Bu senede Me'mun, Bağdat valisi İshak b. ibrahim b. Mus'ab'a mektup yazarak kadılarla hadisçileri «Kur'ân mahluktur» dedirtmek üzere imtihan etmesini, bu sözü söylemeyenlerin de kendisine gönderilmesini emretti. İbn Cerir'in, tümünü de naklettiği birçok mektubu Bağdat valisine peşpeşe göndererek bu imtihanı sıkı tutması için teşvikte bulundu. Bu mektuplardaki iddiası; Kur'ân'ın muhdes olduğu, muhdes olan herşeyin de mahluk olacağı sonucunun ortaya çıkacağı idi. Bu istidlal, bırakınız hadisçileri, kelamcılann bile uygun görmedikleri bir istidlaldi. Çünkü ihtiyarî fiilerin Cenâb-ı Allah'ın zatı ile kaim olduğunu söyleyenler, onun mukaddes zatıyla kaim olan fiilinin mahluk olduğunu söylemezler. Bilakis onun fıileri mahluk değildir. İslâm âlimleri Kur'ân'm muhdes olduğunu, ama mahluk olmadığını söylerler. Bilakis Kur'ân, Allah'ın mukaddes zatı ile kaim olan kelamıdır. Onun zatı ile kaim olan şey mahluk olamaz.
Yüce Allah, şu ayet-i kerimelerde şöyle buyurmuştur: «Rablerinden kendilerine gelen her muhdes (yeni) ihtarı...» (ei-En-
biyâ, 2.)
"Andolsun ki, biz sizi yarattık. Sonra şekil verdik. Sonra meleklere 'Adem'e secde edin' dedik." (eiÂrâf, ıı.)
Bu ayet-i kerimede sözü edilen secde emri, Adem'in yaratılışından sonra Cenâb-ı Allah'tan sadır olmuştur. Allah'ın zatı ile kaim olan kelam mahluk değildir. Bu konu başka bir yerde anlatılacaktır. Buharî, bu konuda, "Halku Efa'li'1-İbad" adını vermiş olduğu b kitap tasnif etmiştir.
Özetle diyeceğimiz şudur ki, Me'mun'un mektubu Bağdat'a ulaştığında halka okundu. Me'mun, yanına gönderilmesi için şu kişilerin adlarını vermişti: Muhammed b. Sa'd (Vakidî'nin katibi), Ebu Müslim el-Müstemlî, Yezid b. Harun, Yahya b. Mam, Ebu Hayseme Zübeyr b. Harb, İsmail b. Ebi Mesud ve Ahmed b. ed-Devrakî. Bağdat valisi bu âlimleri Rakka'ya, Me'mun'un yanma gönderdi. Me'mun da bunları "Kur'ân mahluktur" dedirtmek için imtihan etti. Bu âlimler, onun bu görüşüne icabet ettiler. Ona -istemeyerek de olsa- muvafakat ettiklerini açıkladılar. Bunun üzerine Me'mun kendilerini Bağdat'a geri gönderdi.
Bu durumun fikıhçılar arasında duyulup yayılması işini ise Bağdat valisi İshak üstlendi. Hadis ve fıkıh âlimlerinden, cami imamlarından ve diğerlerinden bir grubu meclisinde topladı. Sonra, yukarıda adları geçen kişileri huzuruna çağırdı. Toplananan cemaata bu mu-haddislerin, Me'mun'un "Kur'ân mahluktur" görüşüne muvafakat ettiklerini anlattı. Onlar da adları geçen muhaddislerin cevabına benzer cevaplar vererek muvafakatlarını bildirdiler. Böylece insanlar arasında büyük bir fitne meydana geldi. "İnnâ lillâh ve innâ ileyhi râ-ciûn." (Doğrusu bizler Allah'a aidiz ve bizler O'na dönücüleriz.)
Bundan sonra Me'mun ikinci bir mektubunu daha Bağdat valisi İshak'a gönderdi. Bu mektubunda asılsız ve sonuçsuz bazı deliller ileri sürerek Kur'ân'ın mahluk olduğuna dair isdidlalde bulundu. İleri sürdüğü deliller, müteşabih ayetlerdi. Aslında bu deliller kendisinin aleyhine olmuştu. İbn Cerir, bütün bunları anlatmıştır.
Me'mun, bu mektubunda vali İshak'a mektubunu insanlara okumasını ve onları Kur'ân'ın mahluk olduğu görüşünü kabul etmeye çağırmasını emrediyordu. Vali İshak da aralarında İmam Ahmed b. Hanbel, Kuteybe, Ebu Hayyan ez-Ziyadî, Bişr b. Velid el-Kindî, Ali b. Ebi Mukatil, Sadeveyh elVasitî, Ali b. Ca'd, İshak b. Ebi İsrail, İbn Hereş, İbn Aliyye ve el-Ekber, Yahya b. Abdülhamid elÖmerî, Ebu Nasr et-Temmam, Ebu Muammer el-Katiî, Muhammed b. Hatim b. Meymun, Muhammed b. Nuh el-Cündisaburî el-Madrub, İbn Ferhan, Nadr b. Şümeyl, Ebu Ali b. Asım, Ebu Avvam el-Barid, Ebu Şüca', Abdurrahman b. İshak, Hz. Ömer sülalesinden olan Rakka kadısı gibi meşhur şahsiyetlerin bulunduğu bir ulema cemaatini huzuruna davet etti.
Bunlar huzuruna girdiklerinde, İshak onlara Me'mun'un mektubunu okudu. Mektup dinlenilip muhtevası anlaşıldıktan sonra vali İshak, Bişr b. Velid'e şöyle bir soru sordu:
- Kur'ân hakkında ne diyorsun?
- O Allah kelamıdır.
- Ben sana bunu sormuyorum, Kur'ân'ın mahluk olup olmadığını
soruyorum.
- Kur'ân halik (yaratıcı) değildir.
- Ben sana bunu da sormuyorum.
- Bundan daha başka bir diyeceğim yoktur. Bütün söyleyeceklerim bundan ibarettir.
- Sen Allah'tan başka ilah bulunmadığına, O'nun bir ve tek olduğuna, O'ndan önce birşey olmadığına, O'ndan sonra da birşey olmadığına, hiçbir bakımdan yaratıklarından birinin kendisine benzemediğine şahadet ediyor musun?
- Evet!
Bu karşılıklı konuşmadan sonra vali, katibe: "Bunun söylediklerini yaz." dedi. Katip de yazdı.
Sonra vali onları birer birer imtihan etti. Çoğu, Kur'ân'ın mahluk olduğunu söylemeyi kabul etmedi. Onlardan biri Kur'ân'ın mahluk olduğunu söylemeyi kabullenmeyince bu defa vali onu Bişr b. Velid el-Kindî'nin, "Yaratıklarından hiçbiri hiçbir bakımdan Allah'a benzemez." sözünü benimseyip benimsemediğini sorarak imtihan ediyordu. O da, "Bişr'in dediğine muvafakat ediyorum." diyordu. Sıra İmam Ahmed b. Hanbel'e geldiğinde, vali İshak ona şöyle bir soru sordu:
- Sen Kur'ân'ın mahluk olduğunu söyleyecek misin?
- Kur'ân Allah kelamıdır. Bundan fazla birşey söylemem.
- Bişr b. Velid'in şu kağıtta yazılı sözlerine ne diyorsun?
- Ben derim ki: "O'nun benzeri hiçbir şey yoktur. O, işitendir, görendir." (eş-Şûrâ, ıı.) (Mutezile'den biri dedi ki: O şöyle diyor: Allah kulakla işitir, gözle görür.)
İshak bu cevabı karşısında İmam Ahmed b. Hanbel'e şöyle bir soru sordu:
- İşitendir, görendir demekle neyi kastediyorsun?
- Ben bununla Cenâb-ı Allah'ın kasdettiğini kastediyorum. O, kendi nefsini nitelediği gibidir. Bundan fazla birşey söyleyecek değilim.
Vali İshak, imtihan ettiği âlimlerden her birinin söylediği cevapları birer birer kayda geçirip Me'mun'a gönderdi. Huzurda bulunanlardan bazısı istemiyerek de olsa işi geçiştirmek için Kur'ân'ın mahluk olduğu fikrini kabul ediyordu. Çünkü Me'mun yönetimi, bu fikri benimsemeyenleri görevlerinden azlediyordu. Beytü'l-maldan maaş alıyorsa, maaşı kesiliyordu. Müftü ise fetva vermekten menediliyor-du. Hadis âlimi ise, hadis okumaktan ve dinlemekten alıkonuyordu. Bu nedenle büyük bir fitne, şiddetli bir mihnet ve büyük bir musibet meydana geldi. Güç ve kuvvet ancak Allah iledir.

