El-Bidaye ve'n-Nihaye · Temmuz 1, 2026

Hicretin Yüzkırkdokuzuncu Senesi

Bu senede Mansur, Bağdat şehrinin surlarının ve hendeğinin yapımını tamamladı. Abbas b. Muhammed, Anadolu'ya gazaya gitti. Bizans topraklarına girdi. Beraberinde Hüseyin b. Kahtabe ile Muhammed b. Eş'as da vardı. …

Bu senede Mansur, Bağdat şehrinin surlarının ve hendeğinin yapımını tamamladı.

Abbas b. Muhammed, Anadolu'ya gazaya gitti. Bizans topraklarına girdi. Beraberinde Hüseyin b. Kahtabe ile Muhammed b. Eş'as da vardı. Muhammed b. Eş'as, yolda vefat etti.

Bu senede Muhammed b. İbrahim b. Ali, insanlara haccettirdi. Halife Mansur onu, amcası Abdüssamed b. Ali'nin yerine Mekke ve Hicaz valiliğine atadı. Bu senede vilayetlerin valileri daha önceki senelerin valileri idiler.

Bu senede Zekeriya b. Ebi Zaide, Kehnes b. Hasan, Müsenna b. Sabah ve Sibeveyhî'nin üstadı, nahivci, Basralı İsa b. Ömer Ebu Amr es-Sakafî vefat ettiler.

Anlatıldığına göre İsa b. Ömer, Halid b. Velid'in azadlılarmdan-dır. Sakif kabilesine yerleştiği için kendisine Sakifli denilmiştir. Lü-gatta, nahivde ve kıraatta kadri yüce, büyük bir imamdı. Bu ilmi, Ubeydullah b. Kesir, İbn Muhaysin ve Abdullah b. Ebi İshak'tan Öğrendi. Hasan-ı Basrî ile diğer âlimlerden de ders aldı. Halil b. Ahmed ile Asmaî ve Sibeveyhî de kendisinden ders aldılar. Sibeveyhî, onun derslerine devam etti, ondan ilim öğrenip yararlandı. "Cami" adıyla adlandırdığı kitabını ondan aldı, ilaveler yapıp genişletti. Bugün o kitap, Sibeveyhî'nin kitabı olarak bilinmektedir. Aslında bu kitap, üstadının eseridir. Sibeveyhî, zorlandığı meseleleri üstadı Halil b. Ah-med'e sorardı. Halil de İsa b. Ömer'in tasnif ettiği eserlerdeki çözemediği meseleleri ona sorardı. O, şöyle demiştir: «Yetmiş küsur kitap derledi, ancak "İkmâl" adlı kitabından başka hepsi kayboldu. İkmâl da Fars diyarında derlendi. İşte ben o kitapla meşgul oluyorum. Ondaki zor meseleleri sana soruyorum.»

Halil, bir süre başını öne eğip sustu, sonra şu şiiri okudu:

«İsa b. Ömer'in tasnifatı dışında bütün nahiv ilmi kaybolup gitti.

İşte İkmâl, işte Cami adlı eserler;

Bu ikisi insanlar için güneş ve ay mesabesinde eserlerdir.»

İsa b. Ömer, gerçekten garip ifadeler kullanırdı. İfadelerinde cidden derinlere dalar, girift kelimeler kullanırdı. "Sıhah" adlı eserinde Cevheri şöyle bir olayı anlatır: İsa b.. Ömer, bir gün merkebinden yere düştü, insanlar gelip etrafında toplandılar, onlara şöyle dedi:

«Size ne olmuş ki, bir delinin etrafında toplandığınız gibi etrafım" da toplanıyorsunuz? Haydi dağıhn bakalım.»

Başka birinin anlattığına göre onda nefes darlığı varmış. Bu nemerkebinden yere düşmüş. İnsanlar onun bayıldığım, sar'aya i ndıeını zannetmişler. Ziyaretine gelmişler, üzerine Kur'ân-ı k okumaya başlamışlar. O da bu baygın halden ayıhp kendine îrİI?- de onlara yukarıda naklettiğimiz sözleri sarfetmiş. Orada bu-geldigjn ,iri ^emiş ki: «Ben onun Farsça konuştuğunu sanıyordu»111*11' dUI1tK Hallikan'ın anlattığına göre İsa b. Ömer, Ebu Amr b. Alâ'nın Tmvmış İsa b. Ömer, gününün birinde Ebu Amr b. Alâ'ya: «Ben a d b Adnan'dan daha fasih Arapça konuşurum.» demiş. Ebu Amr îfona şöyle bir soru yöneltmiş: _ Sen şu beyti nasıl okursun?

«O kadınlar tesettür için yüzlerini örtüp gizlerlerdi,

Bugün ise bakanlara kendi yüzlerini gösterip açığa vururlar.»

Sen bu şiirdeki "bede'ne" kelimesini "bedeyne" şeklinde mi okudun?

- Evet, "bedeyne şeklinde okudum.

- Sen yanlış okudun. Eğer "bede'ne" şeklinde okusaydın yine yanlış okumuş olurdun.

Ebu Amr, aslında onu yanıltmak istemişti. Hakikatte bu kelimenin doğru okunuşu, "bedevne" şeklinde olmalıdır. Bu kelime, "zuhur etmek" anlamına gelen "bedâ-yebdû" kökünden türemiştir. "Bede'e-yebdeu" ise, "birşeye başlamak" anlamına gelir.