Kendisine Murtaza ve ayrıca Kasım da denilen Seffah'ın soy kütüğü şöyledir: Abdullah es-Seffah b. Muhammed b. İmam b. Ali es-Seccad b. Abdullah el-Hibr İbn Abbas b. Abdülmuttalib el-Kuraşi elHaşimî. Mü'minlerin emiri idi. Annesinin adı Rayta (veya Rayita) binti Ubeydullah b. Abdullah b. Abdüddar el-Harisî'dir.
Seffah, Şam'a bağlı Belka'daki Arzü'ş-Şerah mıntıkasının Hamime kasabasında doğdu, orada yetişti. Kardeşi İmam İbrahim'in Mer-van tarafından hapsedilmesinden ve öldürülmesinden sonra Kûfe'ye göçtüler. Mervan'm sağlığında, kardeşi İmam İbrahim'in öldürülmesinden sonra, hicri 132. senenin rebiyülevvel ayının 12'sinde cuma günü Kûfe'de kendisinin halifeliğine bey'at edildi. Nitekim bu husus °tıceki kısımlarda da anlatılmıştır.
Hicretin 136. senesinin zilhicce ayının ll'inde (veya 13'ünde) pa-^ar günü, otuz yaşında, çiçek hastalığı nedeniyle Enbar şehrinde ve-fct etti. Vefat ettiğinde yaşının yirmisekiz, otuzbir, otuziki olduğuna a*r muhtelif rivayetler vardır. Dört sene dokuz ay müddetle halifelik "aPtı. Beyaz tenli, yakışıklı, uzun boylu, kıvırcık saçlı, burun kemeri yüksek, güzel sakallı, güzel yüzlü bir kimse idi. Fasih konuşur, güzel Orül ileri sürerdi. Hazır cevap ve çabuk karar verebilen bir yapıya sahipti.
Halifeliğinin ilk zamanlarında Abdullah b. Hasan b. JHasan b. Ali eline mushafı alarak huzuruna geldi. Seffah'm yanında da aile efradından ve diğer Haşimilerden önde gelen kimseler vardı. Abdullah b. Hasan ona şöyle dedi: «Ey mü'minlerin emiri, Cenâb-ı Allah'ın bu rnushafta bize verdiği hakkımızı öde.»
Orada bulunanlar, Seffah'm ona hemen bir kötülük yapmasından veya cevapsız bırakmasından, dolayısıyla ikisi aleyhine olacak bir hatıranın halk arasında yayılmasından korktular. Ama Seffah hiç öfke? lennıeden ve rahatsızlanmadan ona yönejdi vs şöyle dedi: «Senin deden Ali, elbette ki benden daha hayırlı ve daha adildi. Bu halifelik makamına geçti. Dedelerin Hasan ile Hüseyin'e bu hak verildi, tabii ki onlar da senden daha hayırlı kimseler idiler. Sana fazlasıyla vereceğim birşey, senin hakkını tam olarak ödemiş olmam demek değildir. Sana ne kadar çok şey versem bile hakkını ödeyemem.»
Onun bu sözüne Abdullah b. Hasan cevap veremedi. Orada bulunan kimseler, Seffah'm bu hazırcevaplığına, verdiği cevabın güzelliğine ve sağlamlığına şaştılar.
İmam Ahmed b. Hanbel, Ebu Said el-Hudrî'den rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
«Zamanın inkıtaa uğraması ve fitnelerin zuhuru esnasında Seffah denen bir adam ortaya çıkacaktır. O, insanlara malı azar azar verecektir.»
Yukarıdaki hadiste adı geçen Seffah'm bu Seffah olması hususunda şüphe vardır. Doğrusunu Allah bilir. Emevi hakimiyetinin yıkılışından, bahsederken önceki sayfalarda bu manada bazı haber ve eserler nakletmiştik.
Zübeyr b. Bekkar, Seffah'm babası Muhammed b. Ali b. Abdullah b. Abbas'm şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«Ömer b. Abdülaziz'in yanına gittim. Yanında Hristiyanlardan biri vardı. Ömer ona şöyle sordu:
— Süleyman'dan sonra kimin halife olacağına inanıyorsunuz? , - Sen halife olacaksın.
- Biraz daha açıkla bakalım.
Hristiyan, Emevi halifelerini peşpeşe sıraladı. Sonuncu halifenin de adını verdi.
Oradan ayrıldıktan sonra, ben o Hristiyanı zihnime yerleştirdim. Bir gün onu görünce köleme, onu alıp evime getirmesini emrettim. Ben de evime gittim. Kölem onu evime getirdi. Ona Emevi halifelerinin adlarını sordum. O da o günden sonra Emevilerden kimlerin halife olacaklarını birer birer söyledi. Mervan b. Muhammed'in adını da söyledikten sonra ona sordum:
- Ondan sonra kim halife olacaktır?
- Ondan sonra İbn Harisiye halife olacaktır ki, o da senin oğlundur.
O zaman, benim oğlum Ibn Harisiye, anasının karnında idi.»
Ravi diyor ki: Medineliler, halife Seffah'm yanına gelerek elini Öpme yarışma girdiler. Yalnız İmran b. İbrahim b. Abdullah b. Muti el-Adevî onun elini öpmedi. Sadece hilafet selamı vermekle yetindi ve söyle dedi: «Ey mü'minlerin emiri; Allah'a yemin ederim ki, eğer elini Öpmem senin şanını yüceltecek ve kıymetini artıracak, benim de sana yakınlığımı fazlalaştıracak olsaydı el Öpme yarışında hiç kimse beni geçemezdi. Ama ben sevaba vesile olmayacak bir işi yapmaya muhtaç değin*11- Hatta böylesi işler, bizi bazen günaha da götürür.»
Böyle dedikten sonra yerine oturdu. Allah'a yemin ederim ki, onun bu davranışı ve bu sözleri Seffah'm yanındaki itibarını diğer ar-kadaşlarınkinden eksiltmedi, aksine Seffah onu daha fazla sevdi.
Kadı Muafa b. Zekeriya'nın anlattığına göre Seffah, bir adamı, geceleyin gidip Mervan'm ordugahında şu beyitleri okumakla görevlendirdi. O adam da geceleyin gidip şu beyitleri yüksek sesle okuyup aynı gecede geri döndü:
«Ey Mervanoğulları! Şüphesiz Allah sizi helak edecek, Güvenliğinizi korku ve paniğe dönüştürecek. Allah sizin soyunuzdan hiç kimseyi yaşatmasın, Sizi korku ülkelerine sürerek darmadağın etsin.»
Hatib Bağdadî'den şöyle rivayet edilmiştir:
«Seffah, bir gün aynaya baktı. O, gerçekten insanların en güzel yüzlülerindendi. Şöyle dedi: Allah'ım, ben Süleyman b. Abdülmelik'in "Ben genç halifeyim." dediği gibi demiyorum, ama ben diyorum ki: "Allah'ım, beni afiyet üzere taatinde uzun bir Ömür yaşat." Sözünü henüz tamamlamadan bir kölenin bir diğerine şöyle dediğini işitti: Aramızdaki vade iki ay beş gündür." Onların bu konuşmasından uğursuzluk sezdi ve şöyle dedi: "Allah bana kafidir. Kuvvet ancak Allah'ındır. O'na tevekkül ettim, O'ndan yardım diliyorum." Böyle dedi Ve iki ay beş gün sonra da vefat etti.»
Muhammed b. Abdullah b. Malik el-Huzaî'nin anlattığına göre
^anın Reşid, oğluna, İshak b. İsa b. Ali'nin yanına gitmesini ve Sef-
anın kıssasını dinleyerek kendisine anlatmasını emretmişti. O da gi-
JP ishak b. İsa'dan, Seffah'm kıssasını anlatmasını istedi. İshak, sö-
Ze Şöyle başladı:
«Babam İsa, arefe günü sabahında Seffah'm yanma gitmiş ve Un oruçlu olduğu görmüştü. Seffah, babamdan, o gün kendisiyle akşama kadar sohbet etmesini ve bunu, yanında iftar edinceye kadar sürdürmesini istemişti. Babanı bana bu olayı şöyle anlattı:
- Onunla sohbete başladım, bir süre sonra Seffah'm uykuya daldığını gördüm- Yanından kalkıp gidecek oldum ve kendi kendime şöyle dedim: «Gidip bir süre evimde dinleneyim. Öğle uykusuna yatıp is, tirahat edeyim, daha sonra tekrar buraya gelirim.» Evime gittim, azıcık uyudum, sonra kalkıp Seffah'm evine geldim. Kapısında bir müjdeci duruyordu. Sind'in fethedildiğini ve Sind halkının halifeye bey'at ettiklerini, Sind'deki yönetimin halifenin vekillerine teslim edildiğini müjdeliyordu. Ben de bu müjde ile halife Seffah'm huzuruna girmeyi bana nasib ettiğinden ötürü Allah'a hamdettim. Huzura girdim, orada bir başka müjdeci ile karşılaştım. O da İfrikiyye'nin fethini müjdeliyordu. Allah'a hamdettim. Seffah'm huzuruna girip bu durumları ona müjdeledim. O, abdest almış, sakalını tarıyordu. Müjdeyi duyunca elindeki tarak yere düştü, sonra şöyle dedi:
- Sübhanallah! Allah'tan başka herşey helak olacaktır. Vallahi, ben bütün bunlarda öleceğime dair bir haber sezinliyorum. İmam İbrahim, Rasûlullah (s.a.v.)'ın şöyle buyurduğunu haber verdi: Rasûlul-lah (s.a.v.)'m anlattığına göre; şu şehrimde bana biri Sind'den, diğeri İfrikiyye'den olmak üzere iki heyet gelecek ve bu heyetler, ora insanlarının itaat altma girip bana boyun eğdiklerini ve bey'atta bulunduklarını haber verecek. Bundan üç gün sonra da ben öleceğim. Şimdi iki heyet de bana geldi. Ey amca, yeğenin için yaptıklarının sevabını Allah sana bolca versin.
- Hayır ey mü'minlerin emin, inşaallah.
- Evet inşaallah. Eğer dünya benim sevdiğim bir şey ise, ahiret daha çok sevdiğim bir şeydir. Rabbimin huzuruna varmam benim için daha hayırlıdır. Rasûlullah (s.a.v.)'tan böyle bir haberin sahih olarak rivayet edilmesi daha çok sevdiğim ve arzuladığım birşeydir. Allah'a yemin ederim ki, bana ne yalan söylendi, ne de ben yalan söyledim. Bu rivayet gerçektir.
Böyle dedikten sonra meclisten kalktı, evine gitti. Benim oturmamı emretti. Müezzin öğle vaktinin girdiğini ona bildirmek için geldiğinde hizmetçisini bana göndererek namaz kıldırmamı bana emretti, ikindi, akşam ve yatsı namazlarını da kıldırmamı aynı şekilde bana emretti. Geceyi orada geçirdim. Seher vakti olunca hizmetçisi bana bir pusula getirdi, pusulada sabah ve bayram namazlarını da kıldırmamı emrediyor, sonra evine dönmemi istiyordu. Pusulada şunlar da yazılıydı: "Ey amca, eğer ben ölürsem, ölüm haberimi şu mektubumu insanlara okumadan ve içinde adı zikredilen şahsa bey'atlanm temin etmeden duyurma."
Ben cemaata namaz kıldırdım. Sonra yanına döndüm, durumu
iyiydi, akşama doğru yine yanma uğradığımda aynı halde idi. Yalnız yüzünde iki kabarcık çıktı, sonra bu kabarcıklar büyüdü. Beyaz renk-jj bu kabarcıklara çiçek hastalığı deniliyordu. İkinci gün erkenden yanına gittim, tanınmaz hale gelmişti. O da beni tanıyamadı. Akşam olunca yine yanına gittiğimde vücudu tulum gibi şişmişti. Üçüncü günde de vefat etti. Bana emrettiği gibi ölüm haberini gizledim, cemaatin huzuruna çıktım, yazmış olduğu mektubu onlara okudum, mektupta şunlar yazılıydı:
«Mü'minlerin emiri Abdullah'tan dostlara ve Müslüman cemaata,
Size selam olsun. İmdi halifeniz, kendi vefatından sonra yerine kardeşi Ebu Cafer'i geçirmiştir. Onun emrini dinleyin ve ona itaat edin. Şayet icab ederse ondan sonrası için de İsa b. Musa'yı veliaht olarak tayin etmişimdir.»
Dinleyiciler mektupta geçen «Şayet icap ederse» sözünün ne anlama geldiği hususunda ihtilafa düştüler. Kimi, İsa b. Musa'nın halifeliği layık olursa anlamına geldiğini, kimi de şayet o zaman İsa b. Musa hayatta ise halife seçilebileceği anlamına geldiğini söylediler. Ama bu ikincisi daha doğrudur.»
İbn Asakir'in anlattığına göre tabib, Seffah'm yanına gidip elinden tutmuş ve Seffah şu şiiri okumaya başlamıştı:
«Sükundan sonra hareketin zayıflığına ye zilletine bak hele. Onun bu açıklaması sana, bu halin, ölümün öncüsü olduğunu haber veriyor.»
Tabib de ona: «Sen salih bir kimsesin.» dedi. Bu defa Seffah şu şiiri okumaya başladı:
«Tabip bana salih bir kimse olduğumu müjdeliyor. Rabbim de ona benim bu hastalığımın gizli ve derin bir hastalık olduğunu açıklıyor.
Ben kalıcı olmadığıma kesin olarak inandım.
Kesin inanç ortaya çıkınca artık şüpheye yer kalmaz.»
ilim ehlinden biri dedi ki: Seffah'm en son söylediği söz şu oldu:
«Hükümranlık, diri ve Kayyum olan Allah'ındır, o, hükümdarla-1111 hükümdarıdır. Zorbalann da hakkından gelendir.»
Yüzüğünün karşında şunlar yazılıydı: «Allah, kulunun güvencesidir.»
Seffah, çiçek hastalığından dolayı hicri 136. senenin zilhicce ayı-
ta^- İ3'ünde pazar günü, eski Enbar şehrinde, otuzüç yaşında vefat
ttı. Meşhur kavillere göre dört yıl dokuz ay müddetle halifelik yaptı.
Cenaze namazını amcası İsa b. Ali kıldırdı. Enbar hükümet köşküne defnedildi. Tereke olarak dokuz cübbe, dört gömlek, beş şalvar, dört taylesan ve üç ipekli şal bıraktı. Doğrusunu Allah bilir. Bu senede vefat eden meşhur şahsiyetler arasında, Eş'as b. Sıvar Cafer b. Ebi Rebia, Husayn b. Abdurrahman, Rebia er-Rai, Zeyd b' Eşlem, Abdülmelik b. Umeyr, Abdullah b. Ebu Cafer ve Atâ b. es-Saib bulunmaktadır. Bunların biyografilerini "Tekmil" adlı eserimizde an-latmışızdır. Hamd Allah'adır.

