Meşhur âbidlerden ve büyük zahidlerdendir. Yüksek himmeti vardı. Allah ona rahmet etsin. Asıl adı, İbrahim b. Edhem b. Mansur b. Yezid b. Amir b. İshak et-Temimî'dir. el-İclî olduğu da söylenir. Aslı Belh şehrindendir. Sonraları Şam'a gidip yerleşmişti. Babasından, A'meş'ten, Ebu Hüreyre'nin arkadaşı Muhammed b. Ziyad'dan, Ebu İshak es-Sebiî'den ve bir grup insandan hadis rivayet etmiştir. Aralarında Bakiyye, Sevrî, Ebu îshak el-Fezarî ve Muhammed b. Humeyd'-in de bulunduğu bir grup kimse de kendisinden hadis rivayet etmişlerdir. Evzaî de ondan nakillerde bulunmuştur.
İbn Asakir, İbrahim b. Edhem tariki ile Ebu Hüreyre'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«Rasûlullah (s.a.v.)'m huzuruna girdim. Oturarak namaz ^kılmaktaydı. Kendisine sordum:
- Ya Rasûlallah, oturarak namaz kılıyorsun, sana ne oldu?
- Bana açlık isabet etti, ey Ebu Hüreyre.
Ben ağladım. Rasûlullah (s.a.v.) bana şöyle buyurdu:
- Ağlama. Çünkü kıyamet gününün şiddeti, o kişi dünyada iken Sabretmiş ise, aç kimseye isabet etmez.»
Bakiyye tariki ile İbrahim b. Edhem, Ebu Hüreyre'den rivayet et-1 ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
. «Fitne gelir ve kulları kökünden kazıyıp götürür. Âlimse kendi ü-mı sayesinde bundan kurtulur.» Neseî dedi ki: "İbrahim b. Edhem, sika bir ravi idi. Güvenilir bj>. kimseydi, zahidlerdendi."
Ebu Nuaym ile diğerlerinin anlattıklarına göre İbrahim b. Jm hem, Horasan meliklerinden bir melikin oğluydu. Av meraklısıydı Bir defasında ava çıkmış, bir tilkiyi yakalamış. O esnada bineğinjn eğerinin alt tarafından kendisine şöyle seslenilmiş: "Sen bu iş için Va ratılmadın. Böyle yapmakla emrolunmadm." İbrahim durmuş ve şöyle demiş: "Artık buna son verdim. Artık buna son verdim. Âlemlerin rabbinden bir uyarıcı ve korkutucu geldi."
Bundan sonrasını İbrahim'in kendi ağzından dinleyelim: «Sonra evime döndüm. Atımı bıraktım. Babamın çobanlarından birinin yanma gittim. Ondan bir aba ve giysi aldım. Elbiselerimi de ona bıraktım. Sonra Irak'a yöneldim. Gittim, orada birkaç gün çalıştım, ama helal kazanç elde edemedim. Alimlerden birine, helal kazancı nerede bulabileceğimi sordum. Şam'a gitmemi tavsiye etti. Tarsus'a gittim. Orada da birkaç gün çalıştım. Bahçelere, bostanlara bakıp bekçilik yaptım, ekin biçtim. Ama helal kazanç ve rahat yaşantıyı ancak Şam beldelerinde buldum. Dinimi kurtarmak amacıyla dağdan dağa, tepeden tepeye kaçıp gidiyordum. Beni görenler, '"Bu kişi vesveseye kapılmış." diyorlardı.»
Sonra çöle gitti. Mekke'ye vardı. Sevrî ve Fudayl b. İyaz'm sohbetlerine katıldı. Sonra Şam'a döndü ve orada vefat etti. Sadece kendi el emeği ile elde ettiği kazancından yerdi. Ekin biçer, inşaatlarda çalışır, bahçe ve bostan bekçiliği yapar, buna benzer diğer işlerle uğraşırdı.
Rivayet olunduğuna göre İbrahim b. Edhem, çölde bir adamla karşılaşmış, o adam kendisine ism-i azamı Öğretmişti. İbrahim b. Edhem bu duayı okuyunca Hızır'ı görmüştü. Hızır aleyhisselam ona şöyle demişti: "Ey kardeşim, sana o ism-i a'zamı öğreten kişi, kardeşim Davud'dur." Bunu Kuşeyrî ve İbn Asakir, sahih olmayan bir senedle ondan nakletmişlerdir. Bu rivayette anlatıldığına göre Hızır aleyhisselam şöyle demiştir: "Ey İbrahim, sana Allah'ın ism-i azamim öğreten kişi, îlyas'tır." İbrahim dedi ki: "Ey insan! Sen yiyeceğini helal yoldan temin et. Bu sana yeter. Geceleri namaz kılmana, gündüzleri de oruç tutmana artık gerek kalmaz."
Ebu Nuaym'ın anlattığına göre İbrahim b. Edhem dua ederken şu sözü çokça tekrar edermiş: "Alîahım, beni musibetinin zilletinden, ta-atımn izzetine naklet."
Bir gün İbrahim'e: "Et pahahlandı." demişler, o da şu cevabı vermiş: "Onu ucuzlatın." Yani eti satın almayın, o zaman kendiliğineferi ucuzlar.
Av birinin anlattığına göre, gizli bir şada ona şöyle demiş: «EV İbrahim! Şu ayet-i kerimedeki "boşuna" kelimesinin anlamı ,. o "Sizi boşuna yarattığımızı ve bize döndürülmeyeceğinizi mi nG diniz?" (ei-Mü'minûn, 115.) Ey İbrahim, Allah'tan kork, kıyamet günü Sdn azık hazırlaman gerekir. Bu sesi işittikten sonra ibrahim bineğinden indi; dünyayı terket-ti- ahiret ameli ile uğraşmaya başladı.
*' İbn Asakir, İbrahim Edhem'in bu yola girişinin başlangıcı hakkında şüpheli bir senedle bir rivayette bulunmuştur. Bu rivayete göre İbrahim şöyle demiştir:
«Günün birinde ben Belh'teki evimin selamlığında durmaktaydım. Güzel görünümlü, güzel sakallı, yaşlı bir adamın evin gölgesinde gölgelenmekte olduğunu gördüm. Onu görünce kalbimin bütün damarları onun için atmaya başladı. Kalbime tesir etti. Kölelerimden birini çağırdım, gidip o ihtiyarı yanıma getirmesini emrettim. Gitti, ihtiyarı çağırdı. İhtiyar adam yanıma geldi. Yemek yemesi için teklifte bulundum. Yemek istemedi. Kendisine sordum:
- Nereden geliyorsun?
- Nehrin gerisinden geliyorum.
- Nereye gidiyorsun?
- Hacca.
- Bu vakitte mi? (O zaman zilhiccenin birinci veya ikinci günüydü, yani yedi gün zarfında yaya veya binekle Mekke'ye ulaşmanın imkanı yoktu.)
- Allah dilediğini yapar.
- Seninle arkadaş olmamı kabul eder misin?
- Eğer benimle birlikte gelmek istiyorsan geceleyin sana uğrarım. Gece olunca adam yanıma geldi ve: "Haydi, Allah'ın adıyla kalk
bakalım." dedi. Ben de yolculuk elbiselerimi yanıma aldım. Yaya olarak yola koyulduk. Ama sanki yer ayaklarımızın altında duruluyor ve kayıyordu. Şehirden şehire uğruyorduk. Her bir şehre uğradığımızda,
Bu falan şehirdir." diyordu. Sabah olunca benden ayrıldı ve, "Geceleyin seninle buluşurum." dedi. Gece olunca tekrar yanıma geldi. Yine yola kovulduk. Nihayet Peygamber (s.a.v.)'in şehri Medine'ye ulaştık. Oradan da Mekke'ye gittik. Mekke'ye geceleyin vardık. İnsanlarla birlikte haccımızı ifa ettik. Sonra Şam'a döndük. Kudüs'ü ziyaret et-
Jk. Bana: "Ben Şam'a gidip yerleşmeye niyet ettim." dedi. Ben de Şehrime, (yani Belh'e) diğer zayıf kimseler gibi döndüm. Ama o ihtiyarın, adını sormadım. İşte, benim bu yola kovuluşumun başlangıcı b°yle olmuştur.»
, Abdullah b. Mübarek dedi ki: "İbrahim, faziletli bir adamdı. Sır-1 ve Allah ile kendisi arasında muameleleri vardı. Onun zahiren tesbihatta bulunduğunu ve amel işlediğini görmedim. Bir kimseyle yemek yediği zaman sofradan elini en son çeken kişi kendisi olurdu "
Bişr b. Haris el-Hafî dedi ki: "Dört kişi vardır ki, helal yiyecekleri nedeniyle Cenâb-ı Allah onların derecelerini yükseltmiştir, onlar şu kimselerdir: İbrahim b. Edhem, Süleyman b. Havvas, Vüheyb b. Verd ve Yusuf b.Esbat"
İbn Asakir, Muaviye b. Hafs'ın şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«İbrahim b. Edhem, bir hadis dinledi, onunla amel etti ve kendi zamanın insanlarının efendisi oldu. O hadis şudur:
"Adamın biri Rasûlullah (s.a.v.)'a gelip şöyle dedi:
- Ya Rasülallah* bana öyle bir amel göster ki, onu yaptığım takdirde Cenâb-ı Allah beni sevsin, insanlar da beni sevsinler.
- Allah'ın seni sevmesini istersen dünyayı sevme. İnsanların seni sevmesini istersen, yanındaki fazla dünyalığı yalın ayaklı kimselere bırak."»
İbn Ebi'd-Dünya, İdris'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«İbrahim b. Edhem, âlimlerden birinin yanında oturmaktaydı. Bu âlim ve meclisinde oturan kimseler, hadis müzakere ediyorlardı. İbrahim ise susmaktaydı. Sonra İbrahim: "Mansur bize şöyle bir hadis nakletti." dedi. Sustu, bir tek kelime daha söylemeden o meclisten kalkıp gitti. Arkadaşlarından biri bu yaptığından ötürü onu kınadı. İbrahim ise şu cevabı verdi: "O meclisin bu güne kadar kalbime zarar vermesinden korktum. Onun için kalkıp gittim."»
Reşid b. Sa'd dedi ki: «İbrahim b. Edhem, Evzaî'nin meclisine uğradı. Evzaî'nin çevresinde ilim halkası vardı. İbrahim şöyle dedi: "Eğer bu ilim halkası Ebu Hüreyre'nin etrafında bulunsaydı, Ebu Hüreyre bunlardan aciz kalırdı." Onun bu sözünü duyan Evzaî kalktı ve ilim halkasını terkedip gitti.»
İbrahim b. Beşşar dedi ki: «İbrahim b. Edhem'e şöyle sordular:
- Hadisi niçin terkettin?
- Ben şu üç şeyle meşgul olduğum için hadisi terkettim: Nimetlerin şükrünü ifa etmek, günahlardan ötürü istiğfarda bulunmak ve ölüme hazırlık yapmak." Böyle dedikten sonra bir çığlık attı ve bayıldı. Orada bulunanlar, gaipten bir sesin şöyle dediğini işittiler: "Benimle velilerimin arasına girmeyin."»
İmam Ebu Hanife, bir gün İbrahim b. Edhem'e şöyle demişti:
- Sana yeterince ibadet etmek müyesser olmuştur. Biraz da ili111" le uğraş. Çünkü ilim, ibadetin başı ve dinin kıvamıdır.
İbrahim b. Edhem de şöyle karşılık verdi:
- Sen de ibadetle uğraş ve ilminle amel etmeyi kendine tasa edin, aksi takdirde mahvolursun.
İbrahim b. Edhem şöyle demişti: "Cenâb-ı Allah, yoksullara ne iradar da nimet bahşetmiş! Kıyamet gününde onlardan ne zekat, ne , ne cihad, ne sıla-ıjrahim sorusu soracaktır. Bu soruyu ancak za-vallı zenginlere soracal^ ve onları hesaba çekecektir."
İbrahim'in oğlu Şa^ik şöyle demişti: «İbn Edhem'le Şam'da karşılaştık. Onu Irak'ta da görmüştüm. Onun otuz tane sağmal hayvanı vardı. Kendisine dedim; ki: "Horasan mülkünü ve hükümdarlığını bıraktın. Sahip olduğun nimetlerden ayrıldın. Niçin?" O da bana şu cevabı verdi: "Sus, ben r&hat yaşantıyı ancak burada gördüm. Dinimi kurtarmak için dağdan'ıdağa, tepeden tepeye kaçıyorum. Beni görenler 'Bu vesveseye kapıl'mış biridir, veya hamaldır veya tayfadır.' diyorlar." Böyle dedikten sonra sözünü şöyle sürdürdü: "Duyduğuma göre kıyamet gününde fakir insan getirilip Allah'ın huzurunda durdurulacak. Cenâb-ı Allajı kendisine şöyle soracak:
- Ey kulum, niçin haccetmedin?
- Ya Rab, bana birştfy vermedin ki onunla haccedeyim.
- Kulum doğru söyledi. Onu Cennet'e götürün."» İbrahim b. Edhem'inl sözlerinden bazısı şunlardır: "Ben Şam'da yirmidfört sene kaldım. Ama cihad için veya sınırı korumak için değil. Ora$a helal ekmek kazanarak karnımı doyurmak
için kaldım. !
Hüzün iki çeşittir. Biri senin lehine, diğeri ise aleyhinedir. Ahiret , için hüzünlenmen senin lehinedir. Dünya ve zineti için hüzünlenmen
ise aleyhinedir. ı
Zühd üç çeşittir: Vacpip, müstehap ve selamet zühdü. Vacip olan, haramlardan uzak durniak zühdüdür. Müstehap olan, helal şehvetlerden uzak durmak zühldüdür. Selamet zühdü ise, şüpheli şeylerden uzak durmak zühdüdür.";
ibrahim ile arkadaşiları hamama gitmezler, soğuk su içmezler, ayakkabı giymezler, tuzlJarma katık katmazlardı. İbrahim, lezzetli bir yemeğin bulunduğu bir sjıofrada oturduğunda lezzetli yemekleri arkadaşlarına verir, kendisi ise zeytin ekmek yerdi.
ibrahim şöyle demişti: "Hırs ve tamah azlığı, insanda doğruluk ve takvayı meydana getirir. Hırs ve tamah çokluğu ise insanda keder ve sabırsızlığı meydana getijirir."
Adamın biri ona şöyl e demişti:
- Şu cübbe}^ benden kabul buyurmanı istiyorum.
- Eğer zengin isen k abul ederim. Fakir isen kabul etmem.
- Ben zenginim. \
- Yanında kaç dirhe km var? ~- 2.000 dirhem var./
^ Bu 2.000 dirhemi !n 4.000 dirhem olmasını ister misin?
- Evet.
- Öyleyse sen fakirsin. Ben bu cübbeni kabul edemeyeceğim. İbrahim'e niçin evlenmediğini sorduklarında şu cevabı vermişti "Eğer yapabüseydim, kendi nefsimi de boşardım."
İbrahim, Mekke'de onbeş gün kalmıştı. Hiçbir şeyi yoktu, azık olarak hurma helvası ve suyu vardı. Bir abdestle onbeş namaz kıldı.
Bir gün Şeria nehri kıyısında ekmek kırıntılarını suyla ıslatıp ye. di. Bunu Ebu Yusuf el-Gasulî, onun önüne bırakmıştı. Yedikten sonra kalktı ve Şeria ırmağından su içti. Sonra sırt! üstü yattı ve şöyle dedi-"Ey Ebu Yusuf! Eğer hükümdarlar ve oğulları bizim içinde bulunduğumuz bu nimetlerden haberdar olsalar, şu hayatımızda sahip olduğumuz lezzetli yaşayışımızı elimizden almak için kılıçla saldırarak bizimle mücadele ederler." Ebu Yusuf da ona şöyle demişti: "Halk, rahatlığı ve nimeti istedi ama doğru yolu kaybetti." İbrahim onun bu sözüne gülümseyip: "Bu sözleri nerede buldun?" dedi.
İbrahim b. Edhem, bir ara Masisa'da bir arkadaş topluluğu ile beraber iken bir süvari yanlarına gelip şöyle sbrdu: "İbrahim b. Edhem hanginiz?" Kendisine İbrahim'i gösterdiler!. Süvari ona şöyle dedi: "Efendim, ben senin kölenim. Baban vefat etti. Geride bir miktar mal bıraktı ki, mallar kadı'nm yanındadır. Belh'e dönmen için 10.000 dirhem ve bir de katır getirdim." İbrahim bir'süre sustu, sonra başını kaldırıp şöyle dedi: "Eğer doğru söylüyorsa)! dirhemlerle at ve katır senin olsun."
Anlatıldığına o, bundan sonra Belh şercine gitmiş, babasının bıraktığı mallan kadıdan almış ve tümünü Aljah yolunda hacamıştı.
Arkadaşlarından biri İbrahim ile birlikte idi. İki ay müddetle yiyecek birşey bulamamışlardı. İbrahim, arkkdaşma soğuk bir kış gününde, "Şu ormanlığa gi^ " demişti. Arkadaşı bu olayı şöyle anlatıyor:
"Ormanlığa girdim rTzerinde çok miktarda şeftali bulunan bir ağaç gördüm. Şeftalileri topladım, dağarcığımı doldurdum. Sonra ormandan çıktım. İbrahim bana sordu:
- Dağarcığında ne var?
- Şeftali var.
- Ey inancı zayıf! Eğer sabretseydin, ta^e hurma görecektin, tıpkı İmran kızı Meryem'e, hiç ummadığı yerden|nzık geldiği gibi sana da gelecekti." I
Arkadaşlarından biri İbrahim'e açlıktari ötürü şikayetçi oldu. Ib' rahim iki rekat namaz kıldı. Baktılar ki, çevresinde çok miktarda dinar var. İbrahim, arkadaşına: "Bunlardan bir dinar al." dedi. Arkadaşı alıp o bir dinarla kendileri için yiyecek satın aldı.
Anlatıldığına göre İbrahim b. Edhem; anlele olarak çalışır, sonra ücretini alıp pazara gider, yumurta ve kaymak satın alırdı. Bazan da kebap, tatlı ve hurma ezmesi satın alır, arkadaşlarına yedirirdi. Ksj de oruçlu olurdu. İftarını açtığı zaman lezzetsiz yiyecekler yer, kendini leziz yemeklerden yoksun bırakırdı. Bunu, insanlar etrafında toplansınlar, gönülleri ona meyletsin, kalpleri ona ısınsın ve onu sevsinler diye yapardı.
Evzaî, İbrahim b. Edhem'i evine konuk etti. İbrahim, az yemek yedi. Evzaî ona: "Niçin az yedin?" diye sorunca İbrahim; "Çünkü sen az yemek yapmışsın." diye cevap verdi. Bir süre sonra İbrahim, çok miktarda yemek hazırlayıp Evzaî'yi davet etti. Evzaî ona şöyle dedi: "Bunun israf olmasından korkmuyor musun?" İbrahim şu cevabı verdi: "Hayır, israf ancak Allah'a karşı masiyet işlenmesi durumunda sözkonusu olur. Ama kişinin kendi kardeşlerine sarfettiği şeyler dindarlığın gereğidir." Anlatıldığına göre İbrahim, bir defasında yirmi dinar ücretle ekin biçti. Ücretini aldı. Bir arkadaşıyla birlikte hacamatçının yanına gitti. Hacamatçı, saçlarını traş etsin ve kendilerini, hacamat vurarak tedavi etsin diye oturdular. Ama hacamatçı onlardan sıkılmış gibi göründü, onları bırakıp başkalarıyla ilgilendi. İbrahim'in arkadaşı bundan rahatsız oldu. Sonra hacamatçı onlara dönüp: "Ne istiyorsunuz?" diye sordu. İbrahim de: "Saçımı traş etmeni ve bana hacamat vurmanı istiyorum." diye cevap verdi. Hacamatçı işini bitirdikten sonra İbrahim, ona yirmi dinar verdi ve şöyle dedi: "Sana yirmi dinar verdim ki, bundan sonra hiçbir yoksulu küçümsemeyesin ve hakarette bulunmayasın."
Meda' b. İsa dedi ki: "İbrahim, oruç ve namaz sayesinde üstün olmadı. Aksine o, doğruluk ve cömertlikle arkadaşlarından üstün oldu." İbrahim şöyle derdi: "Kükremiş aslandan kaçar gibi insanlardan kaçın. Cumadan ve cemaattan da geri durmayın."
İbrahim, arkadaşlarından biriyle yolculuğa çıktığında onunla sohbet eder ve ona hadis okurdu. O, bir mecliste oturduğunda, oradaki insanlar, başlarının üzerinde sanki kuş var da onu uçurmak ve rahatsız etmek istemiyorlar gibi davranırlardı. Çünkü hepsi İbrahim'in heybeti karşısında susar ve ona saygı gösterirlerdi. Çoğu kez soğuk kış gecelerinde sabaha kadar Süfyan-ı Sevrî ile sohbet ederdi. Sevrî, °nunla konuşurken ölçülü konuşurdu.
ibrahim bir adamı gördü, kendisine: "Bu senin dayının katilidir." dediler. İbrahim .adamın yanına vardı. Ona selam verdi ve bir hediye takdim etti. Sonra da adama şöyle dedi: "Duyduğuma göre kişi, düşmanı kendisinden emin olup güven duymadıkça yakinî iman derecesine yükselemez."
Adamın biri İbrahim'e şöyle demişti:
- Sana ne mutlu ki, ömrünü ibadette tükettin. Dünyayı ve hatunun terkettin.
- Senin çoluk çocuğun var mı?
- Evet.
- (Bazı zamanlarda yoksulluk korkusuyla) kişinin kendi çoluk co cuğu için korkuya kapılması, şu kadar çok ibadet etmekten daha fa?" letlidir.
Evzaî, İbrahim'i sırtında bir yük odun taşırken Beyrut'ta gördü Ona şöyle dedi:
- Ey İbrahim! Bırak da biz kardeşlerin senin yerine bu işi yapa hm.
- Sus ey Evzaî! Duyduğuma göre, helal kazanç sağlamak maksadıyla kendini alçalmış bir konuma koyan kişiye Cennet vacib olur.
İbrahim b. Edhem, bir zaman Kudüs'ten yola çıkmıştı. Yolda silahlı askerler onu yakalayıp sordular: - Sen kul musun?
- Evet.
- Kaçıyor musun? -Evet.
Böyle demesi üzerine İbrahim'i hapse attılar. Ancak Kudüslüler onun hapse atıldığım duyunca hep birden Taberiye valisine gelip şöyle dediler:
- İbrahim b. Edhem'i niçin hapse attın?
- Hapse atmadım.
- Hayır, hayır, o senin zindanındadır.
Kudüslülerin böyle demesi üzerine vali durumu araştırdı ve onu hapisten çıkartıp huzuruna getirtti. Vali ona sordu:
- Niçin hapse atıldın?
- Silahlı askerlerine sor.
- Sana 'kul musun?' diye sordular, sen de 'evet' dedin, öyle mi?
- Evet, öyle dedim. Ben Allah'ın kuluyum. Bana kaçmakta olup olmadığımı sordular. Ben de kaçtığımı söyledim. Çünkü ben günahlarımdan kaçan bir kulum.
Böyle demesi üzerine vali, İbrahim'i serbest bıraktı.
Anlatıldığına göre İbrahim arkadaşlarıyla birlikte yolda gitmekte iken yol üzerinde duran bir aslanla karşılaşmış. Aslana yaklaşarak ona şöyle demiş: "Ey aslan! Eğer bize birşey yapmakla emrolunmuş isen sana verilen emri yerine getir, yoksa geldiğin yere dön." Anlatıldığına göre onun böyle demesi üzerine aslan kuyruğunu yere vura vura dönüp gitmiş. Sonra İbrahim, arkadaşlarının yanına dönüp onlara şöyle demiş: «Şöyle deyin: "Allah'ım, bizi uyumayan gözünle muhafaza et. İsabet almayan himayene bizi al. Kudretinle bize merhamet et. Ey Allah'ım, ey Allah'ım, ey Allah'ım. Sen bizim ümidimiz olduğun halde biz helak olmayalım."»
Halef b. Temim dedi ki: "Duyduğumdan beri hep bu duayı okutun; karşıma ne bir hırsız, ne de başka birşey çıkmadı."
Rivayet olunduğuna göre İbrahim b. Edhem hazretleri bir gece arnaza durmuş, namazda iken üç aslan yanına gelmiş. Aslanlardan biri kendisine doğru biraz daha yaklaşıp elbisesini koklamış, sonra fferi çekilip yakınında bir yerde durmuş. İkinci aslan gelip aynı şeyi . vapmış, 0 da geri çekilip yakınında durmuş. Üçüncü aslan da aynı şekilde hareket etmiş, o da geri çekilip diğer aslanların yanında durmuş. İbrahim de bu halde namazını kılmaya devam etmiş. Seher vakti olunca aslanlara: "Eğer birşey yapmakla emrolunmuşsanız yaklaşın. Yoksa çekin gidin." demiş, aslanlar da çekip gitmişler.
Bir defasında beraberinde bir cemaatla birlikte Mekke'de Ebu Kubeys dağına çıkmış ve arkadaşlarına şöyle demişti: "Allah'ın velilerinden biri bir dağa haydi yok ol, derse o dağ yok olur." Onun böyle demesi üzerine dağ hareketlendi, o da ayağıyla dağa vurup şöyle dedi: "Yerinde dur, sakin ol, ben arkadaşlarıma seni örnek gösterdim."
Yine bir defasında bir gemiye binmiş, gemiyi her taraftan dalgalar sarmış, İbrahim de bunun üzerine abasını başına örtüp uzanmış. Gemideki yolcular bağırıp çağırmışlar, feryad ü figan etmişler, İbrahim'i uykusundan uyandırıp: "İçinde bulunduğumuz bu zorlu ve sıkıntılı hali görmüyor musun?" demişler, o şu karşılığı vermiş: "Bu zor ve sıkıntılı bir hal değildir. Asıl zor ve sıkıntılı hal, kişinin başkalarına muhtaç olmasıdır." Böyle dedikten sonra: "Allah'ım, bize kudretini gösterdin. Affını da göster." diye dua etmiş ve deniz, sanki bir bardak zeytinyağı gibi durulup eski haline gelmiş.
Gemi kaptanı ondan iki dinar yolculuk ücretini vermesini ısrarla istemiş, İbrahim veremeyince onu sıkıştırmış, neticede İbrahim ona: "Gel de sana iki dinarını vereyim." demiş ve kaptanı deniz ortasındaki bir adaya götürmüş. Orada abdest alıp iki rekat namaz kıldıktan sonra dua etmiş. Kaptan, İbrahim'in çevresinin dinarlarla dolup taştığını görmüş, İbrahim ona: "Hakkını al, fazla alma ve bunu da hiç kimseye anlatma." demiş.
Huzeyfe el-Maraşî şöyle demiştir: «Ben ve İbrahim, Kûfe'deki harabe bir mescide gidip yerleştik. Birkaç gün geçtiği halde orada yiyecek birşey bulamadık. Aç kaldık, İbrahim bana: "Acıkmışsın gibi görüyorum seni." dedi. Ben de; evet, dedim. Bir deri parçası alıp üzerine Şöyle yazdı:
Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla. Ey Allah'ım, sen her ha-Karda kendisine yönelinen ve her mana ile de kendisine işaret edi-len zatsm.
hamdedenim, ben zikredenim, ben şükredenim, ben açım, başım açıktır, vücudum çıplaktır.
Bu saydığım altı şeydir. Bunların ilk üçünü yapmaya söz veriy0, , rum. Sen de son üçünü yapmayı tekeffül et, ey yaratıcı.
Senden başkasını övmem, içine daldığım bir ateş korudur. Şu ku lunu sen ateşe girmekten koru."
Böyle yazdıktan sonra İbrahim bana dedi ki: "Şu yazıyı al ve buradan çık. Kalbini noksanlıklardan münezzeh olan yüce Allah'tan başkasına bağlama ve bu yazıyı, karşılaşacağın ilk adama ver."
Ben yazıyı alıp mescitten dışarı çıktığımda, katır üzerinde gelmekte olan bir adamla karşılaştım ve yazıyı ona verdim. Adam yazıyı okuyunca ağladı ve bana 600 dinar verip yoluna devanı etti. O adamın kim olduğunu sorduğumda; bir Hristiyan olduğunu söylediler. Parayı alıp İbrahim'in yanma döndüm ve durumu kendisine anlattım. O da: "O adam şimdi gelip Müslüman olacaktır." dedi. Kısa bir süre sonra adam geldi. İbrahim'in önünde yere kapandı ve Müslüman oldu.»
İbrahim şöyle dedi: «Yurdumuz önümüzdedir, yani bu dünyadan sonradır. Hayatımız ise vefatımızdan sonra başlayacaktır. Ya Cennete gideceğiz, ya da Cehennem'e. Ölüm meleğinin sana yardımcılarıyla birlikte geldiğini gözönüne getir. Onlar senin ruhunu teslim almaya gelmişler, diye düşün; bak bakalım, o zaman ne halde olacaksın? Mezara yatırılan adama münker ile nekirin geldiklerini gözönüne getir ve düşün. Bak bakalım nasıl olacaksın? Kıyameti, onun korkulu ve ürkütücü hallerini, hasrı ve hesabını gözönüne getir ve düşün. Bak bakalım nasıl olacaksın?» Böyle dedikten sonra İbrahim bir çığlık attı, bayılıp yere düştü.
İbrahim, gülmekte olan arkadaşlarından birine baktı ve ona şöyle dedi: "Olmayacak şeye umutlanma. Olan şeyi de unutma." Kendisine, "Bu nasıl oluyor ey Ebu İshak?" diye sorduklarında şu cevabı verdi: "Ölüm seni yakalamak için takip ettiği halde sen ebedi yaşamaya umutlanma. Ölecek olan ve öldükten sonra Cennet'e mi yoksa Cehennem'e mi gideceğini bilmeyen kimse nasıl olur da güler? Olan şeyi de unutma. Sen bilemezsin, ölüm sana sabah mı, yoksa akşam mı gelecek?" Böyle dedikten sonra, "Ah ah!" dedi ve sonra düşüp bayıldı.
İbrahim b. Edhem şöyle derdi: «Bize ne oluyor da yoksulluğumuzu bizler gibi olan insanlara şikayet ediyor da bunu üzerimizden kaldırmasını Rabbimizden dilemiyoruz?»
«Dünyayı sevip de Mevlâ'sının hazinelerindeki şeyleri unutan ku" lun anası ağlasın.»
«Geceleri uyuyup gündüzleri başıboş gezersen, günah işlemeye devam edersen, senin işlerinin mutasarrıfı olan zatı, yani Allah'ı na" 6ll memnun edersin?»
Arkadaşlarından biri onu Beyrut mescidinde ağlamakta ve eliyle vendi başına vurmakta iken görmüş ve ona: "Niçin ağlıyorsun?" diye ormuş; İbrahim de şu cevabı vermişti: "Kalblerin ve gözlerin dehşetten irkilip döneceği ahiret gününü düşündüm de onun için ağlıyorum-
Yine İbrahim şöyle demişti: "Tevbe aynasına bakacak olursan gü-
rah ve masiyetin çirkinliğini açıkça görürsün."
İbrahim, Sevrî'ye şöyle bir mektup yazmıştı: "Aradığı şeyin ne olduğunu bilen kimse, o uğurda ne emek ve ne mal sarfederse kendisi için önemsiz olur. Gözünü herşeye takan kimsenin üzüntüsü uzar. Emeli uzayan kimsenin ameli kötü olur. Dilini serbest bırakan kimse kendi nefsini mahvetmiş olur."
Valilerden biri İbrahim b. Edhem'e şöyle sormuştu:
- Geçimini nereden temin ediyorsun?
Şöyle cevap verdi:
«Dinimizden parçalar kopararak dünyamızı yamıyoruz. Ne dinimiz kaldı, ne de yamayacak dünyamız.»
İbrahim b. Edhem şu beyitleri çok söylerdi:
"Dünya, kendisindeki şeyleri ona gösterip tehdit edince, Doğduğu anda çocuk ağlamaya başlar. Yoksa ne diye ağlasın! Çünkü onun geldiği bu dünya, Eskiden bulunduğu yerden, daha geniş ve daha rahattır. Dünyayı görünce çocuk, sanki, ezalarla karşılaşacağını önceden görüp işitiyor da ağlıyor."
İbrahim b. Edhem, şu beyitleri de çok okurdu:
"Günahların kalpleri öldürdüğünü gördüm.
Günahlara devam etmek, kalplerde zillet meydana getirir.
Günahları terketmek, kalplere hayat verir
Sen nefsine karşı gelmeyi tercih et, bu senin için daha hayırlıdır.
Dünyayı ancak hükümdarların ve kötü âlimlerle rahiplerin,
Hareketleri fesada götürmüştür.
Onlar nefisleri sattılar ama kazanmadılar.
Alışverişlerinde paraları kazanç sağlamadı.
insanlar, leşler içerisinde yayılıyor.
Akalh kimseler bu leşlerin pis kokmakta olduğunu açıkça anlar."
ibrahim b. Edhem şöyle demiştir:
«Takva, ancak yaratıkları kendi kalbinde eşit tutmanla, onların ayıplarını bırakıp kendi ayıplarını hatırlamanla tamam olur. Alçak mış, zelil bir kalpten, yüce ve kudretli bir Rabbe karşı güzel sözler söyle. Günahlarını düşün, Rabbine yönelip tevbe et. İşte bu, senin kalbinde takva meyvesini bitirir. Rabbinden başka hiç kimseye ümid besleme.»
Yine şöyle demiştir:
«Dostunun hoşlanmadığı şeyi sevmen, sevgi alametlerinden değildir. Mevlâmız dünyayı yerdi, ama biz övdük. O, dünyadan hoşlanmadı, ama biz dünyayı sevdik. O, dünyada zahid olmamızı, dünyaya rağbet etmememizi emretti, ama biz dünyayı tercih ettik ve dünyayı ele geçirmeye rağbet ettik.
Rabbiniz, dünyanın harab olacağım size bildirdi, ama siz dünyayı onarmaya çalıştınız. Sizi dünyayı talep etmekten rnenetti, ama siz talep ettiniz. Mal biriktirmekten sizi korkutup uyardı, yine de biriktirdiniz. Dünyalık sizi bu aldatıcı şeylere çağırdı. Siz ise bu çağmaya hemen icabet ettiniz. Sizi dünyevi gururlarla aldattı. Size kuruntular aşıladı, siz de dünyevi emellere ve kuruntulara boyun eğip teslim oldunuz. Dünyanın süslü püslü şeyleri arasında yuvarlanıp gittiniz. Lezzetleri içinde nimetlenip yaşadınız, şehvetleri arasında yuvarlanıp gittiniz. Sorumluluklarına bulaştınız, hırs keseri ile dünya hazinelerini kırıp mal aşırdınız. Tamahkarlık kazmasıyla dünyevi şeylerin madenlerini kazıdınız.»
Adamın biri, çoluk çocuğunun kalabalık oluşundan ötürü İbrahim'e şikayetçi oldu. İbrahim de ona: "Çoluk çocuğun arasında rızkı Allah'a ait olmayan biri varsa onu bana gönder." dedi. Adam sustu ve birşey diyemedi.
İbrahim b. Edhem dedi ki: «Bir dağa gittim, dağda bir taşın üzerinde Arapça şu ibarenin yazılı olduğunu gördüm:
"Her canlı ne kadar yaşarsa yaşasın, Sonunda hayattan uzaklaşır. Bu gün çalış ve gayret sarfet. Ey bahtsız adam ölümden sakın."
Orada ben o taşın üzerindeki yazıyı okuyup ağlamakta iken saçı başı dağınık, üzeri tozlu ve kıldan hırka giymiş bir adam gelip selam verdi ve niçin ağladığımı sordu. Ben de ona, kim olduğunu sorduğumda, beni elimden tutarak yakın bir yere kadar götürdü. Orada büyük bir kaya parçasını gösterdi, tıpkı mihrabı andırıyordu. Bana: "Oku, ağla ve sakın kusur işleme." dedi. Namaza durdu. Bu kaya parçasının üst tarafında Arapça olarak şu ibarenin olduğunu gördüm:
"San ve şeref peşine düşme. Senin şan ve şerefin, melikin nezdin-düştnüştür. Sen şan ve şerefini onarmaya bak."
j^ya parçasının sağ tarafında da şu ibare yazılıydı:
"Kaza ve kadere güvenmeyen kimse, çok zarar verici kederlerle karşılaşır."
Kaya parçasının sol tarafında da yine Arapça şu ibare yazılıydı:
"Takva ne güzeldir, fuhuş ve rezalet ne çirkindir.
Herkes yaptığının cezasını çeker. Allah katında ceza vardır."
Kaya parçasının alt tarafinda ve yerden bir zira kadar yüksekteki bir kısımda da şu ibare yazılıydı: "Kurtuluş ve zenginlik, Allah'a karşı takvalı olmak ve çalışmaktadır."
Yazıyı okuma işini tamamladıktan sonra etrafıma bakındım, o adamı göremedim. Gitti mi, yoksa gözümden mi kayboldu? Onu da anlayamadım.»
İbrahim b. Edhem şöyle demiştir: «Mizanda en ağır gelecek ameller, insanların bedenlerine ağır gelen amellerdir. Bir kimse, amelini tam yaparsa sevabı kendisine tam verilir. Dünyada iken salih amel işlemeyen kimse, ahirete göçtüğünde az veya çok azık götürmemiş olur.»
Şunlar da onun sözlerindendir:
«Adil olmayan her hükümdar, hırsızla aynı seviyededir. Takvalı olmayan her âlim, kurtla aynı seviyededir. Allah'tan başkasına hizmet eden kimse, köpekle aynı seviyededir.»
«Taatı hususunda Allah'a boyun eğip zelil olan kimsenin açlık hu-. susunda Allah'tan başkasına boyun eğmesi yaraşmaz. Allah'ın nimetleri ve verdiği yeterli ihtiyaçları içinde ömür süren kimse nasıl olur da başkasına karşı boyun eğer ve zelil olur.»
«Konuşmamızı düzgün ve hatasız yapıyoruz. Ama amellerimizi auzgün ve hatasız yapamıyoruz.»
«Bir gencin mecliste konuştuğunu gördüğümüzde onun iyiliğin-en ve hayrından ümid kesiyoruz.» «insanlardan uzak durun, ama cumadan cemaatten sakın kopma-yin.»
Hafız Ebu Bekir el-Hatib, Bişr b. Haris el-Hafî tarikiyle İbrahim b. Edhem'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«Bir rahibin yanına gittim, bana yönelip baktığında kendisin "Bana öğüt ver." dedim. O da şöyle bir şiir okudu:
"İnsanlardan uzakta dur,
Ki seni rahip sansınlar.
Uzun bir ömür yaşadım.
Ömrümde çok gariplikler gördüm.
İnsanları dilediğin gibi evirip çevir,
Neticede onların akrepler olduğunu göreceksin."
Bişr el-Hafî diyor ki: Ben İbrahim'e: "Bu, rahibin sana verdiği bir öğüttür. Sen kendin bana öğüt ver." dedim. Bunun üzerine İbrahim bana şöyle dedi:
"Kardeşlerden uzakta dur, dost arama, dost edinme, arkadaş aramaya kalkma. Adem evladından salih amel işleyen ol. Elden geldiğince yalnız yaşa ve insanlardan uzak ol. Kardeşler, sevgi ve kardeşlik bozuldu.
Sen ancak yalancıları ve içinde bulunduğu halden bıkan kimseleri görürsün."
Ben dedim ki: Eğer yorgun düşmüş ve hali bozulmuş demeselerdi rahip olurdum.
Sırrı es-Sakatî diyor ki: Ben, Bişr el-Hafî'ye şöyle dedim: "Bu, İbrahim b. Edhem'in sana verdiği bir öğüttür. Sen kendi öğüdünü ver bana." Bişr de bana şöyle dedi: "Evine kapan, sesini çıkarma. Kimseler seni duymasınlar."
Ben de dedim ki: Duyduğuma göre Hasan-ı Basrî şöyle demiştir: "Eğer geceler, kardeşlerle karşılaşmalar olmasaydı, ne zaman ölürsem öleyim umurumda olmazdı."
Bunun üzerine Bişr el-Hafî, şu şiiri okudu:
"Ey kardeşleri görmekle sevinen kişi,
Yavaş ol bakalım. Sen şeytanın tuzaklarından emin mi oldun?
Kalplerde ahiret ve ahiretin hatırlanması diye birşey kalmadı.
İnsanlar hırs ve ziyanla meşgul oldular.
Gördüğün kimselerin meclisleri ve konuşmaları hep,
Gizli şeyleri açığa çıkarmak ve kalpleri öldürmekle ilgilidir."
Halebî diyor ki: Ben, Sırrı es-Sakatî'ye şöyle dedim: "Bu, Bişr el-Hafî'nin öğüdü idi. Sen kendin bana öğüt ver." O da: "Sesini çıkarmamaya bak." dedi. Ben de: "Bu güzel bir şeydir." dedim.
üzerine o, şu şiiri okudu:
"Ey kendi iddiası ile sessizliği ve uzleti kasteden kişi,
Eğer bu dediğin doğruysa, o zaman güzel hasletleri bulacaksın,
onlara hazırlıklı ol.
Meclisleri ve zikir halkalarını terketmeye gelince ey kardeşim, O zaman sen namaz için camiye çıkmayı bile hayal say. Aksine sen, halk arasında ölü gibi bir diri ol ki, Yakınların sana ulaşmayı ümid edemesinler."
Ali b. Muhammed el-Kasrî dedi ki: Ben, Halebî'ye: "Bu, Sırrî es-Sakatî'nin öğüdü idi. Sen kendin bana öğüt ver." dedim. O da bana şu karşılığı verdi:
"Ey kardeşim. Allah'ın en çok sevdiği amel, dünyaya meyletmeyen ve rağbet göstermeyen zahid bir kalpten çıkan ameldir. Sen dünyaya meyletme ki, Allah seni sevsin."
Böyle dedikten sonra da şu şiiri okumaya başladı:
"Sen, işlerin dağınık olduğu bir diyardasın,
Bu işleri toparlamak için hazırlığa başla.
Dünyayı, şehvetlerden uzak kalıp oruç tuttuğun bir gün gibi say.
İftarını da vefat günü olarak hesapla."
İbn Harzad diyor ki: Ben Ali b. Muhammed'e: "Bu, Halebî'nin sana verdiği bir öğüttür. Sen de bana bir öğüt ver." dedim. O da bana şöyle dedi: "Vaktinin kıymetini bil, Aziz ve Celil olan Allah'a karşı nefsini feda etmekten çekinme. Eşyaların kıymetini kalbinden çıkar, böylece kalbin temizlenir ve bu sayede başkaları seni hep anarlar."
Böyle dedikten sonra bana şu şiiri okudu:
"Hayatın, sayılı nefeslerden ibarettir.
Her bir nefes verdiğinde, hayatının bir bölümü eksilir.
Sabah akşam hayatından birer parça eksilir.
Sana ne olmuş ki, başına gelen musibeti hissetmiyorsun?
Seni yaşatan nefes her an öldürüyor, Ölüme götürüyor.
Seni sevkeden, yürüyüşünü hızlandırıyor."
Ebu Muhammed diyor ki: Ben, Ahmed'e; "Bu, Ali'nin sana verdiği lr ^güttür. Sen de bana öğüt ver." dedim. Ahmed bana şöyle dedi:
Kardeşim; taate devam et, kanaat kapısından ayrılmamaya bak.
iunduğun yeri düzelt, nevana uymayı tercih etme. Ahiretini verip
6 dünyanı satın alma. Seni ilgilendirmeyen şeyleri bırakıp ilgilendiren şeylerle meşgul ol." Böyle dedikten sonra bana şu şiiri okudu:
"Yaptıklarıma çok pişman oldum, Nefsî arzulara uyan kimse pişman olur.
Ölümünüzden sonraki hayattan emin değilsiniz diye korktunuz Oysa siz asla haksızlık etmeyen adil bir Rabbin huzuruna varacaksınız.
Dünyasına aldanan kişiyi hiç kimse kötülükten menedemez. Ayakları kaydığında o, pişman olacaktır, bilin."
İbn Zamin diyor ki: Ben, Ebu Muhanımed'e: "Bu, Ahmed'in sana verdiği öğüttür. Sen de bana öğüt ver." dedim. Ebu Muhammed de bana şöyle dedi:
"Allah sana rahmet etsin. Bil ki Cenâb-ı Allah, kulları kalplerinin bulunduğu ve tasasını çektikleri yere bırakır. Ona göre onlara muamelede bulunur. Bak bakalım, senin kalbin de nereye inmiştir? Şunu bil ki, noksanlıklardan münezzeh olan yüce Allah, kendisine yakınlıkları nisbetinde kalplere yakın olur. Bak bakalım, senin kalbin Allah'a ne kadar yakındır?" Böyle dedikten sonra bana şu şiiri okudu:
"Adamların kalpleri perdeler ve çadırlar içine yerleşir,
Ruhları da orada konaklar.
İnsanlar, Rabbinin yüceliğinde, nimetler içinde yaşarlar.
Aziz ve Celil olan Allah'ı birleyerek vird tekrarlarlar.
Rabbin yakınlığında olurlar, ona karşı iyilik işleyerek.
Onlar bu uğurda çaba harcayıp Rablerine yakın olmayı isterler."
Hatib dedi ki: Ben, İbn Zamin'e: "Bu, Humeydî'nin sana verdiği bir öğüttür. Sen de bana öğüt ver." dedim. O da bana şöyle öğüt verdi: "Allah'a karşı takvalı ol. Ona güven, onu hiçbir şeyle itham etme. Onun senin için tercih ettiği şey, senin kendin için tercih ettiğin şeyden daha hayırlıdır."
Böyle dedikten sonra bana şu şiiri okudu:
"Allah'ı dost edin, insanlardan uzakta dur.
İnsanları dilediğin gibi dene,
Neticede onların akrepler olduğunu görürsün."
Ebul-Ferec Gays es-Surî dedi ki: Ben, Hatib'e: "Bu, İbn Zamin'in sana verdiği bir öğüttür, sen de bana öğüt ver." dedim. O da bana şöyle dedi:
"En azılı düşmanın olan nefsinin heveslerine uymaktan sakın-Aksi takdirde, senin en çaresiz derdin olur. Nefsine karşı muhalefette kanarak Aziz ve Celil olan Allah'tan korkmaya bak. Nefsinin nite-rk ve evsafını kalbine defalarca anlat. Çünkü nefis, kötülüğü, fuhuş
rezaleti emreder. Kendisine itaat eden kimseyi bela ve helak yerlere sürükler. Bütün işlerinde doğruluğu aramayı ilke edin, hevesle-tı uyma. Aksi takdirde heveslerin seni Allah'ın yolundan saptırır. Tenâb-ı Allah, kendi heveslerine uymayan kimseyi ebedi Cennet'e yerleştireceğine söz vermiştir."
Böyle dedikten sonra şu şiiri okudu:
"Eğer katıksız doğruluğu dünya ve ahiret işinde aramakta isen, Nefsinin heveslerine muhalefet et. Çünkü hevesler, bütün kötülüklerin başıdır."»
İbn Asakir dedi ki: "Sağlam yolla gelen rivayetlerden anlaşıldığına göre İbrahim b. Edhem, hicretin 162. senesinde vefat etmiştir." Başkalarının ifadelerine göre ise, hicretin 161. senesinde vefat etmiştir. 163. senede vefat ettiğini söyleyenler de vardır. Ama sahih olan, İbn Asakir'in ifadesidir. Doğrusunu Allah bilir.
Anlatıldığına göre İbrahim b. Edhem, Rum denizinin adalarından birinde cihad için görev yapmakta iken vefat etmiştir. Vefat ettiği gecede yirmi defa abdest bozmaya gelmiş, her gidişinde abdestini tazelemiştir. Karın sancısına yakalanmıştı. Ölüm hastalığı kendisini yakalayıp can çekişmeye başladığında, "Yayıma kiriş gerin ve bana getirin." demiş, arkadaşları istediğini yapıp yayına kiriş bağlayarak yanma getirmişler; o da yayı elinde tutup düşmana ok atmak isterken vefat etmişti. Allah ona rahmet etsin, makamını âli kılsın.
Şbu Said b. el-Arabî^ İmam Şafiî'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: Süfyan, İbrahim b. Edhem'i çok beğenirdi. Onun için-şöyle bir şiir okumuştu:
Dünya onları aç bıraktı. Korktular ve bu hallerini sürdürdüler. Takva sahipleri rahat bir hayattan mahrum kaldılar. Tâî kardeş Davud ve Mis'ar bunlardandı. yüheyb ile Arib ve İbn Edhem de bu kardeşlerdendir. Ipn Said'de, iyiliği emredip kötülüğü yasaklama önderliği vardır. Ömer el-Faruk'ta doğruluk ve liderlik vardır. Oğlu ile beraber Fudayl'ın da Tay kabilesinden olması sana yeter. usuf da onlardandır. O, düşmana asla boyun eğmez.
î bunlar benim dostlarım ve arkadaşlanmdır. Celal ve azamet olan Allah bunlara rahmet etmiştir, ^üngülerin uçları, takva sahibi kimselere zarar vermedi.
akva sahibi kimseler hep yüce ve üstün oldular.
Takvayı katıksız yaptıkları için üstünlüğün hüsn-ü cemaline sa hip olan takvalı kimseler.
İşte takva bunlarda, bu cesaretli insanlarda devam etmiştir."
Buharı, Kitabü'l-Edeb'te, İbrahim b. Edhenı'den mestler üzerin mesh edileceğine dair bir hadis rivayet etmiştir. Doğrusunu, noksan lıklardan münezzeh olan yüce Allah daha iyi bilir.

