor, ama o şimdi sizin aramzdadır. Sonra halifenin emrini dinleyip kendisine itaat edeceğinize dair verdiğiniz bey'at size yetmedi mi? Allah'a yemin ederim ki, Muhammed'in hanginizin yanında olduğunu duyarsam ve hanginizin onunla birlikte isyana kalktığını görürsem mutlaka boynunu vururum!»
Orada bulunanlar, Muhammed'in nerede olduğunu bilmediklerine dair beyanda bulundular. Onun hakkında haberleri olduğuna dair söylenenleri inkar ettiler ve şöyle dediler: «Senin yanına silahlı adamlar getirelim. Eğer bu hususta beklenmedik birşey olursa silahlı adamlarımız senin emrinde savaşsınlar.» Kalkıp gittiler ve silahlı bir grup adam getirdiler. Bunlar, valinin huzuruna girmek için izin istediler. Vali: «Onlara izin yok. Bunun bir hile olmasından korkuyorum.» dedi. Silahlı adamlar kapıda oturdular. Halk da valinin etrafında oturmuş, bekliyorlardı. Vali susmuştu, çok az konuşuyordu.
Bu halde iken gecenin bir bölümü geçti. Sonra aniden Muhammed b. Abdullah'ın adamları yüksek sesle tekbir alarak ortaya çıktılar. İnsanlar gece yarısında paniğe kapıldılar. Bazı kimseler, Hüseyin oğullarının boyunlarının vurulmasını valiye tavsiye ettiler. Hatta onlardan biri dedi ki: «Neden, biz itaatkar kimseleriz.» dedi. Karşılaştığı beklenmedik hadise ile meşgul olduğundan ötürü vali onlara kulak vermedi. Muhammed'in adamları valinin ve yönetimdeki adamların dalgınlığını fırsat bilip hızla harekete geçtiler. Hükümet konağının duvarlarına tırmandılar ve oradaki bir çöplüğe atladılar. Muhammed b. Abdullah b. Hüseyin, 250 kişiyle geldi ve zindana gitti. Oradaki mahpusları çıkardı. Hükümet konağına gelip kuşatma altına aldı. Kapıları açtırdı. Vali Riyah b. Osman'ı yakalayıp Mervan'ın evindeki zindana attı. Onunla birlikte İbn Müslim b. Ukbe'yi de zindana attırdı. Hüseyin oğullarını, o gecenin başında öldürmesi için vali Riyah'a tavsiyede bulunan kimse o idi. Hüseyin oğulları kurtulmuş ve valiyi kuşatma altına almışlardı.
Muhammed b. Abdullah b. Hasan, Medine'ye hakim olup sabaha erdiğinde halk kendisine boyun eğdi. Sabah namazını kıldırdı ve namazda Fetih sûresini okudu. Recep ayının başındaki bu gece, artık yerini sabah aydınlığına terkediyordu. Muhammed b. Abdullah, o gün Medine halkına bir nutuk irad etti. Abbasilerden bahsetti. Onların yerilmesine neden olacak şeyler anlattı ve onları yerdi. Hangi beldeye gitmişse halkın kendisine bey'at ettiklerini, emrini dinleyip kendisine itaatkar olacaklarını beyan ettiklerini ifade etti. Bunun üzerine çok azı dışında bütün Medine halkı ona bey'at ettiler.
İbn Cerir'in rivayetine göre İmam Malik, Muhammed'e bey'at etmeleri için halka fetva vermiştir. Kendisine: «Boynumuzda Mansur'a yaptığımız bey'at vardır.» dediklerinde o şû cevabı vermişti: «Siz zorlanarak Mansur'a bey'at etmiştiniz. Zorlanan kimsenin bey'atı geçerli değildir.» İmam Malikin bu fetvası üzerine halk, Muhammed'e bey1 at etti. İmam Malik, kendi evine kapandı. Dışarı çıkmadı. Muhammed b. Abdullah, kendisine bey'at etmesi için İsmail b. Abdullah b. Cafer'e teklifte bulunduğu zaman, İsmail ona şöyle demişti: «Ey kardeşimin oğlu, sen Öldürülmüşsün (yani seni öldürecekler).» Bunun üzerine bazı kimseler Muhammed b. Abdullah'a bey'atten vazgeçtiler, ama çoğunluk ona bey1 ata devam etti. Onunla beraber oldu.
Muhammed b. Abdullah, Medine'ye vali olarak Osman b. Muhammed b. Halid b. Zübeyr'i, kadı olarak Abdülaziz b. Muttalib b. Abdullah el-Mahzumî'yi, güvenlik amiri olarak Osman b. Abdullah b. Ömer b. Hattab'ı, maaş divanının müdürü olarak Abdullah b. Cafer b. Abdullah b. Misver b. Mahreme'yi tayin etti.
Muhammed b. Abdullah, hadislerde adı geçen Mehdi olmak arzusuyla Mehdi lakabını takındı, ama Mehdi değildi. Umduğu ve temenni ettiği şeyi elde edemedi. İnnâ lillâh ve innâ ileyhi râciûn.
Muhammed b. Abdullah'ın Medine'ye girdiği gecede, Medinelüer-den biri uzak mesafeler katederek yedi gecede halife Mansur'a ulaştı. Bir gece vakti halifenin köşküne vardığında, onun uyumakta olduğunu gördü. Hacibi Rebi'e dedi ki:
- Halifenin yanma girmek için izin istiyorum.
- Halife bu saatte uyandmlamaz.
- Mutlaka yanma girmem gerekir.
Bunun üzerine hacib Rebi, halifenin yanma girerek durumu anıttı, sonra da çıkıp Medineliyi halife ile görüştürdü. Medineli adam huzura vardığında halife ona sordu:
- Ne var, ne haberler getirmişsin?
- Muhammed b. Abdullah b. Hasan, Medine'de isyan etti. Mansur paniğe kapılmadı ve hiç üzülmedi. Aksine adama şöyle sordu:
- Sen onu gördün mü?
- Evet.
- Vallahi o ve beraberinde bulunup ona uyanlar helak olacaklardır.
Böyle dedikten sonra Medineli adamın zindana atılmasını emretti. Daha sonra arka arkaya onun haberini doğrulayıcı haberler gelince Mansur, Medineli adamı serbest bıraktı ve hapiste kaldığı her gece için ona 1.000 dirhem verdi. Böylece toplam olarak ona 7.000 dirhem yerdi.
Mansur, Muhammed'in isyanının doğru olduğunu tesbit edince sıkılmaya başladı, tedirgin oldu. Müneccimlerden biri ona şöyle dedi: «Ey mü'minlerin emiri, ondan sana bir zarar gelmez. Allah'a yemin ederim ki, bütün köşe bucağıyla yeryüzüne sahip olsa bile yetmiş günden fazla kalamaz.»
Sonra Mansur, büyük komutanları toplantıya çağırdı. Bunların hapishaneye gidip Muhammed'in babası Abdullah b. Hasanla görüşmelerini, oğlunun isyan hareketini başlattığını kendisine haber vermelerini ve bu hususta onun söyleyeceklerine kulak vermelerini emretti. Komutanlar hapishaneye gittiklerinde durumu babası Abdullah'a bildirdiler. O da şöyle dedi:
- İbn Selame'nin (yani Mansur'un) ne yapacağını sanıyorsunuz?
- Bilemiyoruz.
- Vallahi cimrilik sizin adamınızı (Mansur'u) öldürdü. Onun para sarfetmesi ve adam istihdam etmesi gerekir. Eğer galib olursa yaptığı masrafları geri alması kolaydır. Aksi takdirde adamınızın hazinelerde hiçbir malı kalmaz. Hazinelerindeki mallar başkalarının eline geçer.
Komutanlar, halife Mansur'un yanma döndüler ve Muhammed'in babası Abdullah b. Hasan'ın söylediklerini ona ilettiler. Halk da halife Mansur'a, Abdullah b. Hasan'ın söylediklerini uygulaması tavsiyesinde bulundu. O da İsa b. Musa'yı davet etti. İsa, onun davetine icabet etti. Sonra: «Ben kendisiyle savaşmadan Önce Muhammed'e bir mektup gönderip onu isyandan vazgeçmesi için uyaracağım.» dedi ve ona şu mektubu yazıp gönderdi:
«Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla.
Mü'minlerin emiri Abdullah b. Abdullah'tan, Muhammed b. Abdullah'a.
"Allah ve peygamberleriyle savaşanların ve yeryüzünde bozgunculukla uğraşanların cezası, öldürülmek veya asılmak yahut çapraz olarak el ve ayaklan kesilmek, ya da yerlerinden sürülmektir. Bu onlara dünyada bir rezilliktir. Onlara ahirette büyük azap vardır. Anak, onları yakalamanızdan Önce tevbe edenler bunun dışındadır. Biliniz ki Allah bağışlar ve merhamet eder." (el-Mâide, 3334.)
Eğer itaata dönersen sana ve yandaşlarına eman vereceğime Allah'ın ahdi, misakı, zimmeti ve Rasûlünün zimmeti üzerine söz veri-rum. Ayrıca sana 1.000.000 dirhem vereceğim. İstediğin yerde ikamet etmene de müsaade edeceğim. Bütün ihtiyaçlarını karşılayacağını...»
Muhammed de ona şu cevabi mektubu gönderdi:
«Abdullah el-Mehdi Muhammed b. Abdullah b. Hasan'dan.
Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla.
"Ta Sin Mim, bunlar apaçık kitabın ayetleridir. Ey Muhammed! İnanan bir millet için, sana Musa ve Firavun olayını olduğu gibi anlatacağız. Firavun, memleketin başına geçti ve halkını fırkalara ayırdı. İçlerinden bir topluluğu güçsüz bularak onların oğullarını boğazlıyor, kadınlarını sağ bırakıyordu; çünkü o, bozguncunun biriydi. Biz, memlekette güçsüz sayılanlara iyilikte bulunmak, onları önderler kılmak, onlan varis yapmak istiyorduk." (ei-Kasas, 1-5.)
Senin bana teklif ettiğin emanı ben sana teklif ediyorum. Bu işe biz sizden daha layık ve ehiliz. Siz bu mertebeye ancak bizim sayemizde kavuştunuz. Çünkü Ali, vasi ve imamdı. Oğlu hayatta iken siz onun velayetine nasıl varis oldunuz? Biz yeryüzü halkının neseb bakımından en şereflileriyiz. Rasûlullah (s.a.v.), insanların en hayırlısı-dır. O bizim ceddimizdir. Ninemiz Hatice'dir. O da Rasûlullah (s.a.v)1-in zevcelerinin en faziletlisi idi. Kızı Fatıma, annemizdir. O, kızlarının en üstünü ve en kıymetlisiydi. Ali, Haşim'e iki yönlü akrabadır. Hasan da Muttalib'e iki yönlü akrabadır. Hasan ile kardeşi, cennetlik gençlerin efendileridir. Rasûlullah (s.a.v.), babama iki yönlü akrabadır. Ben, Haşimoğluları arasında nesebi en yüksek, babası en belli olan kişiyim. Acemlerle soy bağım yoktur. Ümmü veletlerin benim üzerimde analık iddiaları ve çekişmeleri de olmamıştır. Ben Cennet'te de derece bakımından en yüksek olanın ve ateşte azabı en hafif olanın oğluyum. Bu hilafete ben senden daha layıkım. Yönetim senden ziyade benim hakkımdır. Bu işi ben senden daha iyi yaparım.
Sen söz veriyorsun, ama sonra sözünü bozuyor ve yerine getirmi-yorsun. Nitekim İbn Hübeyre'ye de böyle yapmıştın. Ona söz vermiş, sonra da ona hıyanet etmiştin. Hain devlet başkanından daha şiddetli azaba maruz kalacak bir kimse yoktur. Amcan Abdullah b. Ali'ye ve ^bu Müslim elHorasanî'ye de böyle yapmıştın. Eğer doğru söylediği-£* bilseydim, çağrına icabet ederdim. Ama senin gibi birinin benim gi-1 birine verdiği sözü yerine getirmesi çok uzak bir ihtimaldir vesselam.» Ebu Cafer el-Mansur da ona uzun bir cevabi mektup gönderdi. O mektubu şöyle özetleyebiliriz:
«İmdi, ben senin mektubunu okudum. Kadınların yakınlığı ile fazla övünecek olursan, ayak takımını ve kötülüğe koşanları yoldan çıkarmış olursun. Cenâb-ı Allah kadınları, analar ve babalar gibi kıl-. mamıştır. Onların yakınlığını, asabiyet ve velayet gibi de kabul etmemiştir. Yüce Allah, şu ayet-i kerimeyi inzal buyurmuştu: "Önce en yakın hısımlarını uyar." (eş-Şuarâ, 214.)
O zaman Rasûlullah (s.a.v.)'ın dört amcası vardı. İkisi onun çağrısına icabet ettiler. İcabet edenlerden biri dedemizdi. İkisi de onu inkar ettiler. Birisi senin babandı (yani deden Ebu Talib'ti). Cenâb-ı Allah, onu inkar edenlerin akrabalık bağını kopardı. Böylece Rasûlullah (s.a.v.) ile senin deden arasında ahid ve eman kalmadı. Yüce Allah, Ebu Talib'in Müslüman olmadığını şu ayet-i kerimeyi inzal buyurarak açıkladı: "Ey Muhammed! Sen, sevdiğini doğru yola eriştire-mezsin. Ama Allah, dilediğini doğru yola eriştirir." (ei-Kasas: 56.)
Sen, Ebu Talib'in torunu olmakla övünüyorsun ve onun Cehennem azabının çok hafif olacağını ifade ediyorsun. Serde hayır yoktur, mü'min kimsenin cehennemliklerle övünmesi uygun olmaz. Ali'yi, Haşim'in iki defa dünyaya getirdiğini, Hasan'ı da Abdülmuttalib'in iki defa dünyaya getirdiğini söylemekle övünüyorsun. İşte Rasûlullah!... Abdullah onu bir kez dünyaya getirdi. Seni cariyelerin doğurmadığını söylüyorsun. İşte Rasûlullah'ın oğlu İbrahim!.,. O, Mari-ye'den doğmuştur ve senden daha hayırlıdır. Hz. Hasan'ın oğlu Ali de bir cariyeden doğmuştur ve o da senden hayırlıdır. Keza oğlu Muhammed b. Ali, torunu Cafer b. Muhammed'in de nineleri cariyedir ve onlar da senden daha hayırlıdırlar. 'Rasûlullah (s.a.v.)'m oğullan' ifadesini kullanmışsın, oysa yüce Allah buyuruyor ki:
"Muhammed, içinizden herhangi bir adamın babası değil, o Allah'ın elçisi ve peygamberlerin sonuncusudur." (el-Ahzâb, 40.)
Müslümanlar arasında ihtilaf edilmeyen sünnete göre; annenin, dayının ve teyzenin babası olan dede, kişiye mirasçı olamıyor. Fatıına da hadisin nassı gereğince Rasûlullah (s.a.v.)'a mirasçı olamamıştı. Rasûlullah (s.a.v.) hastalandığında, baban orada hazır bulunuyordu, ama babana imamlık yapmasını emretmedi. Aksine, bu görevi başkalarına vermişti. Rasûlullah (s.a.v.)'m vefatından sonra insanlar hiç kimseyi Ebu Bekir ve Ömer'e denk tutmadılar. Sonra şura ve hilafet işinde Osman'ı da deden Ali'ye tercih ettiler. Osman öldürüldükten sonra, bazıları onu Osman'ın katili olmakla itham ettiler. Bu nedenle Talha ve Zübeyr onunla savaştı. Sa'd da ona bey'ata yanaşmadı. Daha sonra Muaviye de ona bey'ata yanaşmadı.
Sonra baban bey'at talebinde bulundu. Bu nedenle insanlar onun-
vaştılar. Daha sonra güvendiği kimseleri hakem olarak tayin et-
ve razı oldu. Ama hakem kararına da uymadı. Sonra hilafet Ha-
01 'm eline geçti. O da hilafeti dirhem ve paçavralar karşılığında sat-
S Hicaz'da ikamet etti. Helal olmayan yerlerden mal ve para aldı.
v'netinıi ehil olmayan kimselere bıraktı. Tataftarlarmı, Ümeyye
pulları ve Muaviye'nin eline bıraktı. Eğer hilafet sizin hakkınızsa siz
°nu terkettiniz ve parayla sattınız.
° Sonra amcan Hüseyin, İbn Mercane'ye isyan etti. Halk.İbn Mer-cane ile birlikte idi. Nihayet amcanı öldürdüler ve başını koparıp İbn Mercane'ye götürdüler. Sonra Ümeyye oğullarına karşı ayaklandınız. Onlar da sizi öldürdüler ve hurma ağaçlarına astılar. Sizi ateşle yaktılar, kadınlarınızı esirler gibi develere bindirerek Şam'a şevkettiler. Derken biz onlara karşı çıktık, öcünüzü aldık, kan davanızı güttük. Sizleri onların topraklanna ve diyarlarına mirasçı kıldık. Geçmişlerinizin faziletlerini andık, ama bunu bize karşı bir delil saydın. Onu Hamza, Abbas ve Cafer gibi kimselerden daha üstün ve faziletli olarak kabul edeceğimizi mi zannettin? Durum senin iddia ettiğin gibi değildir. Onlar, fitnelere bulaşmadan bu dünyadan göçüp gittiler. Dünyadan darbe yemediler. Dünya onların şahsiyetlerinden ve dinlerinden hiçbir şeyi eksiltemedi ve sevaplarına tam olarak kavuştular. Baban da bu işe müptela oldu. Ümeyye oğullan, kafirlerin farz namazlardan sonra lanetlenişi gibi babanı lanetlediler. Biz ise onun hatırasını yaşattık, faziletini andık. Ona yaptıklan kötülüklerden Ötürü onları azarlayıp tehdit ettik.
Sen, cahiliye devrinde işimizin hacılara su dağıtmak ve Zemzen işini idare etmek olduğunu bilirsin. Biz bununla şereflenmiş tik. Rasûlullah (s.a.v.), bu görevin bizde kalmasına hükmetti. Hz. Ömer zamanında insanlar kıtlığa maruz kaldıklarında o, babamız Abbas'ı yağmur duasına götürerek Rabbine onunla tevessül edip yağmur duasında bulundu. Baban da orada hazırdı. Babanı değil de Abbas'ı ileri sürdü. Rasûlullah (s.a.v.)'tan sonra Abdülmuttalib oğullarından sadece Abbas'ın şikayet görevinde kaldığını biliyorsun. Hacılara Zemzem suyu dağıtmak onun görevi idi. Rasûlullah'a o varis olmuştu, veraset °nun verasetidir. Halifelik onun kollanndadır. Cahiliye ve îslâ-miyet döneminde geride kalan her şerefe mutlaka Abbas varis olmuştur ve bu şerefi kendi evlatlarına da miras olarak bırakmıştır...»

