El-Bidaye ve'n-Nihaye · Temmuz 1, 2026

Hicretin Yüzkırkdördüncü Senesi

Bu senede Muhammed b. Ebi'l-Abbas es-Seffah, amcası Mansur -un emri üzerine Küfe, Basra, Vasıt, Musul ve Cezire'den toplanan askerlerden oluşan bir ordu ile Deylem ülkesine gazaya gitti. Bu senede Muhammed b. Cafer …

Bu senede Muhammed b. Ebi'l-Abbas es-Seffah, amcası Mansur -un emri üzerine Küfe, Basra, Vasıt, Musul ve Cezire'den toplanan askerlerden oluşan bir ordu ile Deylem ülkesine gazaya gitti.

Bu senede Muhammed b. Cafer el-Mansur el-Mehdi, Horasan'dan babasının yanma geldi. Hire'de, amcasının kızı Rayta binti Seffah ile gerdeğe girdi.

Bu senede Ebu Cafer el-Mansur insanlara haccettirdi. Hire vilayetine ve askerlerin başına, Hazim b. Hüzeynıe'yi komutan olarak bıraktı.

Muhammed b. Halid el-Kusarî'yi Medine valiliğinden azletti. Ye- Rebah b. Osman el-Müzenî'yi atadı.

Hicretin 144. senesinde, hacca gidişi esnasında insanlar Mekke yolunda Ebu Cafer el-Mansur'u karşıladılar. Onu karşılayanlar arasında Abdullah b. Hasan b. Ali b. Ebi Talib de vardı. Mansur onu oturmakta olduğu serginin üzerine oturttu, sonra ona aşırı bir değer verip saygı göstererek sohbete başladı. Öyle ki o günün sabahını onunla sohbet ederek geçirdi. Oğulları İbrahim ile Muhammed'in, niçin diğer insanlarla birlikte ziyaretine gelmediklerini sordu. Abdullah b. Hasan da yemin ederek; onların, Allah'ın dünyasında nereye git., tiklerini bilmediğini ifade etti. Gerçekten de doğru söylemişti.

Muhammed b. Abdullah b. Hasan, Mervan el-Himar'ın halifeliği, nin son döneminde Hicaz halkından bir cemaatın bey1 atını almıştı Ona bey'atta bulunanlar arasında Ebu Cafer el-Mansur da vardı. Bu hadise, Emevi hakimiyetinin Abbasilere geçmesinden önce vuku bulmuştu.

Halifelik Ebu Cafer el-Mansur'a geçince o, Muhammed b. Abdullah b. Hasan ile kardeşi İbrahim'den fazlaca korkmaya başladı. Çünkü Mansur, onların, Mervan'a karşı ayaklandıkları gibi kendisine karşı da mutlaka ayaklanacakları vehmine kapılmıştı. Bu düşüncesi de gerçekleşti. İkisi sahralara kaçıp gittiler. Yemen'e vardılar. Sonra Hindistan'a gidip orada gizlendiler. Hasan b. Zeyd, onların gittikleri yeri tesbit etti. Bu defa başka bir yere göçtüler. Gittikleri yeri yine tesbit edince başka bir yere göçtüler. Mansur'un katında Hasan b. Zeyd, onlara tam bir düşman kesilmişti. Hayret edilecek birşeydir ki, o daha önce onların tabilerindendi. Mansur, onları ele geçirmek için bütün yollara başvurdu, her yöntemi kullandı, ama başaramadı.

İşte Mansur, onların nerede olduklarını babalarına sorduğunda o, Allah'ın dünyasında nereye gittiklerini bilmediğine dair bunun için yemin etti. Sonra Mansur, çocukları hususunda Abdullah'a ısrarda bulundu. Abdullah buna kızıp öfkelendi ve: «Allah'a yemin ederim ki, eğer oğullarım ayaklarımın altında olsalar bile yerlerini sana söylemem.» dedi. Mansur, onun bu cevabına öfkelendi. Zindana atılmasını, kölelerinin ve mallarının satılmasını emretti. Abdullah da bu yüzden üç sene müddetle zindanda kaldı.

Etrafındaki adamlar Mansur'a, Hasan'm oğullarının hepsini hapse atmasını önerdiler. O da onları hapse attırıp İbrahim ile Muham-med'i ciddi bir şekilde aramaya, takib etmeye koyuldu. Bununla birlikte onlar birçok seneler hacca geliyorlar ve birçok vakitler Medine'de gizleniyorlardı; ama onları arayanlar, nerede olduklarını bilemiyorlardı. Hamd Allah'adır. Mansur, Medine valisini azlediyor, yerine bir başkasını tayin ediyor; onu, İbrahim ile Muhammed'i araştırmaya, yerlerim tesbit etmeye ve yakalamaya teşvik ediyordu. Bu hususta gerçekten çok miktarda harcama yapıyordu. Ama Aziz ve Celi* olan Allah'ın meramı gereğince kader onu aciz bırakıyordu.

İbrahim ile Muhammed'in planlarım gerçekleştirmelerine, Mar'un komutanlarından biri olan Ebü'lAsakir Halid b. Hassan da 6 rdımcı oldu. Onlarla işbirliğine girişti. Haclarından birinde Man-

r'u Safa ile Merve arasında öldürmeye karar verdiler. Ancak Ab-s İlah b. Hasan, Safa ve Merve arasının şerefli bir yere olmasından

'irü Orada kan akıtmaktan kendilerini menetti. Mansur onların bu v ranndan haberdar olunca, komutan Ebü'l-Asakir'i yakalattı. Ona kence yaptırarak suikastı itiraf ettirdi ve: «Beni öldürmekten sizi avdıran şey neydi?» diye sordu. Ebü'l-Asakir: «Abdullah b. Hasan, bizi bundan caydırdı.» dedi. Halife, Abdullah b. Hasan'ın yakalanmasını emretti. Fakat o, kayıplara karıştı ve şu ana kadar dahi ortaya akmış değildir.

Mansur, Abdullah b. Hasan'm oğulları ibrahim ile Muhammed hakkında, görüş sahibi komutan ve vezirleriyle istişare yaptı. Çeşitli yerlere casuslar ve arayıcılar gönderdi. Ama hiçbir haber elde edemedi. Onların ne kendilerine ne de izlerine rastlanamadı. Allah işini başa götürendir.

Muhammed b. Abdullah b. Hasan, annesinin yanına geldi ve şöyle dedi: «Anacığım, babam ve amcama kötülük yapılmasından korkuyorum. Gidip halifeye teslim olmak istiyorum ki aile efradımı rahata kavuşturayım, sen ne dersin?» Annesi zindana gitti. Babasına ve amcasına Muhammed'in söylediklerini nakletti- Onlar da şu cevabı verdiler: «Hayır, kesinlikle olmaz. Teslim olmasın. Biz onun için sabredeceğiz. Belki Cenâb-ı Allah, onun eliyle hayır kapılarını açacaktır. Biz, içinde bulunduğumuz hale katlanacağız. Allah dilerse bizi genişliğe kavuşturur. Biz onun için sabredeceğiz. Allah dilerse bizi genişliğe kavuşturur, dilerse bizi darda bırakır.» Hepsi Muhammed'in teslim olmaması hususunda görüşbirliği yaptılar. Allah onlara rahmet etsin.

Bu senede Hasan ailesi Medine hapsinden Irak hapsine nakledildiler. Nakil esnasında ayaklarında bukağı, boyunlarında da pranga-ar yardı. Ebu Cafer el-Mansur'un emri üzerine Rabaza'da zincire vuruldular.

Onlarla birlikte Muhammed b. Abdullah el-Osmanî de nakledildi. -Abdullah b. Hasan'ın ana bir kardeşi idi. Kızı, İbrahim b. Abdullah Uasan'ın eşiydi ve kısa bir süre önce hamile kalmıştı. Halife, ken-v ı?1 Uzuruna getirtti ve şöyle dedi: «Kölelerimin azat edilmesine kız a^?inın boşanmasına yemin ettim ki, sen bana hile yapma. İşte m gebedir. Eğer kocasından gebe kalmış ise, demek ki kocası-^f buğunu biliyorsun, eğer kocasından başka bir erkekten zamaiı demek ki sen deyyussun.»

el-Osmanî, verdiği cevapta Muhammed'in yerini bildir-unun üzerine üzerindeki elbiseler çıkarıldı. Vücudu halis gümüş gibi bembeyazdı. Sonra halifenin huzurunda kendisine yüzelü kırbaç vuruldu. Otuzu başına vuruldu. Kırbaçlardan biri gözüne isabet etti. Gözü aktı. Sonra halife onu zindana gönderdi. Orada vücuduna vurulmuş darbelerin morartısı nedeniyle siyahi bir köle gibi olmuştu. Cildinin üzerinde kanlar yığılmıştı. Ana bir kardeşi Hasanın bulunduğu hücreye kapatıldı. Su istedi, kimse ona su vermeye cesaret edemedi. Nihayet orada görevli gardiyanlardan Horasanlı biri ona su verdi.

Sonra Mansur, devesinin üzerindeki mahfeline bindi. Sürgüne gönderilenler de daracık mahfellere bindirildiler. Ayaklarında bukağı, boyunlarında da prangalar vardı. Halife onları bu halde peşine takıp götürürken Abdullah b. Hasan ona şöyle söylendi: «Ey Ebu Cafer, vallahi, Bedir savaşında biz sizden esir aldığımız kimselere böyle kötü muamele yapmamıştık.» Bu cevap karşısında Mansur sustu, cevap vermedi ve onlardan uzaklaşıp gitti.

Irak'a vardıklarında Haşimiye'de hapsedildiler. Bunların arasında Muhammed b. İbrahim b. Abdullah b. Hasan da vardı. O, yakışıklı bir gençti. İnsanlar onun hüsn-ü cemaline bakmak için gidip seyrediyorlar ve ona «Sarı ipek» diyorlardı. Mansur, onu huzuruna celbettir-di ve: «Vallahi, hiç kimsenin görmediği bir şekilde seni öldüreceğim.» dedi. Sonra onu iki sütun arasına koydurup sütunları üzerine düşürdü. Nihayet o da öldü. Mansur, hakettiği ilâhi azab ve lanete maruz kalsın!

Hasan ailesinin çoğu zindanda öldüler. Nihayet Mansur'un ölümünden sonra kalanlar kurtuldular ve genişliğe çıktılar. Zindanda ölenler arasında Abdullah b. Hasan b. Hasan b. Ali b. Ebi Talib de vardı. Başka bir rivayette anlatıldığına göre o, halifenin huzurunda eli kolu bağlı bir şekilde öldürülmüştür. Kardeşi İbrahim b. Hasan ve diğerleri de o şekilde öldürülmüşlerdir. Onlardan hapisten sağ çıkabilenlerin sayısı azdır. Mansur onları, öyle bir hapse tıkmıştı ki, orada ezan sesini duyamıyorlar di. Namaz vaktini ancak Kur'ân tilaveti ile tesbit edebiliyorlardı.

Sonra Horasanlılar, Muhammed b. Abdullah el-Osmanî'nin kurtulması için araya şefaatçiler koydular. Bunun üzerine Mansur emir verdi, boynu vuruldu ve kesik başı Horasan'a gönderildi. Allah ona hayır ve mükafat vermesin, Muhammed b. Abdullah el-Osmanî'ye de rahmet etsin.

Muhammed b. Abdullah'ın asıl adı şöyledir: Muhammed b. Abdullah b. Amr b. Osman b. Affan elÜmevî. Allah ona rahmet etsin-Künyesi Ebu Abdillah el-Medenî'dir. İpek lakabıyla tanınırdı. Çünkü yüzü çok güzeldi. Annesi, Fatıma binti Hüseyin b. Ali'dir.

Babasından, annesinden, Harice b. Zeyd'den, Tavus'tan, Ebu Zinad'dan, Zührî'den, Nâfi'den ve diğerlerinden hadis rivayet etmiştir. Bir cemaat da ondan hadis rivayet etmiştir. Neseî ile İbn Hibban, onun sika bir ravi olduğu söylemişlerdir. Abdullah b. Hasan'ın anne bir kardeşi idi. Kızı Rukiyye, kardeşi oğlu İbrahim b. Abdullah'ın zevcesi idi. Rukiyye kadınların en güzellerindendi. Cafer, İbrahim'i onun sebebiyle bu senede öldürmüştü. O, kerem sahibi, cömert ve övülen bir kimseydi.

Zübeyr b. Bekkar dedi ki: Süleyman b. Abbas es-Sa'dî, onu öven Ebu Vecre es-Sa'dî'nin şu şiirini bana nakletti:

«Beyaz tenli halis adamın Kureyşli olduğunu gördük.

O, halife ile rasûl arasında bir delikanlı yiğitti.

Ey yiğit, şeref sana şuradan ve buradan geldi,

Sen de sellerin birbirine karıştığı yerde onun için durdun.

Şeref seni bırakıp başka bir yerde geceleyemez.

Şeref seni bırakıp başka bir yerde istirahat edemez.

Şeref senin peşindende ayrılıp gitmez.

O seni bırakıp başkalarını kabul etmez.»

3.Bölüm