Bu senede kendilerine Rayendiler denilen bir grup, Mansur'a karşı ayaklandılar. İbn Cerir'in Medainî'den naklederek anlattığına göre, bunların aslı Horasan'dandır. Bunlar Ebu Müslim elHorasanî1-nin görüşündeki kimselerdi, tenasüh (ruh göçü) inancına sahiptiler. Adem peygamberin ruhunun Osman b. Nüheyk'e geçtiğini iddia ediyorlardı. Kendilerine yediren ve içiren rablerinin Ebu Cafer el-Man-^ olduğunu kabul ediyorlar, Heysem b. Muaviye'nin ise Cebrail olduğunu söylüyorlardı. Allah onları kahretsin.
İbn Cerir dedi ki; Bunlar, bir gün Mansur'un köşkünün yanına geldiler. Köşkü tavaf etmeye başladılar ve: «İşte bu, rabbimizin köşküdür.» dediler. Mansur;da onların reislerine adanı gönderdi. Onlardan 200 kişiyi hapse attırdı. Ravendüer buna kızıp: «Onları niçin hapsediyorsun?» dediler. Sonra gidip bir boş tabut temin ettiler ve bunu omuzlarına aldılar. Sanki bir cenazeyi mezara götürüyorlarrruş gibi yaparak toplandılar, hapishanenin kapısına gittiler. Tabutu bırakıp zorla hapishaneye girdiler. İçerideki taraftarlarım çıkardılar. 600 kadar kişi olduktan sonra Mansur'un üzerine gittiler. Halk bağrışma-ya başladı. Şehrin kapıları kilitlendi.
Mansur, köşkünden çıkıp yaya olarak onlara doğru geldi. Binecek bir binit bulamamıştı. Sonra kendisine bir binit getirildi, bindi ve Ra-vendilere doğru geldi. Her taraftan insanlar geldiler.
Bu sırada Maan b. Zaide de gelmişti. Mansur'u görünce bineğinden indi ve Mansur'un bineğinin yularını tutup: «Ey mü'minlerin emiri, sen köşküne dön. Biz bunların hakkından geliriz.» dediyse de Mansur geri dönmedi. Bu arada pazardaki insanlar toplanıp geldiler ve Ravendilerle savaşmaya başladılar. Askerler de gelip bunların etrafında çember oluşturdular ve Ravendileri baştan sona kırıp geçirdiler. Geride bir tek adamları dahi kalmadı.
Ne var ki bunlar, Osman b. Nüheyk'in omuzları arasına bir ok isabet ettirmişlerdi. Birkaç gün hasta yattıktan sonra Osman vefat etti. Halife Mansur, cenaze namazım kıldırdı, defni tamamlanıncaya kadar mezarının başında durdu. Onun için dua etti. Sonra Osman'ın kardeşi İsa b. Nüheyk'i güvenlik kuvvetlerinin başına komutan olarak tayin etti. Bütün bu hadiseler Küfe'ye bağlı Haşimiye kasabasında vuku bulmuştu.
Mansur, Ravendilerle yapılan savaşı tamamladıktan sonra, o gün halka öğle namazını son vaktinde kıldırdı. Sonra kendisine yemek getirildi. «Maan b. Zaide nerede?» diye sordu. Maan gelinceye kadar yemeğe el uzatmadı. Maan geldikten sonra onu yanına oturttu. Sonra huzurundaki adamları yanında onun gösterdiği kahramanlıktan dolayı teşekkürlerini ifade etti. Maan da ona şöyle cevap verdi: «Allah'a yemin ederim ki ey mü'minlerin emiri, ben oraya gelirken korkuyordum, ama senin onları hiçe saydığını ve üzerlerine cesaretle geldiğini görünce kalbim kuvvetlendi, kendime güvenmeye başladım. Hiçbir kimsenin savaşta böyle cesaretli olacağını sanmıyordum. Senin tutumun beni cesaretlendirdi ey mü'minlerin emiri.»
Mansur ona 10.000 dinar verilmesini emretti. Ondan hoşnud oldu ve onu Yemen valiliğine atadı. Maan b. Zaide, daha önce halifeden korkup saklanmaktaydı. Çünkü o, İbn Hübeyre'yle birlikte Müsevvi-de'ye karşı savaşmıştı. İşte Ravendüer savaşı esnasında o gün ortaya çıktı. Halife onun kendisine samimi olarak bağlı olduğunu ve savaşta yararlılığını görünce hoşnud oldu.
Anlatıldığına göre Mansur kendi kendine şöyle demiştir: «Ben üç evde hata yaptım. Ebu Müslim'le savaştım. Oysa ben o zaman az skere sahiptim, yanımda az sayıda adam vardı. Şam'a giderken de hata yaptım. Eğer Irak'ta iki kılıç karşı karşıya gelip çarpışacak olsaydı halifelik elimden giderdi. Bir de Ravendilerle yapılan savaş gününde olay yerine bizzat gitmekte hata ettim. Eğer o esnada hedefini şaşırmış bir ok gelip bana isabet etmiş olsaydı boş yere Öldürülmüş olacaktım.» İşte bu söz, onun akıllı ve kesin kararlı olmasının bir göstergesidir.
Bu senede halife Mansur, kendisinden sonra hilafete geçmesi için oğlu Muhanımed'i veliaht tayin etti. Ona Mehdi adını verdi. Onu Horasan valiliğine tayin etti. Horasan'daki vali Abdülcebbar b. Abdur-rahman'ı görevden aldı. Çünkü o, halifenin taraftarlarından birçok kimseleri öldürmüştü. Halife Mansur bu durumu mektuplarının yazıcısı Ebu Eyyüb'a şikayet etmiş; o da kendisine şöyle demişti:
«Ey mü'minlerin emiri, Bizanslılarla gaza yapmak için Horasan'dan büyük bir ordu göndermesini ona emret. Eğer Horasan'dan ordu çıkıp gidecek olursa orası güçsüz kalır. Sen de dilediğin askeri birliği oraya gönderirsin ve onu Horasan'dan zelil ve küçültülmüş bir şekilde çıkartırlar.»
Mansur, bu emrini içeren bir mektubu Horasan valisi Abdülceb-bar'a gönderdi. O da halife Mansur'a gönderdiği cevabi mektupta şöyle dedi:
«Horasan beldelerinde Türkler fesat çıkardılar, eğer Horasan ordusu başka yere gidecek olursa korkulu durumlarla karşılarız. Horasan fesada maruz kalır.»
Mansur, onun gönderdiği cevabı Ebu Eyyüb'a gösterip: «Sen ne diyorsun bu hususta?» diye sordu. Ebu Eyyüb da şöyle dedi:
«Ona yazacağımız mektupta dersin ki: Horasan, diğer sınır şehirlerine nispetle takviye kuvvete daha fazla ihtiyacı olan bir vilayettir. Ben bu amaçla Horasan'a büyük bir orduyu gönderiyorum.»
Mansur bu ifadeleri içeren mektubunu Abdülcebbar'a gönderdi. Abdülcebbar ise gönderdiği cevabi mektupta şunları yazdı:
«Bu senede Horasan'da kıtlık vardır. Eğer Horasan'a takviye kuvvetler gelecek olursa iş tamamen bozulur ve halk sıkıntıya düşer.»
Bu mektubu, halife Mansur Ebu Eyyüb'a gösterdi ve: «Peki buna ne Cevap vereceğiz?» diye sordu. O da şu cevabı verdi:
«Ey mü'minlerin emiri, bu adam niyetini açığa vurdu. Seni artık anunıyor, kendisine hiç mühlet verme.»
Bu sırada halife Mansur, oğlu Muhammed el-Mehdi'yi Rey'de ika- etmesi için gönderdi. Mehdi, Abdülcebbar'a önce Hazim b. Hüzeyme'yi gönderdi. Hazim, Abdülcebbar'ı ve beraberindekileri korkuttu. Onlar da Abdülcebbar'ı bırakıp kaçtılar. Hazim ve adamları onu yakalayıp bir deveye ters olarak bindirdiler. Yüzü devenin kuyruğu, na yönelikti. Onu bu şekilde şehirde dolaştırdılar. Nihayet onu oğlu ve bir grup aile efradıyla birlikte halife Mansur'un huzuruna getirdiler. Mansur da onun boynunu vurdurdu. Oğlunu ve beraberindekileri Yemen tarafında bir adaya sürdü. Daha sonra Hindliler onun oğlunu esir aldılar, ama bir müddet sonra birisi onun fidyesini verdi ve onu kurtardı. Mehdi, Horasan valiliğine yerleşti. Babası ona, Taberistan'a gidip gazve yapmasını, beraberindeki askerlerle İsbahbaz'a karşı savaşmasını emretti. Ömer b. Alâ komutasındaki bir askeri birliği de yardımına gönderdi. Ömer, Taberistan savaşı esnasında insanların en bilgilisi idi. Şair onun hakkında şöyle demiştir:
«Yanına vardığımda samimi bir şekilde -itham edilen kimsede zaten hayır yoktur- Öğüt vererek halifeye de ki:
Eğer düşmanlarla yapılacak olan savaş seni uykundan uyandrnr-sa,
Bu savaş için Ömer'i uyandır, sonra kendin uyumana devam et.
Ömer öyle bir yiğittir ki, kindarlık üzerine uyumaz ve suyu da ancak kanla içer.»
İki ordu Taberistan'da karşı karşıya geldiler. Mehdi'nin askerleri orayı fethettiler. İsbahbaz'ı çembere aldılar. Nihayet o kendi kalesine sığınmak mecburiyetinde kaldı. Kaledeki zahireleri verme karşılığında onlarla barış antlaşması yaptı. Mehdi de bu durumu babasına bir mektupla bildirdi. İsbahbaz, Deylem şehrine gitti. Orada vefat etti.
Mehdi komutasındaki ordu, Masmağan adındaki Türk hükümdarım da yendi. Çoluk çocuklarından ve kadınlardan bir kısmım esir aldı. İşte bu, Taberistan'm ilk fethi oldu.
Bu senede Cibril b. Yahya el-Horasanî tarafından Masisa şehrinin kuruluşu tamamlandı.
Bu senede İmam İbrahim'in oğlu Muhammed. Malatya şehrinde gazaya devam etti.
Halife Mansur, Ziyad b. Ubeydullah'ı Hicaz valiliğinden azletti. Medine valiliğine Muhammed b. Halid el-Kusarî'yi tayin etti. O da receb ayında Medine'ye gidip göreve başladı. Mansur, Mekke ve Taif valiliklerine, Heysem b. Muaviye el-Akkî'yi atadı.
Mansur'un güvenlik kuvvetleri komutanı Musa b. Ka'b vefat etti. Mısır'ın valisi ise geçen senenin valisi idi, değiştirilmemişti. Mansur, bundan sonra Mısır'a, Muhammed b. Eş'as'ı vali olarak atadı. Sonra onu bu görevden alıp yerine Nevfel b. Fürat'ı atadı.
Bu senede Kinnesrin, Humus ve Dımışk valisi Salih b.. Ali, insanlara haccettirdi.
Diğer valiliklerin başında adları önceki senelerde zikredilen valiler bulunuyordu. Doğrusunu Allah bilir.
Bu senede Eban b. Tağlib, "Meğazi" adlı eserin sahibi Musa b. Ukbe, (bir kavle göre de) Ebu İshak eş-Şeybanî vefat ettiler. Doğrusunu, noksanlıklardan münezzeh olan yüce Allah daha iyi bilir.

