El-Bidaye ve'n-Nihaye · Temmuz 1, 2026

İmam Ahmed B. Hanbel'in Takvası, Zühdü Ve Uzleti

Beyhakî, Müzenî'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: «İmam Şafiî, Harun Reşid'e: "Yemen'e bir kadı tayin etmek gerekiyor." demiş. Harun Reşid de ona: "Bir adam seç de oraya kadı tayin edelim." demişti. Bunun üzerine İmam …

Beyhakî, Müzenî'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: «İmam Şafiî, Harun Reşid'e: "Yemen'e bir kadı tayin etmek gerekiyor." demiş. Harun Reşid de ona: "Bir adam seç de oraya kadı tayin edelim." demişti. Bunun üzerine İmam Şafiî, ders alan diğer arkadaşlarıyla birlikte yanına gidip gelmekte olan İmam Ahmed b. Hanbel'e: "Yemen kadılığını kabul eder misin?" diye sormuş, İmam Ahmed de bunu kesinlikle reddetmiş ve İmam Şafiî'ye şöyle demişti: "Ben insanı dünyada zahid kılan ilmi öğrenmek üzere senin yanma gelip gidiyorum. Sen de kalkmış, benim kadılığa tayin olmayı kabul etmemi tavsiye ediyorsun. Bu nasıl iştir? Eğer ilim tahsil etmek ihtiyacım olmasaydı, bu günden sonra seninle hiç konuşmazdım." Onun bu cevabı karşısında İmam Şafiî utanmıştı.»

Sultanın armağanlarını kabul ettikleri için İmam Ahmed b. Hanbel, amcası İshak ile amcası oğullarıyla konuşmaz ve arkalarında namaz kılmazmış.

Bir defasında üç gün aç kalmış, yiyecek birşey bulamamış, nihayet arkadaşlarından birine haber göndererek bir miktar un ödünç almıştı. Bunun üzerine ailesi de onun acıktığından ve yemek ihtiyacından haberdar olunca acele davranarak hamur yoğurmuşlar ve çabucak ekmek pişirmişlerdi. Bu durumu gören İmam Ahmed b. Hanbel: "Bu ne aceledir, ekmeği nasıl pişirdiniz?" diye sormuş, ailesi de: "Oğlun Salih'in tandırının yanmakta olduğunu gördük. Ekmeğini sana orada pişirdik." dediklerinde İmam Ahmed: "Haydi bu ekmeği kaldırın." demiş ve yememişti. Sonra da kendi evinden Salih'in evine açılan kapının kapatılmasını emretmişti. Beyhakî'nin rivayetine göre oğlu Salih, halife Mütevekkil Alallah'ın armağanını kabul ettiği için İmam Ahmed b. Hanbel onun tandırında pişirilen ekmeği yememişti.

İmam Ahmed b. Hanbel'in oğlu Abdullah dedi ki: "Babam orduda, halifenin yanında onattı gün kaldı. Orada sadece dört avuç un yedi. Her üç günden sonra iftarını hurma lifinden örülmüş bir sofra üzerinde açıyordu. Nihayet evine döndü. Fakat ancak altı ay sonra kendini toparlayabildi. Gözlerinin açlıktan ötürü çukurlaştığmı gördüm."

Beyhakî dedi ki: "Halife, İmam Ahmed b. Hanbel'e içinde çeşitli yiyecekler bulunan bir sofra gönderirdi, ama İmam Ahmed o sofradaki yiyeceklerden hiçbirini yemezdi.

Me'mun, bir defasında hadis âlimlerine paylaştırılmak üzere bir miktar altın gönderdi. Bütün hadisçiler paylarına düşen altınları aldılar. Sadece İmam Ahmed b. Hanbel almadı."

Süleyman eş-Şazkonî dedi ki: «İmam Ahmed b. Hanbel'i gördüm. Bir kovasını Yemen'deki bir rehinciye bırakmıştı. Kovasını rehinden kurtarmaya geldiğinde rehinci ona iki kova gösterdi ve: "Hangisi se-ninse onu al." dedi. İmam Ahmed, kovalardan hangisinin kendisine ait olduğunu bilemedi ve rehinciye: "Kovam sana helal olsun, onu geri almayacağım." deyip gitti.»

İmam Ahmed b. Hanbel'in oğlu Abdullah dedi ki: «Halife Vasık'm zamanında şiddetli bir geçim sıkıntısına düştük. Adamın biri bu arada babama şöyle bir mektup gönderdi: "Yanımda babamdan miras olarak bana intikal etmiş 4.000 dirhem para var. Bu para ne sadakadır ne de zekattır. Bunu kabul etmeyi uygun görüyorsan sana vereyim." Babam o paraları kabul etmedi. Adam teklifini tekrarladı, babam yine kabul etmedi. Bir süre sonra bu durumu babama hatırlattığımızda babam bize şöyle dedi: "Bakın, o paraları o zaman almış olsaydık şimdi çoktan tüketmiştik. Yeyip bitirmiştik." Tüccarlardan biri babama, kendi adına yaptığı ticaretten kazanç olarak sağladığı 10.000 dirhemi vermeyi teklif etti. Ama babam kabul etmedi ve şöyle dedi: "Biz ihtiyacımızı yeterince karşılamışız. Allah, bu hayırlı niyetinden ötürü sana mükafatını versin."

Başka bir tüccar da babama 3.000 dinar para vermeyi teklif etti babam onun bu teklifini kabul etmedi ve meclisinden kalkıp gitti.»

Yemen'de bulunuyorken, İmam Ahmed b. Hanbel'in harçlığı kalmamışti. Üstadı Abdürrezzak ona bir avuç dolusu dinar vermeyi teklif etti, ama İmam Ahmed: "Bizim ihtiyacımız yeterince karşılanmıştır." dedi ve dinarları almayı kabul etmedi.

Yemen'de iken elbiseleri çalındı. Evine kapanıp oturdu, kapıyı üzerine kilitledi. Arkadaşları onu göremeyince evine geldiler. Durumunu sordular, o da elbiselerinin çalındığını söyledi. Ona altın vermeyi teklif ettiler, ama kabul etmedi. Sadece kağıt kalem alıp kendilerine gerekli dersleri yazabilmek için bir dinar aldı. Allah ona rahmet etsin.

Ebu Davud dedi ki: "Ahmed b. Hanbel'in meclisi, ahiret meclisleri gibiydi. Bu meclislerde, dünya işlerinden hiç bahsedilmezdi. Ahmed b. Hanbel'in dünyadan bahsettiğini hiç görmedim."

Beyhakî'nin ifadesine göre İmam Ahmed b. Hanbel'e tevekkülün manasını sormuşlar, o da şöyle cevap vermiş: "İnsanlara ihtiyacı bil-dirmemek ve onlardan ümidi kesmektir." Kendisine: "Bu hususta bir delilin var mı?" diye sormuşlar, o da şu cevabı vermişti: "Evet, bu hususta delilim vardır. Şöyle ki: İbrahim (a.s.), mancınıkla ateşe atılırken Cebrail yanına gelmiş ve: "Bir ihtiyacın var mı?" diye sormuş. O da: "Sana ihtiyacım yok." diye cevap vermiş, bunun üzerine Cebrail: "Bana yoksa, kime varsa ona ihtiyacını arzet." deyince İbrahim (a.s.) şöyle demişti: "Kendisine ihtiyacım olan Allah benim hakkımda şu iki şeyden hangisini istiyorsa ben de onu isterim."

Ebu Cafer Muhammed b. Yakub es-Saffar şöyle demiştir: «İmam Ahmed b. Hanbel'in yanında oturuyorduk. Yanımızda başka kimseler yoktu. Kendisine: "Bizim için Allah'a dua et." dedik. O da şöyle dua etti: "Allah'ım, sen de biliyorsun ki, sen; bizim isteyip arzuladıklarımızdan daha fazlasına sahipsin. Sen, devamlı sevdiğin şeylerin üzerinde bizi bulundur." Böyle dedikten sonra sustu. Kendisine: "Bizim için daha da dua et." dediğimizde şöyle dedi: "Allah'ım, göklere ve yere dediğin kudretini senden istiyoruz, hani onlara şöyle demiştin: "İsteyerek veya istemeyerek buyruğuma gelin." dedi. ikisi de: "İsteyerek geldik." dediler." (ei-Fussilet, ıı.) Allah'ım, bizleri rızana uygun işler yapmaya muvaffak kıl. Allah'ım, fakirlikten sadece sana sığınıyoruz. Zilletten sadece sana sığınıyoruz. Allah'ım, bize fazla mal verme ki, şı-marmayalım. Bizi yoksul kılma ki, unutulmayalım. Kendi rahmetinden ve bol rızkından dünyamıza yetecek kadarını bize ver. Kendi lüt-funun zenginliğinden bize bağışta bulun."»

Hafız Beyhakî dedi ki: Ebü'1-Fadl et-Temimî'den rivayet olunduğuna göre İmam Ahmed b. Hanbel secde halinde Allah'a şöyle niyazda bulunurmuş:

"Allah'ım, bu ümmetten olup da hak yolda olduğunu zanneden ama hak yolda olmayan kimseleri hak yola ilet ki, hak ehli kimselerden olsunlar. Allah'ım, Muhammed ümmetinin asilerinin kurtulması için fidye verilmesini kabul edecek olursan beni onların kurtulması için fidye olarak kabul buyur."

İmam Ahmed b. Hanbel'in oğlu Salih dedi ki: «Babam, abdest almak için kendisinden su isteyen herkes için mutlaka kuyudan su çekerdi. Bu işi bizzat yapardı. Kuyudan çektiği kova suyla dolu olarak çıktığında, "Elhamdülillah." derdi. Kendisine: "Babacığım, bunun ne faydası var?" diye sorduğumda şöyle cevap verirdi: "Ey oğulcuğum! Sen Aziz ve Celil olan Allah'ın şu buyruğunu duymadın mı: "Suyunuz yere batarsa söyleyin, size kim bir temiz su kaynağı getirebilir?" (el-

Mülk, 30.)»

Bu konudaki haberler cidden pek çoktur. Ayrıca, İmam Ahmed b. Hanbel, zühdle ilgili büyük bir kitap tasnif etmiştir. Bu kitap gibi bir kitap, önceleri yazılmadığı gibi ondan sonra da yazılamamıştır. Öyle sanıyorum ki, hatta kesin olarak inanıyorum ki o, bu kitapta yazılı zühd kurallarına imkanı nisbetinde riayet ederdi. Allah ona rahmet etsin.

İsmail b. İshak es-Serrac dedi ki: «İmanı Ahmed b. Hanbel bana: "Senin evine geldiği zaman, Harisi Muhasibi'yi bana gösterebilir misin?" diye sordu. Ben de ona: "Evet." diye cevap verdim ve buna sevindim. Sonra Haris'in yanına gittim: "Bu gece arkadaşların ile birlikte evime gelmeni çok arzuluyorum." dedim. O da: "Olur, ama arkadaşlarım çoktur, onlar için hurma hazırla." dedi. Akşamla yatsı arasında geldiler. İmam Ahmed b. Hanbel, onlardan önce gelmiş ve kendilerini göreceği, sözlerini duyabileceği, ama onların kendisini göremeyecekleri bir odaya oturmuştu. Yatsı namazını kıldıktan sonra başka bir namaz kılmadılar. Gelip Haris'in önünde başlarını eğmiş olarak oturdular. Sanki başlarının üzerinde rahatsız etmek istemedikleri bir kuş vardı. Gece yansına yaklaşıldığı sırada adamın biri Haris'e bir mesele sordu.

Haris de o meseleyi açıkladı. O meseleyle ilgili zühd, takva ve öğütleri dile getirdi. Bunun üzerine soruyu soran adam ağlamaya başladı. Ardından oradakilerin kimi ağladı, kimi hıçkırdı, kimi inledi. Sonra İmam Ahmed b. Hanbel'in bulunduğu odaya çıktım. Onun da bayılacak derecede ağlamakta olduğunu gördüm. Bu hal sabaha kadar devam etti. Haris-i Muhasibi ve arkadaşları, evinden kalkıp gitmek istedikleri zaman İmam Ahmed'e: "Ey Abdullah'ın babası! Bunları nasıl buldun?" diye sordum. O da şu cevabı verdi: "Haris kadar zühdle ilgili güzel konuşan birini görmedim ve arkadaşları gibi başka hoş insanlar da görmedim. Ama, yine de bunlarla aynı mecliste bulunmam uygun görmüyorum."»

Beyhakî dedi ki: "Haris-i Muhasibi, her ne kadar zahitse de biraz kelam ilmiyle meşgul olduğu için İmam Ahmed b. Hanbel, İsmail b.

İshak er-Serrac'm onunla aynı mecliste bulunmasını hoş görmemişti. Ya da Haris'in yolundan gidecek güce sahip olamadığı ve onların zühdüne ve takvasına ulaşamayacağı için İsmail b. İshak'ın onlarla aynı mecliste bulunmasını hoş görmemişti."

Ben derim ki: İmam Ahmed ^ ^anbel'in, İsmail b. İshak'ın onlarla aynı mecliste bulunmasını hoş görmeyişinin sebebi bence şuydu: Haris-i Muhasibi ve arkadaşlarının konuşmalarında aşırı şekilde uzlete çekilmek, şeriatın istemediği ve uygun görmediği zahmetli bir hayat tarzı vardı. Kendilerini o kadar ince bir hesaba ve araştırmaya tabi tutuyorlardı ki, bunu hiç kimse kendi nefsine uygulayamaz. Bu nedenledir ki Ebu Zür'a er-Razî, Haris'in "er-Riaye" isimli kitabına baktığında; "Bu bid'attir." demiş, sonra da o kitabı kendisine getiren adama şöyle demişti: "Sen İmam Malik'in, Sevrî'nin, Evzaî'nin ve Leys'in yoluna tabi ol. Şunu bir tarafa bırak, çünkü bu bid'attır!"

İbrahim el-Harbî, İmam Ahmed b. Hanbel'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:

"Cenab-ı Allah'ın hoşuna gidecek şekilde sana olan muamelesini devamlı kılmasını istiyorsan, sen de onun hoşuna gidecek muamelelerini devamlı kıl.

Fakirliğe sabretmek, ancak büyük insanların ulaşabileceği bir mertebedir.

Fakirlik zenginlikten daha şereflidir. Çünkü fakirliğe sabretmek acıdır, fakirliğin verdiği sıkıntı ve rahatsızlık, şükürden daha muazzam ve yüce bir haldir.

Fakirliğin faziletine denk olacak fazilete sahip başka birşey yoktur.

Kulun ümitsizlikten sonra rızka yönelmesi gerekir. Bir tamahkarlıktan veya başkasının avucuna göz diktikten sonra rızkı kabul etmesi uygun olmaz."

İmam Ahmed b. Hanbel, ahiretteki hesabının hafif tutulması için, dünyada az mala sahip olmayı severdi.

İbrahim dedi ki: 'Adamın biri İmam Ahmed b. Hanbel'e şöyle bir soru sordu:

- Sen bu ilmi Allah rızası için mi öğrendin?

- Bu dediğin şart çok ağır bir şarttır, ama ilim biraz hoşuma gitti. Onun için ilmi nefsimde topladım."

Başka bir rivayette anlatıldığına göre İmam Ahmed b. Hanbel, kendisine bu soruyu yönelten adama şöyle cevap vermiş: "İlmi Allah rızası için tahsil etmek çok zor bir şarttır. Ama ilim biraz hoşuma gitti. Onun için ilmi nefsimde topladım."

Beyhakî'nin rivayetine göre adamın biri İmam Ahmed b. Hanbel'e gelerek şöyle demiş:

"Annem, yirmi seneden beri kötürümdür. Onun için dua etmeni isteyerek beni sana gönderdi." İmam Ahmed b. Hanbel, adamın bu sözüne biraz kızdı ve şöyle dedi: "Aslında bizim kendisine dua etmemizden çok onun bize dua etmesine muhtacız." Böyle dedikten sonra o kötürüm kadın için Aziz ve Celil olan Allah'a dua etti. Adam da annesinin yanına döndü, kapıya vurdu. Annesi ayaklarıyla yürüyerek kapıya gelip şöyle dedi: 'Allah bana afiyet ihsan etti!"

Rivayete göre dilencinin biri İmam Ahmed b. Hanbel'den birşey-ler istedi. İmam Ahmed b. Hanbel de dilenciye bir dirhemden az eksik bir gümüş parçası verdi. Daha sonra orada bulunan bir başkası kalkıp o dilenciye şöyle dedi: "Bana şu gümüş parçasını ver de karşılığında sana tam bir dirhem vereyim." Dilenci o gümüş parçasını vermedi. Adam bedelini elli dirheme yükseltti. Dilenci, gümüşü yine vermedi ve adama şöyle dedi: "Senin kadar, ben de bu gümüş parçasının bereketini umuyorum."